ABD’nin Küresel Hakimiyet Tecrübesi

Okuyucu

Rusya-Ukrayna Savaşı oluyorken başat güçler arasındaki küresel mücadele için yaşanan birçok konuyu tartışmaya açıyoruz. Benim Politik Merkez’de her fırsatta size hatırlattığım temanın özü büyük pencereden bakıldığında nelerin görüldüğü üzerine oluyor. Bu yazıda da bu tür bir objektif kullanıyorum; genel resim ve ileriye odaklanan sistematik bakış açısı. Kazanım için tecrübeleri üst üste koyan ve geliştiren, küresel hakimiyet mücadelesinde geliştirdiklerini politikalarına yansıtan ABD oluyor. Nasıl mı?

Son asırda büyük güçler arasındaki farkları açıklamak bir hayli zorlaştığı dönem vardı. Ancak zamanla “güç”kavramının içini dolduran kriterlere bakış açısında değişim oldu. Rakiplere bakılırken sadece sert güçunsurlarına bakılmaması gerektiği anlaşıldı. ABD’de yumuşak güç öne çıkan bir unsurdu. Bu güçle düşmanını yenebileceğini bile düşünmeye başladı.

Soğuk Savaş’ın sonlarına doğru Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bakıldığında, gerçekten büyük bir güç olup olmadıkları hakkında içten içe gelişen bir şüphe belirginleşiyordu. SSCB’de en büyük düşmanıyla savaşabilecek yeterli kapasite vardı, depolar silah doluydu, arada bir nükleer deneme yapıyorlardı, propaganda gereçlerini kullanıyorlardı, dünyanın her yerinde askeri tatbikatları oluyordu, hatta askeri çatışmalarda aşırı agresif görüntü veren doktrinleriyle birkaç hamle yapıyorlardı, ama onların gücü hakkında bir değerlendirme yapılırken zihinlerde bir acaba sorusu mutlaka oluyordu.

Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO) sürekli düşmanı Varşova Paktı’nı izliyor, hakkında değerlendirmeler yapıyordu. NATO’nun planının ruhuna bakılınca bir farklılık göze çarpıyordu. Savaşa hazırlıklı olmak için her tülü tedbiri almak gerekmekteydi. Ancak savaşmak çok yıpratıcı olduğundan, bu yola başvurmadan Sovyet tehdidinden ilelebet kurtulmanın bir yolu izlenmeliydi. Savaşmadan kazanmanın yolu ABD’nin yumuşak güç uygulaması olabilir miydi? Eğer İttifak’ın ruhundaki farklı bakış tarzı bu şekilde kabul edilirse, düşman üzerinde gerçekten sonuç almak mümkün olabilir miydi?

Neyse ki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) o dönemde çok stratejik hamleler yapmayı bildi, Soğuk Savaş’ı bitirme ve SSCB’nin dağılma süreçlerini hızlandırabildi. Burada Başkan Ronald Reagan’ın üstün liderliğinden bahsedilmesi gerekir. Ancak bu mücadelede ne sert güçten ne de yumuşak güçten taviz verildi, her ikisi de bihakkın uygulandı.

Bugün araştırmacılar ABD Başkanı Joe Biden’ın uyguladığı akıllı güç konusunu atlamış olabilir mi? 

Yakın dönemde ABD’nin büyük düşmanlarının başında, Avrasya’nın büyük coğrafyasına sahip, yeraltı ve yerüstü kaynakları bol, Atlantik’ten Pasifik’e uzanan ve Arktik bölgede gücü fazla olan Rusya Federasyonu (RF) bulunmaktadır. SSCB’yi alt eden ABD’nin akıl kapasitesi, acaba bu kez RF’i geriletebilecek ve kendine yakın hale dönüştürebilecek mi? Soru şöyle de sorulabilir, ABD daha büyük bir güç olurken, RF küçülecek mi? 

Büyümek denince akla, tarihte ülkelerin düşman topraklarını işgal etmeleri gibi gelmemelidir, kendi politikalarına bağlamak anlamında bir sonuç elde etmekten söz edilmektedir. Başka ifadeyle ABD, RF üzerinde hâkimiyet kurmak istemektedir. Moskova buna varoluşsal tehdit gözüyle bakmaktadır. 

Peki bu büyüme yöntemi uygulamada nasıl mümkün olacak? Akıllı güç uygulamasına bağlı bir stratejik plan yapmakla! Biden bugün bunu yaptı ve başarılı biçimde uyguluyor. 

Ukrayna’ya musallat olan RF içindeki politikacılar, bürokrasi, liderler, güçlüler, elitler günden güne köşeye sıkıştıklarının farkındadırlar. 

Rusya Federasyonu, 2014 yılında Ukrayna’da hak iddia eden hamleler yaptı, ilhaka giden fiili süreçleri gerçekleştirdi. Ukrayna’yı kendi nüfuz alanı içinde kaybedilmemesi gereken stratejik mevki olarak görmekteydi. NATO’nun genişlemesini kendi varlığına tehdit olarak işaret etti. ABD, 2022’ye kadar kendi stratejisini geliştiren türden bir hazırlık yaptı. 

Aradaki dönemde, 2016 Başkanlık seçimlerinde, RF’nin ABD demokrasisine müdahalesi oldu. Bu RF’nin tekrar büyük güç olma gayretini devam ettirmek ve ABD’yi etkisine almak istediği, biçiminde meydan okuma hamlesiydi. ABD ulusal tehdit değerlendirmesi bunu tespit etti, RF’nin ABD demokrasisine müdahalesini savaş sebebi olarak gördü. Eski Başkan Donald Trump zamanı, tam dört yıl, kompromat tartışmaları ile geçti. 

ABD’nin 2019 yılı seçim sandıklarına da RF etki etmek istedi. RF Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tüm çabası Trump’ın dört yıl daha başkan seçilmesiydi. İki büyük güç, ABD ve RF, asıl meydan muharebesini Washington’da ABD Kongre binası baskını esnasında gerçekleştirdi. Joe Biden, Beyaz Saray’ı Putin’in kompromatı Trump’a kaptırmadı. 

Biden ve onu destekleyenler tarafından elde edilen asıl sonuç şuydu: Rusya’nın ABD demokrasisine müdahale etme girişimlerine son vermek, karşı taarruz başlatmak, RF üzerinde hakimiyet kuracak Uzun Savaş sürecini başlatmak. 

Aslında Uzun Savaş hedefi doğrudan Rusya’ya karşı değildir, asıl güç mücadelesi Çin ile yapılmaktadır. Eğer ABD, Rusya üzerinde hakimiyet kurar ve kendine tabi bir alan yaratır ise Çin’in kontrolünü de güvenceye alacaktır. Çin’in ABD’yi 2035’lerde geçeceği her platformda dile getirilen bir konudur. O halde ABD Çin’e karşı üstünlük mücadelesini 2035-2049 arasında alevlendirene kadar, Rusya ile işini 2022-2027 arasında tamamlaması gerekmektedir. 

Biden’ın Uzun Savaş planı iki aşamalıdır: 1) 2022-2027 arasında Rusya ile; 2) 2035-2049 arasında Çin ile.

Bu uzun sürecek savaşı veya rekabeti Biden başlatacaktı, temelleri Biden zamanında atılacak ve gerekli sistemler çalıştırılacaktı. Biden Doktrini’ni uygulayacaktı ve ABD müesses nizamı Başkan’ın arkasındaydı. ABD’nin büyük stratejisi güncellendi ve akıllı güç uygulamalarıyla beraber senaryolar denendi, İttifak ve Ortaklıklar sistemini devreye kondu. Afganistan’dan çekilme gerçekleştirildi. Anglospher ile ilişkiler güçlendirildi. NATO’nun genişlemesi süreci tekrar hızlandırıldı. Kıta Avrupa’sına ilave asker getirildi. Nükleer silah depoları ve atma vasıtaları yenilendi. Siber Savaş istasyonları ve bunlar için gerekli altyapılar kuruldu. Şubat 2022’de Rusya’nın kendi nüfuz alanı gördüğü Ukrayna’ya girmesi sağlandı. Bugün Biden’ın açıkça “demokrasi düşmanı otokrat, katil, kasap…” dediği Putin’e karşı stratejisini uyguluyor.

Soğuk Savaş zamanında da Ruslar dünyaya nükleer tehditte bulunuyorlardı, ama bir Nükleer Savaş çıkmadı. Bugün de benzeri tehditlerin varlığından söz ediliyor, ancak savaş yerine barış yapmanın ve bir onurlu çıkış imkânı bulmanın daha kolay olacağı işaret ediliyor. Soru şu: Soğuk Savaş zamanında SSCB’yi alt eden ABD gücü ve tecrübesi bugün bunu başaramayacak mı? 

Ukrayna cephesinde süren savaş başlayalı iki ay geçti. ABD stratejisi başarılı ilerliyor. Nisan ayı sonlarına gelindiğinde Moskova’daki politikacılar, bürokrasi, liderler, güçlüler, elitler artık köşeye sıkıştıklarını düşünüyorlar. Daha sinirli görünen Başkan Putin ile başarısız görüntüsü veren Savunma Bakanı Sergei Shoigu 22 Nisan’daki görüntüsü adeta durumun kritikleştiğinin bir kanıtı oldu. Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov 25 Nisan’daki konuşması içinde bir cümlesinde barıştan söz ederken diğer cümlesinde nükleer savaş riskinden bahsediyor. Putin’in seçenekleri ya barış yapmak ya da nükleer silah kullanmak ise zaten durum anlaşır bir hale gelmiş olmaktadır.

ABD, RF’ye karşı bu stratejiyi uygulamakla ne kaybetti? ABD’nin görünen bir kaybı olmadığı gibi bundan sonraki dünya düzeni kurulumuna ve liderliğine ilişkin bazı kazanımları da elde etti. Rusya ve lideri Putin için söylenmeyen kalmadı: Savaş suçu işleyen, pervasızca başkalarını öldüren, istilacı, demokrasi, özgürlük ve insan hakları düşmanı… İşte ABD ve Ortakları bugün bunları her platformda söylemeye devam ediyor. Eğer bu bir müşterek algı yaratacak kampanya ise buradan ABD yine kazanan olacak görülüyor.

Biden ve ondan sonraki ABD başkanlarının iş takvimi ve yapacakları ödevleri hazır. Ukrayna cephesinde bir barış olur ise durum daha kolay görülüyor. ABD, Pasifik’te Çin ile girişeceği daha belirginleşecek üstünlük mücadelesi hamlelerini yapana kadarki zamanda, Rusya’nın üzerindeki nüfuzunu artırmakla ilgilenebilir. Ancak bu cephede savaş uzar veya genişler ise kısa zamanda durumun kontrol altına alınması için, ABD ve Ortakları tarafından atılacak aktif adımları görebiliriz. Burada, dünyada en büyük askeri güç olan, NATO devreye girecektir. Savaşın cephesi genişlemekle beraber, daha çok askeri planlarla ilerlenecektir. Dolayısıyla bu süre risklerin yoğun olduğu bir dönem olabilir.

Bir büyük tecrübe, sonrasında gelen diğer büyük tecrübe ise bunun üstüne konuyor; ileriye bakarken bu tecrübeler birikiminin getirdiği güçle o aranan küresel hakimiyet sürdürülüyor. ABD’nin bugün attığı adımları böyle okumak gerekir. Soğuk Savaş’ı bitiren tecrübeye, bugün Rusya’ya yöneltilen Tam Spektrumlu Savaş yöntem tecrübesini eklediler. Yarını merak edenlere bir ipucu veriyorum: Neomedieval Savaş.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Decision Time for Ukraine

DİĞER YAZI

Global Domination

Politika 'ın son yazıları

Victory Day

This special day, which is celebrated as Victory Day by the USSR, which won the Second

Putin ve Zafer Bayramı

İkinci Dünya Savaşı'nı kazanan SSCB'nin her yıl Zafer Bayramı olarak kutladığı bu bayram, Soğuk Savaş sonrasında

NATO’s Strategy

The Russo-Ukrainian War continues. NATO has been involved in this war since its inception. But not

Amerikan Kampanyası

Kampanya! Bu söz bizim Uluslararası İlişkiler ve Askeri Uygulamalar içinde pek kullanılmaz, ama Amerika Birleşik Devletler