ABD, Afganistan, 2040 ve Türkiye

122 Tıklama
23 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bugünlerde yoğun bir biçimde ABD, Afganistan’dan neden çekildi, diye soruyoruz. Aklımızda kaldığı kadarıyla Çin’in ABD’yi 2035’lerde geçeceği hesaplanıyordu. ABD bu durumu göre göre kabul etmeyeceğine göre radikal önlemler almak zorundaydı. Bu alanda ABD’nin Afganistan çekilmesi ilk aşamadır, yeni ve benzer radikal hamleleri yapacaktır, bekleyip göreceğiz. Ancak şaşırmayalım, olacaklara şimdiden hazırlıklı olalım. 

ABD’deki politik değişimi ve bunların gerekçelerini defaten yazdım. Burada daha net ifadelerle açıklayacağım; önce genel bir yaklaşımla paylaşılan egemenlik bahsine değineceğim, polemolojik (savaş bilimi) değerlendirmemi yapacağım, sonra özet halinde ABD’nin Afganistan’dan çekilme nedenlerini açıklayıp, 2040’larda inşa edeceği küresel düzen için yeni ipuçları vereceğim ve en sonunda kısa bir Türkiye tespiti yapacağım.

Paylaşılan Egemenlik ve Küreselleşme

Nedenleri daha iyi anlayabilmek adına birkaç önemli çıkarımı buraya yazacağım. ABD’nin Petraeus adıyla bilinen çatışma doktrinine güç katan Kilcullen ile başlayayım. Avustralya ordusundan bir subay 2004’te Pentagon’da görev yaparken asimetrik çatışmaların esaslarına önemli katkıda bulunmuştur. Albay David Kilcullen, güvenilir şebeke kurmanın sorumluluğuna dikkat çekmiştir. 

Kilcullen şöyle der: “Küreselleşmiş bir isyanda, asilerin paralel hiyerarşisi bir sanal devlettir: Denetimi altında bir bölge ya da bir halk yoktur, ama birlikte ele alındıklarından geleneksel devlet gücünün birçok unsurunu temsil eden geniş tabanlı sistemler üzerinde denetim uygular. Aynı zamanda bir sözde-devlettir: Uydurma bir devlet, yani bir devlet gibi davranmakla birlikte, yasal ya da siyasal meşruiyet taşımayan bir yönetim yapısıdır. Dahası, tek bir hiyerarşi değil, bir asi devlet gibi işleyen ve dünya devletleriyle çelişen bağlantılı sistemlerin federe bir şebekesidir.

Diğer düşüncelere bakalım. ABD’nin “paylaşılan egemenlik” yaklaşımı önemlidir ve günümüzde güvenlik açısından da öne çıkmaktadır. Ken Booth 2007’de Dünya Güvenliği Teorisi’ni ortaya atan kişidir. ABD’li uzmanlar bu teoriyi incelediler. Filozof Gilles Deleuze’un tanımlarından da istifade edildi ve güvenlikte “topluluk” (assemblages) kavramı üzerine çalışmalar tamamlandı. Topluluğun aynı amaç için birlikte çalışmak olduğu, ilişkilerini simbiyotik halde geliştirdiği belirginleştirildi. Buradaki mesele aktörleri bir araya getirecek motivasyonu yaratabilmektir. Buradan “Küresel Güvenlik Toplulukları Teorisi” geliştirildi. Bu teori, düşünülmüş, pratikleştirilen, olup biten bir konuya, politika ve sisteme, yakıştırılan bir açıklamadan öte değildir. 

Rita Abrahamsen ve Michael C. Williams 2011’de şöyle dedi: “Küresel Güvenlik Toplulukları belirli ulusların içinde var olan ancak ulusal sınırları aşan, aktör, bilgi, teknoloji, norm ve değerlerin oluşturulduğu kompleks, hibrit yapılardır. […] Yapıyı oluşturan unsurlar ahlaki bir erdem veya normatif bir zorunluluktan değil, faydacı bir kolektif çoğulculuğun yaratacağı ekonomik sinerji beklentisine dayalı çıkarcı bir dayanışma içindedirler. Devletin gücüyse bu topluluklar içinde zayıflatılmasa bile kesinlikle yeniden şekillendirilmiştir.

Yeni-Ortaçağ Savaşı, yani Neomedyeval Savaş konusunda birkaç noktaya değinelim. Neomedyevalizm, çıkarların birleştiği alanlarda kendini gösteren devlet merkezli olmayan ve çok kutuplu bir dünya düzeniyle ilgili bir kavramdır. Ne devletlerin yıkılmasını veya anarşinin başlangıcını önceden haber verir ne de böyle bir kaygısı vardır. Bunun yerine, yeni küresel sistem gereği sorunlu olan her meseleyi kendi haline bırakır, kalıcı bozukluğu kabul eder. Böylesi kaotik ortamın kabulüyle yaşamın devam etmesi algısı içinde her güç unsuru kendine özgü güç unsurlarını kullanır.

Polemolojik Değerlendirme

Polemoloji savaş alanına bilimsel mantıkla bakar. Olanları doğru tarif eder. Buradan hareketle, yaptığı projeksiyonlara bağlı olarak geleceğin savaşlarını öngörür. 

Burada bir ülke veya güç odağı gösterilerek bir değerlendirme yapılmadı. Ancak başat güçlerin yapabileceği konular var. Onların verdiği görevle veya bölgesel ve yerel inisiyatiflerle gelişen savaş ve çatışmalar da söz konusudur. 

Sonuçlara bakalım:

Stratejik savunmayı ve caydırmayı müttefiklerle yapmak gerekir. Bu önemli bir diplomasi ve çıkar performansı sunumuyla gerçekleşir. Savaş her alanda ve boyutta (siber-uzay, terör, asimetrik…) gerçekleşir. Akıllı güç uygulamaları (Yumuşak ve Sert) alabildiğine kullanılır. Çatışma alanı ve siber-uzay birlikte kullanılır. Esas olan Sınırsız Savaş, Sonu Olmayan Savaş ve Neomedyeval Savaş’tır. Stratejiyi, Operasyonu ve Taktiği aynı anda uygulamak gerekir. Savaşın amacı (2040’ları hedefleyerek ifade edersek) küresel yönetimde hakimiyeti kazanmak ve elde tutmaktır.

Harekât alanı mega-kentlerin dışındadır. Mega-kentlere en yakın alanlar varoşlardır. Ancak mega-kentler demokratik gösterilerle küresel-politik baskı yaratan başat yerlerdir. 

Terörün ve diğer asimetrik unsurların yuvalandığı yerleşim yerleri bütünüyle hedef olabilir. Kaosun rahatlıkla yerleştirilebileceği taşra denebilecek alanlar yabancı savaşçı çekme alanlarıdır. Yabancı savaşçı çekme konusuna küresel ölçekte bakılmaktadır. Harekât alanında istikrarsızlık hakimdir. İstikrarsızlığın etrafını çevir ve oradaki toplumlar birbirleriyle çatışmaya devam etsinler.

Envanterinizde her türlü silah sistemi var olacak, kullanmak gerekir ise en uygun terkibi yaratmak, operayonu ve taktiği buna göre düzenlemek için plan yapılır. Eğer envanterde yeterli türden silah sistemi yoksa, mevcutların harekât alanındaki devreye konması Sıfır Kayıplı Savaş’ı gözeterek olmalıdır. Keşif-gözetlemede ve çatışmada robotik sistemleri kullanmak gerekir. Kapasite dahilinde her türlü asimetrik savaş unsuru var olacak, kullanmak gerekir ise en uygun terkibi yaratmak gerekecek. Asimetrik unsurla silah sistemi aynı anda düzenlenecek. Unutmayalım, asimetrik unsur da bir tür silah aracıdır. 

Mümkünse kendini çatışmadan uzak tutmalısın, çatışmaya girecekleri tayin etmeli ve onları yönetmelisin. Çatışmalarda silahlı unsurlar ile sivil yapıları (devlet içi, dışı; toplumla barışık, karşıt; kurumsal, anonim; iktidar, muhalefet; asıl, sözde…) birlikte kullanmalı, bunları küreselleştirmeli, geniş ağlar kurmalı, yönetmeli, işi bitince onlardan tereddütsüz ayrılmalı ve yeni ağlar kurmaya çaba sarf edilmelisin.

Rakibinle karşı karşıya gelmemeli, düşmanı kendi savaş alanına çeker gibi, burada da değişik silahlı ve sivil yapıları oluşturmalısın. Rakibini onlarla meşgul etmelisin. Rakip meşgulken temel küresel ve stratejik kazanımları ekonomi, teknoloji, sosyoloji, gibi alanlarda hızla yaygınlaştırmalısın. Bölgesel (veya yerel) alan ve kısıtlı zaman için belli üstünlükleri amaç edinmemelisin, orası için çaba sarf etme, bunları rakibine yüklemelisin. Sorun olan konuları düzeltmekle ilgilenme, düzeltmek yerine daha da kaotik ortam yarat. Hem bırak çatışanlar ve rakibin daha fazla sorunla boğuşsunlar, sen kendi alanlarını ve ağlarını yaratmalısın. Sen bütünüyle küresel riskleri yönet ve rakibinin bunlarla meşgul olmasını sağlamalısın. Rakibinin hedeflerini kontrol altında tutmalısın ve sürekli stratejik, operatif ve taktik alanda baskı unsurları yaratmalısın. Rakibini iç ve dış politika ile meşgul etmelisin. Askeri operasyonları dar kapsamlı uygulamalısın.

Yeni çatışma alanları göç ve hastalık üretir. Psikolojik ve sosyolojik bozulmalar söz konusu olur. Göçlerle ilgilenmemelisin, ana hatları yönetmelisin. Onlarla sahadaki yerel ve bölgesel güçler ilgilenmeliler. Tek amaç mega-kentlere göç edecekleri seçmek olmalıdır. Mega-kentlerin birer kurtuluş vahaları olması ideali akıllardan çıkarılmamalıdır.

Dahası da var, ama burada keseyim. Şimdi, polemolojik bu değerlendirmeleri ABD için düşünün ve Afganistan’da olup bitenin ne olduğunu siz de düşünün.

ABD Afganistan’dan neden çekildi?

Afganistan / Taliban / Daeş (H) ve 5-10 yıl daha sürecek bir çatışma için ABD belli üstünlük elde etmeyi amaç edinmedi, bunları bölge ülkelerine dahası Çin’e yükledi. ABD’nin çıkarı 2040’lara göre planlandı. ABD, Afganistan, yolsuzluklar, vs. sorunlarla ilgilenmedi. Afganistan’ı, bölge ülkeleri, radikalleri ve teröristleri daha fazla sorunla boğuşsunlar diye kendi haline bıraktı. ABD ekonomik ağlarla, kent yönetimleriyle ilgilenmeye odaklandı. ABD küresel riskleri yönetmeye hedeflendi. Çin’in yönetilen riklerle meşgul olup enerjisini tüketmesini planladı. ABD, Çin’in gelişme hedeflerini (İpek Yolu, Siber-uzay, vs.) kontrol altında tutmayı, bu alanlarda stratejik, operatif ve taktik baskı unsurları yaratmak için Afganistan’ı boşaltmayı amaçladı. ABD, Çin’iiç ve dış politika ile meşgul etmek adına, otoriterlik, Komünist Parti rejimi, Hong Kong, Uygur, vs. meselelerini gündeme taşıdı. Çin, Batı’nın özellikle Asya’daki uluslararası etkisini genişletmek için yaşadığı sıkıntılardan yararlanmaktaydı. ABD, Afganistan’dan çekilmesiyle Çin’in istismar edip geliştiği alanı daralttı. (ABD benzer adımları Afrika, Orta Doğu ve Asya’da atacaktır.) 

Klasik Yanlışlar

İlk yanlış Dördüncü Sanayi Devrimi’nin etkilerini görememektir. Her şey değişiyor, savaş, strateji, politika, yaşam…

Klasik ezbere düşünceleri tekrarlayanların bariz hataları ve eksikleri var. Örnek: “ABD Afganistan’dan çekilince bir güç boşluğu yarattı.” Bundan böyle güç boşluğu özellikle yaratılacak, ki rakip buralardaki sorunların cazibesiyle kendi enerjisini tüketsin.

“Afganistan alanı boşalınca ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisi ortadan kalktı.” Çevreleme stratejisi eskide kalan bir konudur. Baskılama stratejisi diye yeni bir yaklaşımla bakılırsa coğrafyaya bağımlı kalmadan çevreleme yerine çok boyutlu baskılamanın döneminin başladığını şimdiden öğrenmemiz gerekir. ABD’nin Afganistan uygulaması bunun belki de en önemli örneği olmaktadır.

“ABD yenildi.” ABD yenilmedi. 2040 hedefine dayalı yeni ve sürpriz bir adım attı. Bunu Joe Biden’a yaptırdılar. Biden bunu dünyaya bugün net açıklasa da dünya ABD’ye karşı olur. Liderlerin böylesi durumlarda katlanmak zorunda oldukları şeyler vardır. Her neyse, ABD planlı bir politikayı uyguluyor ve dahası da gelecek, ama onun zamanında ama daha sonra.

“Rusya kazanan oldu.” Ben bu tür kazanç/kayıp değerlendirmelerine “iyi/kötü” der gibi boş değerlendirmeler olarak bakıyorum. Bu yaklaşımlar stratejiyi bilmeyenlerin işidir. Elbette güçler mücadelesinde her aktör kazanımını artırmaya çalışır. Rusya Avrasya’da başat aktördür, ama başka kısıtları vardır. Çin zaten Afganistan konusunda olayın içine çekilmek istenen hedeftir. Avrupa konusuna değinen yok. Bu gibi değerlendirme yapanlara en azından Brzezinki’yi tekrar okumalarını salık veririm.

Biden’ın Rolü

Joe Biden’ın 31 Ağustos 2021 tarihinde yaptığı konuşmada bizim de üzerinde durduğumuz çok net bir konuyu ifade etti: “Afganistan ile ilgili bu karar sadece Afganistan ile ilgili değildir. Diğer ülkeleri yeniden inşa etmek için Büyük Askeri Operasyonlar Çağı’nı sona erdirmekle ilgilidir.” Biden böyle dedi. 

O halde kısaca şu soruları gündeme getirelim: ABD tarafından inşa edilmesi hedeflenen diğer ülkeler hangileri? Dar kapsamlı askeri operasyonların yapılması devam edecekse nerelerde ve kimler hedef alınarak yapılacak? Büyük, stratejik hamleler nasıl, nereye, ne amaçla yapılacak, etkileri neler olacak?

Joe Biden’ın ABD yönetimini 2021 Ocak ayında almasıyla birlikte nelerin değiştiğini gördük. Milli Güvenlik Strateji yayımlandı, 2040 Yılı Hedefleri açıklandı, müttefiklere (G7, AB, NATO) ciddi bir seyahat gerçekleştirildi, NATO 2030 vizyonu uygulamaya kondu. Hepsinin özünde olan ortak noktalar: Siber-uzay, Avrasya (Çin ve Rusya), Kuzey Buz Denizi, Dördüncü Sanayi Devrimi gereklerinin uygulanması. Bir de ABD’nin ittifak konusu var, yeni “Derin Ortaklar” ve “Dörtlü Güvenlik Diyaloğu” yapılarını da unutmayalım.

Hedef: 2040 

ABD, Afganistan için attığı adımla ve buna benzer yeni politikalarıyla (ki Orta Doğu, Asya ve Afrika’da yeni adımlar beklemeliyiz,) 2040 yıllarında küresel sistem için gerekli zemini hazırlamak istiyor. 2040 için ne bekleniyor, değerlendirelim:

Uluslararası kurallar ve kurumlar var ama uluslararası sistem yönsüz, kaotik ve istikrarsızdır.  Çin, küresel liderliği üstlenme iradesine ve askeri gücüne sahip değildir. Büyük savaş riski düşüktür. Uluslararası işbirliği ve teknolojik yenilikler, gelişmiş ekonomiler için yakın vadede küresel sorunları ekonomik ve politik rekabet konusu haline getirir. Küresel sorunlar, özellikle iklim değişikliği öne çıkar. Bilgi ayrı ayrı siber-egemen yerleşim bölgeleri içinde akar, tedarik zincirleri yeniden yönlendirilir ve uluslararası ticaret kesintiye uğrar. Yükselen ekonomik büyüme ve teknolojik başarı dalgası küresel zorluklara cevap verilmesini sağlar. Batı (ittifak: ABD, G7, AB, Dörtlü) kontrollü mega-kent ağları kurulur. Bu mega-kentler dışındaki devlet alanlarında toplumsal bölünmeler yaşanır. 

Türkiye

Türkiye polemoloji bakımından yerel ve bölgesel ölçekte gayet başarılı bir askeri uygulayıcıdır, daha da gelişmektedir.

Türkiye, henüz küresel güç olma hüviyetinde olmadığından, yeni küresel-stratejik inisiyatiflerde kendiyle çalışacak başat güçlerin önerilerine bağlı bir planı gündemine alabilir.

Özellikle ABD’nin ve Rusya’nın kaos ve istikrarsızlık yaratan yeni küresel çatışma anlayışına bağlı olarak Türkiye’nin çevresi aynı zamanda bir potansiyel istikrarsızlık alanıdır.

Afganistan’da Kabil Havaalanı’nın işletilmesi görevi ile ilgilenmektedir. Buradan itibaren “Yeniden Asya” politikasını duyurduğu Türkiye, Asya’da kendine müzahir bir alan yaratmayı düşünebilir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Akıncı TİHA

DİĞER YAZI

Küresel Isınma ve Jeostrateji

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun