barzaninin-bagimsizlik-ilani-hazirligi
Barzani’nin Bağımsızlık İlanı Hazırlığı

Barzani’nin Bağımsızlık İlanı Hazırlığı

437 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yakın zaman önce Ankara’ya ziyaret gerçekleştiren Mesut Barzani bugün bağımsızlık için halk oyuna gitme kararı aldı. “Hayırlı olsun!..” Böyle mi diyeceğiz? Hazır bölgede IŞİD tehdidinden dolayı Batı ittifakının uçakları ve gemileri varken, IŞİD’e karşı eğitim vermek üzere Musul’a yakın bölge olan Başika’ya konuşlanmış Türk birliği varlık göstermeye devam ediyorken, Barzani için tarihi ilan için durum müsait olsa gerek! İran ve Rusya’dan destek ve akıl alan Merkezi Irak Devleti her ne kadar itiraz etse de demek ki şartlar oluşmuş halde!..

Ortadoğu’da bu kadar gerginlik ne içindi? IŞİD, Esad, Suriye, mülteci, kantonlar, Kobani, PYD, Rus uçağı derken… Başika, El Abadi’nin ani çıkışları ve karşılıklı ziyaretler derken… Hazır İsrail ve Türkiye arasında anlaşmaya varılıyorken, karşılıklı büyükelçilikler harekete geçiriliyorken… HDP eşbaşkanı Demirtaş Bürüksel, Amerika ve Rusya ziyaretlerine çıkmışken, PKK hendekler kazıp terörü şehirlere yaymaya başlamışken… Ne diyelim? “Hayırlı’sı olsun!” mu demek lazım?

Tarihsel çizgide biraz gerilere giderek hafızamızı tazeleyelim. Bütün bu gelişmeleri daha net görebilmek adına olanları öncesinden ele alıp değerlendirmekte yarar var. Çünkü aktörler nerede duruyorlar, ne yapmak istiyorlar? Bunları görmemiz gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası Türkiye’nin doğu ve güneydoğu sınırlarında önemli hareketlenmeler yaşandı. Temel amaç Hazar ve Kerkük havzası petrollerine kimin sahip olması gerektiğini belirlemekti. O vakit bölgedeki hakim güçler İngiltere ve Sovyetler Birliği (SSCB) idi. Paylaşılmaya değer görülen yer ise daha ziyade bugünkü İran toprakları ve onun güneyindeki Irak idi. Bahse konu hakim güçler Türkiye Cumhuriyeti ile işbirliğine elbette girmek istemezlerdi. Ne de olsa Azeriler ve Türkmenler dahil bölgedeki pek çok güçlü topluluk Türkiye’nin nüfuzuna dahildi veya tarihsel açıdan kendilerine sorun yaratabilir görülmekteydi. Eğer Türkiye işin içine sokulur ise kuzey Irak’ta, Lozan’da İngilizler lehine bir meşguliyet sonrası çözülen içinde Musul’un da bulunduğu Kerkük Eyaleti’nden, Bakü dahil Kafkaslara ve hatta Hazar’ın doğu tarafındaki Türkmen bölgesinde Türkler, kendi elleriyle güçlendirilmiş olurdu. SSCB ve İngiltere, daha küçük ve kontrolü kolay bir etnik grup aradılar. İyi tanıdıkları, ideoloji ve etnik açılardan etkileyebilecekleri bölgede böyle bir azınlık vardı: Kürtler.

1930 yılında Hakkari, Dağlıca’da Oramar İsyanı olmuştu. 1931’de Kuzey Irak’ta Şeyh Ahmet Barzani ve kardeşi Molla Mustafa Barzani ayaklanmayı Irak ve İran bölgelerinde genişlettiler. 1941 yılında İkinci Dünya Savaşı kapsamında İngilizler güneyden, SSCB kuzeyden İran topraklarına girdiler. SSCB, Azerbaycan’dan İran Azerileri üzerinde nüfuz sağladı. Bölgede Kürt etnik gruplar vardı. 1943’e gelindiğinde İran’ın Türkiye’ye yakın bölgelerinde Kürdistan Diriliş Topluluğu (KOMELA) kuruldu. Barzan aşireti bu harekete önderlik etmeye başladı ve 1943 yılında KOMELA adını İran Kürdistan Demokrat Partisi (İ-KDP) olarak değiştirdi. Bugün Irak’ta Mesut Barzani’nin temsil ettiği KDP böyle meydana geldi.

1946-1947 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin desteği ile Türkiye sınırına bitişik bugünkü Azerbaycan ve İran’da kalan dar bir coğrafyayı içine alacak şekilde Mahabat Cumhuriyeti adıyla bir Kürt devleti kurulmuş idi. Ancak Dünya Savaşı sonrası uluslararası güç olarak Amerika öne çıkmıştı. ABD, SSCB’nin işin içinde olduğu bir oluşumu desteklemedi. Aşiretten genişletilen, silahlarını Sovyetler’in verdiği ve eğittiği yapay Mahabat ABD’nin etkisiyle BM tarafından tanınmadı.

Soğuk Savaş döneminde Irak SSCB’nin etkisindeydi. Özellikle Şah Rıza Pehlevi döneminde Batıya yakın duran İran, Ayetullah Humeyni ile bir dönüşüm geçirmişti. İran’ın belirsizlik süreci bölgedeki dengeleri değiştirdi. İran ve Irak 1980-1988 arasında tam sekiz yıl savaştı. Savaşın kaderi üzerinde bir SSCB silahları, bir Batı silahları etkili oluyordu. Bu süreçte Kürtler adı geçen güçler içinde “iş kolaylaştırıcı” olarak işlev gördüler. SSCB yıkıldı. Tek kutuplu dünyada Amerika bu stratejik enerji bölgesine çekidüzen vermeye koyuldu. Yanında İngiltere ve onun engin bölge deneyimi vardı. Sürecin başında İran ile rehine krizi yaşandı. Yakın zamanda İran ile Obama yönetiminin tarihi anlaşmaya varmasına kadar devam eden anlaşmazlığın başlangıcı bu tarihlere dayanır. Saddam’ın Irak’ı üzerine Amerika iki kez yüklendi. Bölgede en önemli savaşlar bu dönemde gerçekleşti. Saddam devrildi. Kuzey Irak’ta Türk sınırına yakın bölgede Barzan aşireti önderliğindeki KDP, İran sınırına yakın bölgede ise Celal Talabani’nin aşireti önderliğinde işlev gören Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) koalisyona destek verdiler.

İran’da Rus silahlarını kullanan Molla yönetimi devam edegeldi. Burada İ-KDP canlı tutuldu. Sonra 1978’de Türkiye’de PKK kuruldu. PKK’nı kurucusu Abdullah Öcalan uzun yıllar Suriye’de yaşadı. İran-Irak Savaşı ve ABD-Irak savaşları süresince kontrolsüz olarak işaret edilen Türkiye-Irak sınırı arasında serpilen PKK, zamanın Suriye başkanı Hafız Esad’dan himaye gören Öcalan tarafından idare edildi. Suriye’de Türk sınırına yakın yaşayan Kürtler aynı zamanda PKK’nın terörist deposu idi. Irak’ta varlık gösteren PKK’nın uzun yıllar önemli ölçüde terörist kaynağı Suriyeli Kürtler oldu. Suriye’de bu eğitimli yapılar daha sonra PYD olarak Başer El-Esad yönetimine muhalif bir oluşumu gerçekleştirdiler.

Bunun dışında Kürt milliyetçiler daha çok İran ve İran’ın Irak’a yakın bölümlerinde etkili olan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) ile 2003 yılında bölgedeki tüm Kürtleri birleştirme gayretine girdiler. İran, Irak, Suriye ve Türkiye Kürtlerini bir araya getirebilecek Kürdistan Demokratik Konfederasyonu kuruldu.

ABD tarafında yeni Irak Devleti Kürtler, Şiiler ve Sünniler olmak üzere üçe bölündü. Uzun yıllar Kürtler arasında iktidar savaşı yapan KDP ve KYB arasındaki sorun böylece çözüme kavuşturuldu. Tüm Irak’a Celal Talabani Cumhurbaşkanı yapıldı. Böylelikle KYB eritildi. Barzani ise Irak kuzeyinde Özerk statüsü ile kurulan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başına getirildi. Bugün Barzani bağımsızlık için harekete geçti.

Barzani başından beri Türklere yakındı. Molla Barzani’ye verilen görev talimatında hedef Türk bölgesi değil, İran ve özellikle Irak bölgesi idi. Amerika bu yapıyı bozmadı, Mesut Barzani’ye “Babanın gittiği yoldan git, Türkiye ile iyi geçin,” öğüdünü verdi.

Hem Irak hem de Suriye coğrafyasında IŞİD terör örgütü bir aktör olarak belireli çok olmadı. IŞİD terör yaptıkça birçok Batılı devlet bölgeye uluslararası asker kullanma meşruiyeti elde etti. Suriye’de işler iyiden iyiye kızıştı. Rusya yeni bir Suriye bölünmesi halinde elinde tuttuğu askeri üslerini kaybetmemek ve bölgedeki nüfuzunu sildirmemek için gayretle hareket ediyor.

Sanırım bu tarihsel akıştan sonra kim nerede duruyor ve ne amaçlıyor, daha iyi anlaşılıyordur. Amerika Körfez’e adımını attıktan sonra kendi açısından sürekli büyük düşündü ve hiç acele etmedi. Süreç bugüne geldi çattı. Haliyle ortada bir plan var. Reel politik durum bu plan içinde kaybeden değil, kazanan olmayı gerektirir. Irak ve Suriye yeni bir yapı ile tarih sahnesinde yerini alacak görünüyor. Öyleyse Türkiye ne kazanacak, ne kaybedecek, birlikte göreceğiz. Akıllarda bazı sorular var. Türkiye başından beri ABD, İngiltere ve Barzani ile birlikte hareket etti. Türkiye Irak ve Suriye’de meydana gelen yeni düzenlemelerde (ki sınır dahildir) beklediğini bulabilecek mi? Kuzey Suriye’deki Kürt bölgesi de ileride Barzani’nin yolunu izleyecek mi? Batı ile yeni anlaşmaya varan bir İran işlere fazlaca müdahil olmaz ise içlerindeki Kürt azınlığın sorun edilmemesi haline mi ikna olacaklar, anlaşma bu mu? Yoksa İran çok kendisine güvenecek ve Rusya ile birlikte hareket ederek Batının planını bozmaya mı soyunacak? Türkiye’de PKK etkisini kaybeder ve HDP bir Türkiye partisi olarak demokrasi yolunda kalırsa taraflar tatmin olacaklar mı? PKK sorunu gerçekten çözülecek mi; HDP, PKK ile irtibatını kesecek mi, yoksa belli bir geçiş süresini kabul mü edecek?..

Ortadoğu bir tür yapaylıklar coğrafyasıdır. Uzun sürelerden beri bu coğrafyada politikacılar ve politikalar çaba ile geliştirilerek öne çıkarılırlar. Bu vesileyle “Kürt realitesi” dediğimiz olayı 30’lu yıllardan bugüne, Mahabat’tan yeni bir devlet ilanı hazırlığına dek gözden geçirmiş olduk; hem bağımsızlık, hak, özgürlük, demokrasi diye diye… Bakalım gelecek günler nasıl geçecek? Amerika, İngiltere, Fransa, Türkiye, İsrail destekli Barzani’nin bağımsızlık adımı karşısında Rusya, İran, Irak, Esad ve uzaklardan Çin ne yapabilir dersiniz? Gelişmeler yeterince doğal gerçekleşir mi; hatta dış politikadaki bu gerginlik içeriyi de gerer mi? Elbette geriyor ve birçok konu matruşka gibi, kim nerede belli değil, öyle değil mi?

(Görsel: Flickr, Jan Sefti)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Son Raddeye Gelmeden Çözmek

DİĞER YAZI

Kafkaslar’ın ve Ortadoğu’nun 2016 Jeostratejik Görünümü

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını