Gazze’de Ateşkes

100 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Mayıs’ın 10’unda başlayan İsrail-Filistin arasındaki çatışma bu gece, 21 Mayıs, 02:00 itibarıyla devreye girdi. Altmıştan fazla (64) çocuğun da aralarında olduğu, 232 Gazzeli sivilin yaşamını yitirdiği, binden fazla insanın yaralandığı, onbinlerce insanın yerinden olduğu, kentin bir çok binasının yerle bir edildiği İsrail saldırıları neticesinde (bu arada İsrail kaybı 12), Hamas ve İsrail’in böyle bir ateşkese varmaları hakkında biraz fikir tutu atalım. Çatışmanın başlama nedeni neydi? Ateşkesi nasıl anlamamız gerekir?

Batı Şeria’da Şeyh Cerrah Mahallesi Filistinli sakinlerin evleri düzmece mahkeme kararlarıyla ellerinden alınmak üzereydi. Manda yönetimi döneminde Ürdün tarafından Osmanlı tapularına istinaden tanzim edilen ve yaklaşık bir asırdır bu mülklerin sahibi olan yerli Filistin nüfusu İsrail devletinin de işin içinde olduğu bir oldubittiyle bölgeden uzaklaştırılmak isteniyordu. Filistinliler gidecek, yerlerine Doğu Avrupa’dan henüz gelmiş Yahudi asıllı aileler yerleştirilecekti. Mahkemeye intikal etmiş böyle 26 Filistinli aile vardı. Kendilerine yüksek miktarda para dahi teklif edildi. Ancak bu aileler evlerini, yurtlarını terk etmediler.

10 Mayıs’ta bu ailelerin dramı üzerine bir de Ramazan ayı, Kadir gecesi öncesinde Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’ya ibadet etmelerine engel olmak isteyen İsrail polisinin sert müdahalesi gerçekleşti. Demek ki olaylar Batı Şeria’da yerleşim yerleri ve Doğu Kudüs’teki olaylarla başladı. Ancak her ne kadar konu böyleyse de İsrail’in Yüzyılın Anlaşması (Abraham Accords) dediği plan gereği kapsamlı ve sistematik bir süreç işletilmekteydi. Bütününe bakarak işaret edilmesi gereken bu anlaşmazlık noktalarından hareketle, İsrail’in Gazze kıyı şeridinde varlığını sürdüren Hamas’ın gücünü kırmak ve bölgeden Filistinlilerin yıldırılarak zaman içinde Sina’ya doğru sürülmelerini tesis etmek gibi bir plan sürdürülmekteydi.

Hamas, İsrail için bir terör örgütüydü. Halbuki Hamas seçim kazanmış, tıpkı Mısır’da Mursi olayında olduğu gibi, Müslüman Kardeşler tandanslı, bir siyasi hareketti. Hatta yakın dönemde Filistinlilerin bir seçimi yapılacakken İsrail’in de girişimleri ile seçimler ertelenmiş ve Gazze’de olduğu gibi Batı Şeria’da da Hamas’ın etkinliğinin artması sürecine İsrail bir şekilde önlem alması istemişti. Ayrıca seçim konusu sadece Filistin için değil, İsrail hükümeti için de bir aşama idi. Malum, defalarca seçim yapılmış ve bir hükümet kurulamamıştı. Sertlik yanlısı ve halen başbakanlık görevini yürüten Netanyahu tekrar işbaşına gelmek istiyordu.

Plan şöyleydi, Netanyahu bu baskıcı politikalarıyla başbakan olacak, Filistin seçimlerinde Hamas’ın gücü azaltılacak ve müteakiben Yüzyılın Anlaşması gereği adımların atılması sürdürülecekti. Bu plan 10 Mayıs’ta duvara çarptı, Gazze’den silahlı grup El-Kassam’a ait roketler atıldı, İsrail sınıra kara birliklerini yığdı, top atışları başladı, üzerlerine uçak ve SİHA taarruzları gerçekleşti. Açıklamaya göre Hamas’ın varlığını yok etmek hedefti. Savunma amaçlı olarak İsrail’in Demir Kubbe sistemleri devredeydi. Başarısı yüzde 39 mertebesindeydi. Roket atışlarının arkası kesilmedi. Çatışma süresi uzayacak olursa Netanyahu’nun siyasi kanadı daha da zayıflayacaktı, bu kez bir daha seçim kazanamayacak bir duruma gelecekti. Bu yöntemle Hamas’ı yok etmek kolay değildi, yapılan taarruzlar sivillerin kaybına neden olmaktaydı. Uluslararası tepkiler arttı.

Süreç böyle gelişti, ABD Başkanı Joe Biden, Netanyahu ile görüştü. ABD, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde 3 kez İsrail’i kınama kararını veto etmiş ve İsrail’i koruma altına almıştı, diğer yandan da ipleri Rusya veya Çin’e vermemek istiyordu, kendi kontrolünde bir çözüme odaklanmış olmalıydı, nefes alınacak bir zamana ihtiyaç vardı ve ateşkesi önerdi. (Bu olayda görüldü ki Rusya sessiz kaldı, Çin ateşkes isteyen taraf olarak öne çıktı.) Sonuçta Mısır Devlet Başkanı Sisi’yi İsrail ile temasta vazifelendirdiler. Mısır’a Katar da eşlik etti. Burada amaç Katar marifetiyle Hamas, Müslüman Kardeşler tarafını dinlemek ve yatıştırmak oldu. Diğer yandan İsrail devleti kuruluş anlaşmasında kaydı olan komşu ülke Ürdün tarafı da devreye girdi, Abdullah sürekli temastaydı. BM Genel Sekreteri Antony Guterres girişimlerini sıklaştırdı, insani konuları ön plana çıkardı. Zira İsrail bir yandan da yaptığı saldırılarla insan haklarını çiğniyordu. ABD, BM, Mısır, Katar ve Ürdün bir bütün halinde İsrail ve Hamas ile görüşmeler gerçekleştirdi. Son gece Başkan Biden, Mısır Başkanı Sisi ile ve Başkan Yardımcısı Harris, Abdullah ile görüştü, İsrail kabinesi toplandı, eğer Hamas evet derse kayıtsız şartsız ateşkesi kabul edeceklerini duyurdu. Hamas kabul etti ve bu olayı bir zafer olarak görgü. Ateşkes gece 02:00’da yürürlüğe girdi.

Böyle durumlarda kim kazandı, barış gelecek mi, gibi sorular öne çıkar. Evvela kazanan şudur demek yanlıştır. Zira taktik/operatif kazanım ile stratejik kazanım arasında farklar olur. Evet şurası açık, başlangıçta saydığımız o bir plana dayalı adımları kolayca atabileceğini düşünen İsrail tarafı amacına ulaşamadı; Filistin tarafı, burada Hamas demekte yarar var, operasyon sonucu kazanan taraf oldu. Netanyahu politikaları sonuç vermedi. Şimdi İsrail siyasal sistemi yeniden bir değerlendirme yapmak durumundadır. Zira ortada bir direnen Hamas gücü var ve bu giderek güçleniyor. İsrail kendi sınırları içinde gördüğü böylesi bir Gazze’yi ne derecede sindirebilir. O halde yeni bir plana ihtiyaçları olacak gibi görülüyor. Zamana ihtiyaçları var. Bu alandaki gelişmeleri ileride daha net görebileceğiz.

Önemli olan ateşkesin bir barış anlaşmasına dönüşecek yolu arıyor ve açıyor olmasıdır. İhtimal ki, uzunca süre ateşkesle kalınır, arada bir ihlaller olur, gözetmenler durumu yatıştırır, raporlarını tutar, ki halen bu kırılgan ateşkesi gözetmek için 2 Mısırlı görevlidir, yeterli olup olmayacağını siz düşünün, ama sonuçta bir barış anlaşması masasına geçilemez, bu vaziyet, işler yolunda demek olmaz. İsrail bu ara dönemi kendi çıkarına işletmek isteyecektir. Peki barış yolu nasıl ifade edilir? İsrail 1967 sınırlarına geri dönecek mi, İsrail ve Filistin olarak iki devlet kabul edilecek mi? Bunu pek mümkün göremiyorum ve beni asıl düşündüren konu bu noktadır.

Peki bu (koşulsuz) ateşkeste en başta dikkat çekmesi gereken olduğu halde üzerinde hiç tartışma yapılmayan nokta hangisi? Bu ateşkes İsrail ile Hamas arasında yapıldı. Hamas ne? Bilindiği üzere, ABD, İsrail ve bazı Avrupa ülkelerinin ‘terör örgütüdür’ dediği, başka bir ifadeyle, bugün de Filistin davasını ve Filistin halkının haklarını savunduğu halde, uluslararası politikada, çık aradan denen kesim olmakta. Bu süreçte Filistin Devleti yine yok sayıldı. 2012 yılında BM’de (138/193 ülke tarafından) Filistin Devleti tanındığı ve lideri Mahmud Abbas olduğu halde bu sürçte hiç adı geçmedi. Halen daha ülkeler yazışma yaparlarken, Filistin Devleti veya Devlet Başkanı demiyor, özerk bölge vs. ifadelerini kullanıyor. Bunu niye söylüyorum, İsrail alenen Filistin’i yok sayıyor, Filistin davası hukuken, uluslararası anlaşmalara muhataplık ölçüsünde sokulmuyor, giremiyor. Bu durumda uzun vadeli düşünün, şimdi ne oldu ve ne kazandık, sorusunu cevaplayın bakalım…

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Türkiye’nin Terörle Mücadelede Başarısı

DİĞER YAZI

Maket Uçak Tehdidi

Güvenlik 'ın son yazıları

Afganistan Stratejisi

Afganistan’da stratejik boşluğu kim dolduracak? Son günlerde bir yandan ABD, diğer yandan Rusya, Afganistan politikaları gereği