Politikada "stratejik derinleşme" terimini ifade etmekle, beraberinde neleri söylemiş oluyorum: Aktif, nötür (yeni-izolasyonizm) ve karma politikalar, politik seçenek olarak aynı anda yapılması gerekenler.
Bugün ABD Savunma Bakanı James Mattis ortaya öyle bir konu attı ki, bundan böyle Suriye’de “ben de varım” dedi ve bahanesi de Türkiye’ye iyilik yapmak olacakmış. Suriye’den Türkiye’ye yardım ediyor, bizi Esad’dan koruyor! Bu şaşırtıcı sözlere birlikte bakalım ve değerlendirelim, çünkü çok önemli bir dönemece geldik kanaatindeyim. Mattis’in sözleri tam bir formül içerir niteliktedir ve bu formül aslında Türkiye’yi diplomatik dille tehdit (!) niteliğindedir.
Önce Amerikan medyasından sızıntılar oldu ve ardından CIA raporuna istinaden ABD Başkanı Donald Trump kameraların karşısına çıkıp Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili görüşlerini açıkladı. Trump’ın açıklaması Amerikan menfaatlerini korumanın ötesinde değildi. Konuyu ABD Kongresine ve Senatosuna aktaran Trump Suudiler üzerinden bölgede kurdukları düzenin Çin ve Rusya’nın eline geçmesinden kaygılı. Bakın açıklamalar nasıl?
Bugün İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ve RF Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılımı ile Türk Akım (TurkStream) töreni gerçekleştirildi. Bu törende deniz sahasının tamamlanması açısından son borunun kaynağı yapıldı ve suya indirildi. Şimdi projenin Trakya’daki kara kısmı faaliyetlerine geçilecek. Proje 2019’da tamamlanacak. Gerçekleştirilen bu törende proje ile ilgili hususların yanı sıra Türk-Rus dostluğunun jeopolitik ve jeostratejik bir vurgusu da söz konusu oldu.
Bugün (19 Kasım 2018) Anapa çıkışlı Rus gazını Trakya’ya (Avrupa’ya) taşıyacak Türk Akım doğalgaz boru hattının deniz bölümü tamamlanıyor. İstanbul’da gerçekleştirilecek törene, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de katılacak.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey, Defence One’ın düzenlediği toplantıda şu anki görev alanıyla ilgili konuştu ve soruları yanıtladı. Jeffrey ne demek istiyor? Bakın, sözleri gayet açık: “ABD, Suriye’de iş birliği yaptığı PYD’nin PKK’nın Suriye’deki uzantısı olduğunu biliyor, inkar etmiyor; ancak PYD’yi terör örgütü olarak tanımıyor.” Türkiye ne diyor? Türkiye de çok açık söylüyor: “PKK uzantısı PYD/YPG terör örgütüdür, ABD’nin Suriye’de bir terör örgütüne muhtaç olduğunu itiraf etmesi çok aşağılayıcı!”
Dün (14 Kasım 2018) bir tarihi olaya tanık olduk. İngiltere 23 Haziran 2016 tarihinde Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararı (Brexit) almıştı. Bunun üzerine İngiliz Kabinesi ancak dün bir ayrılma metni üzerine Başbakanı Theresa May’e yeşil ışık yakabildi. Bundan sonra Brexit süreci AB ve Britanya (İngiltere) tarafından işletilebilecek. Bu olay bazı ülkeler, örneğin Türkiye için girmenin ne denli zorluklarla dolu olduğunu gördüğümüz AB’den, aynı ölçüde çıkmanın da ne kadar zor olduğunun bir kanıtı oldu. İnceleyelim.
Geçtiğimiz günlerde Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, bugün de Angela Merkel, Avrupa Ordusu kuralım, bu tür bir ordu NATO’ya karşı değildir, ama zaruridir, diyorlar. Türkiye’ye etkisi nasıl olur, bu bir fırsat mıdır? Kısaca inceleyelim
Türkiye bir yandan iç politikaya odaklandı, diğer yandan çok cepheli ve hızlı hareket eden dış politik konulara… İçeride sağlam olunursa dışarıda başarı elde edilecek, en azından rakipler baktığında sağlam bir politik muhatap görecek ve bu onlar için bu güçlü yapı ve tutarlılık caydırıcı olacak; dışarıda doğru ve yerinde adımlar atılırsa refah ve güvenlik adına asıl yapılması gereken konularda başarı sağlanacak, gelecek teminat altına alınacak.
FETÖ bitmedi mi? Hemen her gün haberlerde görülmekte, FETÖ’den gözaltına alınan askerler, polisler, finans kaynakları, öğretmenler, hukukçular… “Siyasete gelinemedi,” diyenler de çıkıyor arada. Ama anlaşıldığı kadarıyla bir biçimde mücadele devam ediyor. Bugün de tutuklamalar var. Halktan şöyle sorular geliyor; “FETÖ bir daha eline silahı alıp milletine doğrultabilir mi?” diye. Hem bu soruya hem de konuya mümasil bazı noktalara değinelim.
Doğu Akdeniz’de GKRY-İsrail-Yunanistan işbirliği konusunda çemberi genişleterek, işin içine ABD’yi de katarak, jeopolitik üstünlük kurmanın peşinde. Yakın dönemdeki gelişmeler Türk basınında yeterince yer bulmadı. Halbuki Türkiye özellikle bu üç ülkenin tüm faaliyetlerini önceden görüp gerekli hamleleri acilen yapması gerekiyor. Nedir bu konular?