partilerin-analizi
Partilerin Analizi

Partilerin Analizi

421 Tıklama
21 Dakikalık Okuma
3
Okuyucu

İç politika doğru olursa dış politika da doğru seyreder. Neticede politikacılar yabancı muhataplarıyla masaya oturduklarından kendi halkından aldıkları oy nispetinde güçlü olduklarını yansıtırlar. Hedef ne? Tam demokrasi. Ne yapılacak? Yasalar. Yasalar eksiksiz ve kapsayıcı olacak. Millet bunu hak ediyor mu? Fazlasıyla. Millete yük olan partiler var mı? Evet. O halde partileri analiz edelim, durumu kendi içinde değerlendirelim.

Dünya yuvarlak mı sorusunu tartışırken evrenin bile neye benzediğinde birçok model ortaya çıktı. Ama bu çok basit yaklaşımlarla değerlendirelim, hangi ülkede olursa olsun insanlar şimdilik bu dünyadalar, bu ekosistem içindeler, bu rüzgarların, bu güneşin etkisindeler… Eğer insanlar Mars’a giderlerse yine bu dünyadaki kültürle gidecekler ve belki binlerce yıl sonra evrilecekler. Bu bizim konumuz değil. Bizim konumuz doğrudan Türkiye.

Doğal gelişmeyi ve etkileşimi yok sayan her düşünce şurada kalsın. Ben bu analizi geçerli ve gerçekçi ölçütlerle yapacağım. Bilgi bağlamına yobazlar ve radikaller kendi tanımlamaları ile inandıklarına daha da sıkı sarılabilirler. Burası dünya ve bizler her şekilde insanız.

Buradan çıkıp ilerlersek, burası bir ülke, biz bir milletiz… Pek çok tanım yaparız. İdeal kavramı ve esasen beklentisi her şartta bir ileriye kayar, ulaşılamazdır. Bu ilerlemenin ve insan ufkunun enginliğinin gereğidir. Türkiye için söyleyelim, neyimiz eksik? Bu bakışla olalım.

Partiler nerede çalışacaklar? Demokrasilerde. Bu hangi demokrasi? Sosyal, liberal, radikal, cumhuriyetçi, temsili, otoriter, doğrudan, katılımcı, müzakereci, plebisit… Demokrasi kültürümüz Eflatun’un dediği anarşizme mi yakın, Aristocu yoksulları gözeten türden mi? Yoksa ortaya karışık mı? Bu tasnif içinde bakmayalım. Demokrasi, tam (virtual) demokrasi, sandık demokrasisi diyelim. Örneğin bizdeki demokrasi, Irak’taki ise sandık demokrasisi. Bizim gibi bir ülkenin hedef alacağı ne? Tam demokrasi.

Tam demokraside en önemli konulardan birisi milletin kültürüdür. Bizdeki ölçüt tatmin edicidir. Ancak tam demokrasi için yasaların eksiksiz olması gerekir. Birey-kurum-devlet arasındaki hukuku tesis etmesi gerekir. Partilere gerekli standartlar ancak hukuk yoluyla tesis edilebilir.

Britanya’da 1. Elizabeth (1533-1603) zamanından bu yana demokrasi vardır. O zamanın politik yaklaşımları Sanayi Devrimi öncesine dayanır. Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkan sosyo-politik ve sosyo-ekonomik şartların partileri hemen hemen değişmedi. Bunlar modern dünya ile ilintili değerlendirmeleri içerecektir ve o zamanın demokrasisi de tam demokrasiye evrilmiştir. Ayrıca Magna Carta’nın yazıldığı tarih 1215’tir, bunu da hatırlamış olalım.

Sanayi Çağı 18. ve 19. Asırları kapsar. 20. Asır’da insanlık çok daha ilerledi. Anlayışlar, kültür ve gereçler değişti. Politika bunlara göre değişim göstermeliydi. Zira politika zamanın gerisinde kalırsa çok geri kalınır. Şimdilerde Dijital Devrimin etkisi, Bilgi Çağı gibi süreçleri yaşıyorsak, demokrasi, politika, partiler buna uygun olmalıdır. evet. Millet öznesi dünyada her alanda iştigal eder ve öğrenmede devlet nesnesinden ileriye bile geçebilir. Politika geri kalırsa millete yük olur ve partiler de millet gibi öznedir. Millet öznesi ve parti öznesi arasındaki kopukluk doğrudan devletin işleyişine etki eder. Hatta aydınları da özne olarak işlevsel kılarsak, devlet bunlardan dolayı bile eksiklik çeker. İşte, politik kalkınma ve demokrasi inşası bütünüyle olmalıdır, gerekçe budur.

Bir insan topluluğunun değerini önce adalet anlayışıyla ve dolayısıyla hukuk normlarını içselleştirmeleriyle ölçersiniz. Eşitlik, adalet, şeffaflık, kapsayıcılık, vs. her bir kavram önce hukukla tarif edilir. Hukuk pozitif ve ileride olacak, geride kalmayacak. Hukuk geride bırakılıyorsa veya Türkiye’de konu olduğu üzere paralelleştiriliyorsa orada işlerin normal olması beklenemez. İleri demokrasi kültürü için hukuk ön koşuldur. Millet önde koşar, işinin olmasını bekler, değilse geridekileri toplamakla ilgilenmez, herkes işini yapsın der. Politikacıların ve partilerin işi sade vatandaştan farklıdır. Tüzel kişilikleri vardır. Önce işi bitirelim, sonra düzenlemeleri yaparız demek bir politika olamaz. Hukuksuz bir adım bile atamazlar ama bu kesimlere cevaz verecek hukukun da işlevsel olması gerekir.

Bizde kaç türlü parti var? Eğer Meclis’in tarih kayıtlarına bakarsanız tasnifte zorlanırsınız. Yaklaşık 400 parti, cemiyet, vs. kayıtlı. 1860’lardan bu yana olan kayıtlara bakın, rüzgar nereden esmiş ona göre parti kurulmuş! Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki partilere ve cemiyetlere bakarak demokraside nerede olduğunuzu anlarsınız.

Partiler ideolojik, çıkarcı, ağzında bakla ıslatan, bölücü, kavgacı olabilir. Bu tanımlar anbean değişkenlik gösterir. Biz bu şekilde değerlendirmeyelim. Yukarıdaki tasnife göre bir analiz yapalım. ama yakın dönemde sınıflaşma ve gelenek üzerinde de bir açıklama yapmak gerekiyor. Önce bunu yapıp sonra tasnife ve partilere geçelim.

Konu siyaset ise sınıf kavramı üzerinden bir açıklama getirmek gerekir. Sanayileşme ile birlikte İngiltere’de sınıflar keskin şekilde ayrılmış ve geleceği inşa etmişlerdir. Bu gelenek politikada bir yapı oluşturmuştur. İlave bir konu daha var. Bu konuyu alaycı şekilde gündeme getiririm. “Türkiye modern olmadan post modern olmaya soyundu ve kapitalist olmadan serbest piyasa aktörü oldu,” diye.

Eğer Osmanlı ve Demokrat Parti dönemlerini üst üste koyarsak, Türkiye’de bir İstanbul Sermayesi vardı. Sanayici ile köylüyü anlamak isterseniz, bu coğrafi bakışla yetinebilirdiniz. Burjuvanın yurt sathına yayılması süreci Özal ile başladı (ANAP) ve uzunca süredir iktidarda olan AK Parti ile devam etti. Özal’dan sonra görevi bir ara Çiller (DYP) almak istedi ama uzun sürmedi. Bu süreç AK Parti ile yaşanmaya başladı. Bu taşınma (dönüşüm) süreci siyaseten kayırılan iş adamları ile oldu. Hatta yolsuzluklar bahsi de buna dayalı bir açıklama ile geliştirilebilir. Siyaset bilimi ile ilgilenenler bütün bunların ne demek olduğunu bilirler. Türkiye bu adımla modernizmi, serbest piyasayı, sınıflaşmayı ve gelenek inşasını başlattı. Dönüşümün (Özal buna transformasyon dedi) geç olması elbette farklı devletlerle mukayeseyi ve aynı zamanda medyatik yaklaşımları körükledi. Eleştirel bakış doğaldı. Bu toplumdaki gerilmelerin de açıklamasıdır. CHP bu taransformasyonda yer almadığı ve sermayeyi ve sınıflaşmayı topluma yaymayı anlamadığı için sürekli eleştirel kaldı. Tüsiad ve Müsiad bu bağlamda incelebilecek bir konudur. Neyse sonuçta en son seçim sürecinde “yerli-milli” kavramı ortaya çıktıysa boşuna değildir. Bu siyasi gelenek inşası bakımından lüzum görülen bir açıklamadır.

Tasnifi doğru yapmak gerekmektedir. Şimdiye kadar siyaset biliminde kanıksanmış tasnif doğru ama işlevsel olmaktan uzaktır. Bugün çıkıp bir parti kurun, tüzüğünüze yazacaklarınız standart sözler. Kanunen engel çıkmasın istenir. Aslında yeterli ve ön şart bu bakış açısına dayanır. Ama devletin altını oyacaklar çıkacaksa bile aynı klişeleri kullanır, öyle değil mi?

Bu nedenle ben daha özgün bir tasnif yapacağım ve milleti esas alarak bu bakış açısını (haliyle tartışmaya açıktır) sunuyorum. Bizde dönemsel bakışla durum şöyle:

  • Osmanlı – bozguncular ve çare arayanlar,
  • Dünya Savaşları – uyuma yönelenler ve tepkililer,
  • Atatürk – kurucular ve arayış içindekiler,
  • Çok partili – cumhuriyetçiler ve öğrenenler,
  • Soğuk Savaş – korumacılar ve bağımlılar,
  • Küresel – küreselciler ve ulusçular,
  • Geleneksel – dönüşümcüler ve eleştiriciler,
  • Neo-liberal – radikaller ve ılımlılar.

Halen demokrasi kültürünü kurmaya çalışıyoruz. Bu zor, hazmederek ilerlenebilen ve sabır isteyen bir konu.

Osmanlı’nın son zamanlarından Soğuk Savaş Sonrasına dek dünyada ortam moderndir, sanayi toplumlarının gelişmesini görmekteyiz. Sonrasında Bilgi Çağı’nın ürünleri ve modernizmin karnında post-modern düzen de gelişmeye başladı. Alemler gerçek ve sanal diye ayrıldı. Türkiye’deki politik ölçüleri bunlarla kıyaslayın. Başka bir dünya yok!

Millet mi, partiler mi daha önde? Sosyolojik olarak bölgemizde köklü kültürel değerin etkisiyle siyaset vazgeçilmez görülür ve millet bütün sosyal ortamlarda siyasetle ilgilenir. Seçimlerde sandığa yansıdığı şekilde de görülür ki, millet her zaman partilerden öndedir ve seçerken belli bir hesap mantığı ortaya çıkar. Partiler “ders aldık” der.

Sorun aydınlarda ve partilerdedir, millette değil. İleri bir demokrasi için aydınlara büyük iş düşüyor.

Bir partinin millete yük olması kaç türlü olur? Kuruluşu ve iç işleyişiyle, vizyon eksikliği ve iddiasız olmasıyla, yanlış politikalarla, milletin yararına değil başkalarına çıkar sağlayarak yük olur. Zamanında görülmese de yük olduğu ileride ortaya çıkan türden olanlar da var.

Partiler:

CHP… Kurucu ve cumhuriyetçi bir parti değil mi? Soğuk Savaş döneminde gitti geldi, esen rüzgarlara bağlıydı. Asker ile birlikte ülkeyi “koruma ve kollama” görevi üstlendi. Küresel dönemde ise ne olduğunu anlamakta güçlük çekti. Dünyada hızla ortaya çıkan değişimlere göre ilkelerini bir yerlere koymaya çalıştı durdu. Devletçilik, Milliyetçilik, Devrimcilik… Neo-liberalleşme rüzgarlar ortaya çıkınca aslında dağıldı, yenilenemedi. Hatta Türkiye özelinde başlayan sermayenin Anadolu’ya yayılması sürecini tam anlamadı, bu konuda yeterince bir etkinliği olmadı. Siyasette icra değil eleştici tarafında kaldı. Karşı karşıya kaldıklarını neredeyse anlayamadı, hatta geçtiği dönemlerde kendi farklılaşmasını dahi değerlendiremedi. Şimdi kendi sorununu millete tartıştıran ama durumunu muhafaza etmekle ilgilenen bir konumdadır. Şunu ifade edeyim, bu temel, kurucu ve millete malolmuş bir partidir, doğru yönetilmelidir, Türkiye Cumhuriyeti demokrasisi buna ihtiyaç duyar. Kötü yönetilme hakkı yoktur.

HDP… Misyonuna Soğuk Savaş’ın projelerinden olduğunu inkarla ve milletten yüzünü gizlemekle başlar. Bağımlıdır. Küreselcilerin ve liberallerin elindedir. Radikaldir ve ırkçıdır. Ama çelişkili biçimde demokrasiyi savunur. Yine sorununu millete yansıtan partiler grubundandır. Acil karar verecek partililere ihtiyacı var. Hukuk ölçütleri bunu daha fazla bekleyemez. Eleştiricidir.

MHP… Osmanlı dönemine uzanan fikri yapısı vardır. Kurucu bir akımdır. Soğuk Savaş’ta korumacı olmuştur. Ulusçudur. Radikalliğini bir yere bırakmış Millete açılmıştır. Son aldığı politik inisiyatiflere ve eskiden beri var olan bürokrasideki gücüne bakılırsa korumacılığı devam etmekte ve millete sorumluluk duygusunu terk etmemektedir. Kritik şöyle, çağın icaplarına bağlı olarak güvenlikçi politikaların ötesindeki konulara da eğilebilmelidir. Madem millet onlara denge ve denetleme görevi verdi, bunu sadece güvenlikle değil, refah konularıyla da desteklemelidir.

AK Parti… Osmanlı dönemine uzanan fikri yapısı vardır. Tepkililerdir ve kurucularla karşı karşıya gelmişlerdir. Soğuk Savaş’ta bağımlılar grubundadır. AK Parti en temel olarak sermayeninin Anadolu’ya yayılmasında etkin bir tutum sergilemiş olmasıdır. Ülkeye sınıfsal bakımdan yeni bir gelenek inşası böylece yerleşir olmuştur. Buna bağlı mevcut İstanbul burjuvasına karşı yandaş kavramı da kendiliğinden ortaya çıkmıştır. 2009’a kadar küreselcilerle, ama daha sonra ulusçularla ilişkilenmiştir. Bugün “yerli ve milli” kavramı siyasetin merkezini meydana getirmiştir. Ilımlı kalmıştır. 16 yıldır iktidardadır. 5 yıl daha Türkiye’de hükümet olacaklardır. Milletle bağı %50’nin üzerinde kurulmuştur. Millete karşı sorumludur! İcracı olmak risk almaktır. Sorumluluk ve risk bir tarafta, etkinlik başka taraftadır. Bu dengede hukuk önemlidir. Tam demokraside her denge tutturuluyorsa tatmin vardır. Bu ifadeler icracı olacakların tümü için geçerlidir.

İYİ Parti… Kökünü çok partili dönemin öğrenen grubuna dayandırmak isteyen anlatımları vardır. Bu kök zaten Soğuk Savaş döneminde bağımlılar, küreselliğin ortaya çıktığında küreselciler grubundaydı. Millete yük olur mu olmaz mı henüz anlaşılamadı. Ayrıca çağın hangi ileri gelişimine dönük açılımı ve politikası olacak, bu da anlaşılmamıştır. Ancak asıl çatışma AK Parti ile olabilir. Neden? Halen merkezi siyaset AK Parti üzerindedir. İYİ Parti bunu oradan alabilecek şekilde ülkeye ne getirecek? Ancak AK Parti dağılabilirse kendine orada bir yer bulabilcektir, ki bu bazı çevrelerce bugün sadece bir beklenti olarak açıklanabilir.

Bu milletin bir ferdi olarak diyorum ki hedeflenecek tam demokrasiye yetecek partilerimiz var. Yeni sisteme göre gerekli uyum yasaları da çıkacak. Bu süreçte kendi sorunlarını meclise getirmesinler, millet bunu görür. Milletin beklentisi mecliste sorunların çözülmesi, ilk planda da uyum yasalarının doğru çıkmasıdır.

Partilere önerim: Bu millete yük olmayın, çözücü ve çağdaş olun ve tam demokrasiye hizmet edin!

Önerilen diğer benzer yazılar:

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kürt Meselesi!

DİĞER YAZI

Halk Kavramı Üzerinden CHP’ye Bir Ders

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,