kapsayici-dogallik-2
Kapsayıcı Doğallık

Kapsayıcı Doğallık

721 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Sözlükler doğal sözcüğünü kısıtlıyor diye bizler de aklımızı kısıtlamayalım. Canlı, cansız, doğal, yapay, mantıklı, mantıksız gibi kavramları kullanarak tümel doğanın ancak ve ancak belli bir kesitini anlatmış oluruz.

Kapsayıcı doğallık nedir? Kapsayıcı doğallık, belli bir amaca, anlama, tasavvura, sisteme, kurguya, modele, sürece bağlı olarak yaratılan (veya var edilen) unsurların kendi içinde türemeleri, devinmeleri, evrilmeleri, gelişmeleri için gerekli olan her şeydir.

Kapsayıcı doğal bir şeyin içinde veya dışında değildir; tümündedir ve her şeye nüfuz etmiş haldedir. Sebep ve sonuç ilişkilerini kendi içinde veya bünyesinde yaratır. Kapsayıcı doğallık kendine özgü sistematikle ölçü, denge, uyum gibi her türlü gerekli işlevi ve özelliği kendi içinde var eder.

Bilim, din veya başka bir bakış açısını ayrı ayrı ifade edersek eksik düşünmüş oluruz. Bu durumda doğallık farklı sözcüklerle aynı şeyleri kastetmenin ötesinde bir şey olmayacaktır. Kapsayıcı doğallık içinde ifade edilebilecek her şey aslında aynı şeyi bütünler. İnsanın sözünü ettiği ne din ne de bilim kapsayıcı doğallığın dışında değildir.

İdrak, akıl ve mantık sahibi insanın kendi öğrendikleri ile bilim ve din arasına belli prensipler veya ölçüler koyması konuyu bütünden belli bir kesite indirgemek anlamına gelir. Ancak bu ayrıştırma işi kapsayıcı doğallığı değiştirmez, değerlendirme yapanı bağlayan bir bakış açısını ifade eder.

Kapsayıcı doğallık her alanda gözlenebilecek ihtişama sahiptir. Belli bir seviyede olsa da örnekleri kendimiz görebilir, çoğaltabiliriz. Eğer doğal olana bu gözle bakarsak, bağlı olarak bilince, anlama (manaya) veya sapmalara da aynı gözle bakmış oluruz. Belki idrakte hata yapmamak için bir adım ileriye geçmiş oluruz.

Doğal Bilinç

Bir süredir “bilinç atmosferi” kavramı ile ilgili yazılar yazıyorum. Bilinci önemsiyorum. Kapsayıcı doğallıkla bilinç atmosferi örtüşen iki kavramdır ve aynı zamanda aynı şeyi tarif etmektedir. Bu bakış açısıyla bir örnekleme yapalım.

Teknolojik açıdan günümüzde simülasyonların ve görüntüleme sistemlerinin ilerlemesine paralel olarak çoğu karmaşık şeyin anlamını da daha iyi kavrar olduk. Örneğin bugün, kapsamlı uzayın bütünlüğüne dair bir bakış açısını bilgisayarlarda özel yapılmış yazılımlar sayesinde bir şeylere benzetmemiz mümkün olabiliyor. Aşağıda (Resim-1) Max Plank Enstitüsü’nün yaptığı bir çalışmayı görmektesiniz. Bildiğimiz şekliyle galaksileri bir an için düşünelim. Resim-1’e göre, sayısını bilemeyeceğimiz galaksi, yıldız, toz bulutu ve daha gökte ne varsa, hepsi bir araya geldiği takdirde birbirleriyle bağlantılı bir şekilde görülmekte ve bu şekil bizlere başka çağrışımlar yaptırmaktadır.

Resim-1: Max Planck Enstitüsü – Bu bir bilgisayar üretimi bir diyagramdır. Bir galaksi kümesi evrendeki her ışıma noktası bir galaksi kümesi halinde görülür.

Önce görüntü bakımından olan çağrışımı örnekleyebiliriz. Uzay simülasyonunun görüntüsü kimilerine göre insan beynindeki nöron yapısına benzetilmiştir. Aşağıda Resim-2’de böyle bir görüntü yer almaktadır.

Resim-2: İnsan Beyni – Nöronların görüntüsü.

 Resim-2: İnsan Beyni – Nöronların görüntüsü.

Başka bir çağrışım ise yöntemsel olarak ifade bulabilir. Örneğin, doğada çoğu şey birbirinin tekrarı halindedir, denebilir.

Buna bağlı olarak doğallığın yansımalarını değişik şekillerde genişleterek açıklamak da mümkün olabilmektedir. Örneğin şunları söyleyebiliriz: 1) Beyin bir bilinç atmosferidir. Evren de bir bilinç atmosferidir. Başka tabirle, bu ve benzerleri birer alemdir. Aslında ana bilinç tektir, kapsayıcıdır ve tümeldir, bütün alemler bu kapsayıcılık içinde gelişir. Tümel olanın kendi içinde türettikleri çok doğal olarak benzer yapılara sahiptir. 2) En küçüğünden en büyüğüne, doğal olan sürekli gelişme ve üretme kabiliyetine sahip olandır. Gelişen bir sonraki aşamada daha bilinçlisini meydana getirir, bu doğallıkla sürer gider.

Doğal Anlam

Anlam, mana, manevi, gibi kavramları önemsiyorum. Çünkü bunların hepsi bana elle tutulan veya gözle görülenin ruhunu açıklıyor. Aslına bakarsanız vahyin doğası da bir anlamdan ibarettir. Pratiğe geçirmek maddi dünyanın işidir. Bilinç atmosferinden alınan veya bu yolla verilen mananın bireyde tezahürü vahiydir. Neden herkeste aynı şey olmaz demeyin. Aslında kapsayıcı doğallığın veya bilinç atmosferinin “sahibi” tarafından, kendi kontrolünde ve gerekçeleri kendinde saklı olduğu şekliyle, belli kurallara ve amaca bağlı anlamın yoğunlaştırılması ve aktarılması işine bir açıklama getiriyorken, örneğin vahiy diyorken, diğer taraftan herhangi birimizin aynı kaynaktan aldığımıza ilham diyor olabiliriz.

İnsan iradelidir, kendine bazı özel yetenekler verilmiştir ve bunların tümü bilinç atmosferinde kendi doğallığında olmuştur. Bunu derken doğal olana kısıtlayıcı anlamlar yüklenmemelidir. Asıl belirleyici olanın, yani her şeyi Yaratan’ın, belli süreçlerde oluşa müdahale edip etmemesi insanın bilgisine danışılarak yapılacak bir şey değildir.

İnsanın bilinç atmosferine müdahalesi ise kendi dünyasında yapıp etikleriyle sınırlıdır ve bunlar anlamsız değildir. O halde buradaki doğallığı bir şekilde tamamlayan durum nedir? İnsan beyninin vokal sistemle geliştiğini iddia edemeyiz. Ama bu sadece şu an daha da gelişmek için belli bir aşamanın işletilmesine karşılık gelebilir. Yani ileride insan bilinciyle anlaşabiliyor ve manayı daha derinden kavrayabiliyor olacak ise şimdi yaşananlar o zamana hazırlık anlamı taşır.

Gelelim şimdiki durumun örnek şekilde tartışılması hususuna. Dil ve insanın yapısı üzerine yapılan araştırmalar sonucunda, insanın diğer bilinen canlılardan asıl farklı yanının “kendini ifade etme yeteneği” ile ilgili olduğunu ortaya çıkarır. Kendini ifade etmekten kasıt nedir? En basit haliyle kendini ifade etme işi belli bir amaca dönük dilin kullanılmasını içerir.

Araca dönük bir işlev olan dilin kullanımı bizlere bilinci ve anlamı idrak etmemiz için yeteri kadar örnekler sunabilmektedir. Amaca dönük konu ise üremek-üretmek ve gelişmek gibi fiili halin belli bir anlamı tamamlaması ile ilgilidir. Anlam bilinçli olmayı gerektiren ve diğer yönü ile bilinçli olarak gerekli hareketleri geliştirmeyi gerektiren bir konudur.

Chomsky dil ile ilgili işlevleri açıklarken “düşünce dilini” öne çıkaran açıklamalarda bulunmuştur. Aynı bakış açısıyla bazı noktaları ortaya koyalım.

İnsan, düşünen varlık olmasıyla konuşamayan ve düşünemeyen diğer varlıklardan elbette farklıdır. Akıl ve irade sahibi olduğu nedenle konuşabilmekte, konuştukça düşüncesini geliştirebilmekte ve gelişen düşünceyi kapsayan beyin, bir taraftan bireysel bilinç sistemini geliştirmekte, aynı anda tümel bilince ait kapsamda, kendine bağlı belli bir yeri işaret etmektedir. Ve süreç sistem bütünlüğü içinde gelişmektedir. Buna (salt) evrimleşme diyenler varsa ne mahzuru olabilir ki?

Bu dünyada dilin sadece insana özgü olduğu hemen herkesin buluştuğu ortak bir konu olmuştur. Ayrılan noktaların tartışması devam etmektedir. Çok temel açılardan bakalım, insanda dil nasıl gelişmiştir? İlahi müdahalenin bilinç atmosferindeki bilemeyeceğimiz akışını bir yana bırakarak, insanın dili de kendisi gibi yine doğallıkla oluşmuştur. Ama her şey aslında doğaldır. Yapaylık insanın kibirle dolu açıklamalarından oluşan yargısal iddialarıdır. Bazı kültürler buna dini dahi karıştırmışlardır. Bu doğallığı ispat etmek için eldeki veriler bugün için yeterli olmayabilir. Genel bakışla şunu ifade edebiliriz: Düşünce, idrak, irade, mana, anlam gibi kavramlar bilinçle ilgili açıklanmaktadır. İnsanın doğasındaki soruların gelişmesini bu doğallıkla açıklamak gerekir.

Bütün bunlara dayanarak, doğal bir bilinç atmosferi içinde ve yine ölçüsü belli bir bilinç ünitesi olarak, anlamın (mananın veya maneviyatın) geliştiği doğallığa dayalı bir düşünce içinde olunması gerekmektedir. Doğallık insanı kendi sisteminden ayrı tutmaz, bilakis bir bütün içinde açıklar.

Doğal Sapma

Bilinçli olan nasıl sapar? Örnek olması bakımından konuyu yine insanın düşüncesiyle ve diliyle ilgili işleyelim.

Bir şey açıklanıyorken, “eski-yanlış-anlatım” yerine “yeni-doğru-anlatım” önerisi sunulmuşken, yeni-doğruyu idrak etmek amacıyla, eski-yanlışın köprü vazifesi görmesinden yararlanarak, “herhalde eski-doğru-anlatım kastediliyor,” biçiminde bir yargıyla konunun benimsenmesi, bütünüyle insana özgü bir gelişmeyi açıklar. Ama “sapma” fiilinin doğal şekilde yerleşmesi de işte bu süreçle gerçekleşmiş olur.

Bunun tümel yapıya etkisi nedir? Tümel yapı karşıtlıkların mukayesesi ile belirginleşen detayı bilincinde gelişmek için kullanır. Yani yanlış olmaz ise daha doğrusu olmayacaktır.

Tekrar dar çerçeveye bakalım ve insan için örneğin 100 bin yıllık bir süreci düşünelim. İlk açıklama ve idrakten şimdikilere asıl işlev, deneyimlerin geliştirilmesi ve aktarılması ile sınırlıdır. Deneyimler kültürleri ayrıştırır. Dolayısıyla deneyimlerini geliştirenler ve geliştiremeyenler arasındaki giderek açılan farktan bahsedilmesi doğaldır. Canlılar için deneyim sahibi olmak ne kadar doğalsa, kültürler ve ayrışmalar da o denli doğaldır. Artık mesele doğallığın idrakinin ötesindedir. Mesele kültürel gerekçenin vazgeçilmez kaynağını idrak etmiş gibi ortaya çıkıp, sınırları zorlayamamaktır.

Sonuç

Din nedir? Din kavramını kapsayıcı-bütünleyici bir noktaya koyarak, evrenin (alemlerin) her alanına kural, ölçü, kanun koyan şeklinde açıklamamdaki temel fikir budur. Din kapsayıcı doğallıktır ve Yaratan (ki O’nun özel adı Allah’tır, İlah’tır) kapsayıcı doğallığı yaratandır ve sahibidir.

Nasıl bilinç atmosferinin dışına çıkmak mümkün değilse, aynı şekilde kapsayıcı doğallığın dışına çıkmak da mümkün değildir. Önemli olan farkında olmaktır: Nereyim, ne yöndeyim? Küçük kesitler ve yargılar sonuçta iradeli olan insanın kendisini belli bir doğallıkla işaretlemiş olur. Bu işaret şöyle der: Doğal olanı anlamamak için direnen, inkarcı ve uyumsuz olan…

İnsan, ne din sözcüğünden kaçabilir veya (nasıl düşünürse düşünsün) dışına çıkabilir, ne de bilim, doğallık, evrim, gelişme gibi bilinçli olan asıl sistemden kopabilir. Ancak belli kesitlerle ve bakış açılarıyla düşüncelerini ifade edebilir. Bütünlük içinde bu çok önemli yer işgal etmeyebilir. Tümel bilinç sistemi bunu karşıtlıklarla, kutuplarla, dualiteyle, paradoksal sistemle işleyen harekete, sürekliliğe, devinime ve aslında yine doğal sürece tabi kılar.

Bu noktada önemli olan nedir? Evrende galaksiler ve yıldızlar doğuyor ve ölüyor. Her yeni yıldız bir öncekinden daha farklı elementleri içerebiliyor. Adeta gelişme bir öncekinin fırınlarında pişiyor. Aynı şekilde insan için önemli olan, doğum-ölüm gibi form değişiklikleriyle, farklı yerleşkelerde, ortamlarda veya atmosferlerde var olmasıyla, ilahi-doğal sistemin içindeki sürekliliğe bilinçle katılmaktır. İnsan, bilinç atmosferinin yüküyle kapsayıcı doğallıkta gelişmektedir. Çünkü O’nun koyduğu kaide budur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Aşk ve Korku

DİĞER YAZI

Trafik Tabanlı Kent Eğitimi

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi