o-ates-memleketimin-icindeyse-eger
O Ateş Memleketimin İçindeyse Eğer!..

O Ateş Memleketimin İçindeyse Eğer!..

249 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Suriye kırılmasından sonra, yakın dönemin son döneminde sekizinci terör eylemi; Ankara, Kızılay-Atatürk Bulvarı’ndaki sivillere yönelik araçla intihar bombacısı PKK-TAK eyleminden (13 Mart) altı gün sonra yine Türkiye için çok özel, merkez konumunda ve korunan İstanbul, Taksim-İstiklal Caddesi’ndeki sivillere (içinde yabancı turistler var) yönelik yaya intihar bombacısı (ilk tahminlere göre) IŞİD (artık Batı buna ISIS da değil, alenen IS –Islamic State- diyor) eylemi 19 Mart’ta (Nevruz öncesinde) meydana geldi. Mehmet Öztürk isimli Gaziantepli bir vatandaş, ailesinde her türden radikal var deniyor bu son bombacı hakkında. Akıllardan geçenler neler?..

Tehditler var, haberler de var, emareler de, istihbarat da… Olmayan bir şey yok; göz göre göre, göstere göstere oluyor… Bu ne böyle? Önlem alınmıyor mu? Önlemler de var, hem de her yer polis, asker, görmediğimiz yerlerde ya istihbaratçı ya izleyici cihaz… Önleniyor büyük kısmıyla da, yine de oluyor, az da olsa ama yıkıcı ve yıpratıcı, hatta endişe verici! Neden oluyor o halde?

Sınır kontrolü iyi değil, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu kesimlerinde. Ülke içinde sayısını bilemediğimiz yabancı var, çapulcu diye görebilirsiniz ama bunları bir yabancı gözlemci militan, casus vs. diye niteleyebiliyor, yani karmaşık işler. Halkın bir bölümü düşmanlık besliyor devlete, iktidara ve diğer kesimlere; düşmanlığı mubah görüyorlar bu kesimler. Ya gerçek düşmanlar; Ortadoğu’da olsun, uzaklarda bir yerlerde olsun, düşmanlıklar var; hep oldular, bugün de var, özellikle Ortadoğu’da Suriye ve radikal terör üzerinden yürütülen çok bariz düşmanlıklar…

Radikal terör alanında El Kaide, IŞİD vs. derken PKK’da evrilme süreci; ayrı ayrı veya birlikte hareket ediyorlar. Kolay para, militan, araç ve mühimmat buluyor bu terör odakları, hatta isabetli strateji tayinleri; yardımsız olabilir mi bu işler?.. Peki, bütün bunların böyle gelişebileceğini idareciler çok öncesinden öngöremiyor muydu, hani mesela on, yirmi yıl önce? Olaylar oldukça tecrübe kazanıp bildik tedbirleri almakla ve retorikle durdurulabileceği mi düşünüldü acaba? Üç-beş yıllık akıl buna yeter mi görüldü ne?

Barışı inşa etmek ve korumak insanlığın en zor işidir. Tüm dinamikleriyle ülkede bu barış uzunca süre kendini kabul ettirmişti, sonra dengeler değişti veya değiştirildi; buna gerek duyanlar acaba aslında neyi değiştirmeye soyunmuşlardı? Tüm tecrübe yakın geleceğin değişimiyle inşa edilecek yeni bir düzen ve anlayış ile mi kökleşmeye doğru gidecekti, asıl hesap bu mu idi? Önemli değişimler üç-beş yılda olmaz, bir iki nesil bile yetmez, devletin daimiliği için bu bilinen bir hadisedir, öyle değil mi?

İşte size bir strateji sorunsalı! Biz strateji yapmasını mı bilemiyoruz da başkalarının isabetli stratejilerine maruz kalıyoruz? Yoksa yaptığımızı strateji mi zannediyoruz? Şu açıklananlara bakın; genellikle plan, program ve hedef düzeyli işler… Bu plan-program açıklamaları durumumuzu işaret eden bir ispat değil mi? Plan ne denli doğru olsa da kısa vadelidir ve maruz kalınan duruma ilişkindir; karşı tarafın kurgusuna göre şekillenir; bu bile kısa kalınacağının başka bir göstergesidir. Kısa, orta ve uzun vadeli, isabetli ve keskin, barışı tesis eden ve koruyan köklü türden bir strateji inşasını hafife mi alıyoruz ne? Vardı bu; geliştirilebilirdi, ama değiştirilmesi zarar getirdi. Sağlam stratejileri geliştirilmeyi bilmiyor muyuz? Tepkisel değil de kendi stratejimiz içindeki adımlar gereği ilk planı-programı kendi inisiyatifimizle yapmamız gerektiğinin önemini bilmiyor muyuz?

Bundan dolayı eleştiriler var; Suriye ve hatta Ortadoğu politikaları yanlış yürüdü diye. Halbuki Amerika Körfez Savaşı’na başladığı zamanda Türkiye Ortadoğu, Irak, İran ve Suriye için barışçı bir strateji ortaya koymalıydı ve asla bundan vazgeçmemeliydi. Ama…

Hassas stratejileri gereği Türkiye’ye “gel-gel” yapanların fırsatçılığı mı stratejimizin ana hatlarını oluşturuyor ne?  Bakın bugün nerelere geldik!.. Başkalarının inisiyatifle yapılan hamlelerin yönlendirdiği bu gidişatta çeşitli eylem planlarıyla direksiyonu yolda tutma çabasındayız. Burada asfalttan çıkıldı, moloz üzerinde, hendekler üzerinde ve kaygan yollarda ilerlemeye çalışıyoruz, farkında mıyız? Bugünkü karışık hal ve patlamalar normal mi?

Suriye konusu belli, çok yazıldı çizildi; çok karışık bir denklem. Henüz mültecileri bile sayamadık, ama kabul ettik, şimdi de AB ile anlaşma imzaladık, ama onlar saymışlar; insanlık gereği. Muhalifler etkisizleştiler mi ne? Türkmen kardeşlerimize her koldan yüklenenler oldu… Sınırda Rus uçağını düşürdük, şimdi çok ayrı düştük bu bölgede önemli düzeyde etkisi olan o ülkeyle. İran ve vekâlet savaşı yürütüyor denilen odaklarıyla beraber başka handikaplar var. İsrail’in Ortadoğu’da ve bu karışık işlerde ne yaptığını bilen yok; Dışişlerinin görevi Mavi Marmara’dan sonra durmuş haldeki diplomasiyi çalıştırmak; hepsi bu. “PYD-YPG teröristti, değildi,” diye tartışma devam ediyor, özellikle Amerika ile. PKK bile YPG ve IŞİD üzerinden müdahil Suriye meselesine. Bu ne keşmekeşlik böyle? Henüz Esad yerinde, ABD ve Rusya yürütüyor görüşmeleri, ateşkes gibi. Daha çok konu var sıralanacak, ama bu yazı amacından şaşar böyle. Zaten herkes biliyor artık kargaşanın ucu bucağını…

“Ben istemezsem buralarda bir oluşum mümkün olmaz!” diye mi düşündük ne? Kürt meselesi, Suriye ve radikal terör işi, “Evvel Allah Müslüman politikalarla hallolur…” diye mi düşünüldü acaba? Çünkü bu üç konunun da ortak noktasında Müslüman düşünce var; Müslümanlık başka, politikasını yapmak çok başka; hata aranacaksa belki buralarda bir yerlerde duruyor olmalı.

Diplomasi, uluslararası ilişkiler, yeni fikir akımları, eğilimler, teknoloji, felsefe ve posthegemonik dünya örgüsü… Dünya döndüğü sürece belirgin bir değişim meydana gelmekte. Her bir ana konunun kendi başına özelliği var, genellemelerle ve adamsendecilikle kontrol edilemeyecek kadar ince noktaları var bu işlerin. Temelde haklı olmak çok başka bir şey; gerçekler, akıl yolu ve insanlık ideali için bile olsa bir çıkar beklentisi var. Bizim için bu değerler başarıya ulaşabildi mi dersiniz, intihar tipi bombalar bu denli yoğun patlarken? Bu bir savaşsa kazanma yolunda mıyız acaba? Yoksa!..

Demek ki bilgi var, önlemler de sıkı; ama ortam kötü, kötüleşmiş; durum kontrol ötesinde bir yerde. Yaklaşık bu tartıştıklarımızdan dolayı olsa gerek, durmak bilmeyen bir terör sıkıntısı yaşıyoruz. İnşallah sondur, diyeceğim ama…

Sıradan, bildik, hemen aynı kelimelerle konuşanlardan, hem de sıradan akıl sahiplerinin ağzından çıkan açıklamalardan sıkıldım artık. “Türkiye’nin etrafı ateş çemberi…” Ben bu sözü Soğuk Savaş döneminde de duymuştum, yeni yetmeler bu tür eski sözlere sığınmasınlar artık; çünkü o ateş memleketimin içinde! “İyi niyetlilik, ben daha iyiyim…” diye bir şey var bizim kültürümüzde. Kimlerin iyi, kimlerin kötü olduklarını bırakın bireyler düşünsünler, bırakın böyle söylemleri. Önce şu işi halledelim; savaşı kaybetmeyelim, hem bu yeni savaşı, Uzun Savaş’ı, ateşi söndürelim, insan kıyımları son bulsun artık, masumlar ölmesinler, Türkiye karanlık bir coğrafya olmaktan kurtulsun, ilerilere güzel bakacak adımları atalım. Unutmayalım: Memleketimin ateşinin söndürüleceği menzil Türkiye’nin ötesindeki ateşlerin söndürülmesiyle, barışla mümkündür. Onun için dünyada barışçı olmak önemlidir, özellikle Türkiye coğrafyası için bu bir mecburiyettir. “Bize saldırdılar…” demeyelim; saldırılar öyle bilinen argümanlarla açıklanamıyor değil mi? Eğer açıklanabilseydi tedbirler yeterli olurdu mesela…

Elbette korkmuyoruz, peşini bırakmayacağız; o ateş memleketimin içindeyse eğer!..

(Görsel “dünyabülteni.net” den ödünç alınmıştır.)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

PKK, Türkiye ve NATO Çerçevesinde Çözüm Nerede?

DİĞER YAZI

Belçika’da Terör Saldırısı

Güvenlik 'ın son yazıları

Afganistan Stratejisi

Afganistan’da stratejik boşluğu kim dolduracak? Son günlerde bir yandan ABD, diğer yandan Rusya, Afganistan politikaları gereği