Biden’ın Yeni Dünya Düzeni mi?

688 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Resmi olmayan ABD seçim sonuçlarına bakarak yorumlar yapmaya başlayan uzmanlar Joe Biden’ın ‘‘yeni dünya düzeni’’ kavramının altını doldurmaya çalışıyorlar. Dünyadaki bütün insanlığı ilgilendiren bu ‘‘yeni’’ durum hakkında her kişinin söyleyeceği bir söz olmalıdır düşüncesindeyim. Bu dünyada sadece bir kesime bakarak yargıda bulunulmamalıdır. Sonuçta burada bir dünya düzeninden bahsetmekteyiz. Hatta yarınlarımızı tartışanlar var, bunları irdelememiz gerekmektedir. Öyleyse şöyle soralım, ‘‘Yeni Hegemonik Düzen’’in veya ‘‘Küresel-Liberal Hegemonya’’nın şifreleri neler olacak?

1945-2020 Özeti

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD ‘‘yeni dünya düzeni’’nin lideri olmuştu. ‘‘İki kutuplu dünya’’yı tarif eden o Soğuk Savaş’tan galip güç olarak çıkan ABD bu kez ‘‘teknolojik ilerlemeye dayalı liberal ekonomi dünyası’’nın yarattığı yeni imkanlarla dünyayı yönlendirmeye devam eden ülke oldu. Buna ‘‘tek kutuplu dünya’’ dedik. Tek kutuplu düzenin teknolojik ilerlemeye dayalı liberal ekonomi dünyası rakip Çin gücünü yarattı. Bunun olacağını ABD 1990’ların sonlarından itibaren kestirebiliyordu. Hatta 2025’lerden itibaren Çin’in dünyada yeni bir kutup gücü olarak ABD’ye meydan okuyacağının da hesabını yapmaktaydı. Ancak New York ve Londra finans merkezleri, Asya-Pasifik alanı derken, sınırsız genişleyen küresel ekonomik güç erkleri politik güç erklerinin önüne geçti. ABD ve İngiltere merkezli küresel güç odakları, Çin’in milli çıkara dayalı kalkınmasına karşı 2000’li yılların başından itibaren bir önlem almak yerine, küresel ekonomik güçlerin maharetiyle, birlikte geliştikleri bir küresel ekonomi dünyası yaratmayı tercih ettiler.

Tam da bu aşamada 2009-17 döneminde ABD, küresel liberal düzenin lideri olarak Demokrat Barack Obama’yı öne sürülmüştü. Hesaba göre peşinden yine Demokrat Hillary Clinton lider olacaktı; ama olmadı. Cumhuriyetçiler sürpriz yaptılar ve Donald Trump’ı Beyaz Saray’a oturtmayı başardılar. Senato Demokrat kanatta kalmıştı. 

Trump rahat bir başkanlık dönemi geçiremedi. Aslında rahat olamamanın bir gerekçesi de Trump’ın kişiliğinden kaynaklandı; sadece ABD değil, dünya olarak her türlü olumsuz durumun yaratılabileceği zemin oluşturuluyordu. Dolayısıyla ABD başta ama aslında bütün dünya olarak kargaşa dolu bir 4 yıl geçirdik. Trump’ın ilk 2 yılı (2017-18) Beyaz Saray’ın, kabinenin ve kurumların başındaki idarecilerin değiştirilmesi dönemi oldu. Son 2 yılda (2019-20) ise azil süreci Trump’ın başının üstünde Demokles’in Kılıcı gibiydi. Ardından 2020 yılı dünyaya kâbus gibi çöktü. Covid-19, ırkçılık ve işsizlik ABD’nin seçimlerine kadar etkili olacak vakıalar oldu. Trump hakkında yarım düzine aleyhte kitap yazıldı. 

Bu Covid-19 küresel yayılma (pandemi) ortamında gerçekleşen 2020 seçimi için ne dediler bir düşünün: Amerikan İş Savaşı’ndan (1861-65) bu yana görülen en kritik zaman! Doğrusu ‘‘çok abartı var’’ dedim içimden. O halde abartanlar kimlerdi, bunu kendimce sorguladım durdum hep.

Biden’ın seçim stratejisi belliydi: 1) Posta oy sistemini kullanmak, 2) Sandığa gitmeyen kesimlerin oy vermelerini sağlamak.  Bu strateji tuttu! Ancak stratejiyi uygulamaya çevirecek asıl mesele pandemi oldu, posta oyları bundan dolayı kabul edildi, işsizlik, ırkçılık çatışmaları böyle bir ortamda geliştirildi, bundan önce sandığa gitmemeyi tercih etmiş demokratlar, siyahiler, genç kesimler ve diğerleri buna dayalı ortamda karar verdiler.

Sonunda Demokrat Joe Biden (resmi olmayan sonuçlara göre) seçim sınavını 3 Kasım 2020’de önde tamamladı. Şimdiden yazarlar ‘‘Biden’ın Yeni Dünya Düzeni’’ni tartışmaya başladılar. Bugün Biden’dan söz ediyoruz ama aslında, arada kısa bir süre kesintiye uğrasa da, teknolojik ilerlemeye dayalı liberal ekonomi dünyasının liderliği Demokratlara geçmiş oluyordu.

Eleştiri Trump’a mı Sisteme mi?

Trump’ı eleştirenler küresel geçiş dönemini, ‘‘izolasyonculuk, otoriterlik, bölücülük, kapris’’ gibi özelliklere sığınacak kadar kısıtlamışlardı. Bir defa ben de sıraladım Trump için yakıştırılan kavramlar ne diye: Kleptokrasi, Otokrasi, Plütokrasi, Kinizm, Popülizm, Distopyacılık ve nihayet Trumpizm.

Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş galibi olarak gösterilen ABD politikasının ve 1945 ile belirginleşen yeni dünya düzeninin bu denli sığ bir alana sıkıştırılması, Çin tehdidi ile karşı karşıya kalınan noktada yeniden ‘‘iki kutuplu dünya düzeni’’nden bahsediliyorken, her şeyin Trump eleştirisine dayandırılması, akıl alacak gibi değildi, ama oldu! 

Bu savımı kanıtlayan bir örnek vereyim, Project Syndicate’de yazan, 17 Kasım 2020’de Joe Biden’ın Dünya Düzeni (Joe Biden’s World Order) isimli makalesi yayımlanan Shlome Ben-Ami’dir. Ben-Ami şöyle diyor: ‘‘Trump sonrası bir düzen, Soğuk Savaş sonrası liberal coşkudan çok, 1945 blokları arası rekabete dönüşle ilgili görünüyor.’’ Bana göre bu tür ifadeler olsa olsa kasıtla söylenmiştir, ancak söylediğim tezi doğrular mahiyettedir.

ABD’nin karşı karşıya kaldığı durum ne Trump’ın hatalarıyla açıklanabilir ne de 2020’de karşı karşıya kalınan Covid-19 süreciyle. ABD’nin hemen her coğrafyadaki politikaları ve yaptırımları esasen Obama döneminde başlamış idi. Salt politik açıdan bakılırsa Covid-19 konusu olsa olsa Biden’ın seçim kampanyasını yürütenlere yaramış olabilir.

Trump ısrarla tekrarladı, düşüncesi şöyleydi; liberal hegemonyayı ABD’nin ulusal gücünü yeniden artırarak kazanacağız, dedi. Küresel güç odakları, Çin başta olmak üzere dünyanın her köşesine yerleşmiş sermayenin gücü ise ulusalcılığa dayalı değil, yeni dünya düzeni için daha başka bir formülün peşinde olmalıydı.

Küresel-Liberal Hegemonya

Joe Biden’ın temsil ettiği güçle bakıldığında küresel açıdan ‘‘liberal hegemonya’’ düzeni ancak ‘‘küresel sermayenin tarif edeceği yeni dünya düzeni’’ vasıtasıyla gerçekleşecekti. Uluslararası sistemi ve liderlerini eleştirenler net yazmıyorlar, öyleyse bu yeni düzeni ben tarif edeyim: 1) Küresel Finans Teknolojileri (Fintech) ile güçlendirilecek yeni finans sistemi; 2) Dördüncü Sanayi Devrimi’nin ürünlerinin zenginleştirdiği piyasalarda akışkanlığı artırılacak yeni ticaret anlayışı; 3) uzayda, siber alanda, mega kent ağlarında yaratılacak sinerjinin yönetilmesi. Bundan böyle buna ‘‘küresel-liberal hegemonya’’ düzeni denecektir.

Bu ‘‘yeni’’ düzende savaş olmayacak mı? Düşmanlar kimler olacak? ‘‘Düşmansız bir dünya’’ vaadi kulağa hoş geliyor doğrusu! Kim istemez ki?

Ben-Ami şöyle diyor: ‘‘Biden yönetimi, barış için en gerekli olan çok taraflı kurumları ve yapıları sürdürürken, yükselen otoriter bir blokla rekabetlerinde dünya demokrasilerine liderlik etmeyi amaçlamalıdır. Bu amaçla, selefinin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olan ilişkisini derhal terk etmeli ve İran’a yönelik savaş stratejisini, gözden geçirilmiş, kalıcı bir nükleer anlaşmaya varma çabasıyla değiştirmelidir. Neyse ki, her ikisini de yapacak gibi görünüyor.’’ 

Gerçekten Ben-Ami gibi yazarlar, Trump, Erdoğan, Putin olmazsa, bunun yerine Biden, Macron, Mitsotakis gibileri olursa dünyaya barış gelir mi, diyorlar. Bu tür yazarların Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı Xi Jinping hakkında söyledikleri neler, açıkça duymak isterim doğrusu! 

ABD ‘‘Ulusal Güvenlik Stratejisi’’ dokümanında başat düşman ülkeler Rusya ve Çin olarak tarif ediliyor. Bu durumda Biden yeni bir ‘‘Küresel Güvenlik Stratejisi’’ belirleyecek ve buraya Çin’in düşman olmadığını yazacak. Sanırım Ben-Ami gibiler böyle düşünüyorlar. Durum bu ise küresel-liberal hegemonyanın merkezi ABD için bir ‘‘yeni küresel güvenlik paktı’’ oluşturulacak, Kuzey Atlantik Paktı (NATO) ise daha başka amaçlarla kullanılacak. Siz İsrail’de siyaset yapan biri olsaydınız tıpkı böyle önerirdiniz, değil mi? Küresel barışın teminatı bu tür ‘‘yeni küresel güvenlik paktı’’ mı olacak?

Bakın, bu soru önemlidir! ‘‘Barış’’ diyerek yola çıkanların insanlığı ne tür bir tuzağa çekmek istediğini anlamamız gerekiyor. Bunu Biden yapacak ise şahsen benim endişelerim var. Başka sorular da var: Örneğin, ABD, Çin, Rusya, İsrail, Fransa, İngiltere, Hindistan başta olmak üzere belli ülkeler nükleer silah ve atma vasıtaları üretiminden vaz mı geçiyor da biz bugün Biden’a yeni bir elbise giydirerek barıştan söz ediyoruz? Siber Savaş yöntemleri nükleer savaştan daha mı barışçıl? Kişisel yaşamımız tehdit altında kalınca huzur içinde mi olacağız? Savaş uzaya taşınınca mı dünya huzura kavuşacak? Gerginlik Atlantik’ten Pasifik’e taşındığında mı insanlar ölmeyecek? Uluslara mensup ordular savaşmayacak da robot askerlerin kullanıldığı ordular mı savaşacak?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Doğu Akdeniz Planı Devrede

DİĞER YAZI

Avrupa ve Politika

Politika 'ın son yazıları

Kırılma

Bu bir kitap olacak. Bu günü gününe tutulan notların birikimi ile gerçekleşecek. Geçenlerde bir twit attım