yeni-kuresel-duzen-nasil-yonetilir
Yeni Küresel Düzen Nasıl Yönetilir?

Yeni Küresel Düzen Nasıl Yönetilir?

902 Tıklama
34 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Daha da belirginleşen küresel sorunlara gereğince odaklanabilmemiz için ilgililere neler önerilmektedir?

Evren genişliyor, yeni yapılar meydana geliyor, her boyutta bilinç artıyor, insan medeniyeti kendi dünyasında sürekli gelişme içerisinde… İnsanlık bilinçlendikçe ve daha fazla bilgi ürettikçe kendi değişikliğini de üretiyor. Daha çok politik, ekonomik, sosyal, bilimsel ve teknolojik alanlarda küreselleşme noktasında tespit edilen yeni değerlerle birlikte başkalaşmanın hızı ve kapsamı da artmış görülüyor. Giderek nüfus olarak çoğalan, hareket kabiliyeti artan ve bilgiyi daha çok kullanarak üretim-tüketim sistemlerini değiştiren insanlığın yeni dünyasındaki değişimin gerekliliklerine uygun bir yönetimin nasıl olması gerektiğini cevaplamaya çalışıyoruz.

 Yeni Küresel Düzenin Başlıca Soruları

Küresel ölçekte gerçekleştirilen analizlere dayanarak gelecek yılların projeksiyonuna bir göz atalım. Aşağıda belirtilen sayısal veriler McKinsey&Company’den yararlanılarak derlenmiştir.[1]

Nüfus ve kentleşme ne durumda olacak?

Her yıl 65 milyon insan doğuyor, kentleşme artıyor, bu artış küresel manada her yıl 7 Chicago demek oluyor. Bu arada gelişmekte olan ülkelerin durumu dikkat çekici bir hal alıyor. Gelişmekte olan ülkelerin 440 kentinin payı, 2025 yıllarında küresel hasılanın (GDP) yarısını alacak şekilde olacak. Bu yıllarda 2,5 milyar insan Asya’nın mega-kentlerinde yaşayacak. Örneğin küresel çapta 200 şehrin 46’sı Çin sınırları içindeki kentlerde olacak. Gelişmiş ülkelere oranla gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranı %75 daha fazla olacak. Bugün bu ülkelerin küresel ekonomideki payları 1/3 iken 2025’te 1/2 olacak. Kentlerde tüketici sınıfı büyüyor. 2030 yıllarında tüketim 2010 yılana oranla %150 artış göstererek 12 trilyon dolardan 30 trilyon dolara yükselecek. Bu demektir ki çatışma alanları Asya’ya kayacak!

Teknoloji dur durak bilmiyor!

A. G. Bell 1867’da telefonu servise koymuştu. Bundan 115 yıl sonra (1991’den bu yana) insanlık internete kavuştu ve şimdi, 16 yıl sonra (2007’den bu yana) çocuklarımızın ellerinde bile akıllı telefon var. 2025 yıllarında mobil internet bütçesi 4-11 trilyon dolar, iş amaçlı otomasyon bütçesi 5-7 trilyon dolar, her şeyin interneti 3-6 trilyon dolar olacak. Giderek artan bir bilişim ekonomisinden söz ediyoruz ve bu gelişmeler insanın yaşamına çok yeni boyutlar kazandıracak görülüyor.

Dünya yaşlanıyor, sorunlar artacak mı?

Küresel çapta insanların yaşam ömrü ortalaması 1950’lerde 47 yaşken, 2014 yıllarında 69’a çıkmış, 2050’de 76 olacak. 2050 yıllarında küresel nüfusun gelişmiş ülkelerdeki payı %26 olacak. Gelişmekte olan ülkelerde 65 yaş üstü nüfus %14 oranına ulaşacak. 2030 yılında genel nüfus içinde çalışan yaşlı nüfusun oranı sadece Çin’de %31’i olacak. Bizler yaşlanma sorunlarını sadece Batı’da olacak görüyorduk, ama bugün işgücünde yaşlıların kullanılmasını gözardı etmemiz gerekiyor. Bu yeni durum sosyal-sigorta dengelerinde belli değişikliklerin yapılmasını gerekli kılacak görülüyor. Dolayısıyla Asya bu alanda da yeni ilgi alanıdır.

Ekonomiler büyüyor, bu zenginlik midir?

Kişisel görüşüme göre ekonomik ölçeklerin artması demek zenginlik demek anlamına gelmiyor. Yine de ekonomideki bu büyümeye dikkat çekmemiz gerekecek. Hükümetler, “Ekonomiyi ben büyüttüm,” dememelidir. Bu artık çok demode bir söylemdir. Küresel paydan haliyle alınan pay büyümektedir. Önemli olan bu büyüklükleri nasıl kullanıldığıdır. İşte liderliklerin önemi burada ortaya çıkmaktadır.

Finans, ticaret, toplumsal hareket ve bilgi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla küresel GDP’ye olan katlı yıllık 250-420 milyar dolarlık artışla olacak. Ticaret ve finans akışı (emtia, finans ve serviste) 1990 yıllında 5 trilyon dolarken, 2012’de 26 trilyon dolar oldu. 2013 yılında önceki yıla artışla 100 milyon kişi daha eklenerek sadece turizm ayağında küresel GDP’ye 2 trilyon dolarlık katkı oldu. Tümüyle toplumsal hareketlilikte 1960 yılında 75 milyon insan küresel çapta yer değiştiriyordu. Bu sayı 2013 yılında 232 milyon insana ulaştı. Bilgi ihtiyaçlarına bakalım, 2014 yılı itibarı ile ayda bir Çin ülkesi nüfusu kadar (1.35 milyar) Facebook kullanıcı artışı oluyor. Küresel on-line trafik bakımından 2000’e göre 2012 yılında 500 kat artış gösterdi. Bütün bunlar küresel GDP’ye ülkelerin kattığı payın sürekli %40 oranında büyümesi demek oluyor.

Bu arada hazır ekonomiyi inceliyorken yine bir düşüncemi çok kısa şekilde aktarayım. 2050’lerde alternatif maddi-değer sistemlerinin bugün kullanılan para sisteminin yerini almasını öngörebiliriz.

Yeni Küresel Yönetim İhtiyacı

Yeni kertede tarif edilen başlıca konular mega-kentleşme ortamının getirdikleri, yeni teknolojilerin güncel yaşama etkileri, demografik değişikliklerden kaynaklı sorunların çözülme biçimleri olmaktadır. Bu konular bize bir taraftan ilerlemenin ve değişimin yolunu açmakta, diğer taraftan da güncel tabirle yaratıcı yıkımı işaret etmektedir. Bir yerde değişim söz konusuysa haliyle yapılması gereken reformlardan bahsetmeliyiz. Küreselleşme her alanda üretimi öngörmekte ve özellikle ekonomik aktiviteler gereği sınırları değiştirmektedir. Bunun içinde yatırım, ulaştırma, iletişim, enerji, finans, ticaret ve eğlence gibi bilinen başlıklar var.

Ama bu bilinenler öyle bir değişim geçiriyor ki, akıl almaz devrimleri günde birkaç kez yaşıyor, hayretler içinde kalıyoruz. Elbette bazılarının umurunda bile değildir! Diyeceksiniz, her toplum bunu hissedebiliyor mu? Hayır. Bilinç seviyesi ve işlevsellik toplumları birbirinden ayırıyor. Yani biri emeklerken sürünmeye başlayabiliyor, diğeri yürürken havalanıp uçabiliyor.

Yine de insanın insanla olan ilişkisine anlam veren bir yapıdan söz ediyoruz. İnsanların nerede ve hangi şartlarda yaşayacakları; sağlık, sigorta ve emekliliklerinin nasıl güvence altına alınacakları; neyi, nasıl, hangi araçlarla ve gereçlerle üretecekleri; küresel haklarını ne şekilde geliştirecekleri, gezip tozmadan tutun, oturduğu yerden dünyanın öbür tarafıyla ne şekilde iş, eğlence ve diğer ihtiyaçlarını üretecekleri ve karşılayacakları; yüksek maliyetli sermaye ile ilişkileri ne şekilde düzenleyecekleri, artan borçları hangi vasıtalarla kapatacakları; devlet, kamu, vergi gibi klasik-düzen şartlarının etkilerini nasıl azaltacakları tartışılan konular içerisindedir.

Politik liderlikler hakkında bir coğrafyada varılan mutabakatın belirginliği ile diğer coğrafyadaki basit-gerilik karşılaştırıldığındaki tedirginlik dikkat çekici görülmektedir. “Basit-gerilik” şeklinde tarif ediyorum. Bu kapsamdaki konular: Sürünen ve çağa hiç uymayan sistemlerin yarattığı küresel ayakbağı olma ve kötü niyetliler için istismara açık olma durumu, toplumların yerleri yurtlarından çeşitli nedenlerle göç etmek zorunda kalmaları ve insanların belli kamuflajlarla da olsa birbirlerini hunharca katletmeleri. Ellerini kana bulamak istemeyenlerin maşa kullanmalarını bu sorun sahası içinde görmekteyim. Bu tür kurnazlıklar ve diğer çağ dışı etkiler acil çözüm bekleyen konular gibi görülmektedir.

Bütün bu süreçlerde insanlar hem fiziken hem de aklen mobilize haldeler, sürekli yeni bir şeyler aramaktalar ve kafaları giderek karışmaktadır. Küresel nüfusun olanca hızıyla artmasına ve aynı oranda sefilliğin derinleşmesine rağmen, dünyada oransal olarak çok az bir kesim kendinden emin yaşamaktadır. Dünyanın pek çok yerinde kamu hizmetleri bir çıkmaz içindedir, vatandaşlık konuları tartışılmaktadır, bütçeler sürekli açık vermektedir, seçim dönemleri adeta bir şova dönüşmektedir, insanlar ara sıra sokağa dökülüp eylem yapmayı adet haline getirmişlerdir, sokakta işlenen suçlarda artış vardır ve yöneticilerin bir kısmı vizyon eksikliği çektiğinin farkında değillerdir.

Bütün bunlar yeni dünya düzeninin sıradan bir tepkisi olarak kabul görmektedir. Bir yanda sorun var ve bu yönetilmelidir. O halde soru şu: Yeni küresel düzen nasıl yönetilecek?

Öneriler

Yeni küresel düzenini yönetmek için dört adım gerekli görülmektedir. Bunlar; insana odaklanmak, teşviklerin yönetilmesi, doğrudan çözümleyici bir sistemin inşası, bilgi verimliliğinin yaygınlaştırılmasıdır.

İnsana Odaklanmak

İnsanın insanla ilişkisinin daha karmaşıklaştı, çeşitli kesimler arasındaki uçurumların arttığı bir dünyada yaşıyoruz. O halde duyarlılıkların daha da artırılmasına ihtiyaç vardır.

Kentlerin devasa çekim gücü etkisiyle insanlar büyük bir hareket içerisine girmiştir. Göçler artmıştır. Her geçen gün insan simsarlarının taşıdığı göçmenlerin sayısı artmakta ve denizlerde yüzme bilmeyen sayısız insan boğularak ölmektedir. Bu sadece deniz yoluyla taşınanlardır, ya kara yolu ile taşınanlar?

Mesele insanların sorunlarını yerinde, toprağında çözmektir. Bunun için uluslararası örgütlerin başlattığı programların tümüne, açlıkla mücadeleye, toprağın verimli hale getirilmesine, eğitime, sağlığa dönük çeşitli yeni projeler yaratılmalıdır. Bu işler gönüllülük esasıyla değil, gerekli bütçelerin ayrılmasıyla gerçekleştirilmelidir. İşin özünde insanın insan için yatırım yapması belli bir metoda bağlanarak sürdürülmelidir.

Bu amaçla modern kölelikle mücadele edilmelidir. İnsanın üretim bandında bir halka gibi görülmesi yerine taşıdığı değerler ve sorumluluklar korunmalıdır. Örneğin Çin’deki işgücünün ucuzluğu, kimliksiz işçilere dayandırılıyor ise, küresel yatırımcı bu yapıyı istismar etmemelidir. Ucuz pamuk işçisi Hindistanlı köylü genç yaşta ölümü göze alıyorsa, nasıl olsa şartlar müsait deyip yatırımcı bu alanı istismar etmemelidir.

Küresel güçler kendilerini nedense bir terörist düşman yaratmak zorunda kalıyorlar. Soğuk Savaş’ın Saddamları bitti, ardında El Kaideler çıktı ve bu defter de kapanmaya yüztutunca yeni proje olan IŞİD (ISIS) benzeri yapılar sürüme kondu. Bu tür tehditler gerekli midir? İnsanın insanı tehdit ilan etmesi yerine varsa eksiklikleri bunları düzenlemek daha doğru değil midir, ellerine silah vermek yerine kalem vermek daha doğru değil midir veya jeo-stratejik zayıflığı olan yerleri bataklığa çevirmek yerine düzenlemeleri sağlayan politikalar yürütmek gerekli değil midir?

Şundan korkuyorum: Asya’da yine bir Müslüman toplum politikanın içine sürüklenerek Çin’e karşı kullanılabilir ve bu post-modern tehditler gibi türetilebilir. Çünkü haklılık payı olan doğal sebeplere dayalı mücadelelerdeki insanlar rahat kullanılabilir. Sizce bu durumu şimdiden öngörenler ve tedbirler alacak yok mudur? Vardır elbette, ama endişem de bundandır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Amorf Yapılar

DİĞER YAZI

İnsanın Süperpozisyonu

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi