elitizm-egemencilik
Elitizm

Elitizm, Egemencilik

1268 Tıklama
25 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Elit (seçkin), bir ülkede (veya coğrafyada) fazlasıyla yüklü sermayeye sahip olan ve/veya iktidarı elinde tutan küçük bir insan grubudur. Demek ki sermayesi olacak ve iktidarı etkileyebilecek, böyle bir yapıdan bahsetmekteyiz. Elitist toplum içindeki bu yapıyı bütünüyle hazmetmiş ve hatta sistemini buna göre dengelemiş toplumdur. Elitist, egemenci toplumlardan ayrılır. Egemenler baskın zenginlik ya da zora dayalı güç kullanımıyla belirginleşirler ve ülke siyasetini doğrudan etkilerler. Buyurgandırlar, doğrudan yap derler. Elitler ise yönetimin dolaylı biçimde içindedirler. Önde politikacılar, finansçılar, hukukçular vardır. Sistemi desteklerle, sistemi yıkmaya çabalamazlar.

Günümüzde elitle küreselleşmişlerdir. Coğrafi değerlendirmeleri de yapılabilir. Elitist toplumlarda kapitalizm ve demokrasi genel karakter olmuştur. Bu tür ülkelerdeki istihbarat servisleri güçlüdür (dominanttır). Eğer ülkenizde dominant bir istihbarat servisiniz yoksa, kapitalizm bir çelişki meselesiyle, demokrasi salt sandık ile açıklanıyorsa elitist değil, egemen bir yapınız vardır. Klasik elitizmde ise babadan oğula geçen bir yapı vardı, tıpkı krallıklar gibi. İsteseniz de elit olamıyordunuz. Çağımızın ise elitizmi toplumun gelişmesine pozitif etki yapar. Çünkü elit olmak büyük bir motivasyondur.

Elitler en son kültürel anlayışları herkesten daha önce idrak etmekle ve kullanmakla özgünleşirler. Bu onların genel karakterleridir. Akılla ve gereklilikle herkesten daha çok ikna edilmeye açıktırlar. Bugün Silikon Vadisi’nden bir genç çıkarak elit olma yolunu tutabilmektedir. Bu motivasyon vardır. Bu Hindistan’dan veya Çin’den çıkabilecek yeni elitlerin işaretidir. Olmaktadır da. İnsanlar için değerlerin yükseltilmesi ve korunması ölçüsünde bir güvenilir tarafın mevcut olduğunun bilinmesi toplumsal dengelerin de oturması anlamında çok önemlidir.

Olan olayları elitler ve egemenler üzerinden okumak mümkündür. Nasıl? “Üst akıl” deniyor ya, “üst” seviyede durana yakın “alt” veya “lokal” olana bakılarak bazı olumsuzlukların nedenleri üzerine isabetli değerlendirme yapılır. Ama bunların elit mi egemen mi olduğuna bakılmaz. Buna bugün “post-elitizm” demek mümkündür.

Olan olayları, “Bunlar emperyalistlerin sözleridir,” diyenlerin bakışıyla da okumak mümkündür. Zira bu; “Alt veya üst yapı, egemen veya yönetilen, sömüren veya sömürülen, kendi değerleri olan veya değeri olduğunu düşünen, radikal terör örgütü militanı veya terörle mücadele eden toplum…” gibi her ne kültür var ise her biri için ayrıca inceleme konusu olarak ele alınabilir. Mesele konuya dair bir tutum geliştirmek ise her şey mümkündür; ama karşı fikirdekilerin de elle tutulan, gerçek, uygulanan, literatürde yer bulmuş, üzerinde tartışılabilecek bir önerisinin var olması şarttır. Bu gözle bakalım.

Elitin erdemli bir amaçla donanması gerekiyor. Buna “ideal elitizm” dense uygun olacaktır. Klasik elit görüşüne göre erdemli olmayı ve etiği hiçe sayanların “egemen” kalıbı içinde olması daha doğrudur. Egemende güç, doğallık, ahlakilik tartışmalıdır. Elitte ise bunların arınmış ve billurlaşmış olması gerekir. Buradan şu anlam çıkar: Egemen vazgeçilebilen bir seviyeyi işaret ederken, elit ahlaki olandan vazgeçemez. Tanımı böyle yapalım da ideal olup olmaması başka bir tartışma konusu olsun. İdeal bir elit, yani durumu ve yaşamı hazmetmiş, tüm değerleriyle o elbiseyi giymeye hak eden elit asla üstünün kirlenmesine izin vermez; çünkü böyle bir durum elit-seçkin sözcüğünün semantik etkisini zedeler.

Hayallere değil uygulamaya bakıp inceleyelim, ülkede huzur, zenginlik, barış, bunlarla ilgili politika ve sosyal barış mı istiyorsunuz, önce bu yapıyı gözden geçirmeniz gerekiyor. Çünkü elitler birbirlerine güç vermezlerse öndeki egemenler ortamı kendilerine çeviriverirler. Ahlaki tavrı belirginleşmiş elitlere sahip bir toplumun önündekiler, yani yönetenler, medya yüzleri, adaleti temsil edenler, öğretmenler, üretenler, yazarlar kendi arkalarının sağlam olmalarından eminseler toplum ilerler. İdeal elitizm toplumun teminatıdır. Bu asla bilinen türden “derin yapılar” anlamında değildir. Ama yine, “İdeal bir derin arka plan böyle olabilir,” demek yanlış değildir. Demokrasilerde her ne varsa adaleti temsil eder, pozitif hukuku geliştirir, içinde olduğu toplum da böyle bir atmosferde gelişir.

Eğer tutumunuz sağlam, vizyonunuz doğru çizgide, ileriye gitmeyi tesis edecek düşüncelerle akıl üstün kılındı ise elit olan belirleyicidir. Neyin? İnsanlığın ve hatta çevrenin. O halde elitin taviz vermeyeceği insanlık ve çevre değerleri ile yeni atılacak her adım doğruyu işaret etmelidir. Bu durumda insanlık tarihi doğru yazılır ve insanlık gelişen değerleri ile yükselir.

Siyasetçi doğrudan egemen (güç sahibi, kararlara etki eden) olabiliyor. Elitizmdekiler kendine eşit başka elitlerin de var olmasını gerekli görürler. Bu bir kulüp üyeliği gibi bir şeydir. O halde siyasetle ilgilenenlerin sınanması için şu soru önemlidir: Ülkede başka elitlerin var olup olmamasıyla ilgilenip ilgilenmediği, onun bir egemene mi dönüştüğü yoksa elit olarak mı kaldığı.

Bir coğrafyayı keşfetme, bir toplumu anlayabilme, düzen kurma, kurulan düzende istikrarı sürdürme, orayı kendi karakteri içinde kurumsallaştırma, gerekirse devlet veya lokal bir yönetim inşa etme, zaman ve zemine göre sömürme stratejileri belirleme, klasik veya modern yöntemlerle sömürme vs. bu noktada çok geniş ve üst bakış açısı geliştirilmesi ile ilgili temel bir elitizmin açıklamasına dahil oluyoruz. Üstelik iki-üç nesillik süreye değil, daha fazla zaman dilimini ve coğrafyayı kapsayacak bir güç yerleştirmesi ve hazım sürecinin olması gerekir.

Eğer küresel çapta etkinlik elde edilecekse bilim, sanat ve düşünce alanında elitlerin yönlenmelerini destekleyen değerlerin olması gerekir. Belirleyici arka planda bu meşru güçler her türlü noktaya nüfuz edebilen değerleri geliştirirler ve yönlendirirler. Sanat; tasarlamak, yeniden açıklamak, farklı bakmak gibi işlevlerle doludur. Eğer yoksa, sabit fikirli, kısır döngü dolu süreçlerle boğulmak, patinaj yapmak işten değildir. Bilim ve teknoloji bütünüyle; açıklayan, belirleyen ve geliştirendir. Kuralları ve standartları koyar ve günlük yaşama nüfuz eder.

Düşünsenize bugünün küresel elitlerini? Bunlar hem birer teknoloji şirketi sahibidir hem de iş adamlarına örnektir, kurdukları imparatorlukların parayla işi bile kalmamıştır, vizyonları onaylasanız da onaylamasanız da insanlığı bir yerlere taşımakla ilgilidir. Filozof olmak da böyledir; kritik eden, düşünülmeyenleri irdeleyen, yeni tanımlar yapan, kavramları yayan olma ne kadar da önemlidir… Bunlar olmazsa toplum kısır döngü halindedir, elitleri de diğer güçlerce kolay elde edilebilir türdendir. Çünkü derinleşmekle ilgilenmemek, yeterince kritik edilip olgunlaşamamak, kapsayıcılıkla bağdaşamamak gibi pek çok etken, olanı ya yerinde saydırır ya da gerilerde tutsak eder.

Elitizmde sürdürülebilir olmanın tutar tarafı ve vizyonu günümüzde büyük ölçüde akla ve yeteneğe dayanmayla ilgilidir ve bu insanın en değerli organı beyniyle işlevsel hale gelmiştir. Elit, en akıllı ve en yetenekli olmanın altyapısıyla, insanlığa küçük kovuklardan veya deliklerden verebilecekleriyle değil, bütünüyle, çok amaçlı ve fonksiyonel kapılardan ve panoramik pencerelerden verebilecekleriyle belirginleşir. Aydınlatır ama karartmaz!

Elit kendi bağlamında ahlakilikle ön plana çıkar. Savaşların önlenmesine dönük aklını işletenlerin elit olmaları mümkündür ama bu sefer soru daha da başka bir aleme gider: “Savaşı bir çözüm gören bu dünyanın elitleri, acaba şeytana mı hizmet ediyor?” diye. Egemen ahlakiliği (etik tutumları) göz ardı edebilir. Taşeronluk yapan lokal elit de ahlakilik konusunda çelişkili davranabilir. Ama ideal elitin en belirgin özelliği ahlakiliktir, güce dayalı ipler elinde olsa bile bunu insanlığın yararına bir çizgide kullanır.

Elitler için bir habitatın inşa süreci diye bir şey var. Bu doğal olacak, gerekli iklim unsurları oluşturularak sabırla etkileşmesi beklenecek. Doğrudan müdahaleye bile gerek yok. Örneğin eğitim, zaten “olması gereken değerlere ve kriterlere sahip” olmalıdır ama “şöyle bir müfredat şarttır” demeye gerek yoktur. Eğitim, araştırma merkezleri, bilim insanları tamam.

Ama bir de şu da var, büyük kapital ideallerin gerçekleştirilmesinde insanlara cesaret veriyor. Büyük düşünmek büyük buluşların da yolu. Aynı zamanda imkanların hepsinin bir arada olması anlamına geliyor. Araştırmacılar, laboratuvarlar, denekler, vs. ne varsa çok uzun süre paraya ihtiyaç duyuyor. Bunu durduk yere kim ödeyebilir? İlerlemeye inanan, vizyonu ve ideali olan… İyi de bu aynı zamanda parayla ya sorunu olmayacak ya da paraya kural koyabilecek kadar güçlü olmayı gerektiriyor.

Demokrasilerde “iktidar eliti” önemlidir. Demokrasilerde iktidar, lider, parti, fikir akımı ve seçmen kitlesi katmanlarından müteşekkildir; tıpkı muhalefet gibidir. İktidar elitleri demokrasiyi istismar edemezler, böyle bir yola girerlerse bu onları egemene dönüştürür.  İktidar elitleri en ileri şartları tartışmaya ve gerekli kararları vermeye yetkindirler; ekonomik tedbirler, savaş-barış gibi.

Sermaye-politika dengesi konusuna bakalım. Örneğin küresel güçteki bir ülkede merkez bankası ve iktidar öndedir. Ama arkalarında elitler vardır. Eğer merkez bankası para basan ise iktidardakiler de buna göre iç ve dış politika anlamında icraat yapanlardır. Devlet Başkanı dahil, bütçelerin altına imza atan politikacılar aslında birbirine karşılıklı sorumlulukla hem halkın hem de elitlerin yükümlülüğünü üzerlerinde hissederler. Burada sistem salt halka dayanıyor ise egemenci, hem halka hem de elitlere dayanılıyorsa elitist bir toplum olur. Çift meclisli demokrasilerde, örneğin Amerika ve İngiltere gibi ülkelerde, elitler daha çok Senato’yu veya Lordlar Kamarası’nı, halk ise Temsilciler Meclisi’ni veya Avam Kamarası’nı karşılıklı sorumluluklar için kontrol ederler. Örneğin FED’e atanacak icra kurulu üyelerini (guvernörler) atama yetkisi sadece Başkan’da değildir, üstelik Başkan’ı halk seçmiştir, ama yetkilendirmede, kontrolde ve arada çıkan sorunları gidermede Senato da işin içindedir. Bunun dışında ülkede (ırkı, dini ne olursa olsun,) bankalara para yatıran kapital sahiplerinin en önemlileri veya temsilcileri FED’in banka kısmının yönetilmesinde de söz sahibidir. Bu guvernörlerin ve kapital sahiplerinin işi sadece banka da değildir, aynı zamanda Serbest Piyasa Komitesi’ni yürütürler. Kapitalist sistem kendini sistemin içinde bizzat karar verici olarak tanımlar. Dengeler bütünüyle oturmuş haldedir. Tam demokratik (Virtual Democracy) yönetimlerde bir başkanlık sistemi ancak böyle bir şekilde tanımlanır.

Diğer başkanlık sistemleri ise bu tür karşılıklı-bağımsız kontrol edilen erklerin bulunmadığı düzenlerdir. “Demokrasilerde zaten yasama-yürütme-yargı erki var, bu da nesi?” denebilir. Bu bir değişiklik değildir, aynı şeyi ifade eder ve üzerine bir de kontrol ve sorun giderme fonksiyonu ekler. Egemencilerde bu bilinen erkler üzerinden idare söz konusudur. Bağımsızlık ve dengeden bahsedenler vardır ama asıl konu bu değil, karşılıklı sorumluluk almayla birlikte birbirlerini fiilen kontrol etmeleridir. Bakan bile olsa bütçeyi, “Nasılsa güven oyunu aldım, diğer bütçe kontrolörleri de raporunu hazırlamış, öyleyse bu yıl bu iş tamamdır!” deyip ilerleyemez.

Elitistler için yasama-yürütme-yargı erkleri kendi içlerinde tam bağımsızdır, hatta onlar bunların bağımsızlıklarının teminatıdır. Ama sistemde kimse sorumsuz değildir. Bir kere oy verip daha sonra ikincisinde önüne sandık konmasını bekleyen halk, bu erkleri hem kontrolde hem de aralarındaki tıkanmaları gidermede yeterli olmayabilir. Demek ki sorunu giderecek olan tam yetkili tek başkan değil, kim yönetecekse yönetsin sistemde onun arkasındaki yapıların birbirleriyle dengeli bir şekilde konumlanması ve sürekli sorumluluk üstlenmeleridir. Bazı ülkelerde görüldüğü gibi sadece çok vergi verenleri değil, Amerika’daki gibi aynı zamanda bankalarda çok para tutanlar tarafından sistem içindeki politikacıların ve icracıların üstünde kontrol kurulur ve sorunları gidermek için köprü kurulur. Hukuk ise sürekli işin içindedir ve içtihat oluşturarak daha sorun çıkmadan toplumun önünü açar. Buna “pozitif hukuk” denir. Sistem ekonomi alanında bir karar verecek ise birbirini dengeleyen tüm sorumlular bunu önceden belirginleştirirler ve politikacılarla bürokratları geri plandan izleyerek kontrollerini sağlarlar. Beklentiler ve izlemeler sistem içinde gizli tutulur. Ama açık biçimde kamuoyu tartışır, engel konmaz, medya bazı konuları açıklar, bazı politikacılar ve bilim adamları görüşlerini ortaya koyar, vs.

Adalet herkese gereklidir. Ya hukuk? Siyasi elitler veya post-elitler hukukla oynayarak toplumu ve devleti istismar etme temayülü içindedirler. Halbuki hukuk camiasını da siyasi elitler daraltır. Sonra bundan en fazla hukukçular zarar görür. Elitist toplumlarda elitlerin ortalıkta görünmemeleri, önde sadece hukukçuların görünmeleri hukukun işlemesi bakımından gayet işlevseldir. Bu sebeple siyasi elitlerden beslenen “resmi” hukuk topluluğu yanında elitlerin işleriyle meşgul “fiili” hukuk topluluğu adalet için terazinin dengede durmasını zorunlu hale getirirler. Hukukun üstünlüğü bağlamında bu tip dengelerin doğal şartlarda ülkede tesis edilmesi demokrasinin en fazla ihtiyaç duyabileceği türden garantilerdir.

Genel olarak Ortadoğu kültüründe “egemen” anlayış vardır. Bugün dahi birçok Arap ülkesi egemen toplumlardan oluşur. Yeraltı zenginliklerini elinde tutan ve Batı ile ilişkisi iyi olan kraliyete yakın kişiler ülkelerinin elitleridir. Müslüman ülkelerin çoğu için şu tespit yapılabilir, kapitalist ama kapitalizme karşı, demokrasiye inandığını söylüyor ama sadece sandık demokrasisinin yeteceğine inanıyor, eğitimini ideolojiyle tek tip yapma eğilimi yüksek, parlamenter demokrasinin yetmediğini ifade eden siyasi kanatlara sahip fakat yeteri kadar eliti yok, elitlerin de işin içinde olduğu bir kontrol mekanizması ve ereklerin eşitliği düzeni yok, güçlü bir istihbarat servisi yok… Bütün bunlar nedir? Aslında boşa değil, bir anlamı var. Özellikle Ortadoğu’da belli bir kesim başka türlü bir iddia içindedir. Gerçekten kapitalizme, Batı tipi kalkınma kalıplarına inanmıyorlar. Buna karşılık dini inanışıyla bütünleşmiş bir yaklaşımı var, dünyadaki imkanları kullan, o imkanların sahiplerine karşı dur, kendine öbür dünyanın kapılarını arala!..

Bu yaklaşımı başka alanlarda da görmek mümkündür. Örneğin elitlerden bazıları kendilerine dini bazı sapkınlıkları savunmak yönüyle tarihsel kökleri olan tarikatlarla ilişkilendirebilirler. Binyılcıları bu bağlamda değerlendirenler vardır. Eğer inanç ayrımı ile bu aşırı uç yaklaşımları belli bir radikal düşünceye odaklarsanız, ekonomik, sosyolojik ve politik bu konuyu “güvenlik” boyutunda da ele almak zorunda kalabilirsiniz. Örneğin radikal dini bir grup motivasyonunu elitizmi işaret ederek belli coğrafyalarda teröre yönlendirilebilir.

Bize “ideal elit” gereklidir, “egemen güç” değil! Bugünün küresel düzeninde olması gerekenin doğal biçimde serpilebilmesi için iklimi uygun hale getirmek şarttır. Yoksa normal olmaktan uzak şartlar ya taşeron post-elitleri doğurur ya da lokal siyasal elitlerden bir adım bile ileri gidilemez. Özellikle egemen ile elit arasındaki farklarda bu tartışmaların bir önemi olacağına dikkat çekmek istedim. İstismar alanlarında bu tür olasılıkların kendileri ve etkileri gözden geçirilmesi gereken noktalardır.

Görsel: Flickr, Sachin Sandhu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Maksatlı Aforizmalar (VII)

DİĞER YAZI

Zaman Nedir?

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi