Bölgede Jeopolitik Merkez Mücadelesi 

Okuyucu

Şöyle bir soru ile başlayalım; İsrail bölgede bir jeopolitik merkez mi? Nerede? Atlantik ile Hint-Pasifik arasında, Doğu Akdeniz’de (Levant’ta) veya Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) coğrafyasında, böyle mi? ABD ve İsrail tuğlaları üst üste sıralıyor, inşa edilen yapıya dikkatlice bakalım! Peki, ABD bakışıyla bölgede Türkiye’nin merkez konumuna ne oldu?

Bazen görseller kelimelerden çok daha fazla şey ifade eder, çarpıcıdır. Mayıs 2021’de Türkiye ve İsrail Jeopolitiği başlıklı makale için hazırladığım görsele baktım, bugün olanları o tarihte ne güzel de açıklıyor dedim. Siz de bakın, aşağıda bu görseli tekrar vermekteyim:

İsrail Merkezli Kurulan Bariyerler ve İstikametler

İsrail merkezde, Doğu Avrupa’da duruyor, bölgedeki rakibi Türkiye’ye ve İran’a karşı birer bariyer oluşturuyor. İsrail merkezinden dışarıya doğru belli istikametler gösteriliyor. Bu istikametlerden biri Kıbrıs, Yunanistan, İtalya’dan Avrupa’ya, diğeri Suriye, Irak, İran, Orta Asya ve buradan ilerlediğinizde Çin’e ulaşıyor. Dört tane daha istikamet oku var, Akdeniz, Afrika, Aden ve Basra, Aden ve Basra’dan Hint-Pasifik’e, Avrupa ve Akdeniz’den Atlantik ve sonra ABD’ye uzanmak mümkün görülüyor.

Beş kademeli bir oluşum söz konusudur. Şöyle:

  1. İlk başlangıcı (Baba ve Oğul) George Bush’lar zamanından, Soğuk Savaş sonrası dönemden başlayarak Irak merkezli yapılan Körfez Savaşı ve Irak (Saddam) Savaşı’nı da içeren şekilde anlatmak gerekir, bunlara değinip geçiyorum. Aklımızda kalsın, Irak’ın fiilen üçe bölünmüş hali halen bölgede istikrarsızlık üretir ve bundan İsrail kazanır. 
  2. Barack Obama zamanında, özellikle ilk 2010 yılında belirginleşen “Arap Baharı” temalı sorunla başlar, bugüne gelir. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ekseninde bakılırsa, bölgedeki her bir değişim İsrail’in kazancına sonuçlar verir. Arap Baharı bölgeyi tümüyle değiştirmekle ilgili süreci başlatan ana konudur, diğerleri bunun yarattığı ortamı kolaylıkla kullanır. Zaten Suriye ve Libya gibi süren sorunlar en belirleyici hususlardandır.
  3. Donald Trump zamanında gerçekleştirilen yine iki yapıdan oluşur. 
    • İlki Türkiye bariyerine dönük yapıdır. 2019’da tamamlanan, ABD, İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan kapsamındaki “Doğu Akdeniz Enerji ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması ve Kanunu.”  Bu durum Türkiye’yi by-pass ederek Doğu Akdeniz’den Balkanlar’a ve Avrupa’ya uzanan hattı belirler. Güney Kıbrıs ve Yunanistan bu tarih itibariyle yeniden silahlandırılması açısından destek almaya başlamış ve İsrail ile Doğu Akdeniz’de çeşitli angajmanlarını artırmıştır.
    • Diğeri ise Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya şamil İsrail’in “İbrahim Anlaşmaları” (Abraham Accords) ve “Normalleşme” süreçleridir. 
  4. ABD ve Yunanistan’ın Ekim 2021’deki Stratejik Diyalog kararlarını, imzalanan Savunma ve İşbirliği Anlaşmasını ve Doğu Akdeniz’de 3+1 formülünü bilmemiz gerekir. Nedir bu 3+1? Yunanistan, Rumlar, İsrail ve ABD birlikteliği. Bu durumda ABD ne yaptı? Yunanistan ve Rumlar için kanun çıkardı, silah verdi, vermeyi sürdürüyor, askeri üsler açtı, var olan üsleri genişletti, enerji şirketlerine Kıbrıs bölgesinde çalışın dedi, Türkiye ile bölge ülkelerinin yakınlaşmasını önledi, vs.
  5. Joe Biden işbaşına gelir gelmez Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) görev ve sorumluluğu birleştirdi. Buradan Brett McGurk görevlidir. Yine önemli bir adım, ABD görevleri bağlamında İsrail’i Avrupa Komutanlığı’ndan (EUCOM) aldı ve Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) görevi bünyesine bağladı. Bu gelişmelerin habercisi adımlar idi. Ağustos 2022’de Joe Biden’ın İsrail ve Suudi Arabistan ziyaretiyle belirlenen üç husus var. Temelde İbrahim Anlaşmaları ve Normalleşme süreçlerine göre inşa edilen yapılardır. Bunlar:
    • “ABD-İsrail Stratejik Ortaklığı Ortak Deklarasyonu” ve bu çerçevede açıklanan “Kudüs Bildirgesi”, 
    • I2U2 oluşumu (İsrail, BAE, ABD ve Hindistan), 
    • “Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi” ve bu çerçevede açıklanan “Cidde Bildirgesi” (Suudi Arabistan, Mısır, BAE, Ürdün, Kuveyt, Irak, Umman, Bahreyn, Katar ve ABD).

Joe Biden’ın son İsrail ve Suudi Arabistan ziyaretlerinin ayrıntısı için şu yazılara bakınız: Ortadoğu’da Bloklaşma ve Biden’ın MENA Konsolidasyonu

Atılan bu adımlar aynı zamanda üst üste konan tuğlalarla inşa edilen bir yapı gibidir. Bugün İsrail için (Türkiye’ye ve İran’a karşı) bariyerler kurulmuş ve (altı kollu) istikametlerin önü açılmış durumda gözükmektedir. Benim bu makaleyi yazma nedenim de bununla ilgilidir; her bir tuğla bilinçlice ve zamanında yerli yerine konmaktadır;

  • Türkiye gibi merkez konumu olması açısından gözden çıkarılanlar vardır,
  • Körfez ve Arap ülkeleri gibi inşa edilen İsrail merkezini destekler mahiyette yeni işbirliklerinin oluşturduğu bloklaşma söz konusudur. İsrail rakiplerini belirlemiş haldedir, bunlarla mücadelenin adı ve ortakları da bellidir.

Rakiplerden NATO üyesi ülke Türkiye için “ötekileştirme” veya “dışlama” politikaları sürdürülmektedir. Bu amaçla Batı tarafından; demokrasi-otoriterlik, çeşitli özgürlükler, din-mezhep farkları, etnisite, NATO kapsamı, gibi hususlar kullanılmaktadır. Türkiye ile İsrail arasındaki coğrafyada, İran sınırından Doğu Akdeniz’e çıkışlı düşündükleri, PKK terör örgütü vekilliğinden istifadeyle bir “garnizon devletçik” kurulması projesi ABD ve İsrail tarafından sürdürülmektedir. 

ABD ve İsrail’in bölgedeki baş düşmanı İran için savaş hazırlıkları ve gerginlikler söz konusu edilmektedir.

İran ve Türkiye’nin etkisiyle Filistin-İsrail sorununun Filistin lehine çözülmesi alternatifinin önüne geçilmesi istenmektedir. Neticede İsrail, (Mısır’dan, Türkiye’ye kadar, Filistin-Gazze, Lübnan, Suriye deniz sınırlarının tamamında) Doğu Akdeniz’de, başka ifadeyle Levant kıyılarında egemen olmak ve kaynakları ve ticareti tek başına yönetmek istemektedir. Böylelikle İsrail, Avrupa Birliği ile Akdeniz’de kıyı komşusu olma halini kuvvetlendirmek istemektedir.

ABD ve İsrail, şimdiden İran ve Türkiye’ye karşı ve Filistin sorununda büyük ölçüde İsrail ile işbirliği halinde, “normalleşmiş” bir Körfez ve Arap dünyası modeli üzerinde çalışmalarını sürdürmektedirler. Bunun hemen yanında Batı dünyası normlarını işaret ederek Türkiye’nin bölgede serbest ve egemen hareket etmesinin önüne geçecek her türlü (iç-dış) siyasi argümana tutunmaktadırlar. Zaten Batı dünyası İran’ı hedef almış haldedir. Bunun yanında Türkiye için; NATO içinde tartışılır, AB dışında tutulan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile sorunlu, Doğu Akdeniz’de enerji aramalarında deniz sahası daraltılan bir ülke halinde gösterme gayreti içindedirler. ABD’nin MENA politikası tamamen İsrail merkezli sürdürülmektedir.

Jeopolitik mücadelede ana konu başlığı değişmiyor, enerji. İsrail bölgede 2000 yılı itibariyle doğalgaz buldu. Sonra Güney Kıbrıs bu konuya dahil oldu. Hatta Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs’ı 2004 yılında hemen bünyesine aldı ve bugün haritalara bakın, Doğu Akdeniz’de İtalyan, Fransız, İngiliz ve Amerikan enerji şirketleri yer alıyor. O halde Türkiye ve İsrail’in bölgedeki rekabeti, buna ABD ve AB’nin müdahil olması, Yunanistan ve Kıbrıs meseleleri hep bir noktadan gözlenebilir. Buna Filistin-Gazze meselesini de ekleyebilirsiniz. Demek ki 20 yılı aşkın zaman diliminde bir ara kesintiye dahi uğrayan Türkiye-İsrail ilişkisi bu merkezden bakarak değerlendirilebilir.

Türkiye ne yapmalı? Bazı gelişmeler göz göre göre oluyor, öyle değil mi? Bazı sorunlar kronikleşiyor veya kronik olmasından yarar bulunuyor olabilir mi? Yunanistan ve Kıbrıs sorunları nasıl çözülecek? Çözülmüyorsa arka duran güçler kimler? Terör örgütleri aparat olarak kullanılıyor ve bölge istikrarsız halde tutuluyor, Türkiye terörle mücadele etmesin mi? Hatta burada ABD’nin, AB’nin ve İsrail’in tutumu dikkate alınırsa, bu bir terörle mücadele midir, yoksa teröristi ileri süren güçlere karşı sürdürülen bir Hibrit Savaş mıdır? Dahası, Türkiye, Deniz Yetki Alanları konularında iddiası olmasın ve Doğu Akdeniz’de enerji araması yapmasın mı? Peki kimler yapsın, örneğin İsrailliler, Rumlar ve Yunanlılar mı? Bölgedeki ülkeler, örneğin Irak gibi, Suriye ve Libya da bölünüp parçalansın mı? Kim neyi istiyor? İşbirliği ve adalet mi, hatta istikrarsızlığın istismarından çıkar elde eden politikalar mı?

Türkiye bölgesinde bu jeopolitik gücüne rağmen suni nedenlerle bir merkez olma hüviyetinden feragat mi etmeli? Bu siyaseten iddia edilse de jeopolitik gerçeklik buna izin vermez.

(Politik Merkez bunu savunuyor.)

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Biden’ın MENA Konsolidasyonu

DİĞER YAZI

’Hırsız ABD’

Politika 'ın son yazıları

Pelosi Diplomasisi

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile yeni bir dış politika anlayışı gelişti: Pelosi Diplomasisi. Bu

Barış Stratejisi

Hemen her politikacı, lider, diplomat aynı sözleri sarf ediyor: Sorun savaşla değil, diplomasiyle çözülür! İyi de

Yaşayan Romalılık

Geçmişten günümüze değişmeyen gerçek, Romalı olmak! Bugünün dünyasında bir tür Romalıların iç savaşını yaşıyoruz. Savaş yayılırsa