Kafkasya’da Rusya’nın Denklemi Ne?

62 Tıklama
22 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Azerbaycan ve Ermenistan meselesinde Rusya’nın denklemi üzerine değişik düşünceler ileri sürülmektedir. Bu güncel konuyu, ortaya çıkan yeni sorularla geliştireceğiz. Peşinden küresel bağlamla bir değerlendirme yapacağız. Meseleyi, 1992-2012 ve 2012-2020 süreçlerinde nelerin değiştiği gerçeğinden hareketle analiz edeceğiz.

Ateşkes Soruları

Son günlerin en önemli sorusu, Ermenistan Azerbaycan’ın gücünü ve hazırlığını bile bile önce Tovuz’a sonra sivil yerleşim yerlerine neden saldırıda bulundu ve Azerbaycan’ın karşı harekât başlatmasına sebep oldu? Burada bir mantık yok, bu mantıksızlığı Ermenistan neden yaptı? 

Buna ilave olarak şu da soruluyor; Ermenistan ve Azerbaycan’ın ‘‘büyük ağabeyi’’ rolündeki Rusya bu işin neresinde? İstese, bu iki ülkeye de silah vermez veya kullanımını kısıtlar. Üstelik, özellikle bu dönemde Ermenistan’a silah vermese ve harekâtı ikmal etmese, zaten doğrudan ve meşru yollarla silah tedarik edecek ekonomileri yok, asla savaşamazlar, ancak terör eylemlerine baş vurabilirler veya ülkeyi tamamen Batı’ya teslim ederler. Egemen bir ülke olarak Azerbaycan istediği yerden silah satın alacak güce sahip ama Ermenistan öyle değil. Bugün Ermenistan’ı Rusya bıraksın, proje devlet peşinde koşan diğer güçler, örneğin ABD ve Fransa, Ermenistan’ın tüm silah envanterini değiştirirler, verdiklerini borca yazarlar ve bu işi seve seve yaparlar.

Geçtiğimiz gün Putin Ermenistan ve Azerbaycan taraflarını Moskova’ya davet etti. Dışişleri Bakanları tam on saat bir yuvarlak masa etrafında oturdular. Sonra Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov çıktı açıkladı, insani maksatlı bir ateşkesin yapıldığı duyuruldu. uBna göre ateşkes 10 Ekim 2020 saat 12:00’da yürürlüğe girecekti. Okunan metnin içinde ‘‘ateşkes’’ sözcüğü yazmaktaydı ama asla uygulanamayacak içerikteki bir metin olduğu da açıktı. Ben buna ilk andan itibaren ‘‘diplomatik ateşkes’’ adını takmıştım. 

Her neyse, ateşkes ilan edildi ama Ermenistan tarafı buna uydu mu? Hayır. Hangi silahlarla ateşkes bozuldu? Rusların verdiği silahlarla. Rus tarafı metin içine bir madde ekleyip, ‘‘Bu ateşkes süresince Rus menşeili silah kullanılmayacak!’’ deseydi, olmaz mıydı? Pekâlâ olurdu. Ama bu yol tercih edilmedi. Üstelik Rusya Ermenistan’a silah ve cephane vermeye devam etti. Bu durumda tekrar soralım; bu nasıl ateşkes, Rusya ne yapmak istiyor?

Şunu da ilave edeyim, Rusya’nın verdiği silahlar hem ateşkesi ihlal etti ki Ermeniler Rusya’nın sözünü dinlemeyen taraf oldu, hem de Azerbaycan’da siviller öldü, bundan belli oranda da Ruslar sorumlu durumuna düştü.

Rusya

Şimdi Rusya’ya biraz bakalım. Denklemi Rusya açısından analiz edelim.

Küresel güç, Atlantik’ten Pasifik’e, Arktik Bölge’den Orta Asya güneyindeki Tiyanşan Dağları’na kadar etkinliği olan jeostratejik önemi haiz bir ülkeden bahsediyoruz. COVID-19 süreci ve hidrokarbon fiyatlarındaki düşüklük Rus ekonomisini fazlasıyla etkiledi. Esasen Rus ekonomisi iki kalem ürüne, hidrokarbon ve silah satışına bağlıdır. Hal böyleyken küresel konjonktür küresel Ticaret Savaşı, Çin’in İpek Yolu Projesi, küresel silahlanma yarışı, her yerde kaotik gerginliklerin yaşandığı bir dönemi işaret ediyor. 

Bugün Rusya’nın vazgeçmeyeceği küresel mücadele alanlarını sıralayalım:

  • Doğu Akdeniz (Suriye, Libya, Kıbrıs), 
  • Baltık (Kaliningrad, Polonya), 
  • Arktik Bölge (yeni su yolunda egemenlik talepleri), 
  • Doğu Avrupa (Moldova-Transnistria, Belarus), 
  • Karadeniz (Kırım, Donetsk, Luhansk),
  • Orta Doğu (İran, Hazar Denizi),
  • Kafkasya (Abazya, Osetya, Karabağ),
  • Orta Asya,
  • Enerji Yolları, 
  • Pasifik, 
  • Uzay.

Konumuzla ilgili olarak, Kafkaslar bölgesini kontrol ettiğinden emin olmak isteyecek Rusya’nın hem Ermenistan hem de Azerbaycan için sağlam bir planı olması gerekir. Bu konuda ben her türlü yaklaşımı kabul ediyorum, örneğin klasik, ‘‘Çözümsüzlüğün çözüm olacağı statükoyu tesis etmek!’’ yöntemiyle (Aristo mantığı) hareket etmesine de hayır demiyorum. Ama tek bir sorum var; Rusya’nın Güney Kafkasya bölgesinde çözümsüzlüğü sürdürmek istemesinde zaman uygun mu? 

Neden zaman üzerinde duruyorum? Yukarıda da açıkladım, dünya krizde ve Rusya ekonomik yönden sorunluyken Rusya Kafkaslar’da asıl provokasyon üreten ‘‘büyük ağabey’’ olarak, bu yeni bölgesel-krizden kazançlı çıkar mı, yoksa bölgede kendine çıkar elde edecek bir sorun sahası bulmayı bekleyen ABD ve Fransa gibi diaspora yönüyle de güçlü Batı mı avantajlı olur? Denklemin bu yönünü ve zamanlamayı hesap etmeden yanlış adım atacak bir Rusya düşünebiliyor muyuz?

Ancak şurası açık, Rusya küresel çıkarlarını gözetmektedir, BDT sınırında otoritenin kendinde olduğunu muhataplarına göstermek zorundadır. Rusya bu temel amacından taviz veremez.

Zamanın içinde bu ilişkilere baktığımda ‘‘bugüne dek söylenmemiş söz yok’’ diyorum. Başka bir tabirle, ‘‘bugün sözün bitti yerdeyiz’’ diyebilirim.

Peki bugün geçmişe oranla farklı olanlar neler? Bugünkü duruma bakıp nelerin değiştiğini sıralayalım:

  • Kafkaslar ve Karadeniz bölgelerinde enerji koridoru daha da belirginleşti, somutlaştı.
  • Azerbaycan her yönüyle güçlendi.
  • Ermenistan’ı Batı yanlısı bir Başbakan yönetiyor ve ülke her yönüyle daha zayıf.
  • Çin’in İpek Yolu hattı somutlaşıyor.
  • Ne Rusya ne de diğer güçler, 1992 yılının gücü ve pozisyonunda değiller.

Metnin sonunda ek bir hatırlatmada bulunmak amacıyla 1992-2012 döneminde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu başta olmak üzere tarafların çabaları bulunmaktadır. O bölümü okumak isteyenler bakabilirler. Ben bu akış içinde bazı sonuçları listelemek isterim.

1992-2012 arası:

  • Bu dönemde Rusya farklıydı, sosyo-ekonomik, askeri ve politik açıdan Batı daha güçlüydü; ancak bugün öyle değil. 
  • Rusya dönem içinde Güney Kafkasya’da Gürcistan’ı (Renkli Devrimler vs.) Batı kampına kaptırmıştır. Kolektif Güvenlik Örgütü (2002) çerçevesinde Ermenistan’daki askeri gücünü tahkim etmiştir.
  • Azerbaycan tarafı, toprak bütünlüğü ve işgal edilen topraklardan Ermeni güçlerinin çıkmasını her fırsatta dile getirmiş, yapıcı ve diyalogdan yana tutum sergilemiş, hatta bugün bile gündeme gelen o Ermeni askeri güçlerinin Dağlık Karabağ’dan çıkması takvimi üzerine görüşmeler yapmış haldedir.
  • Ermenistan tarafı, her defasında oyun bozan bir tutum takınmıştır, statükonun devamından yana olmuştur. Halen diasporanın desteğiyle ve Rusya’nın politikalarıyla ayaktadır.

Görüleceği üzere: 

  • Eğer Rusya bugün 2020’de Minsk Grubu içerisinde, 1992-2012 dönemindeki kapasite ve akılla hareket edecekse, buradan kendi çıkarına bir sonuç alması mümkün görülmemektedir. Bu durumda Rusya 2012-2020 periyodunda değişen konjonktüründeki gelişmeleri dikkate alarak bir planı uygulamak zorundadır. Bu durumda Rusya en başta; Türkiye, Çin ve enerji çıkarları konularını dikkate almalı, Avrupa’da ise (tıpkı Çin gibi) ülkeleri farklı şekilde muhatap kabul etmelidir, AB’yi topyekûn görmemelidir. 
  • Eğer Rusya Güney Kafkasya’yı kontrolünde tutmak istiyorsa, Türkiye ve Azerbaycan’ı kendi çıkarlarıyla ilgili denklemden uzak tutmaması gerekmektedir. Bilakis Avrupa-Çin ekseninde bu iki Türk ülkesi her bakımda bölgesel istikrara katkı sağlayacak kapasite ve jeostratejik konumdadır.

Sonuç

Sonuçta şu konuları belirginleştirmekte yarar vardır:

  • Rusya içinde değişik politik güç odakları vardır ve Moskova net bir bakış açısını sahaya aktaramamaktadır, bu kendisinin zaafıdır.
  • Ermenistan içinde değişik fraksiyonlar vardır ve mevcut hükümet durumu kontrol edememektedir.
  • Üstelik Dağlık Karabağ terör merkezi konumuna gelmektedir. Bu terör gruplarının Kafkaslar bölgesini terörize edeceği açıktır.
  • Batı dünyası veya küreselleşme denklemi içinde olan her bir güç unsuru (küresel şirketler, büyük enerji şirketleri, Avrupa ve ABD’nin köklü güç odakları, politik cepheler) Rusya ve Ermenistan’ın bu durumunu bilerek dolaylı yaklaşım göstermektedir ve etkili olmaktadır.
  • Rusya Türkiye’yi Kafkaslar’da istikrara ve barışa katkı için Türkiye’yi denklem içine almalıdır. Hatta bu bakış açısını Çin sınırından Atlantik Okyanusu’na kadar geniş alanda, özellikle Doğu Akdeniz’de uygulamaya koymalıdır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

xxx

Ek

Geçmiş dönemde mesele AGİT Minsk Grubu çerçevesinde gelişmekteydi. Şöyle:

  • Minsk Grubu, çok uluslu bir barış gücü oluşturulması da dahil, çeşitli çözüm önerileri içeren paketler sundu.
  • Savaşı bitiren ateşkes anlaşması Temmuz 1994’te yürürlüğe girdiğinde, Azerbaycan topraklarının, Dağlık Karabağ ve komşu yedi ilçe (rayon) ile beraber, yaklaşık yüzde 20’si Ermenistan’ın kontrolü altındaydı.
  • Erivan, bu toprakların özgür bırakılması halinde Dağlık Karabağ’ın tam bağımsız bir ülke olarak tanınmasını istiyordu. Azerbaycan ise Dağlık Karabağ için üst düzey özerklik vaat ediyordu. Bakü’nün tutumu, Ermeni askerlerinin işgal altındaki topraklardan tamamen çekilmesi talebi etrafında şekilleniyordu.
  • Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 1 KAsım 2012’de, Dağlık Karabağ için zafer gününün yakın olduğunu söyledi. Azerbaycan statükoyu asla kabul etmeyecekti. İlham Aliyev sözlerinin devamında ülkesinin askeri gücüne vurgu yapmıştı, “Askeri gücümüz artıyor, toprak bütünlüğümüz temin edilecek,”demişti. Bu vurgu, diplomatik çözümden ümidini kesen Azerbaycan’ın askeri çözüme gittikçe yaklaştığının göstergesi niteliğindeydi. 
  • Erivan’ın Ermenistan ve hatta diasporadan gelen Ermeni aileleri Dağlık Karabağ’a yerleştirerek popülasyonu değiştirme çabalarına büyük tepki göstermekteydi.
  • Minsk misyonunun ‘‘Adım Adım Yaklaşımı’’ uyarınca, öncelikle Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları üzerindeki Ermeni işgali sona erdirilecek, yerlerinden olmuş Azeri halkı evlerine geri dönecekti. Ekonomik ve insani ilişkiler yeniden kurulacak, daha sonra Dağlık Karabağ’ın statüsüne karar verilecekti. Diğer yandan Minsk’in ‘‘Ortak Devlet Önerisi’’ Azerbaycan ve Dağlık Karabağ’ın ortak federal bir devlet kurması yönündeydi. Azerbaycan öneriyi reddetti.
  • İlk defa 2006 yazında gündeme gelen ‘‘Temel Prensipler’’ iki tarafı da memnun edecek ve kaygılarını giderecek bir şema oluşturuyor şeklinde görünmekteydi. Bu şemayı içeren tasarı, Kasım 2007’de İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen AGİT Zirvesi’nde Ermeni ve Azeri hükümetlerine resmen sunuldu. ‘‘Temel Prensipler’’ bu vesileyle ‘‘Madrid Prensipleri’’ adıyla anılmaya başladı.
  • Madrid Prensipleri’ne göre, Dağlık Karabağ’ın nihai statüsü konusu askıya alınmalı ve işgal altındaki toprakların özgürleşmesi, Azeri nüfusun bölgeye geri dönmesi, hayati toplumsal kurumlar ve ulaşım altyapılarının oluşturulması gibi konulara öncelik verilmeliydi. Aynı zamanda tüm bu safhaların, Dağlık Karabağ’ın nihai statüsünü belirlemeye yarayacak mekanizma ile ilgili anlaşmaların imzalanmasının ardından başlaması öngörülüyordu. Bu şatlarda, Azerbaycan da ilk kez de facto Dağlık Karabağ hükümetini tanıyarak onunla birlikte çalışacaktı.
  • Azerbaycan, Madrid Prensipleri’ni kabul etmeye genel itibarıyla rıza gösterdi. Ermenistan ise önerinin kaleme alınması sürecindeki katkılarına rağmen aniden plandan uzaklaştı ve somut bir karşılık vermeye yanaşmadı.
  • AGİT’in bu kapsamlı barış önerisi, Minsk Grubu Eş Başkanları olan Fransa, Rusya ve ABD’den büyük destek gördü. Fransız, Rus ve Amerikan liderleri, Temmuz 2009’da İtalya ve Haziran 2010’da Kanada’da yapılan G8 zirvelerinde, Madrid Prensipleri’ne yönelik desteklerini ortaya koydular.
  • Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermeni mevkidaşı Serj Sarkisyan, 25 Ocak 2010’da Rusya’nın Soçi kentinde, dönemin Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ev sahipliğinde masaya oturdular. Madrid Prensipleri çerçevesinde yapılan görüşmelerin ardından Erivan, barış önerisini yanıtlamak için iki hafta istedi, ama sürenin sonunda hiçbir karşılık vermedi. Sarkisyan yönetiminin bu tavrının, öneriyi kabul ederek siyasi bir risk üstlenmeyi göze alamamaktan kaynaklandığı öne sürüldü.
  • Dönemin Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, 1 Ekim 2010’da Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesinde, Ermenistan’ın Madrid Prensipleri temelinde bir barış planından vazgeçmesine yönelik şöyle bir açıklamada bulunmuştu: “Bu, Ermenistan’ın AGİT Minsk Grubu’nun önerisini kabul etmesi ya da etmemesi ile ilgili değildir. Bu, Ermenistan’ın statükoyu hiçbir şekilde, hiçbir koşul altında değiştirmek istememesiyle ilgilidir. Ermenistan’ın bölgede barışçıl çözüm istemediğine dair birçok endişe verici sinyal mevcut.”
  • Aliyev ve Sarkisyan, 24 Haziran 2011’de Rusya’ya bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da, Medvedev’in ev sahipliğinde bir kez daha bir araya geldiler. Uluslararası toplumun büyük beklentilerine karşın burada da, Güney Kafkasya’nın bu uzun ve zorlu sorununu kalıcı ve adil bir çözüme kavuşturmak için bir fırsat daha kaçırıldı. Ermenistan, daha önce müzakere masasında belirlenen, ‘‘Ermeni güçlerinin geri çekilmesiyle ilgili formül ve takvim’’ gibi maddelere karşı çıktı. Minsk Grubu arabulucuları, Kazan’a Madrid Prensipleri metnini değiştirerek gelmişlerdi. Bu sefer de Azerbaycan revize edilen metinleri kabul etmedi.
  • 17-18 Mayıs 2012 İstanbul Dünya Siyaset Forumu Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Siyasi Analiz ve İstihbarat Dairesi Başkanı Elnur Aslanov, buradaki konuşmasında Bakü’nün Dağlık Karabağ stratejisinin ana hatlarını ortaya koymuştu. Minsk Grubu aracılığıyla gerçekleştirilen görüşmelerden sonuç alınamamasını, Ermenistan’ın yapıcı olmayan tavrı ve statükoyu muhafaza etme kaygısına bağlayan Aslanov, AGİT’in Dağlık Karabağ sorununu çözme girişimleri hakkında şu çarpıcı ifadeyi kullanmıştı: “Minsk Grubu, Ermenistan’ın saldırgan tutumu karşısında arabulucu rolünü oynuyor ve herhangi bir baskı aracından yoksun.”
  • Azerbaycan Dışişleri Bakanı Memmedyarov ise Ekim 2012’de Almanya’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında, ülkenin önde gelen düşünce kuruluşlarından Deutsche Gesellschaft Für Auswartige Politik tarafından düzenlenen bir etkinlikte, Ermenistan’ı eleştiren ayrıntılı bir konuşma yapmıştı.Ermenistan’ın saldırgan politikasının, Kafkasya bölgesinin Avrupa ve Euro-Atlantik sahasıyla bütünleşmesinin önündeki başlıca engel teşkil olduğunu vurgulayan Memmedyarov, Dağlık Karabağ ihtilafının, uluslararası hukukun kural ve ilkeleri temelinde çözülmesi gerektiğini söylemişti.
  • Nalbandyan, 24 Eylül 2012’de ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından Los Angeles World Affairs Council bünyesinde bir toplantıya katılmıştı. Buradaki konuşmasında, Azerbaycan’ın güç kullanma tehditlerinin, askeri bütçesini artırmasının, sınır bölgesindeki provokasyonlarının ve Ermeni kültür mirasına yönelik saldırgan eylemlerinin, bölgesel istikrar için tehdit oluşturduğunu ifade etmişti. Nalbandyan’a göre, Dağlık Karabağ’ın çözülememesinin yegane nedeni, Azerbaycan’ın AGİT Minsk Grubu’nun önerilerini görmezden gelmesiydi.

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Lavrov’un Ateşkes Açıklaması

DİĞER YAZI

Oruç Reis Yeniden Doğu Akdeniz'de

Politika 'ın son yazıları