degisimi-yonetmek-ve-liderlik-sanati
Değişimi Yönetmek ve Liderlik Sanatı

Değişimi Yönetmek ve Liderlik Sanatı

462 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Kendi ömrümüz içerisinde dahi yaşamın ne denli önemli bir değişim içerisine girdiğini ve döngünün inanılmaz farklılıklar yarattığını gözleyebiliyoruz. Bu kadarı bile farklı sonuçlar çıkarmaya sebeptir. En büyük cehalet farklılıklara anlam verememek olmalı. Hele bu iş bir liderlik boyutunda ele alınırsa…

Genel değişimde insan

Bu yazıda doğallığı, bilimi ve anlamı İslam düşüncesinin engin okyanusundan ayrı tutmadığımı; bilakis her şeyi müşterek düşündüğümü bildirmek isterim. Zira kainatı, evrenleri, insanın içinde bulunduğu evreni ve dünyayı, doğayı ve işletimlerini yaratan ve bilen O’dur. Süreçlerin şifrelerini veren, başlatan ve sonlandıran O’dur. O’nun kapsamadığı yoktur. Kapsam büyük bir doğallığı içerir. Benim genel düşünce sistematiğimde olanlar bunlardır.

Evren gelişim içerisindedir. Gelişimi basite indirgeyip sadece “evren genişliyor” yorumuyla sınırlandırılması büyük eksikliktir. Bizim tabirlerimizle gelişme, her boyuttaki farklılaşma, yenilenme, nitelik ve özellik yönleriyle artış gösterme demektir. Bu tür kapsamlı değişimi değerlendirememek de bir cehalet konusudur.

Genel değişimde insan ancak kendi dünyasıyla sınırlıdır. İnsan dünyasında bile yeterince değişim vardır ki bir çoğu insanın kendi arasında ve kendi benliğinde tartışmasına sebeptir. Bu tartışmada varlıksal değerlerden, asıl kaynakla olan ilişkiden, sona doğru olacaklardan ve bütünüyle bir inanç sisteminden bahsedebiliriz…

Eğer dünyasında insan bu değişimin içerisinde liderlik güdüsüne sahip olamaz ise; dünyasındaki değişimde etkili olamayan, inisiyatif alamayan ve iradesi bağlı bir yaratık olur. Ancak bütün iddiamız odur ki; insan dünyasında en üstün özelliklere sahiptir ve varlık hiyerarşisinde en son ve gelişmiş olduğu nedenle, kendinden önceki her şey onun liderliğinde şekillenir.

Bir saptama yapalım: Evreninde dünya bir sisteme tabidir, değişimlerden etkilenir, daha çok doğal düzeydeki etkileşimlere bağlı kalır.

Kendi dünyasında değiştirebildiklerinde insan

Öyle ki insan, doğal açıdan sahip olduklarının yanı sıra, sadece kendi özelliğine bağlı alanlarda da değişimin adını koyandır. Bu insanın, kendisi için yarattığı yaşam ortamının inşasıdır. Örneğin yaşadığı kenti kuran veya bir yönetim şekli belirleyip işleten insan doğallığına başka bir doğallık ekler.

Böyle bakıldığında, dünyasına bağlı bir değerlendirmeyi hak eden “üstün” insanın etkileşimindeki farklılıkları dikkate almak söz konusudur. Kendi dünyasında gelişme insan içindir ve insana aittir; bütün mesele bunun bilinciyle hareket etmek, kurumları gerektiği gibi inşa etmek ve işletmektir.

Doğallık konusunu bir kez daha vurgulayalım. Doğanın bir parçası olan insanın doğadan alıp inşa ettiği her ürün de doğaldır; ister fikir alsın, isterse madde…

Bu noktada bir saptama daha yapalım: Dünyasında insan bir etkileşimin içerisindedir. Bu etkileşime kendi iradesiyle olan değişimi de katar. Kendi dünyasında azımsanmayacak bir inisiyatife sahiptir, sonuçlarından da mesuldür.

Politik değişimde insan

İnsan politik bir varlıktır. Doğal sistemini inşa ederken ve işletirken bir politikası vardır ve diğerlerinin politikaları ile birlikte etkileşim halindedir.

Örneğin politik alanda bir süredir, “yeni dünya düzeni, küreselleşme…” gibi tanımlarla karşı karşıyayız. Amacı, kapsamı ve etkisi gereği kullanılan bu tanımlar daha da ileride gelişerek önümüzdeki yakın dönemlerde de karşımıza çıkacaktır. Bunların hiç biri ne doğal yaşamdan ne de insandan ayrı düşünülemez.

Şimdi, bu kapsamdaki değişimle ilgili genel tezahüründe kolaylık olsun diye “küreselleşme” ifadesini kullanayım. Küreselleşmenin getirdiklerini ve tarih sahnesinde eriyip gitmemenin yollarını düşündüğümüzde, doğal gelişime tabi kendiliğinden ortaya çıkan değişimlerin söz konusu olduğunu da gözleriz. Üstün insanı merkeze koyduğumuzda bir iradelinin süreçte inisiyatif alması olayıyla karşı karşıyayızdır.

Bu noktadaki paradoks zamansaldır. Çünkü evrensel değişimin insana kendi ömründe dikte ettirdikleri, milyar yıllardan etkili olma süreci olarak ifade edebileceğimiz 20-50 yıla bir izdüşümdür. Dalgaların vurduğu sahildeki kumsalda bir kum tanesi olan insan ömründe dikkate alınacaklar ve hazmedilecekler elbette büyük bilinmezliklerin ifadesidir: Dalgalar, kumsal, sayılar, yerleşimler ve diğer her şey… İnsan bazı süreçlerdeki değişimin mantığını anlamak istemez, önündeki zorunluluklara bakar; ya aldanır ya da büyük bir savaş içine girer. Bu savaş doğallık kabul görse de aslında iradenin anlamsız kullanılmasından başka bir şey değildir.

Bunun politika ile ilgisi nedir? İşte size güncel bir konu olan küreselleşme içinde insanlığın inşasını devam ettirdiği yönetim süreçlerindeki etkileşimlerin acımasızlığı. Politik insan süreçlere “ipler bende olsun” bağlamında bakar. İplerini tuttuğu; toplumlar, ülkeler, ekonomik kapasiteleri, yönetimleri, partileri, sosyal örgütlenmeleri gibi şeylerdir.

Değişimleri yönetmenin önemli bir liderlik işi olduğunu bilmeyen yoktur. Toplumlar adına politik kurumlar, ideolojiler, iktidarlar, akademisyenler, sivil toplum örgütleri hep bu işle meşguldür. Ama eksiklikler bellidir ki bazı toplumlar kendi yolunun tıkanmasına müsaade ederler.

Bilimi, teknolojiyi, adaleti, hakça bölüşmeyi, ilerlemeyi, hoşgörüyü, gerçekçiliği, insana ve doğaya değer vermeyi bir tarafa koymak mümkün değildir. Bir toplum diğerine göre bu yapıları yönetirken, ne derecede ön aldı ve ne derecede tedbirli davrandı ise daha gelişkin olan bir sistemi meydana getirir. Kafası karışık, eli ayağı dolaşmış toplumlarda ise yönetim başkalarının çekim alanında kalır. Çünkü dünya olabildiğince şeffaflaşmakta ve yoğun-enformasyon alanı halindedir.

Burada bir tanım getirelim: Eksikli olanlar. Bu tanıma göre üstün iradeli bile olsa insan, zamanın büyük sistem içindeki etkileşimlerde kendini tespit edememesi bir tarafa, tespit edebildiği ömrü içindeki politik tercihlerin uzanımlarındaki zamansal paradoksta her türlü eksikliğe sahiptir. Bu doğaldır. Ancak buradaki espri; insanın kendi eksikliğini bilemediği halde, biliyorum gibi davranma yolunu seçmesidir. Bildiğini zannettikleriyle sıradan insan olarak yaşayanların etkisi yaşadığı alanda sınırlıdır. Ya lider olarak yaşayanlar? İşte sorun buradadır. Çünkü bu tip zamansal paradoksta bir de politik etkileşimlerin ucunda kendinin eksik olduğunu bilemeyenler hükmettiği alanda beyhude bir belirleyicilik hüviyeti taşırlar. Bu suretle bir bilinmezlik halkasının da sahibi olarak ortaya çıkarlar.

Eksikli olanların; söyledikleri aynının tekrarı, bildikleri kısır, ürettikleri yavan, yönettikleri dardır. Eksiklinin vizyonu yoktur ki liderliğe soyunsun. “İnisiyatif alma” işinde politika gibi insana özgü bir kurumsallaşma yapısı ve tavır ameliyesi vardır ki bizler buna bakarak değerlendirmelerimizi yaparız. Eksikli politika, eksikli kurumsallaşma, eksikli fikirler bizi hep bir gerçek duvarla yüzleştirir; değişimin doğasına ayak uyduramama!

Fikrimce, önü açık bir bakış tarif ederek değişimi yönetmek mümkündür.

Bu bakış açısıyla değişimin saptamalarımızı listeleyelim:

  • “Bir tek toplumu, ayrıcalıklı zümreyi ve suni bir tarifle ifade edilen politik yapıyı…” dünyadan ve doğal yapısından yalıtmak mümkün değildir. O halde tam bir dünya devleti gibi yapılanmak ve bu anlamda doğal yapılar inşa etmek gerekir.
  • Toplumların yaşam alanı bulabileceği, gelişebileceği ve kendini tamamlayabileceği bir sistem yaratıp işletmek esas alınmalıdır.
  • Korkmamak ve meşruluk içinde düzenlemeleri belirginleştirmek, insan doğasıyla, bilgiyle kurumsallaşmak, takip ve yönelimde geride kalmamak gerekir.
  • Güçlü yapılarla, öngörüyle; eğitim, bilim, teknoloji, yatırım ve çalışma imkânı gibi temel adımlarla cazip, sağlam ve güvenilir olmak ve
  • Sosyal yaşamı çok iyi takip etmek, insanın doğal yapısı ile gelişimini sahiplenmek, hak ve menfaatleri yönetmek, adaletli davranmak esastır.

Baskı altında değişen insan

Eksikli liderlerin arkasındaki doğal zincirlerden medet ummak yanılgıdır. Eğer burada lider dahil, toplumu bastırsanız, sıkıştırsanız göreceğiniz şudur: Baskının içinde hızlı bir değişim olur. Değişim illa iyi sonuçlu değil, kötü sonuçlu da olabilir. İntikam, kendini kurtarma, fırsatlardan yararlanma vs ortaya çıkar. Değişim doğaldır ve insanın baskı altındaki tepkilerine dönüktür.

Kendi gördüğü baskıyı liderliğini yaptıklarına yansıtmanın iki sonucu vardır: 1) Bir sonraki paradoksun dozunu düşürmek, 2) Kendi paradoksunda kaybolmak.

Baskılı değişimde konu farklıdır: 1) Düşünsel (ideoloji, dini yaklaşım, akım vs olabilir), 2) Yaptırımsal (diplomatik, askeri, ambargo vs olabilir), 3) Bütünsel (kavramsal, sosyo-ekonomik, bilimsel-teknolojik vs olabilir).

Bir ülke düşünün, düşüncede karmaşıklık içinde, ancak yaptırımlara karşı durabilecek ölçülerde kurumsallaşmış, bütünsel değişimleri kontrol etmeye gücü yetmiyor; ilk yağması gereken ne olmalıdır? Bütünsel değişimlere ait etkinlikleri olmalıdır!

Küresel kent devletine geçiş mi?[1] isimli bir yazımda bazı grafikler üzerinden “Ortalama ve Güçlü Bir Devletinin Etkinliği” mukayesesini incelemiş idim. İncelemede küresel güçlerin bilinmezliğini bir yana koymuştum. Anlatımda ortalama bir devletin (buna somut olarak “gelişmekte olan ülke” de diyebiliriz), güçlü bir devlete göre nelerle meşgul olabildiğine yer vermiştim. Bu meşguliyette somut olarak hükümetlerin-bakanlıkların durumunu hesaba katmıştım. Bakanlıkların çalışmaları bakımından ortalama bir devlette durum şu şekildeydi: Dolaylı yaşama dönük alanların toplamı %94, doğrudan yaşama dönük alanların toplamı %6’dır. Güçlü bir devlette ise meşguliyetler: Dolaylı yaşama dönük alanların toplamı %74, doğrudan yaşama dönük alanların toplamı %26’dır. Bunun anlamı şudur: Eğer gelişmekte olan bir ülkede hükümet çok ama çok çalışsa bile elini değdirebileceği işler doğrudan yaşamla ilgili olan, yani %6’dır. Biz bunlara “iç işler” diyebiliriz. O halde baskı topluma doğrudan yansır.

Bu farklılıklardan bazıları başa geldiğinde adına “konjonktürel etki” denir ve işin içinden sıyrılmaya çalışılır. Değişen insan açısından baskının konjonktürel olmasının bir anlamı yoktur. Kendini sahildeki kum tanesi gibi hissetmesinden öte değildir.

Kısa bir saptama: Geçmiş olsun!

Değişimi yönetmekle ilgili son saptamalar

Doğalız, doğaldan kopamayız. İnsan doğal etkileşime kendi iradesiyle olan değişimi de katar. Değişimi yönetmek için insan doğasını güçlendirmek ortamlar yönetilmelidir.

İnsan politikayı iş olsun diye değil, hayati bir fonksiyon olarak yapmalıdır. Lider değişimi yönetebilecek donanımda olmalıdır. Eksikli olmak insana özgüdür. Ama politik liderlik rasyonellik ister.

Eğer konu bir ülke ise tam bir dünya devleti gibi yapılanmak gerekir. Gelişmekte olan bir ülkenin tamamlanamamış prosedürlerini yönetmeyi, eğer sıradan memurlar zorlanarak yapıyorlarsa topluma yansıyacak baskılar katlanarak olur. Ülkedeki tüm unsurların baskıdan en az etkilenen bir yaşam alanını bulabilecekleri, gelişebilecekleri ve kendilerini tamamlayabilecekleri bir doğal sistem yaratıp işletilmelidir. Bu da ancak vizyonla, donanımsal ve duygusal açılardan tamlıkla (eksikli olmamakla) mümkün olabilir. Bilim ve teknolojiyi kökleştirmek, küresel alandaki etkileşimlerde doğru değişim alanlarına odaklanmak, doğru şeyler üretmek ve tüketmek, haktan ve adaletten asla taviz vermemek önemlidir.

Bütünsel baskı yaratabilecek güce ulaşılmalı, bu yaklaşımla; dünyaya kavram kazandırılabilmeli, sosyo-ekonomik yön verme noktasına ulaşılabilmeli, bilimsel-teknolojik ilerlemeler sağlanabilmelidir.

Sonuç

Değişim yönetildiği ölçüde ilerilere ulaşılabilir. Ama bu yetmez!

Değişimin lideri olamamak demek, bir ölçüde baskı altında yaşamak demektir. Liderlik nasıl olmalı?

Liderlik yapmak, önce yanlı olmamak ve merkezde durmakla sağlama alınabilir. Sonrası malum; dünyanın en toplayıcı tavırlarına dair büyük düşünmekle ilgilidir.

Lider, bütünsel baskı yaratabilecek güce ulaşmayı hedefler. Tarihte böyle liderler unutulmaz olmuştur.

 


[1] https://muttakilik.com/kuresel-kent-devletine-gecis-mi/

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Mutlak Bilinç ve İnsanın Bilgisi

DİĞER YAZI

Karanlığın Paradoksu

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi