aklin-evrimine-dair
Aklın Evrimine Dair

Aklın Evrimine Dair

Okuyucu

Evrende gelişme, bir başka deyişle evrim sürüyor. Yıldızlar sönüyor, yenileri meydana geliyor. İnsanın öyküsü milyarlarca yıl ile açıklanabilecek halde. Son geldiği noktada ise üstün insanın öyküsü yaklaşık 50-100 bin yıl gibi bir süre ile açıklanabiliyor. Yaklaşık 10 bin yıl önce Tarım Çağı’na giren üstün insan bugün kendi kabına sığmıyor, başka yaşanacak yerler peşinde. Genetik çalışmaları devam ediyor. Sentetik kan ve doku imal etme aşamasında. Yapay zeka pazara çıktı çıkacak. Devasa değişimin bizlere söylediklerini dikkate almak gerekir. Çünkü devasa gelişmeyi göz ardı etmek demek, kör olmakla özdeştir. Belki bu gibi gelişmeleri tartıştıkça başka önemli yollara da ulaşabilme imkanı oluyor. Bu imkanı neden görmezden gelelim?

İlk sudaki hareketli canlıların, daha sonra karada sürüngen ve havada kanatlı olmalarını açıklayabiliyoruz. Bulgular çok açık. Türler kendi değişimlerinin gerekçelerini de açıklayabilecek kapsamdadır. İnsan ise bir hayli karmaşık. İnsana ait bulgular daha da derinleştirilerek açıklanmalı, belki yeni teknikler geliştikçe bu alanda ilerlemeler kaydedilebilecek. Çünkü insan bir yere kadar akıllı bir canlı, ama daha sonra iç dünyasının derinlikleri hakkında düşünce ileri sürmek için henüz çok az şey bilindiği söylenebilen bir canlı.

Örneğin beynin evrim göstermesini düşünelim. Homo Ergaster’e veya Homo Erectus’a kadarki tüm süreçleri kabul edelim. Hatta bir tür inancı olan, ölülerini gömen, düğün törenleri ve ayinler yapan, süslenmeyi ve farklı görünmeyi bilen, resim yaparak duygularını aktaran, kendine özgü tapınaklar inşa eden Neanderthal’i de çok yönüyle anladığımızı kabul edelim. Bugünkü bulgulara bakarak, Neanderthal’in beyninin içinde bilinçaltı fonksiyonlarının yeterince tanımlanmadığını söyleyelim. Belki kısmen vardır ama bu karanlık alanı yok kabul edelim ki; biyolojik açıdan örneğin sesli harfleri söyleyebilme kabiliyeti ile donanmış ve daha süzülmüş bir genetiğe sahip Homo Sapiens’i tamamen ileri ve karmaşık bir evrim halkasının üstüne koymuş olalım.

Bu noktada merak ettiğim sorular ortaya çıkıyor. Evrim Neanderthal için süreçte ne oldu da bu bilinçaltı ve bilinç ötesi alanını geliştirdi? Biyolojik fonksiyonlar tamam da Homo Sapiens’in beyni, aslında sadece beyni de değil merkezi sinir sitemi demem gerekir, neden çok farklı, hatta bazı algı fonksiyonlarının açıklamasında farklılığı işaret edebilmek için beyin yerine kalp diyoruz? Kendimizle ilgili bazı fonksiyonları hâlâ bilemiyoruz, öyle değil mi? Bu arayış sürüp gideceğe benziyor. Özellikle merak ettiğim kısım, evrim bir yere kadar ihtiyaca dair gelişiyor veya bilim insanları bu tür cümlelerle konuyu açıklayabiliyor, dolayısıyla konunun mantıki bir açıklaması olabiliyor; ama Sapiens’in iç dünyasındaki, Neanderthal’in duygularından daha da ötelere taşacak boyuttaki, tanımlanabilir farklılıklarla birlikte, nerede, neye ihtiyaç oluyor ki, bugün bile net şekilde açıklanamayan bir zihinsel ve evrenin potansiyeline göre anlam bulan bilinç sistemiyle bağdaşık bir sıçrama oluyor ve bütünüyle bakılırsa insanın bu yönü dünya algısının çok çok üzerine çıkıyor, hatta pratikte dünyalık ve yaşamsal bilinç fonksiyonu yeterliyken, Sapiens’te bilinçaltı ve bilinç ötesi var oluyor?

Sosyal Psikolog Richard Nisbett’in de işaret ettiği gibi, “İnsanlar, durumlar hakkındaki yargılarımız, fiziki dünyaya dair algılarımız, depolanmış bilgilere ve saklı zihinsel süreçlere dayanmakta olup kesinlikle gerçekliğin birebir algılanmasıyla oluşmuş değildir.[1] Kesinlikle diyor Nisbett, gerçeklikten uzak yönler var diyor, algıyı zorlayan her ne ise, bunu merak ediyordur mutlaka ama bir bilim insanı olarak sadece konunun yaşama etkisi üzerinde duruyor, çünkü alanı bu. Ben ise buradaki gerçeklik ötesinin evrimsel açıklamaları yapılan Homo Sapiens ile ilgisini merak ediyorum.

Kalp, kalbinin sesini dinlemek, gönül, his, duygu… Bütün bunlar ile insan diğer canlılardan ayrılıyor. Sadece beyin gücü olsa idi insan makine gibi olurdu, ama onu insan yapan duygularıdır ve hisleridir. Duygu ve his ise insanı iç dünyasında genişletmekte ve derinleştirmektedir.

Bilinç

Bilinç sözcüğü çok geniş anlamda açıklanması gereken bir sözcüktür. Canlının bilincinin açık olması yaşamsal fonksiyonları ile açıklanır. Bilinçli bir insan, dendiğinde, akıllı, çevresine pozitif etki veren, bilgi sahibi olarak açıklanır. Böyle pek çok açıklama yapabiliriz. Örneğin bilinç ne durumda ortaya çıkıyor, sorusunu cevaplayalım. Beklenmeyen bir durumla karşılaştığında bireyin beyni, bir sonraki adımını hesaplamaya ihtiyaç duyduğu zaman veya karar vermek durumunda kaldığında probleme ait bireysel seçimi yaparken bilinç sistemini devreye koyar.

David Eagleman’ın ifadesine göre bilinç, devreye koyduğu milyarlarca etkileşim halkindeki birimi, alt sistemi ve işlenmiş süreçleri çalıştırır ve sürekli hakem gibi görev yapar, sistemin geneli için planlama yapar, hedefler belirler. Bilinç, milyarlarca hücrenin kendilerini bir bütünün parçası olarak görmelerini, karmaşık bir sistemin kendi yüzüne ayna tutmasını sağlayan bir araçtır.[2] Bilinç devredeyken içinde düşüncelerin, duyguların ve kararların kaynağı için akıl almaz çok sayıda enerji transferi meydana gelir.

Benim üzerinde durduğum konu bilincin sadece insana özgü olmadığı hususudur. Fikrimce bilinç evren ortamında var olan temel bir kapasitedir. Evrenin içinde gelişen her ne ise, atomun parçacığından, canlının DNA’sına kadar, her yerde bu bilinç vardır ve gelişir. Evrim bu bilincin gelişmesine özdeştir ve tümel bakılırsa biri diğer alanlarda ne gibi ilave bilinç geliştirir, tasavvuru zor bir konudur.

İnsanda merkezi sinir sistemi içindeki tüm nöronlarda ve özellikle beyinde olanı bir benzetme ile açıklarsak, aslında bir ortamdan bahsetmemiz gerekir. Tıpkı dijital alan gelişince bilgisayar, bellek, internet, bulut gibi sözcüklerle tanımladığımız gibi, insanın bilinci de bir kapalı kutu gibi değil, ortamla açıklanmalıdır. Bu ortamı canlının içine hapsetmek de mümkün değildir. Kuşların, kelebeklerin veya başka bazı hayvanların ortamdaki var olan bilinci kullanarak veya aktaracaklarını bu ortamı kullanarak bir yere varabildiklerini yeni yeni öğrenmekteyiz. Bireyde ise bu yeti vücudun kapsamı içinde ve dışıyla irtibatlı olan şekliyle açıklanmalıdır. Mesele bireyin dış aleminde ne olup bittiğini bilip anlamaktır.

Basit olarak bireyin bir “ortam” olduğunu söyleyebiliyoruz. Nöroloji ile ilgilenenlerin çokça verdikleri örnek Phineas Gage’in beynidir. Kafasına giren koca demir çubuğuyla beyni büyük ölçüde hasarlandığı halde Gage’in akıl kapasitesi herkesi şaşırtmıştır. En basit haliyle bu da gösteriyor ki akıl için önemli olan nöron sayısı veya hacmi değil, bilinç ortamıdır. Bana göre akıl için bilinç salt bir noktadaki bir yeti değil, sistemin ortam oluşturmasının ve bu ortama katkı yapan bölümlerinin uyumlu şekilde çalışmasının toplamıdır. Burada beyindeki bölümlerin ana kabiliyetlerine dönük oluşumlarıyla ilgili bir şey söylemiyorum. Can veren kısmı, duyuların merkezleri, vs. noktalar bilindiği şekildedir.

Bilgi üretimi arttıkça bilinçlenme de artar. Bu her durumda aklı kullanmayı gerekli görür. Konu birey veya bir sistem (örneğin devlet, akademi, firma, araştırma merkezi, vs.) ölçeğine indirgendiğinde, sürekli artan bilgiler bir hafızaya veya bilgi deposuna nasıl arşivlenmelidir? Özde şu var; arşivin belli bir metoda bağlaması ve sürekli güncellemesi ile gelişimin önünün açılması. Bu bile başlı başına bir akıl işidir. Eğer akıl nereye varılacağını tasavvur edebiliyor ise bir deponun sistematiğini inşa edebilir. Arşivin bilgi kütükleri dağınıksa ve soruya göre fihristlenmedi ise oradan bilgi almak elbette güç olacaktır. Eğer yüksek akılla donatılmış bir arşiv, sorulara cevap verebilen ve sonuçlara göre değerlendirme yapabilen ileri hazır ürünleri elinde tutuyor ve en seri ve sürekli şekilde sistem ve bilgi bazında güncellemeleri yapabiliyorsa diğerine göre daha fazla gelişimi temin ve tesis etmiş kabul edilir. İnsanın inşa edeceği bilinç sistemlerinde bilgi ve kütük örgüleri ve boğum noktaları tıpkı sinir sistemlerindeki akson ağı gibi inşa edilmeli ve kendini geliştiren bir çalışma aklıyla işletilmelidir. Toplu bilinç sistemleri de ana bilinç atmosferine varana dek bu yönteme göre olmalıdır.

Ana bilinç sistemi veya atmosferi yazılımın en ileri örneğini sunar. Milyarlarca yıla yayılmış bir süreci hiç acele etmeden, sabırla çeşitlendirir, örer ve geliştirir. Her bir bilgi üreticisi ve işleticisine ayrı bilgi kabiliyeti ve bilinç açılımı verir. Örneğin üstün insan belli tür bilgileri saklayabilir ve işleyebilir, Neanderthal’dekine göre bu kabiliyet elbette daha gelişkindir. Fakat gerisini bilmek mümkün değildir. Örneğin bir kartalın gözünün çalışma şekli ile insanın gözünün çalışması nasıl fark ediyor ise beyinlerde de bu şekilde bir farklılık vardır; dahası, üstün insan gibi evrende başka gelişmiş bilgi üreticisi var mı, bilinmiyor. Tümel bakışla bilinç aradaki farklardan gelen farklı bilgilerden yararlanır ve ana sistemin bilinci sürekli en ideali olur. Nasıl insan yarasaların algılama sistemine bakarak kendi işine yarayacak olan yapay radar sistemini geliştirebiliyor ise ana bilincin de evrende sürekli ileri bir yeniliği yaratması kaçınılmazdır.

İşin bir başka boyutu, bu kapsamda bakılırsa insanın kendine göre yapay dediği tümel bakış içerisinde doğal olmaktadır. Bu mertebede insanın kendi standartlarındaki geniş bir boyut esasında dar, uzun olan esasında kısadır. Bir başka deyişle, sınıflandırmalar ve kısıtlamalar bilincin ancak kapsamına göredir. Bu aynı zamanda ana bilincin sürekli bütünde ve detayda her bir bilgi kullanma imkanını daha önceye taşır; bu nedenle ana sistemin sahibi en mükemmelini bilendir, yanılmazdır ve sürekli karşılıksız vericidir.

Eğer insan bilinç ötesinden bir şey alacaksa ana sistemdeki yükte var olana ve belki de eskimiş kabul edilebilecek olana erişim sağlayan olacaktır. Bilinçaltı böyle değildir. Bilinçaltı hem ana sistem hem de her bir nüvesi için alt organdır. Örneğin insanın bireysel ölçekteki bilinçaltı kapasitesi özgündür. Birey kendi kapasitesine bağlı olarak bir şekilde aldığı bilinç ötesi bilgileri de bilinç altına atmış olabilir. Kişisel düşüncesiyle bunların hepsini bilinçte var olan bilgi olarak da değerlendirebilir.

Bilinç bencildir. Bilinçaltına ve bilinç ötesine dayalı olabilecek bilgileri kabul etmeyebilir. Bireyin kendi kendine bu gibi davranışlar geliştirmesi ve sorulduğunda bunun bir prensip veya disiplin meselesi olması söz konusudur. Tam tersine düşünenler içinde de durumu abartanlar vardır; bunlar sapkınlardır. İşi gaipten haber almaya kadar abartanlara tanık olmuşsunuzdur. Normali ise hepsinin rasyonel çizgide, akılcı şekilde, bir arada Homo Sapiens’e özgü çıkarımlar olduğunun kabul edilmesidir.

Akıl, bilinçlilikle ilgilidir. Ancak bilinçli hareket sadece kararı alınan bilgilerle ilgili değil, aynı zamanda otomatik türden olan kullanımla da ilgilidir. Hatta çoğu kere otomatik kullanım hali bireyi daha da isabetli kılar.

Üstün insan için diğer canlılardan ayrıldığı noktada aklın evrimleşirken daha gelişkin biçimde oluşmasını sadece beynin ağırlığı ile ifade etmenin yetmeyeceği açıktır. Önemli olan bu kapsamdaki bir beynin vardığı bu noktada, yarattığı ve geliştirdiği bütün bunları akıl edebilecek kabiliyete başka nelerle irtibatlı olarak gelişmiş olmasıdır. Bilinçaltını bile yeni keşfetmeye başladık; bilinç ötesi ise daha çok taze. Peki bunlar nelerle ilgili?

Bilinçaltı

Bilinen gerçekliklerin hem çok derinleriyle hem de çok öteleriyle bir irtibat hali söz konusudur. Her geçen gün keşfedilenlerle insan hem kendine ait iç dünyasında tanımlamalarını geliştiriyor hem de engin ufuklarının menzilini zorluyor. Mükemmellik ve sınırları aşma arzusu bu fonksiyonların itici enerjisi halinde gelişiyor.

Bilinçaltı, üzerinde çalıştığı bir işe cevap verebilir. Farklı, yakın veya çağrıştırıcı da olsa bir şeye ait çözümü, yaratılanı veya bulunanı ansızın bilincin kullanımına getirebilir. Bilincin süreçlerine dahil olmadan önceki bu çarpıcı çözüm, yaratma veya bulma işini daha ziyade yeti veya ilham gibi kelimelerle ifade etmeye çalışıyoruz. İlham bilinç süreciyle ifade edildiğinde anlam yerini bulur. Çünkü yeni olan ne ise bilinçteki var olanlarla eşleştirilerek veya kıyaslanarak açıklanabilir.

Aşağıdaki şekil bilinç ve bilinçaltı hakkında çok genel işlevleri açıklamak içindir. Bilinçtekileri bilgi, hafıza, mantık gibi ifadelerle, uyarı ve duyulardan gelenlerle açıklayabiliyor, yetenekle, tecrübeyle ve öğrenmeyle ilişkilendirebiliyoruz. Bilinçte sorulara cevaplar, etkilere tepkiler, ihtiyaçlara çareler ve duruma ilişkin açıklamalar bilim ve öğrenme süreçleri var. Beyin alanında en küçüğünden tanımlanmış veya hesaba katılabilecek bütün çokluklar yer bulabilmektedir.

bilinc

Üstün İnsan İçin Bilinç-Bilinç Altı İlişkisi

Ya bilinçaltındakiler? Sonsuz sayıda, kapsamda ve ne olduğu açığa çıkmamış ama sürekli içine atılan bilgilerle beslenmiş bir depo ve fonksiyon daha var. Bilgi; meleke, yeti, ilham, duygu, rüya, hayal ile dışa vuruluyor, tekrar anlam buluyor. Yaratıcılık burada aranmalı, çünkü bilinenden farklı ve yeni bir keşif alanıdır. Bilincin kapsamındakiler zorlandıktan sonra yeni bir şeyin bağlamı üzerine yoğunlaşma sağlanıyor ve yaratma işi meydana getiriliyor. Yeni bir bağlamı hatırlatacak bilgi ne? Bu soru ya belirgin olarak soruluyor ya da bilinmeksizin mevcut bulunuyor.

Bilinçaltı 24 saat çalışır. Bilinçaltı bilincin en büyük yardımcısıdır, işe yaradığının bilinmesi ve kişisel bakımdan bazı metodlar geliştirilmesi gerekir ki yaşama katkısı ortaya çıkarılsın. Bilincin her bir çalışmasına tanıklık eder, onun bıraktığı yerden çalışmasına devam eder. Ama ne olursa olsun bilinçaltının söylediklerini derleme ve dışavurma görevi bilince aittir. Hatta bu kural bilinç ötesi için de geçerlidir.

Bilinç ötesi

Beyinde her türlü insana gerekli fonksiyonlar duygu bağlamları ile gerçekleşebilmektedir. Örneğin süreklilik duygusu sayesinde insan geçmişteki bilgileri hatırlar, gelecekteki yaşamadığı ama varsaydığı önemli beklentilere göre anına ilişkin kararları verir. Burada insanın geleceğe dair karar verirken kullanabileceği bilgiler, farkında olmadan, tıpkı geçmiştekileri çağırır gibi, ilerilerden çağrılıp analitik süreçle işlemden geçirilmesi şaşırtıcı değil mi?

Bakın bunu açıklayan bilim insanları insanın doğal yeteneğinin evrimsel gelişiminde bu gibi noktaları garipsemiyor. Ben ise biraz dikkatliyim, çünkü aklıma gelen soru şu; geleceğin bilgi yükü nerede ki insan onları hafızadan bilgi çağırır gibi zamanı da atlayarak hedefindeki ortamından çağırabiliyor? Acaba ortamda, bilinç atmosferinde yüklü bilgiyi alma yeteneğinin insanda gelişmesinin doğal olduğunu mu söylemek istiyoruz?

Eğer bu bir evrimsel tasarım fonksiyonu ise insan dışında başka canlılarda, örneğin göçmen kuşların varacakları göç yerinin durumunu daha oralara gitmeden bilmeleri ve planlarını buna göre geliştirmeleri gibi, gelecekteki şartlara ait fonksiyonların gelişmesinin doğallığından mı bahsetmiş oluyoruz?

Bu şekildeki bazı önemli sorular beni bilinç ötesi düşüncelerin atmosferine götürüyor. Peki, bu gibi bilinç ötesi ortamlar ile irtibat doğrudan hedefteki bilginin olduğu varsayıma done veren daha dış ortamla mı, sıralı ortamlar bağının içinden iz sürerek mi, yoksa her ikisiyle de ilgili mi? Aşağıdaki şekil buna dair bir süreç örneği sunmaktadır.

bilinçötesi

Üstün İnsan İçin Bilinç-Bilinç Ötesi İlişkisi

Bir an için karar vermek durumunda olan üstün insanın (bireyin) pratikte “aklında” dediğimiz ama aslında bir yandan geçmişine, diğer yandan ise geleceğine ilişkin bilinç atmosferinde farkında olarak veya olmaksızın bazı süreçler işler. Bireyin bilinç ortamında bazı tecrübi bilgiler, araştırılıp öğrenilmiş bilgiler (Bilgi-1, Bilgi-2) hafızadan hatırlanarak karar vermek için çağrılır. Burada sadece “hafızadan” dersek eksik olur, anlaşılması bakımından daha derine inersek, aslında bilinçte ve bilinç altında olanları kapsayan bir sürecin işlediğini anlamamız gerekmektedir.

Ancak bu da yeterli değildir. Çünkü birey karar verirken ileride ne olabileceği bilgisini de kullanır. Rasyonel bakış, bilinç ötesini metoda bağlı varsayımları ve geliştirilmiş yeni fikirleri işaretleyerek belirginleştirir. Yaratmak, kurgulamak, tasarlamak, bulmak ve keşfetmek için ya bireysel çabanın çok ileri boyutta hedefe ve onunla ilgili olanların tümüne yoğunlaşması ya da başka şekillerde, tesadüf de denilen şekilde, rastlantısal bulguyla ortaya çıkması gerekir.

Her bir varsayım aslında bilgi yüklüdür ve bilinç atmosferinden alınabilecek bilgilerle açıklanabilir. Bazı insanlar kendilerini kahin olarak nitelerler, bazıları ise tamamen uydururlar ve bunlar bilinen söylemle, akılsız şeklinde nitelenebilir.

Aslında bütünsel bakımdan yapılmak istenen iş karar verirken hedefte olabilecekleri de göz önünde tutmaktır. Bu farkında olmadan dahi olsa, bireyin fonksiyonlarında olan bir şeydir. Basit şekilde açıklayacak olursak, birey geleceğin bilgisini kullanmak adına üç yol izleyebilir; doğrudan hedefteki bilinç ortamına (xn) odaklanabilir, bazı rotalar üzerinden bağlantılı şekilde adım adım (x1, x2, xn) ilerleyebilir veya bilinçsizce ana ortamdan aldıklarıyla yetinebilir. O halde, bilgi nerelerden derlenir diye soracak olursak, verilebilecek cevap; bütünüyle ana ortamdan (bilinç atmosferinden), bireysel bazda ise hafızadakilerden ve başka bilinç ortamlarından, olabilir.

Bu konuyu geliştirenlerin bazı çok özel açıklamaları vardır. Birininki diğerine benzemez anlatımlardır bunlar. Richard Nisbett Mindware’de bazı örnekleri veriyor. Benim de tecrübelerim var. Ben, “yoğunlaşma ve hayal gücü hallerinin karmaşık getirisi” olarak açıklayabildiğim bu bilinç ötesinden yararlanma metodunun oluş şeklinin kişiden kişiye farklılık gösterdiğine kanaat getirdim. Daha ziyade “yeni fikrin ortaya çıkış anları belirginleştirilmiş” örneklerdir bunlar. Bazıları sabah ibadet esnasında aklına aniden gelen bir fikirle irkilir, bazıları yoğun çalışma arasında spor yaparken aklından bazı fikirleri geçiriyorken yeni fikri beklemeksizin meydana getirebilir, bazıları da kendi kendine uzun uzun konuşuyorken bir ara söylediği yeniliğin farkına varabilir… Bunlar ne mucize ne de vahiydir; ama gelen en kolay şekilde ilham olarak açıklanabilir. Konu ile ilgili kişi şair, yazar, grafik sanatçısı, fizikçi, matematikçi, kimyacı, kaşif, araştırma görevlisi, politikacı, vs. biri olabilir.

Özetle farklılık şudur: Kişinin daha önce bildikleriyle, düşündükleriyle, bazı ipuçlarını bulduğu süreçlerle hiç ilgisi olmayan bir yeni fikir akılda flaş gibi patlamıştır, bilineni, düşünüleni, deneneni bir anda çok ilerilere fırlatan bir gelişmedir bu, belki de kişinin önceki birikiminin tümünü terk edip başka bir istikamete sapmasına da sebep olabilecek türden bir şeydendir; ama kişi bu flaşın patlayacağını hisseder, ya o anda ya da benzer bir anda, ne ise o, gelmesini bekler, inancı ve ümidi vardır.

Eagleman’dan öğrendiğime göre, bilinçli bireyin aklı kendini kontrol etme yönünde son derece ustalaşmıştır. Ancak her ne kadar ustalaşsa da çalışma sistemine daha dikkatli bakılırsa gerçekte olanların öngörülebilir olmaması başka tür hesaplamalar hakkında da karar verilmesini zorunlu kılacaktır. Ne gibi? Gezegendeki bütün insan nöronları birbirini etkileyerek hayal bile edilemeyecek karmaşıklıkta bir sistem oluşturmaktadırlar. Nöronlar doğrudan fiziksel kurallara tabi kalsalar bile herhangi bir bireyin bir sonraki adımının ne olacağını tahmin etmek uygulamada her durumda imkansızdır. Her bir beyin, sanki başka beyinlerden meydana gelmiş bir dünya içine gömülüdür.[3] Dolayısıyla etkileşimler sonsuza yakın sayıda alış-veriş içinde kendiliğinden meydana gelir.

Geleceğin ne ile ilgili ve ne şekilde olduğunu inşa eden üstün insan aklı önemli ölçüde hayalini kullanmaktadır. Hayal ile tasarım yapılır, ortamlar açıklanır, kolaylıklar bulunur, sağlık şartları değiştirilir, yeni bir şey aranacaksa bunun ne tür bir şey olabileceği konusunda saptamalar yapılır, standartlar geliştirilir… Hayalin kullanılmasını kontrol etmek ve hatta geliştirme metotları bulmak ancak bilimde ve sanatta ilerleme sağlamakla olmaktadır. Mevcut şartları iyi bilen, ilerideki şartlara odaklanabilen ve sürekli hayalle ürün verme süreçlerini sistemleştirmiş bireyler daha üretkendirler. Bilimin bireyle alışverişini geliştirmek kadar, sanat ve tasarımın da büyük bir deneme ortamı olduğu açıktır. Bilgi ve denemeler sürekli üst üste konmalı, erişebilir kılınmalı ve özgün bakışın önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Çok Alanlı Bilinçlilik

Bilinç, bilinçaltı ve bilinç ötesi insanın kapasitesi, potansiyeli ve fonksiyonu dahilindedir. Homo Sapiens’i belirgin kılan derisinden veya kafatası şeklinden ziyade fark budur; çok alanlı bilinçliliktir, ancak böyle bir tanım yapılabilir.

Bu bilinç ve ilişkin olan diğer alanlar zamanla daha belirginleşecek halde olacaktır. Sahip olduklarımız belirginleştikçe gelişme oluyor, öğrenme ve kullanma yetisine dair açıklamaları zaman içinde yapabilmekteyiz. Bu bir gelişme halidir, esasen gelişmenin de geliştirilmesidir. İnsanın çok alanlı bilinçlilikten kaynaklı kalıbını zorlama özelliği kendini tanımlayan en önemli işlevidir. Bu nedenle Homo Sapiens’te bu bilinçaltı ve bilinç ötesi ile ilişkili kalıbını zorlama özelliği ilk başlangıçta genetiğine ilave olmuştur.

Örneğin Neanderthal’den farklı olan, “üstün insan”[4] olarak isimlendirdiğim Homo Sapiens’in FOXP2 kodlu konuşma geni bazı şeyleri anlamamız için bir açıklama mahiyetindedir. Ancak henüz bilinçaltı ve bilinç ötesine bağlı genetik kodlar açıklanmış değildir. Örneğin, insan neden hayal ve rüya görür, gibi soruların cevaplarına ait bazı genetik açıklamalar olacaktır. İnsandan başka hayvanlar da rüya ve hayal görmektedirler. Köpeğinizin rüyasında koştuğunu veya ağladığını gözlemlemişsinizdir. İnsanınkiler genetik açıdan neye ihtiyaç duydu da daha gelişkin, hatta evrenin ötelerindekini merak edecek, oradan bilgi getirecek ileri boyuta geldi?

Bu noktada kısır açıklamalar yapabiliyoruz, en basit şekliyle gen bir yazılımdır, içinde özgün bilgiler olan şifreleri barındırır. Üstün insanda gelişme oldukça ve genel ifadeyle evrim gerçekleştikçe, bu yazılıma yeni bilgiler dahil olmaktadır. Bu gelişmeyi ister her şeyin sahibi, bilinç atmosferinin de sahibi Yaratan’a bağlayın, isterseniz her şey kendiliğinden oluyor deyin, ki bu inanca bağlı bir konudur, ama sonuçta gelişme, yani evrimleşme insandaki temel yazılıma dahil olan bilinçle açıklanmaktadır. Bir inanç olsun veya olmasın, değişmeyen bakışla, anlam, mana, kavram, bilgi, bilinç gibi sözcükler üstün insanın manevi tarafıyla, gelişmiş aklıyla, mecazi gösterime dayalı kalbiyle veya bütünüyle iç dünyasıyla alakalıdır.

Aklın evrimi beyindeki yapının biyolojik açıklamasına dair mi kabul edilmelidir? Elbette olmayan bir şeyle doğal bir varlık olarak yaşanamaz. Bahsettiğimiz Homo Sapiens’teki gelişmiş ve henüz tanımlanmamış genin var olabileceği konusudur. İnsanın iç dünyasının genetik yazılımı dahilinde araştırma sonuçları somutlaştıkça bu konuda başka değerlendirmeler yapabileceğiz. Konu keşfedilmeyi ve açıklamayı bekleyen başka alanları da içinde barındırmaktadır.

Süreçler

Süreçlerden kastettiğim akıl sahibinin düşünme yöntemleri ile ilgilidir. Esasen evrimleşmiş insan beynindeki süreçlerde sürekli aynalar, simülasyonlar ve modellemeler devrededir.

Aynalar tek değil çoktur ve bazıları düz, bazıları iç veya dış bükeydir. Bireylerin bazılarında ise aynalar belli oranda deformedir, şekilsizliği yansıtır. Süreçler içinde bireyin beyni hem kendi bilincinde hem de bilinçaltındakilerden istifade ile sürekle aynadan aynaya kırılarak yansır ve bilgiler sürekli çoğalarak gelişir, farklılaşır. İnsan zannetmesin ki bütün bunlar çöpe gidiyor. Bunların hepsi ortamda kalıyor, pek çoğu unutuldu zannedilse de hafızada bir yerde fihristsiz duruyor ve olmadık zamanda akla gelebiliyor veya tamamen bilinç altına atılıyor aranmadıkça orada yaşamaya terk ediliyor.

Bazen birey rüya gördüğünde oluşan görüntülerde bilinçaltındakiler bir şekilde rüyaya konu, dekor, özne vs. oluveriyor. Rüyalar bilinçtekilerle ve bilinçaltındakilerle irtibatlıdır. Bazen de bilinç ötesiyle ilgili görülür.

Simülasyonları ve daha az karmaşık durumlar için modellemeleri de işaret etmekte yarar var. Çünkü bu insanın, insanlığın ve bilinç atmosferinin gelişmesinde çok önemli bir yer işgal eden süreçleri kapsar. Birey farkında veya farkında olmadan sürekli akıl içinde simülasyonlarla ve modellemelerle mevcut bilgileri bir öyle bir böyle türetir, geliştirir, tekrar geri gelir, başka kombinasyonla dener, durmadan bu süreç akla bilgi derler. Eğer uyanık halde bilinçli yapılıyorsa bu düşünmedir. Aklın derinliklerinde dalmış şekilde ise hayal olarak gerçekleşir. Gece uykuda belli belirsiz simülasyonlar ve modellemeler yapılıyorsa, ki yapılır, insan bunun farkına varmayacaktır. Gece simülasyonların ve modellemelerin bir bölümü rüyalara da etki edebilir, insan bu rüyalarıyla bazı arayışları veya sorgulamaları anlayabilir.

Eğer bireyin kültür ortamı dar ise ayna etkisi, simülasyon ve modellemeler bu kapsamda meydana gelir, kültürel ortamı gelişmiş ise kapsamı buna göre ilerler. Taktir edersiniz ki kullanılan değişkenlikler sonsuz miktardadır ve bu işin ne denli önemsenmesi gerektiği de insan aklının bu sonsuz arayışı içinde aranmalıdır.

Farkların önemi büyüktür; bireyler, türler, zamanlar, mekanlar arası farklar yadsınamaz. Birçok özellik ve yetenek birinde az, diğerinde fazla bir araya gelmiş olabilir. Farklılıklar doğaldır; kimin ne eksiği var, ne fazlası, gözlemlenirse ve iyi düşünülürse tespit edilebilir.

Her bir farklılığın aynı zamanda sistem bütünü içinde değerlendirilirse, süreçlerin tetikleyicisi ve hareketin artmasının sebebi olacağı muhakkaktır. Evrime bakalım, milyonlarca yılın bu farklı ve yoğun çabası içinde kabiliyet bakımından aklın kendi gelişiminin de motoru kendisi olmuştur. Bireysel bazda farklı düşünmenin de, farklı sonuçlarla hareket etmenin de sebebi budur. Ancak tümel bilinç atmosferinin akıl sahiplerince beslemenin başka türlü olacağını değerlendirmek de yanlıştır.

Farklılıktan Eksiksiz Bütüne

Farklılıklar nerden oluşuyor ve bütün içinde her bir farklılık ne işe yarıyor? Veya başka şekilde soralım; kombinasyonlardan ne çıkıyor, bütün içinde kombinasyonlar ne ifade ediyor?

Bir büyük sistem düşünürseniz ve bu sistem içindeki her bir farklı durum ve sonuç için bir yeni bilgi üretiliyorsa, tümüyle bakıldığında, bu sistemin kendine yarayışlı bilgileri ancak farklılıklardan çıkarmış olması kaçınılmazdır. İdeal evrim veya gelişme için kombinasyonların her biriyle her bir yarayışlı tasavvurun oluşumu gerekmektedir. Asıl kabiliyet budur ve evrene ait bir bilinç atmosferinin yanılgı olmaksızın gelişimi bu metot ile meydana gelir.

Bireysel ölçüde bakıldığında her bir bireyin farkından bahsetmek gerekir. Öncelikle şunu düşünelim. Her bir kimsenin azalarının içinde bazı bölümleri gelişmiş, bazıları az gelişmiş olabilir. Örneğin birinin görme fonksiyonları diğeriyle aynı olmayabilir. Bu aslında birinin diğerinden farklı olması gibi basitçe açıklanabilir; elinize aldığınız bir yaprakla diğerinin farklı olması gibi. Beyinde her bir lop, aralarındaki bağlar, salgılar, iç çalışma, dışarıyla ilgili farklı süreçlerde farklı algıların meydana gelmesi, bazılarının bilinçaltını daha fazla kullanmaları, rüyaları, hayalleri, yaşadığı fiziki ortamlardan etkilenme biçimleri, diğerlerinin geleceğe dair odaklanabilme kabiliyetleri, varsayımda bulunma yetilerinde gelişmeleri, beyin frekansının az veya çok olmaları gibi pek çok bireye dönük fark, bütün içinde gerekliliktir. Ve bütün bireysel gelişmelerin gen yazılımına dair kodlanması söz konusudur, iyi bir piyanistin gelişen yönünün kendinden sonraki nesle aktarımını düşünün; soyaçekimle bir diğer nesle genin aktarımının gelişerek ve değişerek olması halindeki bütünleme muhteşemdir.

Fiziksel farklılıklardan (örneğin hücrelerin yapıları gibi) anlamsal farklara ve ana bilincin boyutuna varana dek açıklanabilecek bu akıl almaz tamamlayıcı kapsam giderek kendi evrimini besleyecektir. Eksiksizlik tam da bu noktadan doğar. Eğer imanlı biri iseniz şöyle dersiniz; bilinç atmosferinin sahibi yüce Yaratan eksiksizdir, her şeyi bilen ve tasarlayandır. Eğer salt doğaya inançlı biri iseniz; bu durmaksızın devam eden evrimleşme inanılmaz, dersiniz. Bireysel bu fark da normaldir, aslında böyle olması gereklidir.

Sonuç

Giriş bölümünde ortaya koyduğum bir soru vardı. Cevap şu olabilir mi? Homo Sapiens’in iç dünyasındaki, tanımlanabilir farklılıklarla birlikte, ana bilinç atmosferinin daha da gelişmesi için bir zihinsel ve evrenin potansiyeline göre anlam bulan bilinç sistemiyle bağdaşık bir sıçrama oluyor ve bütünüyle bakılırsa insanın bu yönü dünya algısının çok çok üzerine çıkıyor, hatta pratikte dünyalık ve yaşamsal bilinç fonksiyonu yeterliyken, Sapiens’te bilinçaltı ve bilinç ötesi var oluyor.

Aklın evrimine dair bir süreci kendi mantığı içinde sorguladık. Her bir varlık özellikle akıllı yaratıklar bilinç atmosferinin yüklemeye devam ediyor. Bu üstün insan için daha da önemli bir ödev olsa gerek. Çünkü aklıyla daha da fazla bilinç oluşumuna sebep oluyor ve ana bilincin atmosferini besliyor. Ana bilinç atmosferi ise ortamın verdiğiyle insan evrimini daha da ilerilere taşıyor.

Bu yazı sizlere aklın yoluyla evrene ve evrimine farklı bir anlatım tarzı sundu. Takdir sizin… Ben doğayı, bilimi, aklı, manayı ve daha ne varsa hepsini bir noktada bütün görüyorum. Aslında vahyi de böyle okuyorum. Bu evrende bilinen ve bilinebilecek her ne varsa hepsi bu evrenin çatısı içinde gerçektir, dışarıda kalan hiçbir şey olamaz. Yapmacıklık, yapaylık yok; tümü akıl almaz o esas olana dayalıdır.

Dikkatten çıkarılmaması gereken nokta, evrende gelişmenin fiziksel olması yanı sıra, aynı zamanda evrenin aklının gelişmesiyle de anlaşılması gerektiğidir. Gelişen veya evrimi devam eden aklın ana ve alt sistemlerinde, akıl üreten her bir öznesinde, özellikle bilebildiğimiz kadarıyla üstün insanda sürmekte olduğudur. İnsana düşen sorumluluk bu noktada evrenseldir ve çok önemlidir. Muttaki bu bağlamda bir bilince sahip olmayı gerektirir.

Birey bağlamında şunu söylemeliyiz, bilinçaltı ve bilinç ötesi insanın ve yaşadığı ortamın anlığına bir biçimde etkili olmakta ise rasyonel bakışla bunu en iyi kullanmanın yolunu bulmalıyız, bilinenleri geliştirmeliyiz. Bireyin bilimle, felsefeyle, edebiyatla ve sanatla derinleşmesi, kültürel seviyesini artırması ve böylece üretecekleri, sadece yaşam standartlarının artırılması yönüyle ortaya çıkmayacak, aynı zamanda evrensel sorumluluklarının da yerine getirilmesi bağlamında önemli olacaktır.

Demek ki gelişme çalışmakla gerçekleşiyor. Rasyonel akıldan uzaklaşmak istihare sonuçlarının bile uydurma ürün vermesine sebep olur. Rüyalar karabasana döner. Duygular körelir. İlham yanlış işler üzere gelir. Ağzından bal damladığı zannedilenlerin söyledikleri aslında bir aldatmacanın dile gelmesidir. Öneriler ve tahminler saptırılmıştır. Aradaki farkı bilmek şarttır. Akıl sahibi insan ancak aklını doğru şekilde doldurarak bir ileride olana yaklaşabilir, bu böyledir. Akıl diye diye, göz göre göre aklı ve esasında üstün insanın vasfını katledenler ancak kötü olanlardır, etrafına zarar verenlerdir, gelişmenin de önündeki engel olanlardır.

[1] Richard Nisbett, Mindware, Etkili Düşünme Araçları, Çeviren Levent Göktem, THY Yayınları, İstanbul, 2016, s. 23.

[2] David Eagleman, Beyin, Senin Hikayen, Domingo, Çeviren Zeynep Arık Tozar, İstanbul, 2. baskı, 2016, s. 109.

[3] A.g.e. s. 115.

[4] Gürsel Tokmakoğlu, Halife, Bir Adem Öyküsü, İz Yayınları, İstanbul, 2013, s. 152.

(Görsel: Flickr, Bryan Jones)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Hikayeler

DİĞER YAZI

Pedagojik Formasyon Değişmeli mi?

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis