dogal-insan-ve-fenotipe-etkiler
Doğal İnsan ve Fenotipe Etkileri

Doğal İnsan ve Fenotipe Etkileri

887 Tıklama
21 Dakikalık Okuma
Okuyucu

İnsanın temel ve doğal yapısıyla ilgileniyoruz. Doğa, insanı hem dışarıdaki zenginliğinin tüm etkisiyle, hem de içindeki konuklarıyla sarmış haldedir. Bugün dış doğanın etkisi hakkında daha belirgin ipuçlarına sahibiz. Vücuttaki konuklar hakkında bildiklerimiz ise daha çok sağlık/tıp alanının konusu gibi görülmektedir. Burada esas amacımız insanın doğallığını ve geleceğin insanına etki eden faktörler arasında bu konuyu da değerlendirmemiz gerektiğini vurgulamak olacaktır.

İkinci Beyin

Yakın zamanda Michael Gershon, “İkinci Beyin” kavramıyla ortaya çıkmıştı. (Second Brain: A Groundbreaking New Understanding of Nervous Disorders of the Stomach and Intestine) Bundan sonra da yeni tanımlar ortaya atılabilir. Aslında bu bir arayıştır. İnsanın derinliklerine indikçe ulaşılması gereken çok mesafe olduğu açıktır.

“İkinci Beyin” gibi fikirler uçuk, sansasyonel, fantastik… Ancak, belli ki insan için “karar verme prosesi tek bir organla alakalı değildir” demeye getiren sembol bir yaklaşımı vurguluyor olabilir. “Akıl” dediğimiz mutlaka karar veriyor, kontrolü sağlıyor; ama sanki, akla hariçten (insanın organı olmayan bir veya birden fazla yapıdan) istek belirten, bir yerde aklı sessizce ve kendi usulleriyle yönlendiren, buradan sonra gelişimi şekillendiren bütüncül bir mekanizmanın varlığını da kabul etmemiz gerekiyor. Biz bunu tamamen onaylamasak da benzerlik sağlamak için yine “İkinci Beyin” diyelim.

Bu konuyu bakteriyoloji, nöro-gastroentoloji ve nöro-biyoloji gibi alanlar çok uzun süredir çalışıyorlar. Mikro-biyolojinin belirli bir adımdan sonra konuya daha çok yakınlaşacağı da ifade edilebilir. Ben burada doğal konukların insan fenotipine olan etkisine dikkat çekmek, tıbbi çalışmaların dışındaki alana ait, bir yazar yaklaşımıyla, bazı perspektifler sunmak istedim.

Konuyu daha iyi ifade edebilmek için şimdi bazı rakamlara bakalım. Esas beynimizde 85 milyar nöron, tanımlı 100 nöro-transmitter var; dopamininin (nöro-transmitter: vücudun ürettiği nöro-hormonlar) % 50’sini, serotoninin (nöro-transmitter: vücutta mutluluk, canlılık ve güç veren ) % 5’ini üretir. İkinci Beyin olarak isimlendirilen sindirim sistemindeki konuklar ise 500 milyon nöron, tanımlı 40 nöro-transmitter var; dopamininin % 50’sini, serotoninin ise % 95’ini üretir.

Bunun anlamı şudur: Eğer bağırsaklarımızdaki, bize ait olmayan ve kendi aralarında iletişim kurarak tek bir karar üretebilen İkinci Beyin, sinirler ve kan yolu ile beyne iletişim göndermenin yanı sıra, hormon salgılanmasına büyük ölçüde etki ederek, bir “müdahil sıfatıyla” işlev görüyorlarsa, bu bizim için çok önemlidir. Onların karar yapılarını ve bizim onlarla münasebetimizi kesinkes bilebilmemiz gerekir.

İkinci Beyin olarak isimlendirdiğimiz bu yapı;

–   İnsan doğasının vücudu tamamlayan,

–   Doğumla birlikte insana yerleşen, ölünceye kadar yaşayan,

–   Yaşam boyunca kendi doğal talepleriyle insanı etkileyen bir gerçektir.

Çok basit bir ifade ile, dış doğa insanın içerisindedir ve ona etki eder. “Etkileme” işini çok geniş ölçekte değerlendirmeli ve bundan insan lehine yararlar çıkarmalıyız.

Bağırsak Florası

Bağırsaklar alan olarak bir tenis kortuna yakın yüzölçüme sahiptir. Bilindiği kadarıyla bağırsak florasında 500 tür bakteri vardır. Sayıları ise trilyonlarla ölçülür. Bakteriler genelde kalın bağırsakta bulunur. Bağırsak florasındaki bakterilerin % 95 civarı yararlıdır. Bağırsak florası ile insanlar arasındaki ilişki karşılıklı çıkar (simbiyotik) ve farklı iki canlının yardımlaşması (mutualistik) şeklindedir. Bir zaman önce asalak ilişki gibi bakış açıları vardı ama bunlar artık konuşulmuyor.

Bazı çevreler insanların bağırsak florası olmadan yaşayabileceğini iddia ediyorlar. Bana göre ise durum; “Topraktan olma ve sonunda toprağa dönecek olan insan bağırsak florası olmadan da yaşar belki ama insanın doğallığı önemli ölçüde kaybolur, yerine hassasiyetleri artmış bir insan ortaya çıkar,” şeklindedir.

Bu tip görüşleri tartışmak için ipuçlarını şimdiden görmüyor değiliz. Örneğin antibiyotik olarak ifade ettiğimiz ilaçların florada olumsuz etki ettiği, dolayısıyla insan bağışıklığının bundan olumsuz etkilendiği ifade ediliyor. Veya hijyen için ideal olduğu iddia edilen bazı özel sabunların aslında yararlı bakterileri de yok ettiği nedenle, insan direncinin zayıfladığı söyleniyor. Bu ve benzer yaklaşımlar gösteriyor ki, olması gereken bir doğal ortam ve çevrim vardır; bununla ilgili yapıya etki edildiğinde insan farklı bir hal ile karşı karşıyadır. Bu halin tanımlanması ve gerekirse tedbirlerinin alınması şartı vardır.

Gerçekte bilinenler ise şöyledir. Bağırsak florası;

–   Kullanılmayan maddeleri fermantasyon ile kullanılır maddelere dönüştürmekte,

–   Bağışıklık sistemini eğitmekte ve

–  Zararlı organizmaların büyümesini engellemek gibi yararlı işlevleri yerine getirmektedir.

Bunun dışında bazı bağırsak mikroorganizmaları hastalık da yapabilirler.
En çok bakteri kalın bağırsakta bulunur ve bu bakterilerin etkinlikleri, kalın bağırsağı metabolik olarak vücuttaki en aktif organ yapar.

İnsanda flora doğumuyla birlikte oluşmaya başlar. Yani, doğum esnasında bebek dış dünyaya adım atarken flora oluşumunu gerçekleştirir. İlk olarak sindirim sistemine bakteriler yerleşir. Bu bakteriler bağışıklık sistemini meydana getirmekle ilk vazifesini üstlenirler. Dolayısıyla ilk bakteriler, kişinin hayatı boyunca var olacak bağırsak florası içeriğini belirlerler. Bebekte sağlıklı bir ağız ve bağırsak florasının oluşmasını sağlayan temel faktör, doğal doğumda annenin kanallarından dışarıya geçerken yutulan sıvıdır. Onun için doğal doğum önerilir. Bağırsak florasının bebeklerin doğduktan sonra anne sütü, hayvan sütü veya mama ile beslenmelerine göre şekillenir. Bundan dolayı anne sütünün esas olduğu vurgulanır.

Halk arasında “mayası sağlam” gibi yakıştırmalar yapılır. İşte tamı tamına “maya” denilen konu, yoğurt mayalar gibi; insanın yaşama attığı ilk adımda bakteriyel açıdan tamamlanmasıdır. Kırsal kesimde yaşayanların daha sağlam yapılı, dirençli oldukları iddia edilir.

Bağırsak florasındaki bazı bakteriler, yüzey antijenlerini değiştirerek kendilerini konak hücrelerine benzetirler, böylece bağışıklık tepkisinden kurtulurlar. Bazı zararlı bakteriler de bu yöntemi kullanırlar.
Bakteriler ağızdan alınan veya sindirim sisteminde bulunan bakterilerin ürettiği bir antijene karşı insanın daha az duyarlı olmalarını sağlarlar. 
Sağlıklı bir bağırsak florası alerjileri engeller.

Bazı bilinen konuları burada özetleyelim. Bağırsak florası;

–  Toksik yüklemeyle; ağrı, migren, artrit, kanser, kalp ve kan hastalıkları gibi oluşumların sebebi olabilir.

–  İmmün sistem bozukluğuyla; alerji, enfeksiyon, romatizma, kanser ve enflamasyon yapabilir.

– İç dünya ile ilgili (benim nefis veya benlik rahatsızlıkları dediğim, genel kabulle ifade edilen psikolojik rahatsızlıklarla ilgili); depresyon, sinirlilik, uyku bozukluğu, cinsel isteksizlik vb halleri yaratabilir.

– Emilim bozukluğuyla; osteoporöz, saç dökülmesi, tırnak kırılması, diş çürümesi ve dişeti hastalıkları kaynağı olabilir.

Beslenme tarzı coğrafi nedenlere bağlıdır. Amazon ormanında protein ihtiyacını maymun etinden karşılayan bir kabilenin varlığını biliyorum. Bazı coğrafyalarda sadece balık tüketiliyor, tahıl yok. Orta Asya’da at sütü (kımız) önemli ölçüde tüketilen bir içecektir. Bütün bu ve benzeri haller insanı beslenme şekliyle yaşadığı yerin karakterine bağlar. Ancak etkisi tam olarak ne ölçüdedir, bunu tartışmak gerekecektir.

Hem insandan ayrı, esas vatanı olan doğada yaşayabilen, hem de insan içine girince uyum sağlayıp insana çok önemli etkilerde bulunabilen bakteri dünyasının etkileri aslında sadece bu özelliği sebebiyle incelenmelidir. İnsana doğa bunu bir gereklilik olarak yüklemektedir. İnsan yaşarken dahi öylesine doğaldır ki, bu fiziksel olmaktan çok duygusal yönleriyle de önemlidir.

Tıp dünyası bağırsak florası hakkında çalışıyor. Tartışma alanları şunlar:

–  Flora ayrı bir organ olarak kabul edilecek mi?

–  Bazı hastalıkların sebepleri veya tam tersine bağışıklık fonksiyonlarının çalışması flora ile ilgili mi?

–  Flora koruyucu sağlık bakımından kazançlı bir doğallık halinde değerlendirilebilecek mi?

–  İnsanın iç dünyasındaki olumlu/olumsuz ve duygusal değişikliklerin önemli bir bölümünün altyapısı flora mı?

Fenotip

Genom çalışmalarına paralel olarak ortay çıkan diğer etkileşimlerde fenotip bahsinde İkinci Beyni tekrar ele almak durumunda kaldık. Şimdi bir süreliğine sindirim sistemimizde (büyük oranda bağırsaklarımızda) bulunan bakteri florası ile insanın fenotipi arasındaki ilişkinin birbirine etkilerini düşünelim. Bu yeni sayılabilecek iki konu (insanın fenotipi ve bağırsaktaki bakteri florası) ayrı ayrı değişik disiplinlerde tartışılmaya devam ediyor. Ancak insanın doğal temelleri hakkında bir defa daha ele almakta yarar vardır.

Bilim insanları fenotip için dış doğayı dikkate alarak açıklamalarda bulunurlar. Örneğin ekvatora yakın alanda yaşayanların aldığı ultraviyole ile derilerinin koyu olması dış etki konusudur. Ancak görüldü ki, insanın içinde yerleşik ve dışarıyla bağlantılı, doğal halde olup bu karmaşık canlının (insanın) fenotipini etkileyebilecek ve belki de birçok yönüyle belirleyici olabilecek bir oluşum daha var. Bunun adı bağırsak florasıdır; ancak neyi, ne ölçüde etkiliyor, hesap edilmiş bir konu değildir.

Buradaki asıl soru şudur:

İnançlara, davranış kalıplarına, politik yaklaşımlara, alış-veriş alışkanlıklarına, korkaklıklara, sabırsızlığa, tembelliğe, heyecanlı olmaya, cinsel dürtülere, üremeye vb hallere bağırsak florasının veya İkinci Beynin etkisi nedir? Bu etkiler coğrafyaya göre “ırk/kültür/medeniyet” olarak tarif edilen karakteristik özelliklerin asıl sebebi midir?

Buradan yola çıkarsak ileride etkilerini daha fazla göreceğimiz mega-kent kültürünün çocukları nasıl olacaklar? Bu tür perspektiflerde ise şimdiden bilim insanlarının belli bazı çalışmalarla disipline edebilecekleri varsayımını düşünmemiz gerekecektir.

İnsanın doğa ile bağını koparmak isteyen düşünceler için bu yeni bulgular bir cevaptır.

Değerlendirme

Ortaya çıkan bazı sonuçları sıralayalım:

–  Doğal doğum ve ana sütü ile beslenme önemini koruyor.

–  Kontrolsüz yiyecek ve içecek bağırsak florasının doğasını bozar ve sağlıksızlık ortaya çıkar.

– Bağırsak florasının koruyucu sağlık yolu ile “görevlendirilmesine” önem verilebilir ve bu bir kazanç olarak düşünülebilir. Ancak doğallıktan uzaklaşıldıkça risk ortaya çıkar.

–  Bakterilerin idealize edilmesi ile insan yaşamının yöresel olumsuz etkilerden en az etkilenmesi sağlanabilir, insan yaşamının kalitesinin artması düzenlenebilir.

– Bağırsak florasının hassasiyetleri daha iyi anlaşılırsa, insan kendi yapısını kontrol eder veya bir anlayış mekanizması oluşturur. Böylelikle nefsini tetikleyen konuları da kontrol edebilir.

– Eğer uçuk düşüncedekiler, bu İkinci Beyni etkilemeye dair beslenme sistemi kurarlarsa (sade vatandaş bir şeyler yediğini zannededursun), toplumların beklentilerini ve alışkanlıklarını yönetebilirler. “Zaten bu olmuyor mu?” diyenler vardır, ama daha da ileri, kontrollü boyutunu düşünelim.

Bütün bu düşünceler dahi insanın doğal işlevi olarak resmedilip haklılık göstergesiymiş gibi takdim edilebilir. Hatta bu yöndeki çabalara masumane tasavvurlar da eklenebilir, örneğin “kansere çözüm arıyoruz,” diyebilirler; bu nedenle ortaya çıkacak tablodan yararlanabilirler.

Her tür bilimsel ilerleme çabasının yan etkileri olabileceğini doğru kabul edebiliriz. “Kazanç-zarar” karşılaştırmasını bilim değil, kullanıcı/uygulayıcı dikkate alır. Gözden kaçırılmamasını düşündüğüm nokta şudur: Mümkün olduğunca doğallıktan uzaklaşmamanın insanı “kendisi” yapacağı gerçeği önemlidir! Belli bazı hassas araştırmaları yapma imkanı olan ülke ve kurumları düşünerek, özellikle fenotipe dair çalışmalar üzerinde daha hassas durulması gerektiğini yinelemek istiyorum. Eğer insan biyolojik olarak (olumlu bakıyorum) belli bir yapıya kavuşturulurken, iç dünyası da buna göre düzenlenirse; bu “ilerleme” anlamına gelmeyebilir, “yönlendirme” haline dönebilir.

Özetle şöyle söylüyorum:

Lütfen, insanın içindeki doğal bakteri oluşumunu kendi kazancınızmış gibi görmeyin! Dış doğayı kirleterek de insanın iç doğasına girip bozmayın! Bütün bunları “insanın normal şekilde yapıp ettiği” olarak da göstermeyin; olsa olsa bu “birilerinin” dayatmasıdır, buna “diğerleri/doğalcılığı savunanlar” müsaade etmesinler! Bunun içinde bir “inanç” faktörü varsa, bununla ilgili olanlar da gerekeni düşünsünler.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Muttaki İçin Dua

DİĞER YAZI

Stratejik Sabırlılık

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka