Biden’ın Uzun Savaş Planı

620 Tıklama
21 Dakikalık Okuma
Okuyucu

ABD’de Başkanlık koltuğuna oturan Joe Biden ile birlikte, Orta Doğu’yu merkeze alıp Pasifik’ten Atlantik kıyılarına kadarki geniş bir coğrafyada gelişmesi beklenen konuları alınan ilk emarelerden yola çıkarak analiz edecek olursak, görünen o ki plan, demokratikleşme kavramının hemen yanına terörün de yerleştirildiği acımasız bir plandır. Bu analiz ile ortaya konan tespitleri bundan sonraki (en azından) dört yıl artan tempoda göreceğiz, yaşayacağız. Ben bu hususu Türkiye özelinde dikkatlere sunarak, gerekli karşı politikalar için bir çerçeve sunmak istedim. İnceleyelim.

Kabinede Öne Çıkan İsimler

Analize bilinen noktadan başlayalım, kabine… En azında bazı önemli hususları tekrar belirginleştirme imkânını burada bulabiliriz.

Joe Biden’ın kabinesi içinde kendisi dahil, Barack Obama döneminden (2009-17) bilinen, Dışişleri ve Savunma Bakanları başta incelemede kapsadığımız coğrafyalardan sorumlu olmuş isimler var. İlk sinyallere bağlı olarak bu kabine ile Biden’ın hedeflediği geniş alanın merkezinde Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz var ve dışa doğru çeperinde Atlantik-Pasifik arası, küresel diyebileceğimiz coğrafya yer almaktadır. 

  • Savunma

CENTCOM Komutanlığı yapmış E. General Llyod Austin Savunma Bakanı oldu. 

  • Dışişleri

Obama döneminde, 2015-17 yılları arasında Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevinde bulunan Antony Blinken, yine Obama döneminin tamamında Başkan Yardımcılığı yapan Biden’ın yakın çevresinden bir isimdir. Dışişleri Bakanlığı’na Bill Clinton döneminde giren Blinken, 2009-13 yılları arasında Başkan Yardımcısı Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı, 2013-15 yılları arasında da Başkan Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. İran ile yapılan nükleer anlaşmanın mimarları arasında yer alan Blinken’in, Trump döneminde yara alan ABD-Avrupa ilişkilerinde oluşan hasarı gidermek için çaba sarf etmesi beklenmektedir.

  • Ulusal Güvenlik

Beyaz Saray’daki en önemli pozisyonlardan biri olan Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini ise uzun yıllar Washington’da üst düzey görevler üstlenmiş ve Türkiye’yi de yakından tanıyan bir isim olan Jake Sullivan yürütecektir. 2008’de Barack Obama’nın ve 2016’da Hillary Clinton’ın seçim kampanyalarında aktif rol alan Sullivan, 2013-14 yıllarında Başkan Yardımcısı Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’nı yaptı. Ardından Dışişleri Bakanlığı’nda Politika Planlama Dairesi Başkanlığı görevini üstlenen Sullivan, 2015’te İran’ın nükleer programıyla ilgili yapılan anlaşmanın müzakerelerinde de kilit rol üstlendi. Sullivan, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Hillary Clinton’ın dış politika alanındaki baş danışmanıydı. 2018 yılında Suriye’nin kuzeydoğusundaki YPG varlığıyla ilgili Ankara-Washington hattında yaşanan gerilim sırasında yaptığı bir açıklamada, Türkiye’nin YPG’ye Amerikan desteğini kabul etmesi gerektiğini söylemişti.

  • Orta Doğu ve Kuzey Afrika

Yine önemli bir isim, Ulusal Güvenlik Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörü Brett McGurk oldu. McGurk, bu pozisyonda Biden yönetiminin Türkiye ile ilişkilerinin şekillendirilmesinde önemli bir rol oynayacak. Suriye’de YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) verdiği destekle tanınır. Hatta Irak ve Suriye’de Vekalet Savaşı’nın uygulanmasında önemli görevler üstlenmiş bir isimdir.

  • CIA

CIA Başkanlığı koltuğuna William Burns oturdu. Obama döneminde 2011-14 yılları arasında Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevini yürüten William Burns, 2014 yılında Dışişleri Bakanlığı’ndan emekli olmuştur. Daha önce Ürdün ve Rusya’da Büyükelçilik, Dışişleri Bakanlığı’nda, Orta Doğu’dan sorumlu müsteşarlık ve siyasi işler müsteşarlığı görevlerinde de bulunan Burns, 2015 yılından bu yana Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Endowment for International Peace‘in başkanlığını yürütüyordu. Burns, Obama dönemindeki Dışişleri Bakan Yardımcılığı sırasında İran ile nükleer anlaşmanın oluşturulmasının öncü isimleri arasında yer almıştı.

ABD’nin Demokrasi Başlıklı Program Hedefleri

Sizlere yeni bir konuyu sunuyorum, üzerinde duracağız!..

2021’de kurulan Foundation Defense of Democracies (FDD) organizasyonu ile ele alınan ana tema “demokrasi” başlığı altına konmaktadır. Bu Biden’ın “liberal demokrasi” yaklaşımına paralel hazırlanmış, ama sanki bir savaşı anımsatırcasına, zamanın icaplarına da tam denk getirilmiş bir proje olabilir, nasıl olsa detayları daha sonra anlaşılır. Bu vakfın (?) ele aldığı konu ve kapsamlar Biden yönetiminin öncelikleri ve yöntemleri bakımından bizlere belli bazı ipuçları vermektedir. Ben şu seviyede burada bu vakıfla değil, sunduğu konu ve kapsamlarla ilgilenmekteyim. Bakın ne denli ilginç! Türkiye hangi konularla yan yana konuyor?

FDD’de ele alınan projeler şunlardır: Siber ve Teknolojik İnovasyon Merkezi, Ekonomik ve Finansal Güç, Askeri ve Politik Güç, Çin Programı, FDD’nin Uzun Savaş Haberleri, Uluslararası Organizasyonlar Programı, İran Programı, Ulusal Güvenlik Mezunlar Ağı, Transformatif İnovasyon Laboratuvarı, Türkiye Programı. 

Konu başlıları ise şunlardır: Arap Politikaları, Çin, Covid-19, Siber, Körfez Ülkeleri, Hint-Pasifik, Uluslararası Organizasyonlar, İran, İsrail, Filistin Politikaları, Cihatçılık, Kürtler, Hukuk, Lübnan, Askeri ve Politik Güç, Kuzey Kore, Rusya, Yaptırımlar ve Yasadışı Finans, Suriye, Uzun Savaş, Türkiye.

Bu konuda Türkiye’de 2016’dan itibaren sıklıkla ve tek yazan Politik Merkez olmuştur. (https://politikmerkez.com/konular/guvenlik/uzun-savas-2/ ) Bu konunun FDD ile gündeme gelmesi boşuna değildir. 

Uzun Savaş nedir? “11 Eylül” 2001 öncesinde sözü edilen bu terim George W. Bush’un “Radikal Küresel Teröre Karşı Savaş” ilan etmesi ile gün yüzüne çıkarıldı. Orta Doğu’da Vekalet Savaşı olarak Obama döneminde sistemleştirildi. El Kaide ile başlayan radikal terör meselesi, El Nusra, Taliban ve DAEŞ (ABD buna İslam Devleti diyor) gibi radikal örgütlerle mücadele şeklinde sürdürüldü, halen de devam edilmektedir. Bir önceki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun “Taliban ile anlaşmaya varıldı,” haberleri gayet ilginçtir. Trump Afganistan’dan asker çekeceğini duyurmuştu ancak Biden yönetimi birkaç gün önce bunun tersine açıklama yaptı.

Konuyu merak edenler şu dokümandan inceleyebilirler: Jacquelyn K. Davis, Radical Islamies Ideologies and the Long War Implications for US Strategic Planning and US Central Command’s Operations, The Institute for Foreign Policy Analysis, IFPA, 2007. Davis, Radikal İslami ideolojilerle savaşı ve Uzun Savaşı birlikte ifade etmektedir.

Uzun Savaş önceki ABD Başkanı Donald tarafından “Sonu Olmayan Savaş” olarak da dile getirilmişti. Halen gündemde olduğu açıktır. ABD’nin radikal terörle mücadele adı altında ilgilendikleri coğrafyalarda gerekli alanın açılması ve buralara yönetilebilir vekillerin sürülmesi politikaları, FDD ile ifade edildiğine göre, 2021 itibarıyla Pasifik’ten Güney Asya’ya ve buradan Orta Doğu ve Afrika’ya yaygınlaşması görünüyor.

Uzun Savaş başlığının ilgilendiği konu “Radikal İslami Terör” dedikleri ve “Cihatçı” kavramıyla bilinen türdür.

  • Küresel Çapta Öne Çıkan Savaş Türleri

ABD küresel çapta Siber Savaş, Ekonomik Savaş, Askeri (Konvansiyonel/Nükleer) Savaş ve Terörle Savaş (veya Gayrinizami Harp) ele alınıyor.

  • Demokratikleşme Açısından Öncelikle İsmi Geçen Ülke Programları

ABD’nin 2018 Ulusal Güvenlik Strateji dokümanında “düşman” olarak tasnif edilen Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore var. Buna ilave olarak Lübnan, Suriye ve Türkiye yer almaktadır. Türkiye neden burada yer alıyor? (Daha iyi anlamak isteyenler FDD Türkiye Projesi linklerine erişebilir.)

ABD’nin ortağı İsrail’in Filistin konusunu İbrahim Anlaşmaları kapsamında ele aldığı açıktır. Buna göre Körfez ve diğer Arap ülkeleri de konumlandırılacak gözüküyor. Irak fiilen parçalanmış haldedir ve ABD her biçimiyle buradadır, adının planda geçmesine de gerek duyulmamaktadır. Hint-Pasifik bölgesi de ABD’nin yeni alanı içindedir ve bu bölgedeki ülkeler ABD çıkarlarına uyumluluk bakımından tasnif edilecektir.

CENTCOM’da Görev Alanı Değişimi

Bu konu da yeni bir gelişmedir. 15 Ocak’ta ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, ilk kez İsrail’i Merkez Komutanlığı’na (CENTCOM) dahil edeceğini duyurdu. İsrail’in Avrupa Komutanlığı’ndan (EUCOM’dan) CENTCOM’a taşınmasından “Ortadoğu’daki değişen siyasi ortamın bir işareti” olarak görüldü. Bu hamle, ABD, İsrail ve Arap ülkelerinin bölgenin önde gelen güvenlik tehdidi olarak gördüğü İran’a karşı daha fazla işbirliğine katkıda bulunacak şeklinde değerlendirildi.

ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı 11 komutanlıktan biri olan CENTCOM, Orta Doğu ve Güneybatı Asya’daki ABD askeri operasyonlarını denetlemektedir. Görev alanı Çin sınırından Doğu Akdeniz’e ve Rusya sınırından Aden Körfezi’ne kadardır. İsrail ile komşuları arasındaki bölgesel gerilimler nedeniyle, (kurulduğu 1983 yılından bu yana) EUCOM görev alanı kapsamındaydı. CENTCOM’un anlayışına göre Arap devletleri İsrail’i egemen bir devlet olarak tanımıyorlardı. Bu düzenleme, ABD’nin çok taraflı tatbikatlar ve operasyonlar gerçekleştirmesine izin verecektir.

Pentagon’un İsrail’i CENTCOM’un görev alanına taşıma kararı, önceki Başkan Donald Trump zamanında hazırlanan İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords) kapsamında İsrail ile Arap ülkeleri (özellikle Körfez Ülkeleri) arasında olması öngörülen (sözde) “normalleşme” ilişkilerini tamamlayacak. Trump yönetimi Eylül 2020’de aracılık ettiği bir dizi anlaşmayla, İsrail’in Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Bahreyn, Sudan ve Fas ile ilişkilerini (sözde) normalleştirmişti. Pentagon yaptığı açıklamada, “İbrahim Anlaşmaları’nın ardından İsrail ile Arap komşuları arasındaki gerginliğin hafifletilmesi, Amerika Birleşik Devletleri’ne Orta Doğu’daki ortak tehditlere karşı kilit ortakları hizalamak için stratejik bir fırsat sağladı,” dedi.

İran İçin Hazırlık

Her ne kadar ekonomik bütünleşme ile bölgesel barıştan söz edilse de İbrahim Anlaşmaları’na imza atan ülkelerin kabul ettiği aslında İran’ın ortak hedef olmasıydı. Joe Biden, ABD’yi Obama yönetiminin İran ile 2015 nükleer anlaşmasına geri döndürme sözü vermişti. Ancak anlaşılan o ki, Arap-İsrail meselesinin ABD açısından belirlenen noktalara gelinmesinden sonra İran konusu gündeme getirilecek. 

Başkan Biden, Orta Doğu’da (kendine göre) gerçekçi bir ilerleme sağlayabilmek için İbrahim Anlaşmaları’nın başarısını desteklemektedir. İran üzerinde baskı uygulamak (ki hedef mevcut rejimi değiştirmek, ülkeyi demokratikleştirmek olarak belirlenmiş durumdadır) ve nükleer cephaneliği inşa etme amacından caydırmak için İsrail ve Körfez ülkeleri arasında büyüyen ittifakı kullanmak istemektedir. Bilindiği gibi Körfez Devletleri, ABD ve Kuveyt’in aracılık ettiği ve bölgesel ittifakları güçlendiren bir “dayanışma paktı” imzaladılar. İsrail, BAE, Suudi Arabistan ve Bahreyn, ABD’nin Tahran ile 2015 nükleer anlaşmasına yeniden girmesine karşı olduklarını açıkladılar.

Değerlendirme

Buraya kadar incelediğimiz, Kabinede Öne Çıkan İsimler, ABD’nin “Demokrasi” Başlıklı Program Hedefleri, CENTCOM’da Görev Alanı Değişikliği ve İran İçin Hazırlık konularına bakılırsa, Orta Doğu merkezde olmak kaydıyla, Pasifik bölgesinden Atlantik Okyanusu kıyılarına kadar terörle, demokratikleşme adı altındaki konularla ve yaptırımlarla ilgili bir sürecin hızla gelişeceği açık görünüyor. Bunu destekler mahiyette ABD tarafından hedeflenen coğrafyalarda politik, diplomatik, ekonomik, siber, askeri ve hukuki saldırı konuları devreye konacaktır ve bu hususlarda oldukça agresif bir tutum izlenecektir.

ABD’nin yeni politikası görüldüğü gibi değil, agresif diyorum, Orta Doğu’da terör eylemleri gerçekleşmeye başladı bile. Hatta Güney Asya’da darbe haberleri de var… ABD’de seçim kampanyası sürecindeyken dünya terörden bir nebze olsun uzaklaşmıştı, şimdi demokratikleşme temalı yumuşak güç ihracının perde arkasında vekillerin sahne alacağı terör ve terörle mücadele kampanyalarını görme zamanı.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Siyasette Yozlaşma

DİĞER YAZI

ABD’ye Rağmen Türkiye’nin Bölgesel Güç Mücadelesi

Politika 'ın son yazıları