İngiliz Dünyası (Anglospere)

221 Tıklama
22 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

Anglosphere nedir? Basitçe İngilizce konuşan 5 ülke (rumuzlarıyla); Birleşik Krallık/Britanya (UK/B), ABD/American (US/A), Kanada (CAN/C), Avustralya (AUS/A) ve Yeni Zelanda (NZ/Z).

Anglosphere kapsamındaki anlaşmalara bakınız: ABCANZ Ordu Programı (Kara Gücü), Hava ve Uzay Birlikte Çalışabilirlik Konseyi, AUSCANNZUKUS (Deniz Gücü), Sınır Beş, Müşterek Muhabere Elektronik Kurulu, Beş Ülke Konferansı (Göçmen), Beş Göz (UKUSA, İstihbarat), Beş Ülke Pasaport Grubu, teknik İşbirliği Programı (Bilim ve Teknoloji). Bütün bu anlaşmalar İkinci Dünya Savaşı zamanındaki fikre ve tertiplenmeye göre belirlenmiştir. Her biri zaman içinde geliştirilmiştir. Geliştirilmiş halleriyle Soğuk Savaş sonrasında özellikle 2004 yıllarından itibaren anlaşmalar güncellenmiştir.

Bugünlerde AUKUS’u duyanlar neden şaşırdılar? Anglosphere kapsamında işbirliği serisinde atılmış bir adım ve konunun merkezinde nükleer takatli denizaltılar olacak. AUKUS, Avustralya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki nükleer denizaltı programı. Genişletirsek, askeri, güvenlik, teknoloji, siber alanlarda işbirliği içinde hareket edecekler. 

Anlaşmalar gereği Macao ve Hong Kong, Çin’e devredildi. Çin, Tayvan’ın kendi toprağı olduğunu ifade ediyor. Güney Çin Denizi’nde egemenliği kendisinde olması iddiasında bulunduğu adacıklar var. Bugün için üç kritik nokta: Güney Çin Denizi, Hong Kong ve Tayvan. Çin bu üç konuda tam kontrol sahibi olmak istiyor ve egemenlik tanımını (ekonomik ve savunma dahil) buna dayandırıyor. 

Şimdi düşünün, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Anglosphere’de çeşitli güvenlik anlaşmaları yapan bu ülkeler varken, Çin neden Güney Çin Denizi’nde veya Tayvan’da hak iddia ediyor, neden Kuşak Yol Girişimi (İpek Yolu Projesi, BRI) ile nüfuzunu artırmak istiyor, bir dirençle karşılaşacağını bilmiyor muydu? İşte, “güç mücadelesi” kavramı ile açıklanacak bir konudur bu. Eğer bugün AUKUS ile rahatsız olduğunu işaret eden bir Çin görüyorsak, önce şunu bilmemiz gerekir, Çin bu durumu öngörerek adımını atmıştı, tıpkı Aglosphere ülkeleri gibi.

Obama 20 Eylül 2016 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında “Toplumlarımızda halen belirsizlikler var… Daha iyi bir işbirliği modeliyle ilerleyebiliriz ya da daha bölünmüş çatışmacı bir dünyaya geri dönebiliriz… Evet ABD’de çok fazla para politika ilişkisi var…” uyarısında bulundu. Para ve politika ilişkisi!.. Obama Birleşmiş Milletler’de Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki silahlanmasını anlamsız bulduğunu ve endişe duyduğunu bu tür ifadeleri ilave ederek anlattı. Avrupa Birliği kendi içinde ve Amerika Birleşik Devletleri ile büyük bir kavgaya girdi, Birleşik Krallık, Brexit ile Avrupa Birliği’nden koptu, Almanya ABD ile özellikle endüstri ve ekonomik alanlarında bir sürtüşme içine girdi, NATO küresel bir sorgulanmaya başladı… Çin derinden gelerek küresel nüfuz alanını geliştiriyordu, diplomatik görüşmeler sürse de Tayvan kozunu elinde tutuyordu, Orta Doğu kaynıyordu, küresel terör genişliyordu, başka sebepleri de var ama enerji fiyatları belli bazı güçlerin etkisiyle düşük seviyede ilerliyordu, Rusya ile ABD bütün bu konulara odaklanmış durumda gözleniyordu, Hindistan ve Pasifik silahlanıyordu, Pasifik’te gerilimler ve askeri tatbikatlar arttı, Kuzey Kore nükleer denemeler yapıyordu, Rusya, Vietnam ve Küba’daki eski askeri üsleri tekrar açmak istediğini söylüyordu… (Bakınız, Obama’dan Sonra Küresel Silahlanma, 20 Eylül 2016)

Hint-Pasifik’in durumunu ve silahlanmayı 2016 yılında endeksler gösteriyordu ve bu konuyu o tarihte ifade etmek önemsenirdi. SIPRI 2011-15 verilerine göre silah ithal eden ülkelerin bulunduğu bölgeler, Hint-Pasifik ve Orta-Doğu, Kuzey Afrika (MENA) eksenlerinde yoğunlaşmaktaydı. Avustralya bu dönemde daha da dikkat çekmeye başlamıştı. (Bu ifade için bakınız, Küresel Silahlanma Dinamikleri ve Türkiye, 12 Ağustos 2016)

SIPRI 2020 tablosu nasıl? Silahlanma Hint-Pasifik’te artmaya devam ediyor. Güç dengesinin 2000’li yılların başlarından itibaren Hint-Pasifik’e kaydığı açık. Silahlanma hızı ve yoğunluğu da buna paralel gelişmektedir. 

3 Haziran 2020’de ABD-Çin Jeostratejik Analiz’i yazdım. Burada kutuplaşan ülkeleri tarif ettim. Şöyle: “İttifaklar belirginleşmeye başladı diyebilir miyiz? Çin ve ABD olarak bakalım. Çin: Rusya, İran ve Pakistan’ı kendiyle beraber hareket eden taraf olarak görüyor, yatırımlarını ve diplomatik ilişkilerini buna göre geliştiriyor. Yine Çin Bir Kuşak Bir Yol projesi ile Avrasya’ya, Afrika’nın İmarı projesi ile bu Afrika’ya yayılıyor. Asya, Ortadoğu ve Afrika’dan kendine müzahir ülkeleri arıyor. Nüfus ve sermaye aktarımı yapıyor, etki alanını genişletiyor. ABD: İngiltere, Kanada, Avustralya, İsrail ve Hindistan ile müşterekler. ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya birlikte Hong Kong konusunda Çin’e karşı toplantılar yapıp kararlar almaya başladılar bile. ABD Dünya Savaşı zamanından bu yana başlayarak Japonya, Güney Kore ve Tayvan ile anlaşmalılar. Bu üç ülkede ABD üsleri var.”

ABD’nin üslerini aşağıda (Al-Jazeera’dan) gösterelim.

2019 sonlarında Brüksel’de Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) toplantısında hedef geliştiriliyordu. Sonra 2020 başında Londra’da NATO’nun 70. Yıl kutlaması Kraliçe II. Elizabeth’in katılımıyla kutlandı. Dönemin ABD Başkanı Cumhuriyetçi Donald Trump ile NATO’nun beyin ölümünden bahseden Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında sataşmalar oluyordu. Macron bir Avrupa Ordusu fikrinden bahsediyordu. (Bunun için bakınız, Avrupa Güvenliğine Stratejik Bakış, 17 Eylül 2021)

Macron’nun Fransa’sı bir hayal peşinde mi? Yeni dünya keşfedildiğinde Amerika kıtasında Anglosaksonlar Fransızlara büyük ölçüde imkân tanımamayı başarmış ve nüfuzunu geliştirmişken, Afrika’da ve Hint-Pasifik’te Britanya o denli sömürge sahibi olmayı başarmışken, bugün Fransızlar İngiliz Uluslar Cemiyeti toprağı Avustralya’da stratejik-güvenlik projesi alacaklarını mı düşündüler? Şu da var, Fransa 60 milyar dolarlık projeyi kaybetti demek komik! Çünkü bu 60 milyar dolarlık bir iş değildir, varlık meselesidir, Anglosphere’nin varlığı.

Demokrat Joe Biden 2021 Ocak’ta Beyaz Saray’a Başkan olarak geçti. İlk resmi ziyaret programında G-7 ülkeleriyle, NATO ile, AB ülkeleriyle görüştü ve hemen peşinden Cenevre’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile zirve gerçekleştirdi.

Biden Doktrini nedir, bakalım: “Amerikan halkı ve dünyadaki insanlar için ortak değerlerimizi savunmak, ortak çıkarlarımızı geliştirmek ve yeni ve hızlanan küresel zorluklar karşısında bile demokrasinin gerçekleştirebileceğini göstermek için ortaklar ve müttefiklerle birlikte çalışan güçlü bir Amerika!” (Yeni Hakimiyet Mücadelesi, 4 Eylül 2021)

Amerika, ortaklar, müttefikler, küreselciler, Batı tipi demokrasi taraftarları Biden’ın yönünde olmalılar. Kim bu ortaklar? Kategorik olarak tasnif edilmiş haldeler: G-7, ABD yanı sıra Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada. AB, 27 ülke. NATO, 30 ülke içinde ABD, İngiltere ve Kanada var. Buna NATO 2030 vizyonunda Derin Ortaklar’ı ekledi, yani Kanada, İngiltere, Hollanda, İtalya, Norveç, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Güney Kore. NATO 2030’da Atlantik paktı ilgi alanına Arktik bölgeyi, Çin’i, uzayı, siber alanı ekledi ve buna dayalı olarak Derin Ortaklık konusunu metne yazdırdı. Dörtlü Güvenlik Diyaloğu, ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya. Stratejik Ortak, İsrail. Bu ABD’nin Küresel Blok’udur. Birlikte hareket edip sinerjik olarak plan-projelerini geliştirirlerse 2040 yılında hedeflere ulaşmak mümkün olabilecektir. Anglosphere çerçevesinde bildiğimiz ABD, İngiltere ve Avustralya yeni bir birliktelik daha oluşturuyor, yani bu AUKUS mu her şeyi karmakarışık etti? Zaten ana hatlarıyla bu birliktelik vardı, nükleer denizaltı teknolojisi yönüyle yeni bir çerçeve oluşturuldu, sürpriz yok burada. Çin bile bunu biliyor ve bekliyordu, bakmayın diplomatik yolla itirazda bulunmasına.

Denizaltıların dünya gündemine oturacağını önceden kimler tahmin etti? Ben yazdım (Denizaltındaki Nükleer Güç, 23 Eylül 2020). Ancak eksik yazmışım, bugün AUKUS sonrası hemen her medya organı, sosyal medya başta, bu konuya yöneldiler.

Ekleyeyim, Avustralya Okyanusya’nın merkezi gücüdür ve eğer denizaltı gücü olmaz ise askeri anlamda hiçbir iddiası olmaz. Peki, ne tür denizaltısı olmalı? Nükleer takatli olması şart, coğrafyası böyle gerektiriyor. Dünyanın en geniş su kütlelerinin olduğu Güney Kutup Bölgesi, Okyanusya ve Hint-Pasifik alanında ancak nükleer takat yeterli olur. Bu ihtiyacı da biri karşılayacak ise Avustralyalılar Fransızlara mı gidecek? Amerikalılar ve İngilizler, kısaca Anglosaksonlar, Fransızlara saha açarlar mı? Bir de şu var, stratejik silah anlaşması yapmak demek en az 70 yıl evlilik yapmak demektir. Avustralyalılar en az 70 yıl sürecek böyle bir evliliği Fransızlarla mı, yoksa Anglosaksonlarla mı yaparlar?

AUKUS ilgili ülkeler arasında varılmış belli bir konudaki anlaşmadır, ortaklıktır, ittifakla hareket etmektir.“AUKUS’un liberal düzenin, farklı güç kümelerinin farklı meseleler üzerinde birlikte hareket ettiği mini-taraflı anlaşmalar yoluyla kendisini yeniden oluşturabileceğini öne sürüyor,[1] gibi zorlayarak hazırlanmış cümleler gereksizdir. Anglosphere bu tarz düşünceleri çürüten genişlikte bir anlam ifade eder. Sadece “liberal düzen” konusuna katılıyorum. Hatta, Japonya, Avustralya, Hindistan ve ABD’den oluşan “Dörtlü” işbirliğinin de bu tarz bir yaklaşım olduğu doğrudur. Ancak AUKUS’un “farklı güç kümesi olduğu” fikri tamamen yanlıştır. 

AUKUS, Afganistan olayı sonrası çok kısa zamanda hazırlanmış bir proje de değildir. Ancak etkileri birbirine geçer tarzda görülecektir. Zaten ana hedef Çin’dir ve ifade ettiğim gibi o da bunu bilmektedir. ABD’nin, hatta İngiltere’nin Afganistan’dan çekilmesi Çin ile ilgilidir. Bu Anglosakson ülkelerin Avustralya ile birlikte nükleer denizaltı üretmeleri veya 2000’li yılların başından itibaren Beş Göz ile istihbarat toplamaları Çin’e karşı faaliyetlerdir. Bu bir ticaret anlaşması olan Comprehensive and Progressive Trans-Pacific Partnership (CPTPP) değildir. Bu tür karşılaştırmalar yapanlar Anglosphere’i görmezden gelmekteler veya amaçları hedef şaşırtmaktan ibaret olabilir.

Şangay işbirliği Örgütü (SCO) bir karar aldı ve İran’ı daimi üye olmak bünyesine kattı. SCO’da Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan, İran Tam üyedir. Gözlemci Ülkeler, Afganistan, Moğolistan, Belarus’tur. Diyalog Ortağı Ülkeler var, Türkiye, Azerbaycan, Sri Lanka, Ermenistan, Kamboçya, Nepal. Bu ne demek? Asya diyor ki, işimize karışma! Çin diyor ki, İpek Yolu çalışacak. Zaten İran’ın nükleer programını Çin ve Rusya başta bazı ülkeler desteklemektedir.

CSIS’tan John Schaus ve Michael Shoebridge yazmış “Kolektif zorlukların üstesinden gelmek, güvenilir ortaklarla işbirliğini gerektirecektir. İttifakın gücünden yararlanarak, hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Avustralya, ister Dörtlü, ister ABD-Japonya-Avustralya üçlüsü, isterse açık toplumlar gibi gruplaşmalar olsun, daha geniş bir ortaklar dizisinden harekete geçmek için hızla birlikte çalışabilir.[2] Doğrusu bundan böyle önemli olan “hızla çalışmak” olacak. İşbirliği yapılabilecek alanlar belli: Aşı üretimi ve dağıtımı, kuantum gibi geleceğin teknolojilerin geliştirilmesi, ekonomik zorlukları birlikte çözmek, ABD’nin Avustralya’daki ileri varlığının artırılması, füze üretimi, gibi. 

Gelişmeler teknolojik, ekonomik, politik alanlarda yoğunlaşırken bunlarla ilgili iddiaları korumak adına büyük güçler güvenlik konusunda da zafiyete düşmeyecek adımlar atarlar. Hint-Pasifik’te iddiası olan güçler deniz gücünü geliştirmek zorundalar. Avustralya’nın 6 dizel takatli denizaltısı var ve şimdi 12 nükleer takatli denizaltı sahibi olmak istiyor.

Gelişmeler küresel gerçekleşiyor. Son dönemdeki küresel stratejik güvenlik olaylarına bakılırsa (aşağıdaki görselden bakabilirsiniz) durumun gayet gergin olduğunu işaret etmemiz gerekiyor. Gemiler, uçaklar, nükleer gösteriler… Zaten siber, ticaret, istihbarat, vekalet, enerji savaşları devam ediyor. Covid-19 ve İklim krizi en önemli konular. Kuzey Buz Denizi bölgesinde yeni su yolu açılacak ve Çin, ABD, Rusya, Avrupa kavgalı. Karadeniz’de İngiliz savaş gemileri Ukrayna yanında görünürken Rusya ile neredeyse çatıştı. Derken Afganistan olayı. Sonra AUKUS…

Sonuç: Anglospere kavramını ve fikrini bilmeden stratejik yaklaşımlarda bulunmak eksik kalır. AUKUS, Anglosphere ile ilgilidir. Küresel dengede üstünlük için ABD safını geliştirirken İngiltere’yi yanına almayı başarmıştır. İngiltere, İmparatorluk dünlerine dönmüştür. Joe Biden’ın ittifaklar stratejisi giderek güçlenmektedir. Hedef Çin’dir. Ancak Çin de bunu bilmekte ve her fırsatta elini güçlendirmeye gayret etmektedir. Özellikle Asya kıtasındaki angajmanlarıyla Çin kendine önemli bir nüfuz alanı yaratmak istemektedir. İddiası olan Güney Çin Denizi, Hong Kong ve Tayvan için yavaş ama kararlı adımlarını atmaya devam etmektedir. Bu elbette bir gerilimdir. Avustralya jeostratejik olarak Hint-Pasifik’in en büyük yükünü taşıyan mevkidir. Silahlanması 2000’li yılların başından bu yana gelişmektedir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] The Guardian, Rana Mitter, The Aukus pact is a sign of a new global order, 17 September 2021, https://www.theguardian.com/commentisfree/2021/sep/17/aukus-pact-china-us-european-security-nato Rana Mitter, Oxford Üniversitesi’nde Modern Çin Tarihi ve Siyaseti Profesörüdür.

[2] Center for Strategic and International Studies (CSIS), John Schaus, Michael Shoebridge, Five Opportunities for the U.S.-Australia Alliance to Lead, 15 September 2021, https://www.csis.org/analysis/five-opportunities-us-australia-alliance-lead

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Avrupa Güvenliğine Stratejik Bakış

DİĞER YAZI

Biyolojik Savaş ve Biyo-Teknoloji

Güvenlik 'ın son yazıları

Jeopolitik Zorunluluk

Jeopolitik önde, kapsayıcı ve jeoekonomi ile desteklenen biçimde olmalı. Bölgesel dinamikler gözetilerek bu temel anlayışa dayalı

Biyolojik Savaş ve Biyo-Teknoloji

Covid-19 biyo-teknolojide belli bir gelişme alanı yarattı. Diğer yandan pandeminin başlangıcından itibaren Dünya Sağlık Örgütü’nün üzerine