liderlik-sanati
Liderlik Sanatı

Liderlik Sanatı

878 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Temel Liderlik

Küresel, bölgesel liderlik, ülkenin lideri, şirketlerin liderliği, CEO’lar, kumandanlar… Politika konuşurken gerekli olan liderlik sanatı vurguları… Sokakta, sosyal medyada, evde liderlik… Ne kadar da içli dışlıyız bu kavramla?

Bazen aklımdan şöyle geçiyor: Bir ülkede bir komutana binlerce uçak, gemi, tank, top, asker veriliyor, savaşmadan kazansın isteniyor, savaş bir şekilde oluyor ve komutan yeniliyor, ülke insanı ve değerleri çöküyor. Buna karşılık sıfırdan bir CEO ortaya çıkıyor, on yıl gibi bir sürede şirketini öyle bir büyütüyor ki, ekonomik hacmi savaş kaybeden ülkenin birkaçını satın alabilecek güce erişiyor. Yan yana gelen veya gelmeyen şeyler ne ki liderlik burada bu kadar önemli oluyor? Eminim çok zor değildir!

Elime Drucker’in nispeten eski bir kitabı geçti.[1] Yıllar önce okuyup altını çizmişim. Liderlik bölümüne tekrar gözüm takıldı. Drucker “temel” olarak şöyle diyordu:

  • Liderliğin “liderlik” vasıflarıyla pek ilgisi olmaması bir yana, “karizma” ile ilgisi daha da azdır. Karizma liderlerin bükülmesini engeller, lideri yanılmaz olduğundan emin hale getirir, değişme yeteneğini yok eder.
  • Liderlik dünyevi bir özelliktir, romantik değildir, can sıkıcıdır, özünde liyakat vardır.
  • Liderlik bir araçtır. Bundan dolayı asıl sorun liderliğin hangi amaca yönelik olduğudur.
  • Liderlik çok çalışkan olmak demektir.
  • Etkin liderliğin temeli organizasyonun misyonunu düşünmek, bunu tanımlamak ve apaçık gözle görülür bir biçimde ortaya koymaktır.
  • Lider hedefleri öncelikleri, standartları tespit eder ve bozulmamasına nezaret eder ve gerekli uzlaşmaları sağlar.
  • Yönlendirici liderin yanıltıcı liderden farkı: Yönelinen hedefler farklıdır. Lider, liderliği ayrıcalık değil sorumluluk olarak görür. Nihai sorumluluğun başka bir kimsede değil de yalnızca kendisinde olduğunu bildiği için, yanında güçlü mesai arkadaşları ve astlar bulunmasından çekinmez. Onları sürekli cesaretlendirir. Yanındakilerin başarısını kendine tehdit görmez. Yanlarında becerikli, bağımsız ve kendine güven duyan kimseler olmasını sağlar. Yanıltıcı liderler ise çekinir; bunlar etraflarında sürekli kadro temizliği yapar.
  • Güven kazanmak zorunludur. Liderle aynı görüşte olmak şart değildir. Güven, liderin söylediğini gerçekten kastettiğine duyulan inançtır. Dürüstlüğüne duyulan inançtır.
  • Lider için asıl olan tutarlı olmaktır.

Uzun yıllar boyunca liderlik eğitimi almış ve lider olmayı hedeflemiş biriyim. Bütün bu anlatılanlar bana sıradan bir anlatım gibi geliyordu. “Sorun ne ki Drucker bunları böyle basitçe listelemek ihtiyacı duymuş?” diye düşünmekten kendimi alamıyordum.

Sanırım basit anlatımlarda bile olsa, liderliğin arka planındaki gücün içinde biriken değerlerin önemi çok önemli. Drucker veya başkaları bunu yazmıyor, sonuçlardan özet çıkarıp durumu netleştiriyor.

İyi ki yapıyorlar. Ama bize asıl gerekli olan arka plandaki gücün tarifi, kendini motive etme sistematiği…

Güven ve Liderlik

Hatta; “Gerçek lider güven iklimini tesis edene ve onu koruyana denir!” gibi bir mottom vardı. Liderlik içinde güven konusunu tahlil etmeyi daha çok önemsediğim aşikar. Bireysel olarak güvenilir olmakla, gerekli iklimi tesis etmek arasındaki farkı “Bireyin Gücü[2] isimli yazıda açıklamıştım:

Eğer eylemlilik devam ediyorsa, her eylem birbiri için devinim gereğiyse kendimize güvenmemiz önemlidir; ama bu önem aslında başkaları içindir, dışa dönük yarar getirir. Yaşamdaki eylemlere etkili olanlara bağımlı, bağlantılıysak; örneğin meslek sınavı sorularını bir başkası hazırlıyorsa, birileri basıyorsa, başkaları taşıyorsa, kendimize güvenmemiz bir dereceye kadar önemlidir. Onun için başka bir güvene ihtiyacımız vardır. Peki, insanlar kime veya neye güvenecekler? Kendine maaş verene mi, görev verene mi, kurulu sisteme mi, planı yapana mı, plancıya maaş verene mi?.. Gördüklerine mi, görmediklerine mi? “Küresel güçler” dese, “devlet” dese; “karar veren, yapan, taşıyan, satan…” dese; kafası daha çok karışacak! Oralardakiler de insan! “Standart doküman, el kitabı, talimatname, yasa, stratejik plan…” dese, onları da insanlar yazıyor, anlatıyor. Öyleyse kim, kime veya neye güvenecek? “Güven iklimi” diye bir şey vardır. Ortamda işler vicdan sahipleriyle, kişilikli insanlarla doludur, hünerli eller hakkı, adaleti korur, kapalı kapılar arkasında pazarlıklar yoktur, hakça paylaşılır, bölüşülür, herkes üstüne düşeni özveriyle yapar, huzur vardır, selam vardır, yapmacıklık yoktur, aldatmaca, oldubitti yoktur, dostluk, dürüstlük vardır; işte burada güven iklimi vardır. Gerekli olan da budur. Öyleyse tekrar edelim: “Gerçek lider güven iklimini tesis edene ve onu koruyana denir!”

Değişim ve Liderlik

Değişimle liderlik arasında önemli bir bağ vardır. Bütün insanlığı dikkate alarak bir yazı yazmıştım. Bu yazıda karşı karşıya kalınan değişim mecburiyetiyle ilgili tavrı incelemiştim. Bu tavırda bir “toplayıcılık” ödevi vardı. Alacağı baskılara karşı durabilecek gücün kaynağını tarif etmiştim. Bu yazı, “Değişimi Yönetmek ve Liderlik Sanatı” idi.[3]

Değişimin lideri olamamak demek, bir ölçüde baskı altında yaşamak demektir. Liderlik nasıl olmalı? Liderlik yapmak, önce yanlı olmamak ve merkezde durmakla sağlama alınabilir. Sonrası malum; dünyanın en toplayıcı tavırlarına dair büyük düşünmekle ilgilidir. Lider, bütünsel baskı yaratabilecek güce ulaşmayı hedefler. Tarihte böyle liderler unutulmaz olmuştur.

Sistemin Liderlik Sorunu

Gelelim bir tahlil daha yapmaya… Çağlar açmış-kapatmış, devletler kurmuş ve kurdurabilmiş bir geçmişe sahip olan kültürümüz için ne bir şirket ne de bir askeri lider tanımıyla ilgileniyoruz. Somut olarak bu dünyada başarmak, iyilikle güzellikle ilgili işleri yapmak bizim gerçek hedefimizdir. Başarmanın ortamını kuracak ve işletecek liderlerden bahsediyoruz. İster politik deyin, isterseniz yaşamsal…

Üç adımda konunun çerçevesini çizelim:

İlk adım: Somut dünya bize “ahlak” ve “adalet” ile ilgili somut bir ödev yükler. Sorun ahlak ve adalet iklimine bağlı kayıpları ortadan kaldırmak, eğilimi tersine çevirip sağlam bir kazanım haline dönüştürmek, önde durup; “Beni takip edin, birlikte ilerleyeceğiz…” demektir.

Ne gerekli?

  • Amacımız belirgin şekilde ifade edilmiş mi? Beraberce bu amaç için yönümüzü belirleyebildik mi? Kararlı mıyız? Liderimiz bunu bize sağlayabildi mi?
  • Liderimiz doğru bir çaba üzerine mi, o yere layık biri mi, gerekli her şeyi düşünebiliyor mu, kararlı mı? Mevkii için gerekli donanımlara sahip mi?
  • Liderimiz güven veren, örnek, toplayıcı, ahlaklı ve adaletli mi?

Önemli bir konu var: Eğitim! Tarihte çoğu ilkel yaklaşım sergileyen liderlerin toplumu teba yapmak için eğitimsiz bırakmak veya algı sorunu yaratıp bulanık suda balık avlamak istediği görülmüş bir konudur. Durucker’in bahsettiği gibi, asıl lider yanındakilerin eğitim seviyesini yükselten ve başarısını artırandır. Donanımlı olmayı kim engeller? Toplumun bacağından çekerek liderlik etmek isteyenler zararlı liderlerdir.

Gelelim ikinci adıma: Eğer lider böyle değilse, onun yerine geçecek bir başka lider ne durumda? Bütün bu saydığımız pratikler için umut vaat ediyor mu? Bir bakın isterseniz şu iklime! Küresel, bölgesel, ülkesel iklime…

Ve üçüncü adım, eğer liderlik sorunu devam ediyorsa işte elimizde olanın adı şudur: Sistemin bir liderlik sorunu vardır. Sistem lider yaratamıyor, demektir.

Dünya liderlerine bakıyorum, ABD Başkanı Obama ve İngiltere Başbakanı Cameron’un özgeçmişi belli bir yol takip edildiğinin kanıtı sanki. Daha öğrenciyken temsilcilikler, mezun olunca partili olmak, bir yandan parti içinde, diğer yandan meslek yaşamında belirgin bir ilerleme temposu, bölge idaresiyle ilgili bir sorumluluk denemesi ve nihayetinde politik liderlik, devletin yönetimine adaylık… Yani ileri demokratik yönetim sistemi kendisi için gerekli lideri yetiştiriyor. Ne dersiniz?

Silikon Vadisi, ekonomik sistem, teknolojik devinim, güçlü üniversiteler ve diğer altyapı kolaylıkları olmasaydı, o tarla ve potansiyel alan hazırlanmasaydı üzerine Microsoft, Apple, Tesla vs kurulabilir miydi? Steve Jobs, Bill Gates, Elon Mask ve diğerleri olur muydu?

Algı-Gerçek Sorunu

Biz ise sanki bir ispat sorunsalı içinde bocalıyoruz. Bir ispat peşindeyiz… Bu sistemle bakarsak, bizler temsil ettiği düşünceyi ispat edene mi lider diyeceğiz? Bu bir sıkıntı konusu olmaz mı? İspat edilecek işleri bir düşünün hele!..

Eksikler üzerine kurulu bir liderlik alkışlatılmaz. Eksiklikler ispat etse etse, ancak kendi durumunun acziyetini ortaya koyar. Her bir eksiğin kendi sorunsalı vardır. Lider çözümünü çoktan yapmış olmalıdır. Zaten yapacağı ilerilere yürümektir. Her bir adımda önderi toplumu eskiyle yüzleştirmek bir algı bozukluğu yaratır, motivasyonu baskılar, asıl ilerleyecek olan toplumun mecali kalmaz, lider giderek yalnızlaşır…

Bu açıdan endişelerimi ve tespitlerimi “Binyılcı Düşüncenin Türkiye’ye Etkileri”[4] isimli yazımda analiz etmiştim. Köklü bazı etkilerin olduğunu ifade ettim. İddialarda bulunurken bu yazıdaki kritiklerin bir test gereci olması gerektiğini düşünüyorum. Liderliğe soyunanlar ve liderlik sistemlerini deruhte edecekler, “bazı güvenceler vermeli,” diye düşünüyorum.

Toplumumuza etkisi olan baskın sorun sahaları nelerdir? Batı’nın baskın kültürüyle insanların zihnine işlenen “binyılcı” düşüncelerin etkisi var. Aslı binyılcı düşüncelere bağlı olan ama kültürümüze sızan ve bilinçaltında bir baskı oluşturan; Zerdüştlüğün (karanlık-aydınlık), Maniciliğin (iyilik-kötülük) ve Eskatolojinin (kıyamet alametleri) etkisi var. Aslında bu saydığımız etkiler Ortadoğu kökenlidir. Batı kültürünün de bilinçaltına kazınmıştır ve Batı bunu politikasıyla sürekli ortaya koyar. Toplumumuz köklü yapıya sahip bu bilinçaltı baskısını Batı’nın güncellenmiş politikaları yoluyla kolaylıkla alır. Yaşanan ikilemlerdeki esas önemli nokta da buradadır. Bir “algı-gerçeklik” sorunu var. Batı tipi değerlerle meydana getirilen politik ve ekonomik düzen, köklü değerlerle çatışma yaratır. Sahih İslam’dan uzaklaşanlar ise bu konuda bilinçli-bilinçsiz çeşitli malzemeler üretir. Toplum hassasiyetleri bundan etkilenir. Bütün bunların toplamı olarak Darül Harp fikri iktidarlara bir politik söylem geliştirir.

Bu düşünceler baskın ve derin özellikleri ile adalet algısı ve hukuk düzeniyle kökten etkileşim içine girer. İktidar mücadelelerine varana dek konu bir hassasiyet oluşturur. Ayrıca bu konu seküler açıklamalarla da baskılanamaz derinlikte ve genişliktedir. Dolayısıyla ciddidir, sokakta çözülecek bir konu değil, bilinçaltına ve vicdanlara inilmelidir.

Bütün bunları yapabilecek miyiz? Sistemimiz buna elverdiği sürece başarılı olabiliriz.

Sonuç

Gelin önce kendimizi bilinçlendirelim, güven kazanalım ve sistemimizi doğru kuralım, sonra liderlik konusuna geçelim. Eğitimimize ve donanımlı olmamıza yarayacak işlere sahip çıkalım, her alanda olması gerektiği gibi, bu alanda da eşitsizliklerin önüne geçelim. Kimse bizleri teba yerine koyamasın!

Yazılı çizili her şey aslında yapılması gerekeni işaret etmeye yetiyor. Sorun kitapların yazdıklarında değil, uygulamalara düşen gölgelerde… Haddimizi bilelim, sabırlı olalım… Aksi halde çok büyük sorunları tarif eden bir okyanusta yüzdüğümüzü fark edemeyebiliriz. Eğer bir kıyı varsa buraya ulaşamayabiliriz.

Liderlik bir ütopyacılık değildir. Lider, gerçekten çıkılacak kıyıyı herkesten önce görebilmektir! Liderinin arkasından gidecekler ise en az onun kadar bilinçli ve sorumlu olduğunu bilmelidir. Esasında ileri demokrasi de bunu gerektirir. Lideri yaratan sahip olunan potansiyeldir. Bir şeyler doğru zaman ve noktada birleşerek lideri ortaya çıkarır. Sistem gereklidir.

Kılıç devri bitti, delikli boru ile de savaştık, şimdi ise işler bir hayli sisli ve de puslu… Artık dünyada bazı ciddi işler öyle sıradan çabalarla yapılamıyor… Potansiyelin, arka planın, biriken değerlerin bilincinde olmak, sahiplenmek, sorumluluk duymak önemli.


[1] Peter F. Drucker, Gelecek İçin Yönetim, 1990’lar ve Sonrası, Çev. Fikret Üçsan, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 1993.

[2] Gürsel Tokmakoğlu, Bireyin Gücü, 11 Aralık 2013, https://muttakilik.com/bireyin-gucu/

[3] Gürsel Tokmakoğlu, Değişimi Yönetmek ve Liderlik Sanatı, 01 Şubat 2014, https://muttakilik.com/degisimi-yonetmek-ve-liderlik-sanati/

[4] Gürsel Tokmakoğlu, Binyılcı Düşüncenin Türkiye’ye Etkileri, 06 Mart 2014, https://muttakilik.com/binyilci-dusuncenin-turkiyeye-etkileri/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ütopyaya Dayalı Çatışma Alanları

DİĞER YAZI

Küresel Isınma ve Türkiye

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi