karanligin-paradoksu
Karanlığın Paradoksu

Karanlığın Paradoksu

Okuyucu

Karanlık sanki koşturuyor ama ulaştığı bir yer yok! Aydınlık tek yanlı, gölgede ve batıl kalmış karanlığa, anlasa da anlamasa da durumunu hatırlatmak istiyor. Sendeki karanlığın paradoksundur diyor?

Doğal yaşamın bilince yansıyan hakları vardır. Bu hakların farkında olmamak da bir inkardır ve karanlıktır. Tıpkı hakkı doğrudan inkarın karanlığı gibi.

Bütün güzellik, iletişimin çok geniş spektrumdaki haklarına vakıf olmakla başlıyor. Alınanların  karşılığı, vergilerin ödenmesinde, eşsiz bir denge ve uyumun gözetilmesindedir.

Bir insana verilebilecek en değerli kılavuz nedir? Üzülerek söylemeliyim ki bu değer verildiği halde, hakkın yansımasından büyük bir şüphe duyuluyor. Dolayısıyla şüphenin bir uzanımı, bir aksı meydana geliyor. Aksın bir ucu biraz gri ama yine de karanlığa, diğer ucu en karanlığa, yani inkara dönmekte. Alınanın karşılığı her iki durumda da ödenmemekte; çünkü karanlık çok baskın!

Bildiği halde ışığını söndürenlere yazık! İşin kolayıyla ilgileniyorlar; aç-kapa… Anahtarları var ya!

Bana söyler misiniz? Kolaylıkla takipçi bulabildiğiniz bir ortamda, kılavuzu elinize alıp konuşuyorsunuz (hatta yine üzülerek söylüyorum, hak aşımını meşrulaştırıp önce kendinizi kandırıyorsunuz) ve tehditkar bir tavırla, “ben gerisiyle ilgilenmem” diyorsunuz, bunun anlamı nedir? Verginiz nerede?

Neredesiniz siz? Farklı bir dünyada mı? Bu dünyayı gözünüzle görüyorsunuz; ne yapacaksanız şimdi yapın. Diğeri şimdi karanlık; ya ateş varsa! Aksın aydınlık zanlarıyla gidilen karanlık bir çizgide mi, yoksa zaten bilinen karanlıkta mısınız? Hangi istikametin daha batıl olanında yol alıyorsunuz?

Ben size nerede olduğunuzu söyleyeyim: En azından merkezden uzaksınız. Yazık! Siz aşktan, sorumluluktan, sakınmaktan ve asıl doğrudan bahsediyor ama merkezden uzak duruyorsunuz. Yeriniz kaymış, farkında mısınız?

Hatırlatmak isterim ki bu odaksızlık sizi rahatsız etmeli, bu kadar rahat olmamalısınız. Çünkü çok borçlusunuz. Hazır aldığınız bilinç yansımalarının vergisini vermiyorsunuz. Vermedikleriniz bana da, ötekine de zarar veriyor, biliyor musunuz?

Bilinç hepimizin hakkına dairken siz sadece geleneğin kolaycı kazanımında ilerlemeyi seçiyorsunuz. Farklı yönde ama yine gelenek!

Durum şu: Siz kişisel olarak hak alış-verişinde üzerinize düşeni yapamıyorsunuz! Vermeniz gerekende cimrilik gösterdiğinizden dolayı sorumlu sizsiniz. Bunu biliyor musunuz?

Ne kadar kolay! Eksiksiz yansıyanlardan tam yarar sağlıyorsunuz. Merkezde durmak yerine bir başka karanlığa koşuyorsunuz, hem de verdiğinizi zannettiklerinizle… Bir başka kamp mensubusunuz. Kampçısınız işte! Merkezde durmak yerine tescilli karanlığa koşuyorsunuz, hem de verdiğinizi zannettiğiniz vergi, üstünde resim basılı kağıttan başka bir şey değilken; kısa süreli kazanç kapısına vaat…

Somut olan ne?

Hitabım sanadır; ey vergisini kolay yolla veren cimri, giderek odağı batılın karanlığına kayan ve yaşama gölge düşüren gelenekçi türevi!

Nasıl mı? Şöyle:

Şunu bil; bir canlı kıvamındasın, senin maddi yapının diğer maddi yapılardan bir farkı yok ki! Ne demeye çalışıyorsun?

Onu bırak, insan olarak esas farkının ne olduğunu elindeki “O” asıl kaynak da söylüyor, anlamak istemiyorsun; ne kadar kısa düşünüyorsun!

Birleştirdiklerin eksik kalıyor ve bu geleneğin sürekli bir tartışması. Beni tatmin etmiyor. Söylediklerin tatmin etsin; öyle düşün, toparla ve söyle.

Algındaki bir mana mı, yoksa bir gölge mi? Gölgeyse, karanlığındaki yolun aydınlatılmasını beklersin; aralardakileri seçip anlamlandırmak istersin, anlamların açıklanıp yaşamında bir değer olmasını istersin…

Maddi yapının değerini biliyorsan, inkarın yoksa, mananın kendisiyle olan uyumunu göz ardı etmen söz konusu olamaz! Senin asıl inkarın, kestiğinde kan akan damarların, seni öldüren yüreğin; sen onu görmezden gelerek asıl inkarını tanımlıyorsun, farkında mısın?

Evet, bu da inkar! Üstün insan için varlığını inkar asıl karanlık değil mi?

Kaş yaparken göz çıkarmak diye buna derler; yine anlamamışsın! Hakkı inkar kendini inkarla başlar! Kendini görme, anlama, çevrene bakma, hayale dal… Bu ne? Bir başka karanlık değil mi?

Vicdanın ahlakın gibi dünyalıktır, varlığının neresinde meydana gelen bir etkileşimdir; benliğin aklın gibi dünyalıktır, vücudunun neresinde yerleşmiştir; biliyor musun? Peki, sen nefsinin benlik olduğunu biliyor musun? Bunu ben söylüyorum, dinle!

Derdin (öyle veya böyle) bir inanmışa hitap ise başarman söz konusu değil. Çünkü benim inandığımı dönüp bana anlatıyorsun. Gayretinden dolayı teşekkürler. Küçük görmüyorum, değer veriyorum ama uzanabileceğin menzil sadece merkeze kadar gelir ve öte tarafa asla geçmez. Eğer ben çok yararlı olmak istiyorum diyorsan, sen git fikrini aksın karşı tarafındakine sat, bakalım dinletebilecek misin? İnkardaysan batılı merkeze, batıldaysan inkarı merkezi çek. Buyur öyleyse.

Hedefim belli: Senin yapmadığını yapmak! Ben inkardakini merkeze çekmekle ilgileniyorum. Sen ve ben merkeze göre aksın aynı tarafındayız; ben merkezdeyim, sen giderek karanlığa kaysan da… Sen kolayda ısrarcısın, kendi istikametindekilerin ufkundasın. Söyle bana, bu seni tatmin ediyor mu?

Bizi birbirine düşürene mevzu oluyorsun, ey kısa düşünen! Benim sana diyeceğim, yok, sen de bana düşme; git karşıda durana odaklan. Göremiyorsan gel merkeze, daya iyi görürsün iki ucun karanlığını.

Yürü karşı tarafın kapısına, otur karşılarına, bu halinle seni dinlemezler bile! Gülerler sana; yüzüne değilse de bıyık altından bir gülme.

Tiltinde sistemik meşruluğun unvanı var ama bil; yaptığın bilim değil! Karşı tarafın istikametinde komik kaçan bir sözcük dizisidir taşıdıkların. Ne tiltin ne zikrin güven veriyor yaşamın hak gözetmenlerine. Kara… Kara değilse de gri bir leke gibisin! Merkezden bakınca böyle görünüyor. Ama yine de ben sana değer veriyorum, biliyor musun? Sen farkında değilken bile.

Bana zulmün yansıyor. Af ediyorum seni. Ancak, dışlamanın vebali seni yüceltmiyor. “Dur orada, söyleme…” dersen keser söylemem, söyleyeceklerim varken susmak benim hakkım. Hak bilir, söz dinlerim! Ama bende olanı dışlaman sendekini parlatmaz, ışıldatmaz, aydınlatmaz; giderek karanlık çöker üstüne. Ben parlarım; bugün değilse de gelecekte!

İşte bu sözler farklıdır, sıradan değildir; ya yakar ya serinletir!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Değişimi Yönetmek ve Liderlik Sanatı

DİĞER YAZI

Zamanın Katkısı

Kültür 'ın son yazıları

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis

Politika ve Odaklanma

Yaşamımızda çok temel konuları tartışmak zorunda kaldık. Örneğin diyoruz ki başka gezegenimiz yok! Bu zaman diliminin