biyolojik-savas
Biyolojik Savaş

Biyolojik Savaş

1367 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bugün COVID-19 ile mücadele etmekteyiz. Corona tipi çok fazla virüs var. Bir sonraki kez aktifleşebilecek evrimleşmiş Corona tipi ile bağırsaklarımız parçalanacak ise şimdiden insanlık ne ile savaşmalı? Biyolojik Savaş konusunun asıl mücadele alanı neresi? Laboratuvarlar mı?

Savaş, başka bir şeyle mücadele etmek gibi geniş kullanımı olan bir sözcüktür. Bir ülkenin veya topluluğunun diğerine planlı açık veya örtük gerçekleştirdiği saldırı ise asıl bildiğimiz savaş biçimidir. Böyle bir duruma yönelik karşı mücadeleye de ‘savaş vermek’ deriz. Sözcüğün kullanımı çok başka biçimlerde söz konusu olmaktadır.

Bugünlerde COVID-19’dan dolayı Biyolojik Savaş konusu çokça konuşulur oldu. Savaş sözcüğünün tüm boyutlarıyla bakılabilir ve bu konu esasen ‘mücadele’ ve ‘alt etmek’ anlamında somutlaşmaktadır. Şu an yapılan insanlığın mücadelesidir, başka ifadeyle doğaya karşı savaşıdır. Nasıl? Tıpkı asırlar önce insanlığın veba mikrobuna karşı verdiği mücadele gibi. Tarihte 250 milyondan fazla insan vebadan öldü.

Askeri alana gelelim. Kitle İmha Silahı kapsamına neler girer? Nükleer, Biyolojik ve Kimyasal Savaş nedir, biliyoruz. Özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrası 1925 tarihi itibarı ile somutlaşan Biyolojik ve Kimyasal ajanların kullanılması konusu tüm yıkıcılığıyla o gün bu yana insanlık tarihine malolmuş bir konudur. Uygulamalar ve karşı önlemler daha ziyade İkinci Dünya Savaşı esnasında ve 1945 sonrası daha fazla belirginleşmiştir. İkinci Dünya Savaşı Kitle İmha Silahlarına Nükleer Savaş mantığının da ilave edilmesi durumunu somutlaştırmıştır. 

Savaşın Nükleer olanı fizikseldir, yakıcı, yıkıcıdır. Hiroşima ve Nagazaki örnekleri ortadadır. Burada serpinti kavramı ortaya çıkmaktadır. Kimyasal olanı ise daha yaygın biçimde, hatta Irak ve Suriye’de bile örneklerini yakın zamanda gördük. Sarin gibi kimyasal gazların bir alanda yayılmasını sağlamakla, ki daha çok savaşta mühimmat kullanılarak bu kimyasal ajanlar alana bırakılırlar, karşı tarafa üstünlük sağlanır. 

Biyolojik olan daha sınırlıdır. Biyolojik Savaş bakteriyolojik ve zehirli (toksik) ajanlarla yapılır. Mevzi alanlarda suların ve havanın kirletilmesiyle ilgili ama daha çok daha önce adı konmuş biyolojik ajanların yayılmasıyla düşmanın harbe devam azim ve iradesi kırılması biçiminde tezahür etmiştir. Bilinen biyolojik ajanlar laboratuvarlarda üretilip belli yerlere bırakılabilir. Buna dair örnekler az da olsa harp tarihinde vardır. Örneğin Sovyetler 1990’larda savaşta kullanmak üzere 20 ton Çiçek Mikrobu depolamıştı.

Şunu da hatırlayalım, tarihte çiçek aşısı bulunana kadar insanlık 56 milyondan fazla kayıp vermişti.

Kitle İmha yöntemlerinde çözülmesi gereken meseleler vardır. Kimlerin hedefleneceği, ajanın ne kadar yayılacağı, nasıl kontrol altına alınabileceği gibi ilave sorularla açıklanan hususlar söz konusudur. Bir silahı kullanan en azından kendisi korunma yolunu bilen olmalıdır. Bütün bunlar hasımlara göre daha üstün teknolojiye sahip olma ve ne yapılacağını veya yapıldığını çok iyi gizleme ile mümkün olabilecektir. Rastgele Kitle İmha yöntemleri kullanılamaz.

İnsanlıkla ilgili çok önemli tahribata yol açan bu Kitle İmha Silahları konusuna 1925 Cenevre Protokolü ile sınırlamalar gelmiştir. Bir defa insanlık bu konudaki kullanımı ‘insanlık suçu’ olarak işaret etmektedir. Seri halinde cereyan eden anlaşmalardan biyolojik olana işaret edelim. Biyolojik silahlarla ilgili Cenevre Antlaşması (Sözleşme adıyla geçmektedir) 10 Nisan 1972’de imzalanmış ve 26 Mart 1975 yılında uygulamaya girmiştir. Başta 22 ülkenin bu antlaşmada imzası vardır. Biyolojik Silah Sözleşmesi (BWC) olarak geçen antlaşma uyarınca imza koyan ülkelere araştırma yapma, üretme, depolama yönleriyle ilgili kısıtlamalar getirilmiştir ve bu konuda tüm kategorilerdeki silahlar yasaklanmıştır. Yıl 2019 olduğunda Biyolojik Savaş ile ilgili Antlaşmaya imza atan ülke ve eyalet sayısı 183 oldu.

Diyeceksiniz ki imza koymayanlar ne olacak? Bunlar da Antlaşma uyarınca insanlık suçu işlediklerinden imza atanlarca düşman ilan edilerek bertaraf edilmesi meşruiyeti söz konusudur. Yani bir ülke başka bir bölgede şehir şebekesine bir zehir karıştırsın, sonuçta durum belli olursa ortada savaş sebebi doğmuş olur. 

İşte güncel şartlarda dahi Cenevre Antlaşması gereği çabaların özünde olan insanlığı korumak ve yaşatmaktır. Antlaşma tüm mikrobiyal ve diğer biyolojik ajanları veya toksinleri ve bunlarla ilgili kanalları ‘küçük miktarlarda tıbbi ve savunma amaçlı istisnalar hariç’ ele alır. Belli sıklıklarla gözden geçirme konferansları yapılır ve dünyadaki gelişmelere göre ne tür ilerlemeler ve standartlar var, belirlenir.

Ülkeler kendi iç hukukuna göre de tedbirler alırlar. Bütün mesele aniden gelişen bir saldırıya maruz kalmamak ve hatta gerekli tedbirler için hazırlıklı olmaktır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri 1989 yılında bir kanunla ‘Biyo-silahlar, Terörizmle Mücadele’ konusunu belirginleştirmiştir.

Burada Prof. Dr. Micio Kaku’nun bir eleştirisi var. Her ne kadar uluslararası antlaşmalarla kitlesel silahları sınırlamaya gidiliyor olsa da zamanın getirdiği çok fazla imkândan dolayı yeterince önlem alınamayacağından, aslında gerekli tedbirler için kendimizi güvende hissetmemiz de mümkün olamayacaktır. Kaku, ‘Yaşayan organizmaların genlerine müdahale her yıl gittikçe kolaylaşıyor,’ diyor.

IV. Sanayi Devrimi ile de belirlenmiş görülen güncel teknolojideki ilerlemelerin böyle bir etkisi var, kontroller yeterince yapılamayabilir! Günümüzde küresel dev şirketler veya tam tersine minicik anonim örgütler kontrolü güçleştiren karakterdeki işlerle meşgul olabilirler.

Savaş kavramı teknoloji ile sürekli yeni alan ve yöntemler bulur. Son zamanlarda Biyo-teknolojideki ilerlemeler veya bir kısmıyla Gen teknolojilerindeki ilerlemeler, bunun yanı sıra Yapay Zeka gibi insanlığa yeni ufuklar açacak olan alan insanlık adına hem savaşacak hem de önlem alacak konuları da sorgulatmaktadır.

İnsanlık için sağlık alanında Nükleer, Kimyasal ve Biyolojik araştırmalardan elde edilen verilerle belli teşhis, tanı ve tedavi yöntemleri belirlenmekte ve üretilmektedir. Bütün bunlar dünya ile ilgili şartların gerektirdiği ihtiyaçlarla ilgili olabildiği gibi uzayda kolonileşmeyi hedefleyen insanın karşılaşacağı şartlarda uzun yaşayabileceği sağlık kazanımlarının da araştırılmasını ele almaktadır. 

İleride olabilecekler bir yana bugünlere bakalım. Halen nükleer tıp, kimyasal maddelerle çok çok ilerilere gitmiş bir ilaç endüstrisi, DNA üzerine çalışmalar, mikro-biyoloji ve genetikle elde edilen korkunç bir kapasite söz konusu olmaktadır. Bu alanlarda Yapay Zeka ve bulut teknolojileri kullanılmaktadır. Elimizdeki 5G sistemleri zorlanmakta ve ilerisi geliştirilmektedir (6G). Birkaç yıl sonra Kuantum bilgisayarlar devreye girecektir. Nesnelerin interneti ile yaşam biçimi ve alışkanlıklar değişecektir. Bunlar IV. Sanayi Devrimi ile adı konmuş konulardır ve içinde en fazla uygulama alanı bulan sağlık sektörüdür. Bu durumda, hiç değilse insanlığın ‘mücadelesi’ yani ‘savaşı’ içinde bu ilerlemelerin bir yeri ve yapacağı işleri bulunmaktadır.

En basit tarifle, pandemi küresel yayılma anlamına gelirken, epidemi bölgeseldir. Tarihte görülen veba veya çiçek vakıaları pandemiydi, bugünkü Coronavirüs konusu da pandemidir. Bugün gereksizce tartışılan konu, acaba Biyolojik Savaş mı oluyor? Kim neyle savaşıyor ki? Bir kere pandemi söz konusu, elbette bu durum ilacın (bir bakışla ilacın kendisi zehirdir,) mantığındaki gibi bazıları için avantaj bazıları için dezavantaj doğurabilecek sonuçları ortaya çıkarabilir, burada kullanım için bir mukayese yapılır. Bu şartlarda bu tür ortalığı karıştıran fikirlerle de savaşmak söz konusu olmaktadır. 

Bir şeyi hayal edebilmek ile gerçekleştirmek arasında zaman farkı vardır. Bu nedenle komplocular hayalleri yazarlar. Burada bir bilimsel aşıklama yoktur. Fütüristler ise eldeki kavram ve verilerden yola çıkarak, bilimin işaret ettiklerinden yararlanarak, simülasyonları da kullanarak belli alanlarda kestirimlerde bulunurlar. Yazarlar vardır bilim insanlarının tanım kavram ve çalışmalarından sonra konuları kendi tasarladıkları kurgu alanlarında geliştirirler. Bunlar geçek dünya ile sürekli ilişkili gelişen yeni düşünce alanlarını tartışmalı kılarlar.

Gerçek dünyada ekonomi ve hukuk gibi başat konular vardır. İlaç sektörü araştırma için laboratuvar açar ve hukuk çerçevesinde ürün elde eder. Savaş malzemesi üretemez. İnsanlık bütün bunlarla ilgili sorumlulukla hareket eder, en azında böyle olması için gerekli çalışmaları yapar. Ama insanlık tarihi belli alanları istismar etmekle ilgili örneklerle doludur, bu başka. Güvenlikçi tedbir almak başka, insanlığı korumak başkadır.

Asıl mücadele doğa ile insan arasında gerçekleşmektedir. Sırada bekleyen yaklaşık 160 çeşit virüs var. Henüz insan için bunlardan sadece birkaçı etkinleşti. Bugünkü zaman bunu gerektirdi. Örneğin Corona grubundan şu an akciğerleri etkisi altına alan evrimleşmiş bir virüsle baş etmeye çalışıyoruz. Ama gözardı etmeyelim, bir sonraki Corona tipi evrimleşecek virüs bizim bağırsak sistemlerimizi etkileyecek ve bu defa görülenden daha fazla insan kaybı söz konusu olacak. Daha sonra karaciğer ve pankreasa ilişecek olanlar gelişecek. Sürekli evrim gösteren virüslerin karakteri de böyle. Sonra asırlar geçecek ve insanlık Coronavirüsle olan kayıpları toplam olarak bilecek, veba gibi.

Bakın bu bir savaş konusudur; Biyolojik Savaş. Konuya böyle bakmak gerekmektedir. Hatta Bill Gates’in Mart 2015’te yaptığı TED konuşmasında dediği gibi, önceden hazırlıklar yapılmalı ve Harp Oyunları yerine Mikrop Oyunları üzerine yoğunlaşma sağlanmalıdır. Hükümetler ve kurumlar önceden bütçelerine bu konulardaki hazırlıklar için belli meblağlar ayırmalıdır. Virüsü hafife alanlar aldanırlar. Aksi halde Alvin Toffler’in 2006 yılında betimlediği Mad Max tipi bir yaşam döngüsüne gidilmesi işten bile değil. Ortaya kaotik ve güvensizlik hali hâkim olduğunda elbette savaş senaryoları ve güvenlik birimleri devreye girer. Buna imkân vermeden doğanın insana verdiklerini akıllıca alt etmek gerekmektedir.

Bugün yapılması gereken mevcut imkanlar ve teknolojik kapasite ile insanlığın milyonlarca kayıp vermeden, belki yüzlerle veya binlerle kayıpla bu badireyi atlatmasına birlikte gayret göstermektir. Yarın olası virüsler neler olacaksa bunlara karşı da hazırlanmaktır. Yarın kayıpsız atlatılacak salgın konuları için güç birliği yapılmalıdır. İşte gerçek savaş budur.

Artık savaşlar hibrit (melez) oluyor; birkaçı aynı anda. Ama o kadar yaygınlaştı ki, Siber Savaş, Algı Yönetimi, Post-Truth… İnsanların akıllarını karıştırarak kendilerine üstünlük sağlayacak her bir fırsattan yararlananları sakın aklımızdan çıkarmayalım. İnsan psikolojisini çok iyi bilerler! Tepkiler bilinince toplumları yönlendirilmek de kolaylaşır. Değil mi? Bugün medya ve sosyal medya bombardımanına tabi tutulan bireylerin sağlıklı düşünmesi gerektiği noktada yapılacaklar bile bir savaş veya güvenlik konusudur. Ortamdaki kargaşadan kazanç elde edenler, fırsatçılar, üstünlük mücadelesini bunlara göre düzenleyenler olur, olacaktır da. Onların yanlı tanımlarına değil, insanlığın karakteristik düzenine bakın derim.

Dünya hazırlıklı olmak için askeri yıkımlar sonrası olan antlaşmalara sırtlarını dayamasınlar, asıl olması gereken işbirliği ile mikroplara karşı nelerin yapılabileceği konusunda olan antlaşmalardır. Biyolojik Savaş böyle yapılır. Uzaydan bakın, bu dünya bir insanlık gezegenidir. Daha gidilecek çok yol var.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

ateskes
ÖNCEKİ YAZI

Ateşkes

korona-komplo
DİĞER YAZI

Korona Komplo

Güvenlik 'ın son yazıları