Türkiye’nin Sınır Ötesi Operasyonları

237 Tıklama
9 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarıyla ilgili çabasını bir arada nasıl açıklayabiliriz? Zaman içinde meydana gelen değişimlere paralel olarak operasyonlar nasıl icra edildi ve etkileri neler oldu? İnceleyelim.

PKK terör örgütü ile mücadele ve uluslararası hukuk verdiği sıcak takip hakkı gereği Türkiye, sınır içinde yaptığı terörle mücadeleyi daha sonra Irak kuzeyine de taşımış idi. 1990’lı yıllarda büyük operasyonlarla Türkiye belli bir etkinlikle mücadele verdi. 2015’ten sonra ise gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonların anlamı ve her türlü detayı değişti.

Çelik, Çekiç, Şafak, Güneş, değişik isimlerle Irak kuzeyinde gerçekleştirilen askeri operasyonlarda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), büyük birlik yapılarıyla geniş alanların kontrolüne yönelen bir anlayışı seçmişti. Örneğin 1997’de Çekiç Harekatı’na yüzbinlerle ifade edilen büyük bir askeri kuvvet ayrılmıştı. Böylesi operasyonlarda TSK her türlü birliği ve silah sistemini koordineli bir biçimde kullanmaktaydı. Özellikle “girilemez” denen Irak kuzeyindeki terör örgütü kamp yerlerine Mehmetçik’in eli mutlaka değmekteydi. Lojistik, iletişim, toplantı yeri gibi her bir hedef noktasına nüfuz edilmekteydi. Sonra harekât sonlanmakta ve asker kışlasına dönmekteydi, yurt içi terörle mücadele faaliyetlerini sürdürmekteydi.

Türkiye’de 2015 sonrasında güvenlik kurum ve kuruluşlarının tamamını kapsayan şekilde önemli değişiklikler oldu. Milli İstihbarat’ta kanun değişti ve operasyonel kabiliyet kazanıldı. Silahlı Kuvvetler’de askerlik kanunu değişti profesyonel ordu yapısına kavuşuldu. Savunma Sanayii’nde teknolojik silah sistemleri geliştirildi. Bunlarla birlikte strateji, doktrin ve konseptler değiştirildi.

Türkiye yeni terörle mücadele stratejisine göre tehdidi kaynağından itibaren önleme anlayışına geçti. Bu demek oluyordu ki esasen terörle mücadele sınırın ötesinde ve daha kalıcı tedbirlerle gerçekleştirilecekti.

Doktrin olarak, kazanılan ileri kabiliyetlerle birlikte, profesyonel birliklerle, hareket kabiliyeti çok yüksek, istihbarat ve harekât özelliği aynı anda kullanarak, teröriste göz açtırmamak üzere operasyonlar planlanacaktı ve öyle de yapıldı.

Bu düşüncelerle asker Irak ve Suriye’ye terörü sonlandırana dek kalmak kaydıyla konuşlandı. Faaliyetler yerinden takip ve kontrol edilir oldu. Bu etkinlik açısından önemli bir hamleydi. 

Irak kuzeyinde örneğin Pençe tipi operasyonlar yapıldı. Hava Kuvvetleri unsurları yanı sıra ve hatta daha belirgin bir biçimde, teknolojisi yüksek milli keşif gözetleme sistemi İHA’lar ve taktik taarruz sistemi SİHA’lar aralıksız görevdeydi. MİT Başkanlığı unsurları sahadaydı. TSK özel unsurları da yerinde ve intikalle harekât yapabilecek hazırlıktaydı. Hedef ortaya çıkar çıkmaz etkinlik sağlanır oldu. Bu terör örgütüne göz açtırmamak manasına geldi. Askeri tabirle yüksek değerli hedef denen sabit veya hareket halindeki komuta yapılarına karşı çok belirgin bir etkinlik sağlandı, terörist başları ve sorumluları bir bir etkisiz kılındı. Bu tür operasyonlar Irak kuzeyinde devam etmektedir.

Şimdi gelelim Suriye sahasına. Bilindiği üzere Abdullah Öcalan uzunca süre Suriye’deydi, ta ki 1998’de buradan çıkmasına zorlanması ve 1999’da Kenya’da ele geçirilmesine kadar. Arap Baharı ile birlikte 2011’den sonra ise Suriye derin bir istikrarsızlık sürecine girdi. Hatta Suriye’yi bölecek şekilde sınırımızın Suriye kısmında boydan boya Irak’tan Doğu Akdeniz’e uzanan bir kanton yapısı, terör devletçiği kurulması projesi müttefikimiz ABD ve ona destek veren başka devletlerce (İsrail, Fransa, Suudi Arabistan, BAE, vs.) tatbik edilmeye başlandı. Üstelik sınırımızı istismar eden ve böylelikle Türkiye’ye geçen PKK/YPG ve DAEŞ terör unsurları yurt içinde kanlı eylemler yapmaktaydı. Bu durumda Suriye’ye sınır ötesi operasyonlar gerçekleştirmek zaruri hale geldi.

Durum bu şekildeydi ve Türkiye 2015 sonrası belirginleştirdiği özellikleriyle operasyon anlayışını tatbik edebilecek kapasitedeydi. Önce 24 Ağustos 2016’da DAEŞ terör örgütüne karşı El Bab ve Cerablus bölgesinde Fırat Kalkanı Harekatı’nı gerçekleştirdi. Sonra, 20 Ocak 2018’de PKK/YPG terör örgütüne karşı Afrin bölgesinde Zeytin Dalı Harekâtı’nı yaptı. Bu operasyonlar terör örgütüne karşı mücadele kapsamında önemliydi, bunun yanı sıra sınırımızda kurulmak istenen terör devletçiği projesini de ortadan kaldırmaya yetmişti. 

Daha sonra ise Fırat Nehri’nin doğusunda kalan Tel Abyad ila Rasulayn arasındaki bölgeye, PKK/YPG terör örgütünü hedef alarak, 9 Ekim 2019’da Barış Pınarı Harekâtı gerçekleştirildi. Bütün bu operasyonlar ile kuzey Suriye’de aynı zamanda güvenli bir bölge ihdas edilmiş oldu. Bu güvenli bölge terörden arındırıldı ve hayatın normalleşmesi sağlandı. Beş yüz bine yakın Suriyeli sığınmacı evlerine dönme imkânı buldu.

Sorunlu alan halindeki İdlib’e de bir operasyon yapılmak zorunda kalındı. Zira Esad birlikleri Rusya, İran ve Türkiye arasındaki BM’nin de nezaret ettiği anlaşmalarla, bölgede gözetim için bulunan Türk askerine saldırmıştı. Burada şehitlerimiz oldu. Buna mukabelede bulunmak üzere, bu kez bir terör devletinin unsuru halindeki Esad birlikleri hedef alındı. Bahar Kalkanı Harekâtı 27 Şubat 2020’de başlatıldı. Neredeyse Esad silahlı güçlerini üçte biri imha edildi. Bu harekât biçimi bütün dünyanın dikkatini çekti. Özellikle Türk SİHA’ları çok göz doldurdu.

Türkiye güvenlik birimlerinin üstün çabasıyla sınır ötesi operasyonlarına devam ediyor. Hatta buradaki deneyimlerini dost ve müttefiklerine de aktarıyor. Örneğin Azerbaycan işgal altındaki topraklarını geri almak adına Dağlık Karabağ’da gerçekleştirdiği harekatta Türkiye’nin tecrübesini kullandı ve çok kısa sürede başarılı oldu.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Açık Semalar Sonuçsuz

DİĞER YAZI

Sincar Dosyası

Güvenlik 'ın son yazıları

İstikrarsızlık

Barış Pınarı Operasyonu zamanında yaptığım konuşmalarda defaten ifade ettim, "Terör örgütü PKK, ABD’nin özellikle ikinci Körfez

Akıllı Güç

ABD’nin küresel üstünlüğü tartışılıyordu ve Joseph S. Nye 2005 yılında etraflıca yazdı, Yumuşak Güç (Soft Power)

Jeostratejik Hareketlenmeler

Cari konuları jeopolitik bakımdan incelersek, stratejik çapta bir küresel tırmanmanın olduğunu görmemiz gerekir. Acaba bu yeni