Küresel Isınma ve Jeostrateji

139 Tıklama
32 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Donald Trump dönemi başka, ancak Joe Biden ile birlikte hızlanan şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin iklim meselesiyle ilgili çabası arttı. Bunun içinde tartışılacak çok konu var, ancak benim öne çıkarmak istediğim güvenlik bağlamı olacak. Biden’ın Paris İklim Anlaşması’na dönmesi boşuna değildir.

Bu konu ABD’yi esas alarak Arctic Competition, Climate Migration, and Rare Earths: Strategic Implications for the United States Amidst Climate Change (Arktik Rekabet, İklim Göçü ve Nadir Topraklar: İklim Değişikliği Ortasında Amerika Birleşik Devletleri için Stratejik Etkiler) başlığıyla The Strategy Bridge’de geniş biçimde yayımlandı.[1] Önce teorik yaklaşımla ve ABD açısından değerlendirmeyle başlayacağım ve peşinden ilgili hususların analizini yaparak açacağım. Amacım bu konuda ülkemizde bir politik yaklaşımın belirlenmesine katkıda bulunmak olacaktır.

Jeostratejik Çevre ve Kriz Çarpanı

Önce taşları yerli yerine koymakla başlayalım. İklim değişikliği beraberinde “jeostratejik çevre” tanımını öne çıkardı. Jeostratejik çevre bize çatışma unsurlarının neler olduğunu gösterir mahiyette. Bundan böyle güçlü ve kırılgan bölgelerle çevreyi tarif ediyor olmamız gerekecek. Ancak bu konunun diğer bir özelliği de geleceği açıklamakla ilgili olmasıdır. Jeostratejik çevre en az 30 yıl sonranın projeksiyonunu yapıyor olmalıdır. Kriz hesaplamalarında gelecek incelemeye alınacak her konuda 30 yıl içinde jeostratejik çevre bir kriz çarpanıdır.

ABD gibi ülkeler bu konuları kendilerine ait her türlü planlarında işlemektedirler. İfade ettiğim gibi Joe Biden bu konuyla ilgili sağlam plan yapma dönemine geçişte mihenk taşıdır. Belki bundan sonraki dönemlerde daha sağlan politikalar ve planlar görebileceğiz. 

Bu cepheden bakıldığında, iklim değişikliğiyle beraber, ki artarak etkisi görülecek çok önemli ve kapsamlı bir konudan bahsetmekteyiz, ABD’nin planlamak durumunda kaldığı konuları neler? 

Birinci konu, en azından Biden dönemi için öne çıkarılan güvenlik riskleri konuları şunlar oldu: Su kıtlığı; aşırı hava koşulları; Arktik buz kesiminden dolayı değişen çevre; (ekonomi riskleri kaynaklı olarak gösterilebilir,) kaynak rekabeti ve gıda güvenliği. Bu nedenlerle ilgili ortaya çıkan ve şiddetlenme potansiyeli olan istikrarsızlıklar. İkinci konu, bu istikrarsızlıkların rakiplerde ve gri bölgelerde (büyük güçlerin rekabet bakımından ilgilendikleri coğrafyalarda) olması ve uygulamaların yapılması hadisesi vardır. Bu durumda kim durumu yönetir ve diğerine göre daha planlı ve başarılı olursa, üstün olabilecek imkanlara da kavuşacaktır. Üçüncü ve en temel konu, iklim kaynaklı değişkenlere hazırlanmakla ilgili ileri adımların atılması hususu vardır. O halde konu bir güç mücadelesi, rekabet ortamında planlanması ve sonuç alınması şart olan bir konudur.

ABD stratejisi nasıldır? Üç nokta var: Birincisi, ABD, anavatanını ve ekonomik kaynaklarını korumak için Kuzey Kutbu’nda rekabet etmek zorundadır. İkincisi, ilgili bölgelerde iklim göçünün istikrarsızlaştırıcı etkilerini azaltmak zorundadır. Üçüncüsü, yeşil enerji ve savunma teknolojisinin sürdürülür kılınmasını sağlamak için nadir toprak elementleri (REE) ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmektir.

ABD bunu yapar da Rusya, Avrupa, Çin veya başka sürpriz ülkeler veya güçler yapmaz mı? İşte size yeni bir rekabet sahası! Ben bu konuyu neden açıklıyorum? Türkiye’de bir kelime bile sözü edilmeyen bu konuya dikkat çekmenin ötesinde, bu bir rekabet ve gelişme konusu, eğer yatırımda, araştırma-geliştirmede geç kalınırsa, öz yatırım sistemlerine odaklanılmazsa, sadece elimizdeki nadir toprak elementlerini öylesine satan bir ülke konumuna oturtuluruz, daha önceleri olduğu gibi, teknolojisini üretemediğimizden, geri bırakılırız, bu da yetmez, iklimin olumsuz etkileri kaynaklarımızı, ana vatanımızı ve insanımızı yıpratır, hızla zayıflarız. O halde bu jeostratejik bahisten yola çıkaran milli bir planla hareket etmek şarttır diyorum.

Kuzey Kutup bölgesinde yeni deniz yollarının açılıyor olması konusunu daha önce dile getirdim. Burada halen Rusya ve Çin avantajlı konumdadır. Tedarikte ulaşım maliyetlerinin ve hızını doğrudan etkileyecek bu coğrafyada ABD ve Avrupa ne yapabilirim, diye düşünüyor. Ama bu kadarla kalınmıyor, güvenlikle alakalı bir konu ortaya çıkıyor burada: Başat güçler bu coğrafyada bazı ayrılıkçı hareketleri desteklemeye, bölgeye paralı askerleri yerleştirmeye başladı bile. O halde dünyanın damında işler o denli kolay yürümeyecek görülüyor! 

Kuzey Kutup Bölgesi nadir toprak elementleri bakımından da zengin. ABD Jeolojik Araştırma Teşkilatı’na göreArktik bölgedeki tahminler şöyle: “Kuzey Kutbu’nun 90 milyar varilin üzerinde petrol rezervi, dünyanın kullanılmayan doğal gazının yüzde 30’u ve yaklaşık bir trilyon dolar değerinde nadir toprak minerali barındırdığı tahmin ediliyor.” Halen Kuzey Kutbu, Rusya için hayati bir ekonomik istikrar kaynağıdır. Kuzey Kutbu, Rusya’nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının (GSYİH) yüzde 20’sinden fazlasını, petrolünün yaklaşık yüzde 75’ini ve doğal gaz rezervlerinin yüzde 95’ini oluşturuyor. Kuzey Kutbu’nun erimesi ve Kuzey Denizi Rotası’nın (NSR) daha uzun süreler boyunca gezilebilir hale gelmesiyle GSYİH’deki artış, Kuzey Kutbu’ndaki artan aktivite için itici bir faktördür. Rusya’nın doğal kaynakları kullanma yeteneği, yeni açılan balıkçılık alanları ve genişletilmiş nakliye yolları, güvence altına almak üzere hareket ettiği stratejik önceliklerdir. Paris İklim Anlaşması’nda belirtildiği gibi, ülkeler 2050 yılına kadar “net sıfır karbon emisyonu” taahhüt ettikçe, nadir toprak elementlerine olan talep yoğunlaşacak ve bu konuda küresel pazarı kontrol eden Çin tarafından kaynak rekabeti ve ekonomik zorlamaya yol açacaktır. Bu bölgenin ekonomik değerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak göç almaya başlayacak. Bütün bunların bir de istikrarsızlığı beraberinde getirdiğinin işaret etmemiz gerekir.

İklim değişikliğinin öngörülemez riskleri beraberinde getirdiği muhakkak. Ancak, şartlar böyle olduğunda ne yapılması gerekir, diye düşünülürse, insanoğlunun yapacakları olmalıdır. Bu ise bizi sağlam bir strateji yapmaya iter. Bu strateji; birincisi, yenilikçi ve esnek olmak zorundadır; ikincisi, sürdürülebilirlik seçeneklerine yatırımları planlamalıdır; üçüncüsü, bu alanda (en azından 2050 yılı hedefli açılan) rekabet koşullarına uyumlu olmak durumundadır; dördüncüsü, güvenlik risklerini göz önünde tutup gerekli önlemleri kapsamalıdır, beşincisi, küresel ortaklarla birlikte hareket edilmesi zorunlu alanlarda doğru ortaklıklar gereklidir.

Kuzey Kutbu

Şimdiden (özellikle 2020’den bu yana) Rusya, Kuzey Kutbu’nun güvenliği ile ilgili nükleer silahlar ve atma vasıtaları dahil konuşlanma planlarını devreye koydu. Ancak ilave stratejik adımlar da attı: Gri Bölge Planı. Buna neden ihtiyaç duydu? Zira ABD, Grönland’a asker getiriyor, iki havaalanını askerlendirme anlaşması yaptı. Çin ise Kuzey Kutbu’ndaki yerellerden sürekli toprak satın alıyor, birkaç otel ve eko-golf turizmi inşası başladı bile. Bu dolaylı iskân ve askeri hareketlenmeler üçüncü ülke ve topluluklarla oluyor. Rusya bunlarla ne şekilde işbirliği kurabileceğini ve atılan adımları boşa çıkaracağını kurguluyor. İşte bu noktada ortaya “buraya gelme” dedirtecek eli silahlı grupların operasyonları da ortaya çıkıyor!

Çin, 2018’de Kutup İpek Yolu (Polar Silk Road, PSR) projesini devreye koydu. Finlandiya Hükümeti, Çinlilerin projelerine yeşil ışık yaktı ve buna “Mavi Ekonomik Geçit” dedi. Deniz yolu, liman, vs. var, ama bir de yüksek hızlı tren yolu inşası projesi var. Çin bölge ülkeleriyle araştırma istasyonu kurma anlaşmaları yapmak üzere. Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin (CSIS) bir raporunda belirtildiği gibi, “Çin’in Kuzey Kutbu’ndaki askeri varlığının önemli unsurları bölgeye bilimsel ve ekonomik varlığı kisvesi altına girecek.”

Göç 

Küresel kriz ve güvenlik konusu olarak gösterilen kitlesel göç meselesine göz atalım. BM raporlarına göre 2050 yaklaştıkça Ekvator bölgesinden itibaren insan göçü temposu artacaktır. Yerleşim alanları kuzey yarımkürede daha fazla olduğuna göre Amerika ve Avrasya fazlaca göç alacak kıtalardır. Afrika’dan (öncelikle Sahra Altı), Orta Doğu’dan, Orta Amerika’dan ve Günay Doğu Asya’dan bu tarz göç hareketleri beklenmektedir. Biz bu ilk konuya “sıcak iklim göçü” diyebiliriz. İkinci göç eğilimi kırsaldan kentlere doğru “iç göç” diyebileceğimizdir. Su kıtlığı, tarım alanlarındaki verimsizlik her ülke için bir kırsaldan kente göç hareketini ve kentlerde nüfus patlamaları konusunu gündeme getirecektir. Buradan önemli altyapı, sağlık, eğitim, hukuk ve güvenlik sorunları ortaya çıkacaktır. Burada yoksulluk ve genel güvenlik sorunlarıyla ortaya çıkan göç hareketlerini de ilave etmemiz gerekiyor. Örneğin Suriye ve Afganistan göçü bu sınıftandır. Buna da “kriz bölgeleri göçü” diyelim. 

Toplarsak, sıcak iklim, kriz bölgeleri ve iç göçle birlikte dünyada büyük bir hareketlenme var. Su kıtlığı, kuraklık ve gıda sorunu ile tedarik zincirlerindeki sorunlar üst üste geldiğinde bu konu Amerika ve Avrasya kıtalarındaki hükümetler ve uluslararası kurumlar için büyük bir güvenlik sorunu haline gelmektedir. Artan iklim göçleri başka hassasiyetleri ortaya çıkarır: Hastalıklar, çete bağlantıları, şiddet ve açlık. Ayrıca, yerel hizmetler zorlaşmakta, ekonomik stres yükü artmakta, güvenlik sorunları toplumsal ayrışmaları ortaya çıkaracaktır. Şimdiden başat ülkeler planlı davranarak, rakiplerini ve bununla bağlantılı gri alanlardaki göç hareketlerini yöneterek kendilerine avantajlı bir sonuç elde ederek, buradan bir kazanım elde etmeyi hesaplamaktadırlar. Bir ileri aşamada güvenlik konusuyla ilgili söylenecek şu, insanlar su için silahlandıkça bunları yönlendirecekler çıkacak ve bu alanda stratejik planlar devrede olacak.

Gelişmiş ülkelerin olduğu ABD ve Avrupa bölgeleri planlarını yapıyorlar, kitlesel göçe göre planlar yapmaktalar. Rusya daha katı kurallarla hareket ettiğinden halen göç çekmiyor. Çin’in nüfusu ve katı kuralları kendi içinde değerlendirilmesi gereken bir konuyu gündemde tutuyor. 

Öte yandan şu anda uluslararası hukuk, iklim göçmenlerini “mülteci” olarak tanımıyor. İklim değişikliği kurak ve yarı kurak bölgelerde su stresini şiddetlendirdi ve tahminler daha da kötüleşeceğini göstermektedir. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Departmanı’na (UNDESA) göre, “2025 yılına kadar 1,8 milyar insan mutlak su kıtlığı olan ülke veya bölgelerde yaşıyor olacak.” Bu bilgi bize bu miktarlara yakın insanın göç hareketi potansiyelini işaret etmektedir. Burada her yıl için en az 10 milyonlarla ifade eden ve sürekli artan küresel bir göç sorunundan bahsedilmektedir. Dünya Bankası, Latin Amerika, Sahra altı Afrika ve Güney Doğu Asya bölgelerinin 2050 yılına kadar 143 milyonun biraz üzerinde iklim göçmeni üreteceğini tahmin etmektedir. Göçmen akınları kentlerdeki insani hizmetleri kapasitelerinin ötesinde olumsuz etkiler. BM’nin 1951 Mülteci Sözleşmesi’ne göre, “ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşleri nedeniyle zulme uğramaktan haklı sebeplerle korkan” göçmenlere mülteci statüsü verilmektedir. İklim değişikliğinden etkilenen ve evlerini terk etmek zorunda kalanlar ne statüde olacaklar? Bu sözleşme, çevreyi “zulmeden bir unsur” olarak tanımadığından göçmenler yasal bir hak kazanamıyorlar. Ancak, insanoğlu yaşamak zorunda! O halde bu sorun nasıl çözülecek, konu geleceğe ve insanlığın vicdanına bırakılacaktır. Şimdilik güçlüler kendine göre politika yapıyorlar.

Su Silahı

Irak ve Suriye’de DAEŞ’in konumu nedir, diye ispatı zor bir tartışma sürdürüyoruz. Eğer başat ülkelerin iklim, su ve göçle ilgili bir planı varsa, gizli servisleri bu manada terör örgütlerine akıl veriyorsa, biz bunu nasıl ispat edeceğiz? İspatı yok’ ama sonuçları bakımından olanı ve etkilerini yaşıyoruz. Bakın bir örnek: 2014’te DAEŞ, ilerleyen Irak Ordusu’nun önünü kesmek için Irak’ın Diyala Eyaleti’ndeki nehirleri bir plana göre yönlendirdi. Benzer biçimde Suriye, Rakka’da aynı DAEŞ finans kaynağı oluşturmak için su erişimini vergilendirdi. Demek ki terör örgütleri suyu kendi çıkarına kullanıyor.

Suyla ilgili şok edici eylemler ve belki de gelecekteki su çatışmalarının gösterir mahiyetteki olay 2014’te Somali’de gerçekleşti. Terörist grup El-Şebab, hükümetin elindeki şehirlerde su kaynaklarını kesti. Şiddetli bir kuraklık, buna bağlı kıtlık ve insani yardım gruplarına sınırlı erişimle birleşen El-Şebab’ın suyu silah olarak kullanması, yani “su silahı” uygulaması, 250 binden fazla insanın ölümüne ve 100 binlerce yerinden edilmiş insanın dolaylı yoldan ölümüyle sonuçlandı.

Demek ki Afrika ve Orta Doğu’daki (şimdilik bunlar daha sonra başka bölgelerdekiler de buna eklenecektir, örneğin Güney Doğu Asya’daki,) terör örgütleri suyun önemini çok iyi bildiklerinden kendi çıkarları için bunu silah olarak kullanmayı da tartışmasız seçenek olarak görmektedirler. Su silahı nüfusu zorlamak için kullanılabilmektedir. Bu durum yerel ve bölgesel ticareti de etkileyebilmektedir. Bunlara bir akıl veren olur ise eylemlerin hedefi ve yönü de başka planlara dahil edilebilir tarzda görülmektedir.

Nadir Toprak Elementleri (REE)

İklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini düşünürsek önlem olarak kabaca, karbon yaymayan elektrik ve enerji depolama kaynaklarına ve gelişmiş yeşil teknolojilere sahip olmak, bunun için küresel yatırımlar yapmak gerektiriyor. Dünya Bankası raporuna göre, özellikle lityum, grafit ve kobalt gibi enerji depolama teknolojilerinde yoğunlaşan belirli mineraller için talepte yaklaşık yüzde 500’e varan artışlar öngörmektedir.

Yeşil enerji teknolojileri ağırlıklı olarak 17 nadir toprak elementiyle alakalıdır. Bilgilere göre bunların yüzde 75’i Hint-Pasifik bölgesinde yoğunlaşmış gözükmektedir. REE’den yararlanmak için yüksek maliyetli yatırımlara ihtiyaç vardır. O halde yeşil teknoloji için önce REE teknolojisinde ilerleme göstermek gerekir. Küresel REE talebi 2050 yılına kadar yıllık tahmini 3,1 milyar ton olacaktır. Ancak küresel ısınmayı daha hızlı önlemek için REE talebi yıllık 3,5 milyar tona yükseltilmelidir. 

Tam da bu noktada küresel bir tartışma daha başlatılmış durumdadır: REE kapasitesi savunma sanayiinde mi kullanılmalıdır, yoksa yeşil enerjide mi? Örneğin bugün ABD savunma sanayii REE kapasitesini büyük ölçüde kullanıyor. Bakınız: Bir F-35 taarruz uçağı üretmek için yaklaşık 1.758 dolarlık, Aegis muhrip için 9.724 dolarlık ve Virginia sınıfı denizaltı için yaklaşık 17.204 dolarlık REE’ye ihtiyaç duyuluyor.

ABD için bir diğer handikap REE’nin tedariki ile ilgilidir. Çin, küresel nadir toprak elementleri arzının yaklaşık yüzde 85’ini kontrol ettiğine göre ABD’nin bu tarz talebi arttıkça, tedarik zinciri güvenliği için giderek daha önemli olan bir stratejik plan gerekmektedir.

Deng Xiaoping, 1992’de, “Orta Doğu’da petrol varken, Çin nadir topraklara hükmediyor,” dedi ve politikasını belirledi. Bugün Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, “yabancı tarafların arz kesintilerine karşı güçlü misilleme ve caydırıcı yetenekler geliştirmek” için keskin politikaları devreye koydu. Çin’in devlet kontrolündeki ekonomisi bu alandaki büyümeyi nadir toprak madenciliği ve arıtımına dahil olan şirketlerin uğradığı zararları karşılayarak başardı. Bu durum Çin’e stratejik bir avantaj sağladı. Çin’in üretimindeki büyük artış, Çin’e nadir toprak elementleri için 1,15 milyar dolarlık küresel pazar üzerinde neredeyse tekel sağladı. 2019’da Çin, hacim olarak en yakın rakibi olan ABD’den 100 bin ton daha fazla nadir toprak elementi üretti. Bu hakimiyet Çin’in küresel tedarik zincirlerini tek taraflı olarak bozmasını ve ekonomik olarak bağımlı devletleri zorlamasını sağladı. Çin’in nadir toprak elementlerinin hakimiyeti, ABD ordusu ve ortakları veya küresel iklim değişikliğinin azaltılması için pek iyiye işaret etmiyor. Çin, jeoekonomik rakiplerine karşı kullanabileceği küresel nadir toprak elementi ihracatının yaklaşık yüzde 46’sını oluşturuyor. 2020’de, ticari gerilimlerin ortasında Çin, Tayvan ile 1.8 milyar dolarlık bir silah anlaşması önerisinin ardından, Amerikan savunma şirketlerine yaptırımlar uyguladı. Çin ayrıca, F-35 üretimini sekteye uğratmak için nadir toprak elementlerinin ihracatını kesmeyi düşündü. Bu eylemler ABD’yi ikileme soktu ve Başkan Joe Biden’i tedarik zinciri alternatiflerini keşfetmeye yönelik Şubat 2021’de bir karar çıkarmasına sebep oldu.

Sonuç

İklim değişikliği hızlanıyor. Tartışmalı Arktik deniz yolları, iklim kaynaklı kitlesel göçler ve azalan kaynaklar üzerindeki çatışmalar, 2050’ye kadar küresel güvenliği etkileyen birçok sorundan bazılarıdır. Çoğu zorluk gri bölge savaşı şeklinde gerçekleşmektedir. Devlet ve devlet dışı aktörlerin ikilemleri bu rekabet içinde ayrı bir sorun daha oluşturmaktadır.

Hayati nedenler ortada, küresel ısınmanın temposunu azaltmak zaten insanlığın en temel görevi. Ama bu arada dünyada her konu bu hususun etkisiyle değişim göstermektedir. Bu hükümetler ve uluslararası kurumlar için ilave bir yönetme alanıdır. Kim bu alanda ön alır ve doğru adımlar atarsa güç mücadelesinde de konumunu belirleyecektir.  Mevcut hızıyla iklim değişikliği 2050 yılına kadar manzarayı çarpıcı biçimde yeniden şekillendirmektedir. Değişimden yoğun etkilenen bölgelerde bir milyardan fazla insanın kaynaklar için rekabet etmesini zorunlu kılmaktadır. Kuzey Kutbu buzullarının erimesi yeni deniz rotaları açarak küresel deniz taşımacılığını daha az güvenli bölgelere kaydıracaktır. Kırılgan bölgeler istikrarsız hale geldikçe ve iklim değişikliği çatışma faktörleri şiddetlenecektir. Ülkeler stratejik manada esnek planlar yapmalıdır. Ancak şimdiden ön alınacak konular bellidir: Arktik buz kaybı, göç ve nadir toprak elementleri. Ülkeler iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve ekonomik rekabet gücünü sürdürmek, temiz ve yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmak ve nadir toprak elementi tedarik zincirlerini güvence altına almak için plan yapmak zorundadır. Büyük risk alanı şimdiden söyleyelim, iklimdir! Jeoekonomik şartla tamamen değişmektedir. İklim değişikliğinin neden olduğu ve krizlerin çoğaldığı bir ortamda tüm alanlarda (hava, kara, deniz, uzay ve siber-uzay) rekabet edebilmek için liderlerin yapacağı önemli işler vardır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Michael Brodka, Arctic Competition, Climate Migration, and Rare Earths: Strategic Implications for the United States Amidst Climate Change, The Strategy Bridge, 1 Eylül 2021. https://thestrategybridge.org/the-bridge/2021/9/1/arctic-competition-climate-migration-and-rare-earths-strategic-implications-for-the-united-states-amidst-climate-change

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD, Afganistan, 2040 ve Türkiye

DİĞER YAZI

Asya’da Füze Tehdidi

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun