istihbaratin-basarisi
İstihbaratın Başarısı

İstihbaratın Başarısı

8 Temmuz 2019
Okuyucu

Türkiye’de son zamanlarda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı’nın Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Emniyet birimleri ile birlikte önemli faaliyetlerinin başarılı örneklerini görür olduk. Bunlar tesadüf değildir. En başta benzer operasyonların peşi sıra başarıyla gerçekleştirilmesi dahi konunun tesadüf gelişmediğinin örneğidir. Son olarak Kandil bölgesinde terör örgütü sözde konsey üyesi nokta operasyonuyla etkisiz hale getirildi. Bundan önce de bu tür başarılı nokta operasyonları oldu, hatta bunlardan bazılarının görüntüleri yayımlandı, ayrıntısıyla görmüş olduk. Peki, bu noktalara nasıl gelindi?

ABD’nin karmaşık ve teknolojik koordinasyon ve işbirliği usullerini bilenlerimiz vardır. Bu konunun çok çeşitli yönlerinin olduğu bilinir. Buradan hareketle, bir istihbarat teşkilatının başarısının ne denli etkinleşebileceğini de görmekteyiz. ABD’nin CIA veya DIA ile yürüttüğü operasyonel kabiliyetleri bellidir. Belli oranlarda Rusya’nın FSB (eski adı KGB) ve İsrail’in MOSSAD örgütünü de bilmekteyiz. Bunlar küresel gücü olan örgütlerdir. Bunlara baskın (dominant) örgütler diyelim.

İşte bu süreçte MİT Başkanlığı’nın, özellikle Irak’ta ve Suriye’de belirgin şekilde örneklerini sergilediği üzere, dünyada kendinden söz ettiren dominant istihbarat örgütleri arasına girmesi söz konusudur. Bu başlı başına bir Milli Güç unsuru anlamı taşımaktadır. Değerlidir ve kamuoyunun bunu böyle bilmesi gerekir.

Sağlanan başarı için öncelikle yapısal ve zihniyetle alakalı tedbirler vardır. Daha sonra teknik konular kendini gösterir.

İstihbaratın başarısı için öncelikle siyasi kararlılık gerekir. Bu kararlılık doğru bir doktrinle ve stratejiyle ifade edilmiş olmalıdır. Ortaya konan doktrin ve strateji çalışır bir açıklama içermelidir. Aksi halde olmayacak işlerle zaman harcanır.

Hatta bu konuda uygulayıcıların inanmışlığı gerekir. İnanmış olan uygulayıcılar, liderlik fonksiyonunun kararlı tutumundan etkilenirler. Askeri tabirle, emir önce uygulanabilir olmalıdır. Lider (Komutan, Başkomutan,) zamanında, açık, uygulanabilir, geçerli bir emir veremediyse uygulayıcıların yapacağı pek bir şey olmaz. Bu husus özellikle operasyonel istihbaratta çok önemlidir.

Teşkilatın bilinçli, kararlı, inanmış, hedefe yönelmiş olması yanı sıra, eğitimli olması, elindeki sistemleri ve imkanları iyi kullanması, zamanında hazırlık yapması, operasyona bağlı diğer unsurlarla etkin bir koordinasyon ve işbirliği içinde olması gerekir.

TSK, Emniyet ve MİT Başkanlığı içinde FETÖ’cüler vardı, neyse ki bunlar ayıklandı, bir kısım arınma süreci ise devam ediyor. FETÖ’cüler her şeyi bozuyorlardı, sonucun olumsuz gelişmesinde hep bir hesapları vardı. Çünkü emri başka yerlerden alınmaktaydılar. Haliyle, “paralel” anlayışla içimize girmiş bu terörist kesimin stratejileri başkaydı. Sahada, değil Türkiye etkili olacak, tam tersine, CIA veya MOSSAD etkili olursa bu terörist zihniyet daha çok işe yaradığını düşünmekteydi. Acı ama gerçek buydu!

İstihbaratın koordinasyon ve işbirliği konusunda bir tecrübe geçirdik. Türkiye’de güvenlik birimleri arasında koordinasyon ve işbirliğinin en üst seviyede olması yıllardır arzu edilen bir konuydu. Yıllarca bu konu üzerinde çok tartışıldı. Zamanı geldiğinde FETÖ’cüler bu konuya da olumsuz etkide bulundular. Oluşturulacak yeni ve gerekli bir kurumun maalesef ölü doğmasına sebep oldular. Nedir bu? Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı (KDGM) adıyla hatırlarız bu konuyu. Kurumun asıl çıkış noktası, terörle etkin mücadele için istihbaratın koordinasyonunun ve işbirliğinin sağlanmasıydı. Askeri istihbarat ( o zaman Jandarma içindeydi), MİT, Emniyet İstihbaratı, Dışişleri İstihbaratı, Gümrük Bakanlığı İstihbaratı, vs. kabiliyetlerini birleştireceklerdi.

Sonuç ne oldu? İstihbarat konusunda koordinasyon ve işbirliği sağlanması amacıyla kurulan bu kurum sonuçta İçişleri Bakanlığı içinde tabiri caizde bir masaya dönüştürüldü. Şöyle: Resmi Gazete’nin 04 Mart 2010 tarihli nüshasında yayımlanarak yürürlüğe giren 5952 sayılı “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” ile İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmuştur. Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, 08 Temmuz 2011 tarihinde yapılan değişiklikle, 03 Eylül 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenleme ile İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte, 10 Temmuz 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6551 sayılı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ve ayrıca 01 Ekim 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Müsteşarlık, Çözüm Süreci Kurulu ile Kurumlar-arası İzleme ve Koordinasyon Komisyonları’nda yer almaktadır, Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu’nun sekretarya hizmetlerini yürütmektedir. Bir devletin bir kurumunun durumu bu noktaya dönüşmüştür. Amaç istihbaratta etkinlik idi, ama o dönemlerde hiç olmadı.

Peki, bu noktadan sonra Türkiye ne yaptı da istihbaratta koordinasyon ve işbirliğini en üst noktalara taşıyabildi? Öncelikle bahse konu KDGM üzerinde bir ilerleme sağlanmadı, başka yollarla ilerleme sağlandı. Devletin idari sisteminde Anayasal değişikliğe gidildi ve Başbakanlık makamı kaldırıldı (elbette bunun amacı başkadır ama dolaylı olarak bu konuya yararı olmuştur). Bakanlar doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı. Diğer taraftan MİT Müsteşarlığı Başbakanlık’a bağlı idi, sonraki düzenleme ile Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı ve adı MİT Başkanlığı oldu. Demek ki Cumhurbaşkanlığı içinde İçişleri, Savunma, Dışişleri Bakanlıkları gibi temel icracı organlar ile MİT Başkanlığı omuz omuza çalışılacak bir erişim noktasına kavuşturuldu.

Cumhurbaşkanlığı doktrin belirler oldu. Önceden bu yoktu. Yani emir doğrudan güvenlik birimlerine veriliyor oldu. Nedir bu? Terörle mücadele içeride değil, dışarıda olacaktı. Bu doktrine, “tehdidi uzaktan önlemek ve teröristi yerinde etkisiz kılmak,” demek yanlış olmaz. Sınır ötesinde gerçekleşecek bir mücadele için ilgili birimler hazırlandı. Devlet hukuk dahil her türlü sorumluluğu alabilecek inisiyatifle hareket etti. Örneğin Irak ve Suriye’de istihbarat toplama ve operasyonel olarak teröristlere saklandıkları yerlerde etkili olabilecek her türlü çalışma yapıldı.

İstihbarat toplamak için dışarıda çalışan birimlerin bazı engelleri vardı. Sanki birileri haber elemanlarını bile yozlaştırmaktaydı. Haber toplamak zordu. Zamanla bunlar düzeldi. İnsan istihbaratı yanı sıra teknik birimlerin İstihbarat, Keşif, Gözetleme (ISR) kabiliyetleri geliştirildi. Yerli İnsansız Hava Araçları (İHA) ile toplanan istihbarattan başka ülkelerin haberi olmadı. Teknik olarak yapılan keşif ve gözetleme derhal icracı birimlere aktarılabildi. Bunun için sistemlerin ara-yüzleri ve kod sistemleri yerli imkanlarla sağlandı. Bütün bunlar teknik açıdan operasyonel istihbaratın koordinasyon ve işbirliği kabiliyetlerini artıran etkenler oldu.

Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) olarak bilinen birlik TSK’dan alındı ve MİT Başkanlığı’na bağlandı. İçinde ne tür değişikliklerin yapıldığını ilgili kişiler biliyor. Ancak şu kadarını söylemek gerekir, kullanılan teknik donanımın çoğu değiştirildi. Personel zaten değişti. Hatırlayalım, şimdiki MİT Başkanı yıllar önce bu birlikte çalışan bir asker idi.

FETÖ’cülerin neredeyse kendileri için çalıştırdığı bir teknik birim daha vardı. Telekominikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tamamen ortadan kadırıldı. FETÖ teröristi dinlemek yerine kendilerine karşı olanları dinlemeye çalıştılar. O günleri geride bıraktık.

Şimdi devlet olması gerekeni yapan, hukuka ve anayasaya bağlı biçimde, emniyeti sağlamak, suçlularla ve terörle ilgili faaliyetleri sürdürmek için gayret gösteriyor. Bu çalışma önemlidir. Neden? Hatırlayalım, özellikle 2014-2016 arasını, neredeyse her hafta, her ay ülkemizde bir bomba patlıyor ve masum insanların ölümüne sebep oluyordu. Yeterli zaman önce istihbarat alınamadığından bu tür terör eylemlerinin önüne geçilemiyor, denmekteydi. Hatta dış ülkelerden teröristler giriyor ve büyük kentlerimizde eylem yapıyorlardı. Şimdi ilgili birimlerce etkin ve koordineli bir çalışma yapılıyor. İçeriden olsun, dışarıdan olsun, terörist ve suçlu olması gerektiği biçimde teknik takibe alınıyor. Türkiye düşmanlarının eylemden vazgeçtikleri yok! Bizim istihbaratımızın etkinliği arttı. Bunu kamuoyu böyle bilmelidir. Demek ki İçişleri Bakanlığı da MİT ile aktif bir biçimde her türlü varlığımızı korumak amacıyla, zamanında istihbarat elde ederek gerekli tedbirlerini alabilmektedir.

İfade edildiği üzere, hiçbir şey tesadüfle olmadı, bilakis gerekenler yapıldı. Bugün koordinasyon ve işbirliği konusu bir yere kadar ilerleme gösterdi. Etkili olma menzili artıkça MİT’in çok daha başka coğrafyalarda istihbarat yapması ve bununla Milli Hedefler’i elde etmesi söz konusu olacaktır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

teroristin-makalesi-washington-postta-neden-yayimlanir
ÖNCEKİ YAZI

Teröristin Makalesi Washington Post’ta Neden Yayımlanır?

erbilde-saldiri
DİĞER YAZI

Erbil’de Saldırı

Güvenlik 'ın son yazıları

40 views

Uzayda Silahlanma Dönemi

Stratejik bakış açısına sahip olarak, savunma ve silahlanma alanında neler oluyor, başat güçler tarafından ilgili politikalar nasıl geliştiriliyor ve icra ediliyor, bu önemli soruya cevap verelim. Yaşananlardan elde edilenler bizi şuraya doğru götürüyor: Artık uzayda silahlanıyoruz, savaş alanı boyutları değişiyor ve caydırıcılık uzayda!
93 views

CIA Şefinin Açıklamaları Üzerine

ABD İstihbaratı CIA’nın Şefi William J. Burns’un Foreign Affairs’teki, 30 Ocak 2024 tarihli, “Casusluk ve Devlet Yönetimi, Rekabet Çağı için CIA'yı Dönüştürmek” başlıklı makalesi hakkında düşüncelerimi yazmak isterim. İncelememde, tehditler ve istihbarat çalışmaları yönleriyle ifade ettikten sonra, kısaca riskli alan ve konulara değineceğim. Bu konunun bir uzmanı olarak kendi kritiğimi de yapacağım, bunu en başta ifade etmek isterim.
110 views

Hizbullah Denklemi

Ortadoğu’da Hizbullah konusu gayet önemlidir. Burada Hizbullah’ın ne olup olmadığını tartışmayacağım. Belirtmek istediğim konu, İsrail, ABD ve Avrupalı bazı ülkeler Hizbullah’ı Lübnan’dan söküp atmak istiyorlar, fakat bunu meşru bir zeminde ve bir askeri operasyon sonucunda başarabilmeleri için ellerine bir imkân geçmesi gerekiyor. Gelin bu konuyu enine boyuna ve daha çok stratejik bakış açısıyla inceleyim.
190 views

Belucistan Krizi

Dünya Hamas-İsrail çatışması ve peşinden Kızıldeniz’deki olaylara kilitlenmişken, birden İran-Pakistan arasında Belucistan (Balochistan) merkezli bir kriz meydana geldi. Burada karşılıklı saldırılarda balistik füzeler, drone’lar ve savaş uçakları kullanıldı. Pakistan, İran sınırını kapatıldı, büyükelçisini geri çağırdı. Nükleer silah sahibi Pakistan ile yine nükleer silah üretmeye çabalayan İran’ın arasında gelişen bu ani kriz pek de bu dozda beklenmiyordu. Üstelik İran şu an için net olarak ABD, İngiltere ve İsrail olarak hedefte gösterilmekteydi. Bu kriz gayet düşündürücü bulundu, bu potansiyel gerilim hali ileriki dönemlere nasıl etki edecekti?
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme