Küresel Çatışma Eğilimleri

529 Tıklama
42 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin arasındaki rekabeti 2030 ve 2050 yılları itibarıyla incelersek mevcut ve gelişecek eğilimlerin etkisiyle küresel kurgunun ne şekilde belirginleşeceğine dair önemli çıkarımlarımız olacaktır. Bu çıkarımlar bizlere çatışma yönüyle de bilgiler verecektir. En basit yoluyla küresel eğilimleri, jeopolitik, güvenlik, ekonomik ve çevre yönleriyle açıklamak mümkün olmaktadır. Burada hareketle küresel kutuplaşma, çatışma ve gerilim konularına etki eden faktörleri belirginleştireceğiz. Belirginleşen her bir konuyu neden-sonuç ilişkisiyle ve ortaya çıkan örnekleriyle açıklayabileceğiz. 

Dünya büyük bir değişim içerisindedir. 2020 yılı bu değişimde bir dönüm noktası olmuştur. Bu yıldan itibaren yaptıklarımızın bir kısmını terk edip, zamanla yenilerine alışmak durumundayız.

Jeopolitik Eğilimler

ABD her hâlükârda küresel genişliğinin verdiği avantajla hareket etmek isteyecektir. Bu durum ABD’yi ister istemez bir kutuplaşmaya götürecektir. Ancak ABD içinde halen tek kutupluymuşçasına davranmak isteyen bir kesim vardır ki bu kesimin direnci bazı zamanlarda sahaya yansıyacaktır.

İlginçtir, Amerikan halkında küresel bir kutuplaşma temayülü gelişmektedir. Halk bundan önce uluslararası alandaki tıkanıklıklara devlet veya politikacılar ne kadar söylerse o kadar tepki verirken, bugünlerde ve gelecekte daha fazla oranda olacaktır, halk kendi değerlendirmeleriyle bazı konuları sorgulamaya gitmeye başlamıştır, bu daha da artış gösterecek bir eğilimdir. Özellikle ABD’nin tutarlılığı ölçeğinde bir sorun yumağının olduğunun farkına varan Amerikan toplumu bundan böyle daha çok kendi inisiyatifine dayalı politize olmuş türden bir davranış gösterecektir.

Bugün dijital teknoloji devriminin insanlara aynı zamanda kendi kanallarıyla bilgi alma, yayma, yorumlama ve sorgulama imkanını kazandırmış olması kabul edilmesi gereken bir konudur. Buna dayalı olarak, bundan böyle her şeyi, kendi kabiliyetlerini ve yaşam standartlarını besleyen gelişmelere açık genç nesil ile birlikte düşünmek gerekir. Bu konu ABD için daha yaşamsal bir haldedir. Özellikle genç Amerikalı bireyler ulusalcı değil, küreselci bakış tarzının kendine daha fazla olanak sağladığını düşünmektedir. Örneğin bu kesim ABD ve Çin rekabetinde bireysel çıkar ve tepkiyle karar verir haldedir.

Özellikle Çin’in yükselişi Amerikan halkının gözünden kaçmamaktadır. Ancak bu kez tepkisi o eski dönemde uygulandığı gibi, komünizme karşıtlık tezine bağlı olduğu şekilde, değildir. Bahsettiğim kesim, eğer Çin teknolojik gelişme imkânı sunarken devletinin durumu politika konusu edip gerginlik yaratıyorsa, artık bunu fark etmekte, körü körüne savaş hazırlığı yaparmış gibi bir haletiruhiyeye bürünmemekte ve hatta devletin politik yaklaşımına katılmamaktadır. Bu konuya günümüzde tekno-demokrasi denmektedir.

Tekno-demokrat kesim örneğin Çin’in TikTok uygulamasına devletinin koyduğu engele tepkilidir. Bu konudaki güvenlik açığı, ticari endişeler, vs. konular tekno-demokrat kesimi fazla ilgilendirmemektedir. Üstelik tekno-demokratlar, eğer kendilerine Huawei daha elverişli bir altyapı sunuyorsa, ticari ve güvenlik kaygılarına bakmamaktadırlar, kapasite, hız veya ulaşabilirlik gibi kendi standartlarındaki konulara göre karar vermektedirler. 

Tekno-demokrat kesim ayrıca kendini şöyle savunmaktadır: Bizi mega-kentlere mahkûm ettiniz. Uzaktan eğitim ve iş yap dediniz. Online alışverişi sundunuz. Dijital ödeme sistemini kullan dediniz. Covid-19 pandemisi çıktı, bizi yaklaşık bir yıl evde yaşamaya alıştırdınız. Sokaklarda terör var dediniz. Gidip dev teknoloji şirketleriyle ticari ve politik anlaşmalar yaptınız…

Teknolojik gelişmenin ortaya çıkması dev teknoloji şirketleri sayesinde oldu. Bu konu Silikon Vadisi’nde başladı ve dünyanın çok yerine yayıldı. Küresel çapta tekno-devler üretim, yazılım, ulaşım ve ticaret yapmakta ve tüm küresel kaynakları kullanmaktadır. Bunlar hükümetler üstü bir zenginlik ve güze ulaştılar. Örneğin Joe Biden politikasında açıkladı, sermaye ve iş gücünü ABD’ye getirebilmek ve Çin’in önünü kesebilmek için tekno-dev şirket CEO’larıyla görüşme yapacağını ifade etti. Yani devlet teko-dev ile masaya oturup rakibi hakkında politika belirlemeye başlamış oldu.

Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı Xi Jinping bu küresel eğilimin etkilerini, konu Amerika’da bile olsa, bilmektedir. Çin bu rahatlıkla gelişmesini sürdürmektedir. Bu ona motivasyon vermektedir. ABD politikacıları ise bir paradoks içindedir.

ABD politikacıları tekno-demokrasiye karşı kendilerince çıkış yolu sunacak bir kavram yarattı: Tekno-otoriterlik. Bu demek oluyordu ki, Çin’i yönetenler aslında otoriter kimlikleriyle halkına kötülük yapmakta, dolayısıyla bir ülkede demokrasiden bahsediliyorsa, bunun gereklerinden asla taviz verilmemeli, böyle düşündüler.

ABD politikacıları şöyle söyledi: ABD demokrasisi tekno-demokrasiyi yaratır, Çin gibi otoriter yönetimler tekno-otoriterdir! Bu politika gereği söylenmiş bir sözdür ve başta Amerikan halkı bunun anlamını bilmektedir.

Bu küresel paradokstur. Teknoloji ve politika kendi oksimoron yaklaşımlarını ileri sürmektedir. Ama akan su misali, gidişat kendi çizgisinde ilerlemektedir. Bu durumda tekno-demokrasi mi yoksa tekno-otoriterlik mi, hangisi daha tutarlı olacak, zaman gösterecektir.

Ülkelerin sistemleri, inançları ve politikaları farklılık arz edebilir. Ama sonuçta dijital devrim, sosyal etkileşim, tüketim alışkanlıkları, mega kentler ve bunun dışındaki varoş yaşam tarzı ortak başlıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Vatandaş kavramı yerine küresel ağa bağlı olup işini bu ağ sistemi içinde yürüten network toplumu ortaya çıkmıştır ki buna “netizen” denmektedir. Netizenler tekno-demokrasilerinde yaşamak istemektedirler. Buna karşılık, ağa kısmen bağlı ve daha çok klasik yaşam tarzına tabi olan kesimler var, bunlar daha ziyade varoşlarda yaşam sürüyorlar. Bu varoşlardaki kitleler için “varoş-cumhuriyeti” söylemi ortaya atılmıştır. Varoş cumhuriyetlerinde yaşayanlar netizenlere karşı hisler beslemektedirler. Geleceğin çatışmasında bu kırılmanın etkisi önemli olacak.

Yeni sömürgecilik (neokolonyalizm) konusu çok başka şekillerde de açıklanabilir, ben burada kavramın jeopolitik çıkar için kullanılmasını ele alacağım. Eski, klasik sömürge yollarına dayalı bir bakış açısı bizleri bugünün koşullarında ve icaplarında yenilenmiş haliyle neokolonyal sistemin karşısına oturtturmaktadır. Bu neokolonyal yapının istismarına açık konular ise bizlere bir jepolitik sıkışmışlık etkisi yaracaktır.

ABD ve Çin rekabeti jeopolitik sıkışmışlık konusunu gündeme getirmektedir. İki önemli eski sömürge hattı ile ilgili bir jeopolitik sıkışmışlık gündemdedir: Hindi-Çin Yolu ve Afrika. 

Önce, geçmişte uzun yıllar Batı toplumuna sömürge olmuş, Hindi-Çin Yoluna bakalım. Bugün bu coğrafyada İpek Yolu canlandırılmaktadır. Bu nedenle sömürge olmamışlarsa da bugün Hindi-Çin Yolunun kuzeyindeki tarihi İpek Yolu üzerindeki ülkeler de kapsam içindedir. Bu ülkeler, özellikle Soğuk Savaş münasebetiyle, bir süredir sorunludur: Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan, ama bu istikametten ilerlersek yolumuzun ucu Çin’in Uygur Özerk Cumhuriyeti’ne kadar çıkmaktadır.

Asya’daki ülkeler, özellikle Orta Asya, Güney Çin Denizi’ne açılan ülkeler, Hint-Asya ülkeleri bu jeopolitik sıkışmanın etkisi altında olacaklardır. Dünya ölçeğinde çok önemli bir nüfusun yaşadığı bu coğrafyadaki toplumların küresel gelişim ve değişimlere karşı tutumlarını etkilemek amacı güden ve politik çıkar peşinde koşmak isteyen güçler birbirlerine rakiptirler.

Bu jeopolitik sıkışmışlığı istismar etmek isteyecek güçlerin başında ABD vardır. Bu durumda coğrafyanın köklü kültürel yapısından kaynaklı başlıklardan biri de “dinî istismar” konusudur. Bu nedenle “İslamofobi” çok duyulacak bir kavramdır. Potansiyel olarak Endonezya’dan İran’a ve Uygur Bölgesi’nden Hazar’a kadarki Güney ve Orta Asya coğrafyasında Müslüman toplumlar üzerinden bir istismar yaratmak söz konusudur.

İkinci coğrafya ise Afrika’dır. Afrika’daki toplumların tarihsel sıkışmışlığı yine sömürgecilikle alakalı açıklanabilir. Ama günümüzde Çin Afrika’nın nerdeyse yüzde 40’lık bölümünde hâkim konuma gelmiştir. ABD bundan böyle bu bölgeyle daha özenli ilgilenmek istemektedir. O halde küresel çapta ırk temelli, etnik bir istismarın kapağı aralanmış görünmektedir. “Beyaz” dünya adına söylenen şu: “Siyah Afrika” ve “Sarı Çin” konusu edileceklerdir. İstesek de istemesek de bu konular gündemimize sokulacak ve ötekileştirme üzerinden gerginlik yönetilecektir.

Küresel Güvenlik Eğilimleri

Küresel rekabette düşmanlarına (Çin ve Rusya) karşı ABD kendi konvansiyonel kuvvetinde geriye düşmemek istiyor. Ancak bu aynı zamanda bir eleştiri konusudur. ABD’nin askeri sayısal üstünlüğü ile sürdürmek istediği küresel rekabette Çin her adımda öne geçmektedir. Bu eleştiri sürekli yapılmaktadır ve ABD’nin stratejisini değiştirmesi gerektiği telkin edilmektedir. Her şeye rağmen ABD bu klasik sayısal güç üstünlüğünden vaz geçecek değildir.

Çin hızla silahlanıyor ve askeri alanda profesyonelleşiyor, ABD kadar projeleri yok belki ama zamanla olacak potansiyeli gösteriyor. Bu konu tarafları tekno-ordu kurmaya yönlendiriyor. Tekno-ordu her türlü düşmana, çatışma ortamına ve rekabet konusuna göre donanmış güç merkezlerinin ve aktif askerlerin hazır edilmesini gerekli kılmaktadır. İç içe geçmiş çatışma ve rekabet ortamlarının varoşlardan uzaya, sanaldan ve gerçek alana kadar yayılması söz konusudur, ilgili birimler küresel ölçekte kademe kademe yerleştirilmiş olmalıdır.

Çatışmaların karakteri şimdiden değişmiş görünüyor. Günümüz çatışmalarında terör, vekalet savaşı, gayri nizami harekât, akıllı-istihbarat, siber savaş ve bütün bunlara dayalı olarak mahallelerin, iş yerlerinin, üretim alanlarının, lojistik hatların, düşmana veya rakibe ait her alana yayılmış (anonim, paralı, askeri birimlerin görünmez haldeki küresel yerleşimi) güçlerin iç içe geçmiş, çatışmacı ve kaotik düzendeki saldırı ve önlemlerinin gerçekleştiği bir ortam söz konusu olmaktadır. Birbirine düşman küresel güçler, belirgin olarak ABD, Çin ve Rusya, birbirlerine doğrudan saldırı yaparak üstünlük kurmanın peşinde değillerdir, daha ziyade dolaylı yol olan Gri Bölge Harekâtı yöntemini kullanmaktadırlar. Bu gri bölgelerdeki operasyonlar aradaki birçok ülkeyi istemeseler veya bilmeseler de oyunun içine sokmuş olmakta, çatışma kendiliğinden küreselleşmektedir.

Bu gri ortamda birbirine üstünlük kurmak adına yaratılan şiddet organları sadece ülkelere göre tanımlanmamaktadır. Tanımlanamaz ölçekte devlet-dışı aktör bu tür küresel bir oyunun figürü konumundadır.

Bütün bu konuların içine gömülmüş bir yapay zekâ (AI) teknolojisini göz önüne almamız gerekmektedir. Uzaydan, hava sahasından, karadan, denizden denizaltına olan bilinen katmanlarda görev alan her bir vasıta yapay zekâ uygulamalarıyla çalıştırılmaktadır. Bilgiye hükmeden ve yönlendiren bir yapay zekâ savaşı başlatılmış haldedir. Şiddet sadece ateşli silahlarla değil, kontrol edilmiş beyinlerle de gerçekleştirilebilmektedir.

Uzayda konuşlu ve uzayı kullanan vasıtalar istihbarat, iletişim ve seyrüsefer için işlevseldir. Bugün uzayda ABD üstünlüğü var gibi görünse de gelecekte bu durum değişecek potansiyel gösterir. Uzay giderek daha tartışmalı bir ortam haline gelmektedir. Ticari alandaki yeteneklerin artması söz konusudur. 

Ayrıca taktik olandan stratejik olana kadar nükleer kuvvetlerin artmasına şahit olmaktayız. Nükleer silahlar ve atma vasıtaları deniz dibinden uzaya kadar her katmanda yapay zekâ ile işleyen şekilde geliştirilmektedir. Çin bu konuda dengeleri değiştirir mahiyette çalışmalarını sürdürmektedir. 

Bilginin kontrolü en önemli meselelerdendir. Bu merkezden hareketle siber casusluk ve siber sabotaj konuları öne çıkmış görünmektedir.

Dijital teknoloji yaşama girdikçe düzenlenmesi ve kontrol edilmesi gereken pek çok saha ortaya çıkmaktadır. Buna dayalı hem neden hem de sonuç olarak algılanabilecek türden bir gerginlik söz konusu olmaktadır. Aslında kaotik algı yaratan düzen ve düzensizlikler de buradan hareketle ortaya çıkmaktadır.

Devletler için askeri kapasite düzenli aklın hukuki ve sistematik kararlarına dayalı işletilir. Kararlar verilirken karşı tarafa açıklanır. Ancak günümüz belirsizliklerinin gereği, buna karşı bir durum olarak bir gerginlik yaratma kapasitesi de devreye konmaktadır. Bunun bir kısmı aktörlerin yöntemi olarak görülebilir, ama bir kısmı da doğal olarak durum budur diyebileceğimiz türdendir. 

Bu bakımdan sözünü ettiğimiz konular, uluslararası hukukta, kamuoyu içinde, medya kapsamında, teknolojik yeteneklerde, toplumun harekete geçirilmiş ortak tercihlerinde ve operasyonel zorunluluklarda karşımıza çıkar. Bütün bunlar savaş veya çatışma alanındaki kuralları bile etkiler; bazıları kısıtlayıcıdır bazıları ise kullanılacak yöntem. Konunun önemi günlük yaşama girmiş haldeki hemen herkesi ilgilendiren işler üzerine gerçekleşir. Teknoloji bu konuda kapsayıcı ve belirleyicidir. Neden? Bulut teknolojisi, konum bilgileri, verilerin açıklığı, etkileşimler, her bir uygulamanın arkasında çalışan yapay zekâ, nesnelerin interneti, öğrenen makineler, vs.

Hasım ülkelere yaptırımların artacağı bir dönem girdik. Bugün hukuk ve ekonomik tedbirler belli bir politika ile karşı tarafa yöneltiliyor. Peki yarın ne olacak? Buna siber yöntemlerle yaratılan baskı unsurları da eklenecek. Bunlar daha da artacak bir eğilimlerdir. Ülkeler ve mega-şirketler bu alanda elini güçlendiren tedbirleri yaratmakla ilgili bir sürece girmiş durumdadır.

ABD kendini demokratik ve özgür olarak tanıtır. Buradan hareketle ittifaklarını da buna göre oluşturmak ister. Ancak sahaya inildiğinde dolaylı etkilerle karşıtlıklarıyla, ötekileştirilmiş unsurlarla ve hedef gösterilenlerin mevcudiyetiyle yüzleşilir. Bunların bir kısmı ABD operasyonlarıyla bu durumdadır. ABD ve müttefikleri yine konuya demokrasi ve özgürlük bağlamında yaklaşır. Ama bu sadece politikadır. Bundan böyle dünya ve özellikle dijital bilgi eriğimi, sosyal ortamların küreselleşmesi ve bilginin hızla yayılması gibi etkilerle ve duruma göre Rusya ve Çin’in de etkileriyle, bir de bakılır ki ortada büyük bir sorun var. Bu sorun ABD’nin operasyonlarını ifşa eder ve güvenirliğini zedeler.

Bütün bu anlatımları grilikler içine yerleştirerek okursak ne denli karmaşık bir durum söz konusudur, anlamış oluruz. Bu durumda sivil-kamuoyu tamamen işin içindedir. Tekno-çatışma olgusu hemen herkesi ve her ortamı işin içine sokmuş haldedir. 

Herkesin elinde akıllı cihazlar var ve bunlar için veri üreten değişik merkezler var. Baktığınızda görürsünüz, askeri ve istihbari bilgiler bile artık sosyal medyada servis edilir olmuştur. Hukuk bu meselenin neresindedir? Suç unsuru nerededir? Ama istendiğinde hemen herkes hedef olabilir ve suçlanabilir. Şeffaflık ve tehdit birlikte gelişmektedir. Bunu bilen odaklar durumu provoke etme inisiyatifini istediklerinde ellerine alabilmektedirler.

Soru şudur, ABD hukuka tam riayet ettiğini, buna karşılık hasımlarının ve belli hedef ülkelerin ise suç işlediklerini iddia ederken, bu durumu bir teraziye koyacak ve doğru olanı işaret edecek hangi küresel kurumdur? Buna gerek var mıdır? Böyle bir erkin yaptırımları ne olacaktır? Sonuç, bütün bunlar olmayacağına göre, ABD ve hasımlarının tekno-gerginlik yaratma kapasiteleri her türlü kaotik ve grilik ortamında mümkün görülmektedir.

Küresel Ekonomik Eğilimler

Küresel ekonomik kurumlar ve usuller tartışmaya açılmıştır, sorgulanmaktadır, bir güven tazelemeye ihtiyaç duyulmaktadır, kapasite artmıştır, IV. Sanayi Devrimi gerçekleşmiştir, taşlar yerine oturana dek bir sorun var demektir, ne yapılacağı ile ilgili kesin bir çözüm yoktur, dengenin ve yeni kuralların doğal ortamında belirginleşmesi beklenmektedir, bu ise bir kargaşa demektir, bunda etkili olacak ABD ve Çin gibi büyük aktörlerin kargaşa için bile bir kurala sadık kalmaları söz konusu değildir, bu aktörlerin rekabet ortamında insana özgü davranışlar sergilemesi düşünülürse küresel ekonomideki bu durum aynı zamanda bir çatışma anlamına da gelmektedir.

Hemen herkes günlük eylemleri tartışıyor, halbuki sorun daha derindir. Örneğin ABD’nin korumacı ve müdahaleci tavırlarının tepkisel olduğu ve buna karşılık asıl çözüm olmadığı bir gerçektir.

Çin’in yükselişi konu ediliyor. ABD yükselebilir de Çin yükselemez mi? Hayır, konu bu değil aslında. Çin ekonomisi büyüdükçe yeni durumlar ve denge arayışları ortaya çıkıyor, ne yapılacağı bilinmiyor. Örneğin Çin, İpek Yolu Projesini ileri sürüyor, bu bir ekonomik kapasite, imkân, büyüme demek ama ABD bunu engellemezse ve kendi kontrolünde tutmaz ise hegemonyasını kaybedecektir. ABD bunu istememektedir. İstediği, kendi değerlerinin sözünü ederek aslında hegemonyasının devamıdır. Ama rekabet halindeki her aktör yapabildiğini sahaya yansıtacak ve sonuçta zamanı belirsiz bir durumda küresel bir kazanım veya kayıp ortaya çıkacaktır ve biz buna “insan eliyle yapılan” diyeceğiz.

Yeni kaynak arayışları devam edecek, enerji imkanları geliştirilecek, bütün bunlar çeşitlendirilecek. Yeni teknolojiler, endüstriler ve ticaret alanları ortaya çıkacak. Bunlarla birlikte çatışma da ortaya çıkacak. Dünya Savaşları’nın bu ve benzer sebeplerden ortaya çıktığı bilinmektedir. Yani işler kolay olmayacak, çünkü meselenin merkezinde çıkar kavramı var.

Ortada olanın bir pasta olarak açıklanması değişmedikçe bu çatışma bitmeyecektir. Çin büyüdükçe ABD’nin pastası küçülecektir. Bu da demek olacak ki GSYİH ve bundan pay alan Amerikalı bireyler sahaya sürüleceklerdir. Peki bu ne zaman olacak? Hesaplara göre Çin’in küresel pastadan aldığı pay ABD’yi geçecektir.

Ekonomisi iyi olanın diğer kabiliyetleri, örneğin askeri ve teknoloji geliştirme kapasitesi de artmaktadır. Bu durumda konu sadece bireylerin cebine girecek para değil, ülkelerin hegemonya yarışıdır. Şimdi bu yarışa bir de küresel dev şirketler dahil oldu. Bu demek ki 2030’dan itibaren Çin dünyada yaptırım uygulama kabiliyetini ele geçirecek, bu da onu hegemon yapacaktır.

Hegemonya yarışında bugün net konuşulmayan konu para ile alakalıdır. Bunun için finans teknolojilerinin (FinTech) kullanımı ve etkilerinin yanı sıra hâkim paranın nasıl olacağı üzerine çeşitli iddialar vardır. Halen dünya üzerinde rezerv para (yüzde 62) ABD dolarıdır. Çin bu imkânı ABD elinden alabilmek adına dijital alternatifler üzerine çalışmalar yürütmektedir. Bu çabaları izleyen ABD, kendi dijitalleşme çalışmaları üzerine bir çalışma içerisindedir. Ama neticede bu alandaki yöntem aynı zamanda bütün hesapları değiştirebilecektir. En büyük savaş bu konu üzerine gerçekleşecektir. Bu savaşı kazananın hegemonyası teyit edilmiş olacaktır. 

İnsanlığın uzay programları somut şekilde ortaya çıkacaktır. Kuantum bilgisayarlarla daha da gelişecek bilgi kapasitesiyle insanlık daha hızlı ve çok problemi çözebilecektir. Uzay keşfedilmesi gereken en belirgin alandır. Ekonomik kazanım elde etmek adına yatırım alan en temel alan uzay olacaktır.

İlk planda dünya etrafında uydulara başlı ağ şeklinde bir internet sistemi kurulacaktır. Bu kapsamda ABD ve Çin’in önemli projeleri vardır.  Her iki ülke de atmosferin değişik kademelerinde ve üstünde güçlü internet sistemiyle hizmet vermeyi sürdürürken insanlık veri üretme ve işleme konusunda çok ileri seviyelere gidecektir.

Ay, Mars ve diğer bazı asteroitler bugünden hedef alınmıştır. ABD ve Çin bu hedeflerde Rusya’yı da aralarına alarak ulusal olanların yanında ortak projeleri de sürdürecektir. Ulusal projelerde ABD’nin hedeflere ulaşmak üzere geliştirdiği teknoloji bir hayli ileridir ve bugünden somutlaşan haldedir.

Çevresel Eğilimler

Çevre konuları ve isimlendirilmeleri belli: İklim değişikliği, karbon salınımı, küresel ısınma, buzulların erimesi, su kıtlığı, kirlenme, hava afetlerinde artış, deniz seviyesinin yükselmesi, kent nüfuslarında artış.

Tarih olarak 2030’u tespit ettik. Zira küresel ısınma açısından 2 santigrat derecelik artış seviyesi için bu tarih sınırdır. Eğer işler istenen şekilde düzeltilemezse 2050’lerde sonuçlarına katlanmak zorunda kalınan bir dünya olacak ve bu dünya kontrolü insanın elinden alacak. Bu da demek olacak ki yaşanamaz bir dünya! Sağlık gibi çok temel bir konu artık insanın elinden kaymış olacaktır. Ekonomiden bahsetmek söz konusu olmayacaktır. Gelecek kaygısı günlük, saatlik, anlık düzeye inecektir.

Özellikle Orta Doğu, Sahra Altı Afrika ve Asya’nın bazı bölgeleri olmak kaydıyla, dünyanın çeşitli yerlerinde su kıtlığı çekilecek. Bu önemli ölçüde istikrarsızlıklar yaratacak bir konudur. 

Buzulların erimesi yeni bir alan yaratacak ve Kuzey Kutbu dünya deniz ticaretine açılacak. Bu konu Çin-Avrupa arasını kısaltacak, inisiyatif büyük ölçüde Rusya’da olacağından ABD, Rusya ve Çin arasında bu bölgenin kontrolü konusu bir çatışma alanı olacaktır. Ama konu bu değildir. Asıl konu buzulların erimesidir. Bu dünyada dengeleri bütünüyle değiştirecek bir felaket konusudur. Küresel ısınma, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, bazı kentlerde yaşayan insanların göç etmesi ve tarım alanlarının yok olmasına bağlı yaşanan kıtlık… Bütün bunlar insana ve başta deniz canlıları olmak üzere bütün doğaya dokunan acil konulardır. Buzulların erimesi ve ısınmanın artması burada kalmıyor, bu iklim bozukluğu yeni bir buzul çağının başlaması anlamına geliyor. Saymakla bitmez bir senaryo şimdiki zamanın konusu olmaktadır. 

İklimle alakalı jeopolitik sonuçlu konular da var. Deniz seviyesinin yükselmesi Güney Çin Denizi gibi jeopolitik hassasiyete sahip bölgelerde coğrafyayı değiştirecek ve böylece Çin’in egemenlik iddialarını etkileyecektir.

Nüfus buralarda biriktiğinden kentleşme ve mega-kentler konusu önemlidir. Belirgin hesapla 2008 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlere kaymıştı. 2030’a kadar nüfusu 10 milyonsan fazla olan mega-kentlerin sayısı yüzde 31’den 41’e artacaktır. Bu neredeyse dünya nüfusunun yarısına yakın nüfus birbiriyle küresel ağlarla bağlanacaktır. Bunun anlamı, ekonomileri, eğitimleri, hukuk, ilişkileri, güvenlikleri ve sosyal yaşamları değişmiş mega-kentlilerin diğerlerinden kopuşu demek olacaktır. Çatışma mega-kentlerdekilerle varoşlar arasında da gerçekleşecektir.

Tahminler 

Bütün bu eğilimler 2030-2050 arasında insanlığın bir arayış, çatışma, kaotik yaşam döngüsü içinde olacağını gösteriyor. Bu ara dönemde hemen herkes birbiriyle çatışacak görünüyor, ama bu bir büyük savaş anlamına gelmeyecektir. Bunu belirsizliklerin yoğunlaştığı kargaşa dönemi olarak açıklayabiliriz. 

2050’den sonra küresel zorluklar artmış ama insanlık belli bir yaşam sistemini kurmaya başlamış görünecektir. Şöyle söyleyelim, 2020’de hızlandırılan değişim paketinin ürünlerinin alınma zamanı 2050’ler olacaktır.

Bütün konu başlıklarında Asya daha önemsenen bir coğrafya haline gelecektir. Asya’daki mega-kentler daha gelişmiş olacaktır. Kuzey Amerika mega-kentlerle varoşlar arasında çatışmadan fazlasıyla etkilenecektir. Avrupa göçlerle, terörle, çıkarcılarla başı dertte bir bölge olacaktır. 

Sonuçta ABD ve Çin rekabetinde ABD’nin öne geçmesi bir hayli güçtür. Mevzi üstünlükler fazlaca önemli olmayacak ölçekte kalacaktır. Çin, Go oyununu oynamaya devam ederek nüfusunu dünyanın değişik yerlerine yayacak ve kendi nüfuzunu da bu yolla pekiştirmiş olacaktır.

İleri demokrasi iddiası mevzi mega-kent ağları içinde geçerli olacaktır. Bu bölgelerde ekonomi dünya ekonomisinin büyük bir bölümünü kapsayacaktır. Bu eşitsizliğin daha belirginleşmesi anlamına gelecektir. Belirginleşen eşitsizlik kargaşanın sürdürülmesi demek olacaktır.

Çevre en önemli konudur. Ancak çevreye dönük çabaları hızla geliştirmek yerine tersine politikaları tekrarlayan liderlerin etkisiyle durum bir türlü istenen seviyeye getirilemeyecektir. Çin bu konuda en fazla eleştirilen ülke olacaktır.

İnsanlığın uzaydaki arayışlarını somutlaşması açısından 2050’ler başlangıç dönemleri olacak niteliktedir.

Sonuç

Küresel çatışma konularına dair çıkarabileceğimiz sonuçlar şunlardır:

  • Asya, yerel, bölgesel ve küresel yeteneklerini koruyacak bir güvenlik sistemini sağlamlaştıracaktır. Şangay İşbirliği Örgütü (SCO) bu çatışı oluşturacak mı göreceğiz. NATO bunu öngörmüştü ve 70. Yılda yeni hedeflerini buna dönük hazırladı.
  • Jeopolitik, askeri, uzay, nükleer, siber ve yaptırım uygulama alanlarında çabalar artacaktır. Bu alanlarda terörizm, gri bölge operasyonu, ikinci kademedeki unsurlarla asimetrik çatışmalar artış gösterecektir. Küresel üstünlüğü yönetme ve mega-kent ağının güvenliği meselesi önemli olacaktır.
  • Silah sistemleri, türleri, kullanma usulleri yukarıdaki plana dönük geliştirilecektir. Her alanda otonom-robotik ve siber sistemlerin kullanılması söz konusudur. Harekat merkezleri buna dönük kurulacak ve işletilecektir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yeniden NATO

DİĞER YAZI

ABD’nin İran Operasyonu mu?

Güvenlik 'ın son yazıları

Biyolojik Savaş ve Biyo-Teknoloji

Covid-19 biyo-teknolojide belli bir gelişme alanı yarattı. Diğer yandan pandeminin başlangıcından itibaren Dünya Sağlık Örgütü’nün üzerine

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.