trafik-tabanli-kent-egitimi
Trafik Tabanlı Kent Eğitimi

Trafik Tabanlı Kent Eğitimi

321 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Kent trafiğinde en uygun düzenlemeler yapılır ve halkın (veya vatandaş) iradesiyle işletilirse, trafiğin kendi seyri ile ilgili kazançlarının yanı sıra, paralel olarak, hep birlikte yaşayan toplum bireyleri belli bir disiplin ile yaşama avantajı kazanır ve yaşam kalitesinin bir ölçüde kendiliğinden artması sağlanır. Bu ortak düşünceyle ve iradeyle olabilecek bir konudur.

Bizim nesle ilkokulda mendil ve tırnak kontrolü yapılır, ortaokul seviyesinde “vatandaşlık” diye bir ders okutulurdu. Bunun yerine şimdi başka alışkanlıklar ve dersler vardır mutlaka. Ancak, diğer konuları geçtim, trafik ile vatandaşlığın bu denli iç içe olduğunu açıklayan başka bir ders alıyor muyuz, diye düşünmeden edemedim.

376781013_613c70c503_o kopya
Hindistan

Eğer kentin karmaşası içindeyseniz, vatandaş olarak yaşamınızı düzenlemek ve kolaylaştırmak istiyorsanız, sabah evden ayrılıp caddelere atıldığınızda mutlu çıkmakla kalmayıp, akşam başınızı yastığa koyana dek mutluluğunuzu sürdüremiyorsanız, siz de benim aradıklarımı düşünüyorsunuzdur. Toplum halinde yok pahasına kendi kendimizi neden bu kadar üzüyoruz, yıpratıyoruz? Belki siz de benim istediğimi istiyorsunuzdur: Uyum, düzen, saygı, sevgi, denge…

Kent trafiği çok dinamik bir konudur ve bir kent yaşamında ne varsa her şeyi kapsar, iş hayatı, sosyal hayat ve diğerleriyle entegredir. Eğer kent trafiğinde belli düzenlemeleri mantıklı, akılcı, uygulanabilir, çözüm getirici, kolaylaştırıcı, paylaştırıcı, hak-hukuk ifadesi şeklinde sistemleştirirseniz, bunun eş zamanlı etkisini azami kazanca dönüştürebilirsiniz; kentin sakinleri ve hatta misafirler belli bir sistem içinde doğru alışkanlıkları elde etmiş olurlar.

The ants of Shibuya
Japonya

Kent yaşamında doğru alışkanlıklar bize sosyal düzeni sağlamakla, huzurlu ve dingin olmakla ilişkili sonuçları verir. Kente bakıp içinde yaşayanların durumu hakkında yargıya varmak nasıl mümkünse, tersi de doğrudur. Kent sakinlerini, salt ev sahipliği etmenin ötesinde, disipline edebilmeli, eğitebilmeli ve hatta geliştirebilmelidir. Eğer iyi gerçekleştirilirse, kentin içinde halkı bu yönde geliştirebilecek en pratik yöntem trafikle ilgili olabilir.

Trafik kent sakinlerine huzur vermiyorsa ne olur? Bu hal belki de şimdi çoğu kentimizde olduğu şekilde, bildiğimiz, gördüğümüz trafiği örneklemektedir. Bu halde sakinler pek de sakin değildir; üstelik sinirlidir, streslidir, işlerini yaparken çok acelecidirler, fırsatçıdırlar, saygıdan yoksun hareket ederler, hak-adalet kavramlarının yıkıcısıdırlar… Öyle değil mi? Giderek katlanan olumsuzluklar olacağına, tam tersinin gelişmesini istemez miyiz? Bu konu için sadece düşüncedeki yönü tersine çevirmekle çok şey elde etmek mümkündür.

Ya bahse konu yıkıcı etkiler normal yaşam kuralıymışçasına algılanırsa, bir tür kalıcı alışkanlık haline gelirse… Birbirimizle konuşurken, anlaşma masasında oturup iş çözmeye çabalıyorken, hemen her yerde, her ortamda işleri sarpa saranların ve hatta hatta okulda ders veren öğretmenin davranışlarında alışkanlıklar hep etkilidir. Diğer yandan sinirli bir babanın kendine yaklaşan minik yavrusunu olmadık anda tokatlamasına sebep olabilecek kontrolsüz davranışları düşünelim. Kavga eder gibi konuşan ve kaşları çatık bir toplumumuz olduysa, pratik çözümler için daha da titiz olabiliriz. Bu konu böylesi negatif bir görüntünün asıl sebebi değildir muhakkak, ama belli ölçüde etkilidir.

Bu gözle bakılınca bir kentte trafik konusunu çözmek her boyutuyla zaruri bir işlem oluvermektedir. İşin hayatiyet ifade eden kısmı bir yana, toplumsal hayatın ölçülü, uyumlu ve düzenli akışı zaten her şeyi açıklar mahiyettedir.

Günlük yaşamda iç içe olunan ve hatta iyi bilinen bu konuyu örnekleyerek sizi meşgul etmeyeceğim. Sadece trafiğin çok yönlü etkileri üzerinde durduğumu ifade etmiş bulunuyorum. Yukarıdaki paragraflarda değindiğim üzere, kavramların önemi ortadadır.

Trafik deyince aklımıza neler gelmiyor ki? Vasıtalar, yollar, çizgiler, özel gereçler, düzenlemeler ve görevliler, imardan başlayan akılla oluşturulan kent dokusu; ama bunlardan çok insanların bütün bir yumak ipliği arapsaçına dönüştürmeden örgüsünde kullanabilme becerisi… Gereksiz güzergahlara tren rayı döşemek insanları daha hızlı yerine ulaştırmayabilir, hatta en işlek merkezleri ticaretten men edebilir… Ana arter yapmayı beceremeyen belediyeler mevcut olanları dahi yok ederse bundan kim yarar sağlayabilir ki? Sadece kaynaklar, beklentiler ve zaman mı çöpe atılmış olur? Halkın karakterine etki eden çok şek kayıp hanesine yazılır ve ben bu kısmın önemsenmesini diliyorum.

Bu tip örnekler yapısaldır ve telafisi hem zaman hem de yatırım açılarından çok dikkatli davranmayı gerektirir. Kentler çok uzun vadeli hesaplamalarla inşa edilir. Kentlerin ne inşası ne de etkileri bir veya birkaç nesle dayandırılabilir. Ancak kısa vadeli süreçlerin hesapsız işlemleri ile kentler ruhsuz ve akışı karışık hale getirilebilir, ki bu istenen bir şey olmasa gerekir.

Hem fikrimiz var hem de yanlış yapmaktan kendimizi alamıyoruz, değil mi? Bu tür sorunları aşmayı ancak eğitimli, disiplinli, sorumluluk sahibi, kent kültürünü bilen kişiler çözer. İlk adımda yaşamı ortak paydada görüp paylaşabilme becerisini gösterebilecek insanların yine bizler olduğunu bilmek yeterlidir. Fırsatçılığın gelip geçici olduğunu ve bunun bir tür hastalık olduğunu bilmek önemlidir.

Eğer bu iş bütüncül bir konu ise sistem yöneticileri kimler, diye sormak isterim. Belediyeler mi, tapu-kadastro memurları mı, trafik teşkilatı mı, yol işlerinden sorumlu olanlar mı? Her birinin kendine göre ayrı sorumlulukları var değil mi? Peki, belli bir bütünsel-politikaları oluyor mu? İşler merkezden mi, yerinden mi yürütülüyor; yoksa birazı öyle, diğer kısmı böyle mi? Belediye başkanlarının bizatihi kendi vizyonlarıyla veya politik kültürleriyle mi işler yürüyor? Kötü gidişin bütün sorumlusu şu bitmeyen göç, varoş, çarpık yapılaşma gibi konular mı? Onları çözemeyen akıl trafiği de çözemiyorsa, bu iş böyle sürüp gidecek mi? Milli Eğitim, Kültür ve Turizm, şehir plancıları, haritacılar, müteahhitler, üniversiteler ve ilgili meslek odaları bu konunun tam da neresindeler? Türkiye’nin model olan bir uygulaması var mı? “A” kenti ile “B” kenti aynı düşünceyle işlemiyorsa sebepleri neler? Yoksa olaylara ve mekanlara üstten bakınca her şey rayında ve doğal görünüyor ve buna göre halk kendi kendine mi bırakılmalıdır?

Bireyler kendi kendilerini düzene koyamazlar ise, yaşamın her alanına düzensizlik yerleşir ve bu bir hastalık gibi toplumu içten içe çürütür. Aslında her şey birbirine entegredir.

1494821459_6abead78f0_o
İstanbul

Büyük rant ve çıkarcı kurguları düzenlemekle uğraşmak isteyenler yollarına devam etsinler. Gelin bizler pratik olalım, kentleri birer okula dönüştürelim ve kendimize gerekli olan dersleri de caddelerde ve sokaklarda verelim. Birbirimizin öğretmeni, rehberi ve yardımcısı olalım. Kendi kendimizi saygın insanlar sınıfına atlatalım. Bu belki de birbirimizi ikaz etmemiz ve eleştirmemiz anlamına gelebilir. Eleştirilmeyi öğrenmek kendimizi aynada görmek gibi bir etki yapar, yararlıdır. Konuyu desteklemesi için tüm medya platformlarından azami yararlanılarak başarı şansı artırılabilir. Sosyal medyada kampanyalar başlatılabilir. Bu “trafik tabanlı kent eğitim yöntemi” ile az masrafla çok iş yapma becerisi gösterilebilir. “#kentegitimi” veya benzeri bir kampanyaya katkı sağlayabilir, her birimiz olumlu/olumsuz görselleri ve yorumları burada yayımlayabiliriz.

Her ne ise, mevcut imar düzenlemelerine mahkum olduğumuzu kabul edelim. Bizler yaşamımızı destekleyici bir yöntemle kendi çözümümüzü kendimiz yaratalım. Birbirimize soralım, daha dingin ve işlevsel bir kent için ne yapılmalıdır ve üzerimize düşen sorumluluklar nelerdir? Unutmayalım, bu bir kültür işidir!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kapsayıcı Doğallık

DİĞER YAZI

Politik Gravitasyon

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi