Savunmada Köklü Değişim

173 Tıklama
26 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Mevcut anlayışla yürütülen savunmanın inşası ve buna göre büyüme imkanlarının yaratılması konuları hakkında bildiklerimizi açıklayalım. Ancak hızla değişimin yaşandığı içinde bulunduğumuz zaman aralığının, yakın gelecekten itibaren karşımıza çıkacakların neler olduğunu da tarif edebilmemiz gerekiyor. Yarın karşımıza nasıl bir dünya çıkacak? Bunu tasavvur etmeden, bugün atılan adımların bizleri nerelere taşıyacağını değerlendirmeden ilerlemek elbette güçtür. 

Mevcut Düzen

Savunma gücünü kullanan uluslar vardır, kullanmayanlar veya kullanıma hazır tutanlar da… Savunma gücünü kullananlar dünyada iddiası olanlar, savunma harcamalarına ve projelerine yatırım yapanlardır. ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, gibi ülkeler savunmanın hem bütçeleri yüksek üreticisi hem de küresel çapta faaliyet göstererek tüketicisi konumundalar. Yakın dönemde dikkat çeken Türkiye de bu gruba dahil olma yolundadır. Yakından tanıdığımız Almanya, İtalya, İspanya gibi ülkeler savunma alanında projeler üretmekteler, ancak savunmanın tüketicisi olmaktan bir adım geride durmaktadırlar. Bugünün karakterine göre durum az çok böyle açıklanabilir. Ancak 2050’leri göz önüne alarak bir hesap yapma durumunda kalınırsa, küresel güç yapılarını ve bunların değiştirdiği şartları parametreleri göz önüne almadan ve bir adım ötesini değerlendirmeden bir sonuç elde etmenin mümkün olamayacağı açıktır. 

Savunmayla kazanım elde etmeyi başarabilmek gerekir. Bu başarının elde edilebilmesi için doğrudan ve destekleyici etkenlerin hesaba katılması söz konusudur. Örneğin savunma sanayii için bir proje yapmak, bunu desteklemek, buradan bir ürün elde etmek doğrudan başarılı olmakla ilgilidir. Dolaylı olan etkenler ise ülkenin sosyo-ekonomik ve sosyo-politik başarısına bağlı gelişir. Dolayısıyla savunma konusunda her şey ona ayrılan bütçeyle açıklanamaz, bu sadece parametrelerden birisidir. 

Savunma bütçelerini destekleyen unsurları açıklamadan bir ileri adım atılamaz. Fakat bir döngü ile vakum alanı yaratılır ise savunma konusu kendi kendini besleyebilir hale gelir. Savunmanın bütünüyle bir çekim alanı haline dönüştürülmesi ve hızla büyüme imkânı bulunması sağlanmalıdır. 

Savunma sahasının kendini bütçelemesi sadece kendi ürünlerinin satışıyla olmaz. Savunma imkanlarıyla sahadan elde edilenlerin ülkeye taşınması da yetmez, hem bu kazanım şekli eskilerde kaldı. Savunma teknolojileriyle beraber gelişen sivil teknolojilerin geliştirilmesi ve benzer biçimde hayata dahil edilmeleri bilinen önemli bir kazanım kaynağıdır. Bütünüyle bakılırsa, savunma bütçesi büyükse ülkenin ekonomisi de büyüktür. 

Diğer parametrelerden biri, strateji ve doktrin üretebilmek ve bunu uygulayabilmektir. Hemen pratik ile bağdaştırarak açıklayayım, planlar en az 50-70 yılı aşarsa, bölgesel ölçeği aşar ve küreselleşirse, bununla beraber kuvvet, içindeki unsurlar, teknoloji, destekleyen kapasiteyle beraber görünür ve inandırıcı olursa, ancak o noktada bir stratejinin varlığından söz edilebilir. Bu stratejiyi sahada uygularken kendi imkân ve kabiliyetlerinizle ve hedeflerinizi elde edebilecek şekilde tarzınızı belirginleştirdiyseniz, bir doktrininiz de var demektir. 

Bu alandaki handikabı açıklayayım. Strateji ve doktrin var, uygulama yapılıyor, ancak sahada yeterli değişim yaratılamıyorsa, üstelik sürekli taktik ve operatif hatalar yapılıyorsa ve bu bir kazanım elde etmenin ötesine geçiliyorsa, bunun anlamı, sürdürülmeye çalışılan savunma politikalarının tartışmalı olduğudur. Tam tersine, strateji ve doktrin daha mütevazi çerçevedeyken, hiç hata yapmadan yürünüyorsa, plana uygunsa, aynı zamanda çıkan diğer fırsatlar değerlendirilerek kazanım elde ediliyorsa, savunma politikaları ülke gelişimini destekliyor demektir.

Savunma alanında teknolojik hamleler önemlidir. Ülkeyi büyütürken çok fazla teknolojisinin üretilmesi ve bunun somutlaştırarak sahaya sürülmesi gerekir. Bilimsel kapasite olmaksızın teknolojik ilerleme yolunda gidilmesi, sonuçta belli ölçülerde de olsa, bağımlı bir büyüme anlamına gelir.

Politika ve diplomasi desteği olmadan ilerlemek mümkün değildir. Güçlü bir irade, haklılık ve gerçekçilik ilkeleriyle hareket edilirse sürdürülen politika tutarlı olur. Tutarlı politikanın fiilen diplomatik aşamalarının eksiksiz bir anlatımı olmalıdır. Ancak şurası önemlidir, politika ve diplomasi rakiplere sürekli baskı kurmalı, bu manada her mecrayı kullanmalıdır. Burada özellikle medyanın kullanılması önemlidir.

Sahada taktik ve operatif başarı gereklidir. Taktik ve operatif başarının doktrinle bağı vardır. Doktrinler belirlenirken taktik ve operatif çeşitliliği ve uygulama becerisini göz önünde tutarak özgün bir tarz oluşturulur. Bu özgün yapının başarılı olması askerlik sanatı ile bilim ve teknolojinin buluşması halinde geliştirilirse sistem bütünlüğü elde edilir.

Bütün bu gelişmeleri ve sahadaki detayları inşa eden, gerekli zemini veya habitatı hazırlayan istihbarattır. İstihbarat, stratejiye, doktrine, taktik ve operatif başarıya, politika ve diplomasiye, teknolojik ilerlemelere dair üretim yapar.

Bütün bu hususlar şu ana kadar bildiklerimizle açıklanabilen, standart diyebileceğimiz bir şablonu işaret eder. Şu ana kadar bildiklerimiz güçler hiyerarşisine dayalı bir anlatımı kapsar. Buna göre küresel, bölgesel ve yerel güçler vardır ve ölçeklendirmeler buna göre yapılmaktadır. Peki, bildiklerimizin ötesinde, standardı zorlayan savunma konuları ve destekleyen ölçütleri nelerdir? Yeni güç parametreleri ve aktörleri var mıdır?

ABD Savunma Bakanlığı’nın 2020 ve 2021 bütçelerine, son on yıldır yaptığı yatırımları, kurduğu yeni kurumları ve kuvvet bileşenlerini göz önüne alırsak, söyleyebileceklerimiz bir ölçüde belli olur. Şöyle ki: Siber, uzay, robotik sistemler, kuvvet bileşenleri ve bunlara özgü kurumsal yapılar. Harekât alanı küresel bütünlük içinde deniz, kara, hava, uzay ve siber alanlardan müteşekkildir. ABD bu tür bütünleşik alanda harekât yapma biçimini “tam spektrumlu harekât” olarak açıklamaktadır. Öyleyse savunma yatırımı yapanların çıta yüksekliğini göz önünde bulundurarak kendilerine bir hedef belirlemesi söz konusuysa, atacağı adımlar da yaklaşık bellidir.

Bu gelişmiş harekât atmosferine bir ilave daha yapılması gerekmektedir ve burası çok önemlidir. Savunma teknolojilerinin geliştirilirken amacı; rakipleri alt etmek, yenmek, geçmek, geride bırakmak, yanıltmak, sürpriz yapmak, gibi temel harp strateji kavramlarını içinde barındırır. O halde soralım: ABD rakipleri olan Çin’i ve Rusya’ya karşı temel harp stratejisi gereği hangi gizli gelişmeleri yaratıyor? Eğer bu soruyu cevaplayamazsak, örneğin 2050 yıllarının çatışmalarının nasıl gerçekleşeceğini de açıklayamamış oluruz. Çünkü sadece ABD değil, Çin ve Rusya da benzer düşüncelerle ve imkanları ölçüsünde üretim yapmaktalar. Buna İngiltere, Fransa, vs. ülkeleri de ekleyerek alanı genişletebiliriz. Hatta ittifaklarla geliştirilen savunma teknolojileri ile yöntemlerini de bunların beraberinde açıklamamız gerekir.

Eğer küresel-dominant bir ülke olarak kuralları belirlemekle ve her alanda kontrolü sürdürmekle ilgili bir iddianız varsa, örneğin ABD gibi bir ülkenin savunma politikalarını belirleyen konumundaysanız, ne yaparsınız? Temel gelişim atmosferinin oluşumunu elinizde tutarsınız. Bu aynı zamanda her türlü gelişimin veya yönelimin belirleyicisi durumunda olmak demektir. Öyle bir etkileşim alanını projelendirirsiniz ki, bunun habitatı içinde kurallar, standartlar, kurumlar, parametreler, aktörler sizin istediğiniz gibi gelişir, ürünleriniz ise her bakımdan kazandıran olur.

Bu basit mantıkla ifade ettiğimiz, ama uygulaması gayet güç olan konu çerçevesinde düşünecek olursak, bugünün kesiti içinde bakıldığında yapılanlar ile örneğin 2050’lilerdeki kesinin yapılarını mukayese edersek, A ve B ülkesi arasındaki makasın açıklığının artması gerektiğini ifade etmemiz gerekir. Örneğin küresel ABD ile bölgesel İran arasındaki savunma alanındaki fark (izafi söylüyorum) bugün bire yüz ise 2050’de makas açılır ve bire yüz bin olur. Çünkü atmosferi dizayn eden aklın kuralları, kurumları, parametreleri, aktörleri için belirleyici olan her daim “süper üstün” konumundadır.

Savunma konusunu irdelerken güçler hiyerarşisi içindeki stratejik uçlara da değinmek gerekir. Bu hiyerarşik bakış aşısı sonuçta Versay Anlaşması’ndan bugüne inşa edilen sistemin aklıyla oluşan klasik anlayışın bir tezahürüdür. Önce bu klasik yaklaşımı tanımlayalım ve içindeki örnekleri görelim. Ancak bunu yapmamızın asıl nedeni değişimi gösterebilmek olacaktır. Peki değişim nerede? Küreselleşmenin bütünüyle yaşamı, algıları ve dahi savunma boyutunu da değiştireceği gerçeğidir.

Güçler hiyerarşisi ölçüsünde belli kategoriler vardır. En belirgin ölçekleme küresel, bölgesel ve yerel güç olarak işaret edilir. Bu ölçeklemenin içinde stratejik yaklaşımlar ve sahaya dönük plan uygulamaları farklılıklar gösterir. 

Stratejik açıdan örneklere bakalım. Savunma alanında üretici ve tüketici ABD, Rusya, Çin küresel-stratejik güçlerdir, bu ülkeler birbirlerine rakip olacak kapasiteye sahiptirler ve belirleyicidirler. Savunma alanında üretici ve tüketici İngiltere ve Fransa gibi ülkeler küresel-stratejik güçlerdir, kendi politikalarına göre planlarını uygularlar. Almanya ve İtalya gibi ülkeler küresel-stratejik güçlerdir, ancak savunma alanında tüketici değillerdir. 

Soğuk Savaş düzeninde NATO ve Varşova Paktı vardı. Bunlar küresel güç bakımından önemli oluşumlardı. Ancak Varşova Paktı dağıldı. NATO ise gelişmelere göre kendini yeniliyor; 2019 yılında siber, uzay, Arktik bölge, Çin gibi konuları vazifesine ekledi, küreselleşme vizyonunu ortaya koydu ve bu küresel iddiasını 14 Haziran 2021 tarihinde Brüksel’de NATO 2030 ile netleştirdi. NATO’nun bu son bildirisinde küresel açıdan önem kazanan yeni kavram “derin ortaklık” olmaktadır. NATO 2030 vizyon dokümanına göre dahil edilen; Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi Pasifik’teki güçlü ülkelerdir.

“Batı kapitalizmi” ve “Batı demokrasisi” açısından G7 ülkeleri bir güç konumundadır. Her ne kadar savunma alanında doğrudan bu gelişmiş ülkeler kulübünü işaret etmesek de burada her şeyi belirleyen güç olduklarını ifade etmemiz gerekir. Ekonomi, politika, diplomasi, bilim ve teknoloji gibi alanlarda olup biteni G7 perspektifinde görmeden geçmek eksikliktir. Hatta küresel büyük şirketler de bu ülkeler içinden çıkmaktadır. Bu şirketlerin de birer güç odağı olduklarını hesaba katmak gerekir.

Avrupa Birliği’nin kurumsal yapısı küresel güç bakımından önemlidir. Avrupa’nın büyük kesimi Atlantik İttifakı ile bağlı biçimde savunma çözümlemesinin gerçekleştiriyor olsa da ekonomi, politika, diplomasi, bilim ve teknoloji gibi alanlarda olup biteni bu çatının perspektifinde görmek gerekir.

Şimdi bölgesel ölçeğe bakalım. Bildiğimiz örneklerle ilgilenelim. Türkiye, İran ve İsrail bölgesel-stratejik güçlerdir, ancak küresel-stratejik güçlerle olan ilişkileriyle de kendi politikalarını birleştirirler. Şöyle ki: Bölgesel güç İran; kendi dinamiklerine ve politikalarına, stratejik güç açısından Rusya ve Çin’in politikalarına eklemlenerek gelişme alanı bulmak ister. Almanya gibi ülkelerle ve diğer Avrupa Birliği ülkeleriyle işbirliğine önem verir. Bölgesel sorunları istismar eden politikaları uygular. Bölgesel güç İsrail; kendi dinamiklerine ve politikalarına, stratejik güç açısından ABD, Rusya ve Çin’in politikalarına eklemlenerek gelişme alanı bulmak ister. İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya gibi ülkeleri her açıdan işbirliğine davet eder. G7 ve Avrupa Birliği ile irtibatlıdır. Bölgesel sorunları istismar eden politikaları uygular. Bölgesel güç Türkiye; kendi dinamiklerine ve politikalarına, stratejik güç açısından NATO, ABD, Rusya ve Çin’in politikalarına eklemlenerek gelişme alanı bulmak ister. Avrupa Birliği’ne dahil olsaydı birçok açıdan konumu netleşmiş olacaktı, ancak bu süreç sorunlu ilerlediğinden tartışmalar da sürmektedir. Ayrıca G7 ülkeleri ile ilişkiler ekonomi ve politika alanında eleştirel açıdan sürmektedir. Bölgesel istikrar için çaba gösterir; ancak, bu politika ile stratejik ve bölgesel güçlerle çatışır.

Yakın Geleceğin Düzeni

Geldik günümüzün etkili parametrelerini görmeye ve gelecek için bir projeksiyon yapmaya, bunlarla analizi devam ettirme aşamasına. Bu dönemin analizine etki eden hususlar nelerdir? Küresel ekonomik gelişmeler, Dördüncü Sanayi Devrimi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, pandemi, uzay ve siber alandaki gelişmeler. Sosyo-ekonomik yapıla değişiyor. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin ürünleri bütünüyle sistemleşecek, kurumsallaşacak… Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerine göre köklü değişimler olacak. Uzay ve siber alandaki gelişmeler öne çıkıyor. Büyük güçlerin uzaydan ve siber alandan dünyayı rahatlıkla kontrol edebileceklerini düşünülmelidir. Bu iki konu tüm yaşam kalıplarını ve savunma anlayışlarını değiştirecek nitelik taşır.

Bu konular tam bir küreselleşme perspektifiyle zorunlu şartları doğuran hususlardır. Eğer pratik yaklaşırsak, 2030’lardan sonra daha belirgin biçimde küreselleşme ile yerel/bölgesel güçler ve ilgili konular, birbirinden daha fazla ayrılacaktır. Bu itibarla savunma analizlerini yapanların dikkat edeceği konular; küresel ve yerel/bölgesel güçlerin ayrışmaları ve anlaşmazlıkları, politik iktidar ve yönetişim biçimleri ve bunlara dayalı yaşanabilecek diğer anlaşmazlıklar, sosyal tepkilerin etkilerinin kontrol edilme biçimleri ve alınan sonuçlar olacaktır.

O halde 2030’lardan itibaren inşasına başlanacak ve 2050’lerde belirgin biçimde yaşayabileceğimiz dünyanın tehditleri ne olacak ki, bu dünyada savunma ihtiyaçlarını ve buraya kadar açıkladığımız büyümeyi betimleyebilelim. Yukarıda ifade ettiğimiz bu küreselleşmenin zorlayıcı ivmesiyle ulus devletlerin öneminin giderek ortadan kalktığı, adeta dünya çapında yerelleştiği bir sonuç ortaya çıkacak gözüküyor. Böyle düşünülürse, küresel düzeni yönlendirenlerin her bir noktayı en ince noktaya kadar kontrol edebildiğini de söylememiz gerekir. Makineler gözlüyor, izliyor, analiz ediyor, belirli kuralların uygulanmasını takipten sorumlu diğer makinelerin ise insan yaşamına müdahalesi söz konusu oluyor. Bu bakış açısıyla dünya, denetimi güçlü olan alanlardan, denetimi mümkün olmayan alanlara göre ayrılacaktır. Haritalarda tam, kısıtlı, zaman zaman denetimdeki alanlar ile denetimden uzak alanlar işaretlenecektir. Böylesi denetimle ilgili alanlara bölünmüş bir dünyada çatışmaların bugünkü halinden çok daha farklı gerçekleşeceği açıktır. Denetim ve yaptırım sistemleri küresel olacaktır. Yereldekiler kendi içinde çatıştıkları gibi, küresel sistemle de çatışmalar içine girecek ve zaman zaman bu tür kontrol dışı olaylara müdahaleler gerçekleşecektir. Örneğin göç hareketleri hat safhada olacaktır. Buna dayalı küresel güvenlik anlayışları ortaya çıkacaktır.

Burada “yeni yereller” diyebileceğimiz bir tanım ihtiyacı ortaya çıkıyor. Daha önce bahsettiğim “süper üstün” olan güçler ile bu yeni yereller bize “yeni güç hiyerarşisi” anlayışını ifade etmektedir. 

Görüldüğü gibi 2050’lerin tehditleri, kullanılan sistemler, savunma anlayışı, her şey bugünden çok farklı olacaktır. Bu durumda her şeyi kontrol eden ile zaman zaman belli alanları kontrol edenler arasındaki farktan bahsedeceğimiz bir dünya düzeninden bahsetmiş olacağız. Versay düzeninin kalktığı bir dünyada refah ve güvenlik beklentileri tekrar tanımlanmış olacaktır. Buna hazır mıyız? Geleceği kestirebiliyor muyuz? Yatırımlarımızı buna göre yapıyor muyuz?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Muharip İnsansız Uçak Sistemi

DİĞER YAZI

Savunma ve Türkiye Analizi

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun