pkk-turkiye-ve-nato-cercevesinde-cozum-nerede
PKK

PKK, Türkiye ve NATO Çerçevesinde Çözüm Nerede?

324 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

PKK’nın tamamen masum insanları hedef alması devam ediyor. Ankara’daki bu son saldırı (13 Mart,) sonrasında metanet abidesi Türk halkına sabır diliyorum, kayıplarımıza rahmet, yaralılara şifa diliyorum. Elbette toplum kenetlendi ve ne olursa olsun terörle biryere varmak isteyenler başaramayacaklar, bu işin bir yönü.

Burada sizinle bir tahlil yaparak konunun savaş ilanı ve NATO bağlamında neler olabileceğini tartışmak istiyorum. Sonuçta görüşümü ve bu çerçevedeki çözümü işaret etmiş olacağım.

PKK’nin bir terör örgütü olduğunu tüm dünya kabul etmiş haldedir. Müttefiklerimiz ve NATO çerçevesinde tanınma yönünde bir eksik yoktur. PKK’nın bir eli Kandil’dedir ve Kandil uzunca süre ABD kontrolünde olan Irak topraklarındadır. ABD vaktiyle Suriye’den kaçmak zorunda bırakılan PKK’nın örgüt başını ele geçirirken destek vermiştir. Diğer eli Suriye kuzeyindedir. Bombalama yapanlar “Rojava” dedikleri bölgede eğitim görüyorlar; El Kaide, IŞİD, PYD-YPG ve PKK pratiğini birleştirerek çalışıyorlar. Suriye kuzeyinde ise parmağı olmayan yok, isimlerini saymayalım. Haziran 2015 seçim sürecinde Diyarbakır yapılan eylemden bu yana tüm eylemlerin benzer karakter göstermesi dikkat çekicidir. PKK farklı isimlerde alt grupları kullanmaya başlamıştır. Gerçi bunlar bilinmeyen gruplar değildir, yeni fonksiyonlarla ortaya sürülmüşlerdir. Örneğin bombalamalarda daha çok TAK’ın adı anılmaktadır. Bugün PKK, Öcalan’ın kurduğu bölücü terör örgütü olmaktan ileri giderek, hem “bölücü” hem de “taşeron” bir örgüt konumuna getirilmiştir. Demek ki PKK evrimleşmiştir, hatta önemli bir çalışma alanını Kandil’den Rojava’ya aktarmıştır, taşeronluk yapabilcek kabiliyette bölgede faaliyeti olan küresel bir terör odağı olma amacında ilerlemeye çalıştığı görülmektedir. Hatta İktidarın başlattığı ve İmralı ile sürdürmeye başlattığı Çözüm Süreci görüşmelerinde PKK’nın HDP’yi de dışlayarak farklı bir yön çizmesinin sebebi de budur. PKK bugün Güneydoğu Anadolu vilayetlerinde bir tür şehir çatışması gerçekleştirmekte, büyük kentlerde ise masum halka saldırarak terörü baskı aracı olarak kullanmaya devam etmektedir. Başka bir alanda Suriye’deki PYD-YPG teşkillerine destek vermektedir.

Halen Türk Hükümeti konuyu halledebileceği bir iç mesele olarak görmektedir. Ancak Cumhuriyet ilanı öncesi ve sonrası bölgede çoğu dış destekli pek çok isyan gerçekleştiği sürece aldığı sert tedbirleri bugün devreye sokmamaktadır. Şu açık, bu bir isyan değildir, kaynaşmış Türk ve Kürt halkını bölmek, Kürtleri başka türlüymüş gibi çeşitli yollarla, ki bunlardan birisi de terördür, etkileme biçimidir. Ama sonuçta bu işi kendilerine amaç edinmiş kişiler vardır, inkar edilemez, Büyük Kürdistan emelini körükleyen güçler de vardır elbette. Bu cepheden bakılırsa gelişmelerin bir kısmının isyanmış gibi düşünülmesi söz konusu olabilmektedir.

Son olarak Başbakan Ahmet Davutoğlu on maddelik bir paket açıklamıştır. Buna göre kapsamlı bir eylem planı ile işlerin düzelebileceğine inanmaktadırlar. Bazı siyasiler ve medya mensupları durumu, bu plan işliyor, başarılıyız, hatta PKK’nın şehir yapılanmalarının gerçekleştirdiği bu hain eylemler de açıkça gösteriyor ki örgütün  son can çekişmelerine tanık oluyoruz, şeklinde tarif ediyorlar. Durum böyle mi, yoksa bir yanılsama mı var, zaman gösterecek.

Diğer siyasi grup olan MHP işin başından beri bir OHAL daveti yapan taraf olmuştur. Ben bunun da ilerisinde bir noktadayım, belirtmiş olayım. CHP ise Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönülürse bu terör sorunu çözülür, diyor.

Dolayısıyla görüş noktasında “isabetli” olmak önemli görülmektedir. Durum tespiti sağlıklı ise tedbirler hakkında doğru kararlar verilebilecektir.

Yine bir Ortadoğu kökenli küresel terör örgütü olan IŞİD’e (ISIS, son adı ile IS) karşı NATO ve müttefik ülkeler bölgede güç bulundurmaktadır ve savaş halindedir. Son Paris terör saldırısı sonrası Fransa IŞİD’e savaş ilan etmiştir. Tereddüt etmemiş, bu bir savaştır, demiştir. Bölgeye intikal eden askeri varlığına ilave istihbarat, komuta ve diplomatik işbirliği müşterek karargah ve merkezlerde artırılmıştır.

Biz yıllarca bu meseleye savaş demedik, karşımızdaki çapulcuları savaşçı, asker, olarak takdim edersek tanımış oluruz, onlar teröristtir, dedik. Geçmişte yoktu, bugün terörle ilgili bilim insanlarımız yetişti, bu terminolojiyi bir daha irdelesinler isterim. Bu hassas bir konudur, anlıyorum; ama Fransa teröriste savaş ilan etti, aradaki fark olay yerine olan uzaklık mı, küresel terör ile yerel terör farkı mı? Bu vakitten sonra, tüm dünya PKK’yı terör örgütü olarak tanımışken, yerel terörist meşruiyet kazanabilir ve özgürlük savaşçısı olarak tanınabilir mi? Yoksa Türk yetkilerde bir akıl tutulması gözlenirken Fransızlarda bu yok mu?

NATO nedir? NATO mağdura yardım eden bir örgüt değildir, bilakis işbirliği ile belayı defetme inisiyatifinde olan bir savunma paktıdır. Çalışma şekli bakımından kendisinden bir dilekte bulunulmasa dahi savunma faaliyetine girişmekte gecikmeyecek dinamiklere sahiptir.

NATO ve müttefik ülkeler terörle ilgili Türkiye’ye destek verdiklerini belirtiyorlar ve istihbarat desteği veriyorlar. Türkiye talep ettiği sürece istekleri karşılıyorlar. Eksik olan ne? Bu işin ne durumda olduğunu ancak ilgili siyasiler ve teknik kademeler bilebilir. Ama bugün Türkiye’nin bazı konuları Fransa veya başka ülkelerdeki gibi kullanıp kullanmadıkları iyi incelenmelidir. NATO’nun kullanılması ile Türkiye’nin bölgedeki otoritesinin kaybolacağı düşünülmemelidir. Eğer gerekirse buna göre adımlar atılmalı ve kaygılar giderilecek şekilde işbirliği usulleri geliştirilmelidir.

Hatta Türkiye PYD-YPG bahsinde bir iddiada bulunuyor, belki bu iddiasında NATO ve müttefiklerinin tutumunu konuya müdahil oldukları sürece daha iyi kanıtlayabilecektir veya varsa Türkiye’yi dışarıda tutan başka pazarlık platformu, Türkiye bu kanalla işin içine girerek pazarlıklarda rol alma inisiyatifini eline geçirebilecektir.

Şimdi ne noktadayız? Sorular şunlar: 1) Türkiye PKK konusunu bir iç sorun olarak mı görmelidir, yoksa genel/bölgesel/küresel mesele olarak mı telaffuz etmelidir? 2) Türkiye bir savaş ilanına gerek duyuyor mu, duymuyor mu? 3) Türkiye NATO’nun tam desteğini alacak mı, almayacak mı?

İki  tür yaklaşım üzerinde tartışalım:

Birincisi; diyelim bu bir savaştır, ey NATO sen de 5. Maddeyi işlet dendi, bu ne getirir ne götürür, elbette iyi hesap edilmelidir. Örneğin; PKK’ya yapılan mücadele El Kaide ve IŞİD ile bir tutulacaktır, savaş hali kuralları işletilebilecek, OHAL gibi yetkiler kullanılabilecektir, TBMM’nin çalışma şeklinde savaş kanunları ve yetkileri belirginleştirilecek, hak ve özgürlükler buna göre açıklanabilecektir, gerekirse PKK’nın şehir yapılanmaları, uzantısı partiler, STK’lar, sözde medya yapıları, bu arada HDP’nin ülkece verilen mücadeleye ters davranış gösteren siyasileri savaş hukuku çerçevesinde belirginleştirilebilecektir, kimse iki arada bir derede kalmamış olacaktır, vatandaşa açıkça biz barış isteyen taraf olduk, aldatıldık, Ankara’nın göbeğinde bunlar masumlara saldırıyorlar, şimdi siz düşünün, karar verin, ya birlikte savaşırız ya da siz de biz de baskı altında kalmaya devam ederiz denecektir, diğer taraftan ise müttefiklerin ve NATO’nun konu hakkındaki durumundan istifade edilecektir.

İkincisi; diyelim bu haliyle devam edilecek, durum iç mesele olarak görülecek, müttefiklerde mevcut desteklerin alınmasına devam edilecek, on maddelik eylem planı ile bu işin bitirileceği düşünülecek, olabilir belki, ama olmazsa tarih başka şeyleri sorar, sizi tutan ne vardı, der. Elbette bizler birer vatandaş olarak devletin elindeki bilgilere sahip değiliz, belki de çok gizli kapılar ardında birilerinden önemli destekler alınacaktır, başka görüşmeler yapılıyordur, pazarlıklar dahi geliştiriliyordur, kim bilir? Ama neticede bu alternatifin ana konusu şu: Coğrafyamızda bu denli gergin bir ortam yaşanıyor ve savaş hali mevcutken, bizler önemli organları dışarıda olduğu halde kendimizce tanımladığımız bu PKK terörüne ve iç siyasetteki bu ortama 1990’lardaki gibi bakarak başarılı olacağımızı iddia ediyoruz; acaba haklı mıyız?

Bu kanayan yara için sürüncemede kalmaya gerek yok, milletçe çözüm bekliyoruz. İktidar kararını acilen vermelidir. Fikrime göre eldeki alternatifler bu iki başlıkla özetlenmektedir ve bu bir savaş haline dönüştürülecek değerdeki uluslararası-genel meseledir. Savaş terörle ve bölücü hüviyetini değiştirmiş PKK ile yapılmalıdır.  Kürtlerin meselesi aynı zamanda Türklerin de meselesidir, tersi de doğrudur; ama konu bu değildir ve tarih bunun ispatıdır. Bölgesel ve küresel teröre karşı NATO etkin kullanılırsa müttefiklerin de durumu net olarak gözlenebilecektir. Daha önce de ifade etmiştim*, Türkiye’ye ABD’deki gibi, Vatan Savunması (Homeland Security) adıyla bir örgütlenme şarttır (bu konuyu başka bir yazıda açıklamıştım). İçişleri Bakanlığı veya Genelkurmay bu tür tehditler için organize olsa bile açık verebilecek yapılardır. Terör evrimleşti ise karşı tedbirler de evrimleşmelidir, klasik yapıları birbirine entegre etmek bir çare değildir, bu sebeple sadece bu tür konulara odaklı bir teşkil ile yola devam edilmelidir.

Çerçeve buna göre tekrar değerlendirilmelidir. Daha da kenetlendik, bunun bilincindeyiz.

(*) Bkz. Kamu Düzeni ve Güvenliği Üzerine Bir Değerlendirme https://politikmerkez.com/kamu-duzeni-ve-guvenligi-uzerine-bir-degerlendirme/ Türk İstihbaratına Eleştiri https://politikmerkez.com/turk-istihbaratina-elestiri/ On Maddelik Master Plan ve Geri Planda Olacaklar https://politikmerkez.com/on-maddelik-master-plan-ve-geri-planda-olacaklar/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

“İslam Devleti” ve Libya

DİĞER YAZI

O Ateş Memleketimin İçindeyse Eğer!..

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun