PKK Terörü ve Yeni Asimetri

280 Tıklama
36 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Argümanlarım şunlar: Bölgemizde tehdit olarak PKK terör örgütünün yanı sıra ABD de (ve ilaveten Avrupa da, bölgedeki ülkeler de) güç mücadelesinde Türkiye’nin hasmıdır. Bir güç mücadelesinde taktik ve operatif kazanımla stratejik kazanımı karıştırmamak gerekir. Yorumcular terörün anlamını bilerek konuşma yapmalıdırlar. Yeni asimetriyi kapsayan adımların atılması gerekmektedir. Şimdi bu çerçevede bir analiz okuyacaksınız.

Tehdidin Tarifi

Asimetrik savaşı, terörü, gayrinizami harbi, kontrgerilla ve karşı mücadeleyi, hatta melez savaşı bilmeyenlerin sürdürdüğü bir tür propaganda kime yarıyor? Bakın, bir tür propaganda diyorum, çünkü konuşmaları bilgi vermenin ötesine geçiyor ve daha ziyade karşı tarafa yarıyor. Diğer yönden bu ifadeleri kendileri derinlemesine bilmediklerinden bir sorun oluşuyor; devamlı tekrarlıyorlar, ama teşhisleri ve değerlendirmeleri eksik olduğundan dinleyenlerin akıllarını da karıştırıyor. Sonraki soru, bizler bu yanlış ve eksik yönlendirmelerin veya açıklamaların genel mahiyette dahi olsa anlamını irdeleyebiliyor muyuz?

Sahadaki operasyonel ve taktiksel mücadele konularına dönemsel bakışla vakıf oldukları halde, kendilerini bu konunun asli muhatabı görenlerin ve yine uzmanlık görevini üstlenmişlerin eksik anlatımlarının yoğunlaştığı bir dönemdeyiz. Bu kişilerin söylediklerini yukarıda saydığım çatışma biçimleriyle ve tarihi açıdan tanık olduklarımızla birlikte değerlendirirseniz, birçok çelişkili ifade olduğunu sizler göreceksiniz.

Sürekli terör ve terör örgütü anlatılıyor. Terör örgütünün tekrarlayıcısı, yankı veren organı halinde hareket ediliyor. Olayları haber vermek başka bir konudur. Diyelim bir yerde terör eylemi oldu, müdahale edildi ve bunun haberi verildi. İşte bu kadarla yetinilecek bir olaydır bu aslında. Değerlendirmesi ise içinde birçok terör sözcüğü geçen cümlelerle dolu olmamalıdır. Bu teknik bir anlatım şeklidir ve olgun zihniyet ölçüsüdür. Terör, kendinden bahsedildiği ortamda dahi korku ve endişe verir, dolaylı propagandayla amacını gerçekleştirir. 

Konuşmalarda, “Suriye’de ve Irak’ta şunlar oldu,” deniyor ve ilaveten, “Suriye’de 150 bin PKK’lı var ve devlet kurma süreci tamamlanıyor,” şeklinde açıklamalar yapılıyor. 

Halbuki şöyle anlatmak gerekir: Operasyonel ve taktiksel mücadelede Türkiye çok başarılıdır. Güç mücadelesi adım adım yapılır. Bu alanda asıl fiili rakip ABD ve Rusya’dır. ABD ve Rusya politikalarına karşı yürütülen güç mücadelesinin teröristin parametreleri farklıdır. Hasmın toplam kapasitesi (örneğin) ABD (özelde CENTCOM ve diğer ABD unsurları) ve PKK toplamıdır. O halde ABD’nin bakış açısına göre bir mukayese yapmak zaruri olur. Burada asimetrik durum sadece PKK terörü ile anlatılamaz, ortada terör var denilip konu geçiştirilemez, ABD’nin yürüttüğü bu vekalet savaşı formatındaki tüm kapasite birlikte değerlendirilmelidir, yapılabilecekler de bu çerçeveye oturtulup değerlendirilmelidir… Türkiye, Suriye ve Irak sınırı boyunca oluşturulan güvenli bölgelerle çok değerli hamleler yapmıştır. Güç mücadelesinde sahada adım atılmalıydı ve Donald Trump zamanında fırsatlar değerlendirdi, Türkiye şimdiki operatif pozisyonunu isabetli adımlarıyla gerçekleştirdi. Hatta denebilir ki bu hamleler yapılmasa idi bugün sınırımızın güneyinde başka oluşumlar fiilen tesis edilmiş olacaktı ve kontrol vüsatı burada o tesis edilen yeni fiili düzen sahiplerinde olacağından dolayı ülkemize terörist aktarımı da fazlasıyla gerçekleşecekti ve tehdit içerilere kadar yoğunlaştırılacaktı, bu engellendi.

Olması gereken anlatım bu zaten. Burada dikkat çeken noktalar, “güç mücadelesi” ve “operatif ve strateji” ayrımıdır. Bir güç mücadelesinde tarafları doğru olarak yerine koymak şarttır. Güç mücadelesinin parametrelerini bilmek gerekir. Sürekli “PKK ve terör” diyenlere kulak verin, yanlış bir biçimde, stratejik kazanımdan dahi bahsedeceklerdir. Stratejinin anlamını bilmeden konuşuyorlar… 

Henüz stratejik kazanımdan söz edilemez. Sonra millet der ki: “Siz böyle diyordunuz, ne oldu?” Bu ciddi bir meseledir. Ben bu konuların bir safhası niteliğindeki operasyon hakkında, kapsamlı bir kitap olan Barış Pınarı’nı yazdım.[1] Durumu gayet ayrıntılı bilenlerdenim. 

Suriye’de PKK terör örgütü mensubu sayısı 120 bin değildir. Yanlış anlatımlara bir de şu ekleniyor: “Hepsinin elinde silah yok, bazıları idari kadrolarda.” Ne oldu şimdi? Öyleyse doğru açıkla. 

Ben açıklayayım: Suriye kesiminde o bildiğimiz türden (sahada olanlar ne dediğimiz anlarlar) PKK’lı terörist sayısı olsa olsa 6-8 bindir. Peki diğerleri ne? Örneğin 110 bin mevcudun açılımı ne? Burada ABD’nin maaş verip topladığı adına Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dedikleri ama esasen hemen herkesin iyi bildiği o Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ve bununla birlikte ele alınması gereken Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) isimli oluşumun çatısı altındaki, ABD’nin planı gereği projelendirilen (sözde) “Suriye Özerk Kürt Yönetimi” personel mevcudundan bahsediliyor. ABD’nin büyükelçileri gelip bunlarla geniş kapsamlı konferans yapıyorlar. İçinde her etnik ve dini gruptan insan var, sadece Kürt nüfus yok, bu bir. İkincisi, bu gruptakilerin dağılımı bir “devletçik”te olması gereken her türden iş grubu kapsanıyor; postacı, bekçi, korucu, nüfus memuru, maliyeci, vergi memuru, eğer konu ABD yardımları ise, ABD tesislerinde çalışan hizmetliler. Derseniz ki, bunlar PKK’ya hizmet ediyor, bir yere kadar doğru, ama bu durumda uluslararası alanda “terör suçu” kapsamında bunu nasıl açıklayacaksınız? Bunlar esasen ABD’ye hizmet ediyorlar. Suriye’yi bölenler bu kesimler. Burada şişirilmesi gereken konu PKK’nın kendisi değildir. ABD’nin ta kendisidir ve zaten bir yanlış proje içinde uzun zamandır, 1991’den bu yana fiilen bölgedeler. “Efendim ben de böyle diyorum…” Hayır! Tam olarak, Suriye’de PKK/YPG kadrosu 120 bin terörist, diyorsun ve bu yanlıştır.

Bir de şöyle anlatanlar var: “Suriye’de PKK/YPG’li terörist sayısı 150 bin (bu uzman zam yaptı, kusura bakmayınız,) ABD bölgeye 80 Abraham ağır tank gönderecek, CENTCOM Orgeneral McKenzie PKK/YPG’yi ziyaret etti, Bradley’lerin önünde poz verdi, bu durumda Türkiye Suriye dahil bölge ülkeleriyle ittifak yapmalıdır?”

General McKenzie bu argümanı kolay savuşturur. Üstelik Haziran 2020’de Suriye Kamışlı’da toplanan SDG, ENKS ve PYNK heyetlerinden kurulu ortamda ABD’li Büyükelçi William Roebuck, Fransız bir yetkili ve Barzani yönetiminden temsilciler bulunmuştu. ABD, “PKK/YPG teröristtir, ben bu teröristlerle değil Suriyeli muhaliflerle birlikteyim,” diyor, her ne kadar biz onların ne yaptığını gayet iyi bilsek de. 

Burada derdimiz ne? Kimin ne yaptığını bilmek değil, biliyoruz zaten, bunu çoktan geçtik. Bilme seviyesini geçtik, hamleyi doğru noktadan yapmakla ilgileniyoruz. (Eğitim bilimciler öğrenme seviyelerini; bilme, kavrama ve uygulama şeklinde açıklarlar.)

Örneklediğimiz uzman yanılıyor. Konu PKK/YPG’den çoktan başka bir şeye dönüştü, bir bölgenin alenen ayrı yönetildiği topraklar ve idari teşkilat haline geldi. Yine diyeceğim ki, her ne kadar biz olup biteni en iyi tarif eden olsak da konu ne? Büyük ölçüde para ödeyerek bir özerk bölge kurmaya çalışıyorlar. Nereden faydalanıyorlar? Bölgedeki otorite boşluğundan. Şunu kabul edin, DAEŞ gibi terör örgütlerinin yanı sıra Rusya ve İran gibi ülkeler de Suriye’de ABD’ye alan açmaktadır. Türkiye buraya bin mil öteden gelmedi. Sınırda ve en fazla etkilenen ülkedir. O halde Türkiye diyor ki, ülkeme saldırı var! Bu çok doğru, doğal, haklı bir gerekçe. Ama fiilen komşular, söylediğim gibi, ABD ve Rusya. Türkiye’nin üstünlük argümanı ne? Haklılık! Haklıysanız sonuna kadar yürürsünüz.

Bir grup uzmanda eksik kalan konu başlıkları; yeni asimetrinin tarif edilememesi ve şişirilmiş mevcutlu PKK terörü. Diğer grupta ise; “durum buysa gidelim Esad’a birlikte olalım, başka çare yok,” demek. İkinci gruptakiler süper bir buluş yapmış gibiler! Bunu düşünen olmuyordu memlekette! Ne kadar da zekiler…

Şunu kabul ediyorum, ABD gözetiminde eğitimden geçen ve eline ABD’nin verdiği silah ve araçları olan, adına ister SDG deyin isterseniz başka bir şey, ama bunların mevcudu yüz bin değil. Silahlı kolluk kuvveti 20 bin civarında. ABD ve PKK/YPG bunların sürekli görüntülerini servis ediyor. Zannediliyor ki bütün hepsi aynı silahlı gruptan ve PKK/YPG dediğimiz terörist grubunun aynısından. Propagandaya aldananlar sayıları şişiriyorlar. 

Burada hassasiyeti tekrar edeyim, zira konu önemli, eğer PKK/YPG bunları daha sonra önüne katıp Türkiye sınırını tehdit edecekse bize göre de teröristtir, kıyafet, rozet, flama her ne olursa olsun; ancak burada uluslararası hukukta karşılığı olan açıklamaları arıyoruz, çelişki bu noktadadır. Eğer diplomatik müzakerede kolay çürütülecek bir tanımlamanız varsa, bununla yola devam etmek durumu daha da zorlaştırır. 

Bütçe Meselesi

ABD’nin bu alanda harcadığı bütçe konusu durumu bir nebze açıklar mahiyettedir. 2022 bütçesiyle ilgili yazımı yazdım, bakabilirsiniz: ABD’nin DAEŞ Operasyon Bütçesi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) Irak ve Suriye bütününde DAEŞ terör örgütü ile mücadele için ayrılan pay 522 milyon dolar. DAEŞ ile mücadele adı altında ayrılacak olan 522 milyon doların detayına bakıldığında, Irak Güvenlik Güçleri’ne ayrılan payın 345 milyon dolar olduğu görülüyor. Suriye’deki DAEŞ ile mücadele kapsamında ayrılan miktar 177 milyon dolar. ABD bu bütçeyi harcayacağı kalemi tarif ederken şu ifadeyi kullanmaktadır: “Taramadan geçirilmiş Suriyeli kişi ve gruplar.” Çok açık! Kişilere para veriliyor, bunu not edelim. Esasında, Esad yönetimine rağmen Suriye topraklarında ABD, “ben birilerini seçtim ve onlara para dağıtacağım,” diyor. Gruplar da belli, SDG, PYNK, ENKS diyorlar, ama aslında projelerine hizmet edenlerin hepsi. Bütünüyle bakılırsa ABD, Suriye’de bir proje yürütüyor ve bu projede desteklediği ve oluşturduğu taraflar var. Bilindiği kadarıyla ABD bölgede bazı teröristlere ve kişilere 300 dolar bir tür maaş vermektedir.

“Eğit-donat” ile ilgili PKK/YPG’den oluşturulan değişik paravanlar var. Bu konuyu 2014 yılından bu yana biliyoruz. Bu amaçla yılda 100 milyon dolar ayrılmış olsa bugüne kadar toplam 700 milyon doların harcandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Orgeneral Frank McKenzie’nin o verdikleri zırhlı ve silahlı araçların önünde poz vermesi olayı bu. Geçtiğimiz yıllarda tırlar ve uçaklar dolusu malzemenin bölgeye intikal ettirildiğini çokça görmüştük.

Ancak gözden kaçırılmaması gereken önemli bir konu daha var, ilgili yazımda belirtmiştim: “Suriye haritasında Fırat’ın doğusu şeklinde ‘bölerek’ tarif edilen, ABD güçleri ve bayrağı altında kontrol edilen alanda, adına her ne derseniz deyin ama sonuçta PKK/YPG güçleri tarafından da bir ‘yerel bütçe’ var ve yönetiliyor. Bu ABD’nin 177 milyon dolarından ayrı yerel PKK/YPG tarafından toplanan ve harcanan bütçe (her ne kadarsa) mevcuda ilave edilmelidir. (Örneğin 200 milyon dolarsa toplam 377 milyon dolar olur.) Bu yerel bütçe, petrol gelirleri, vergi adı altında toplanan paralar, vs. şekilde oluşturulur. Bir de Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkelerden verilen ayrı miktarlar var.”

Beka Meselesi 

Stratejik bakış açısı çerçevesinde, hasım güçler, olaylar ve bunların sonuçları değerlendirilenden farklı sonuç verebilir. PKK terör örgütünün Soğuk Savaş zamanında nasıl kurulduğunu, Doğu ve Batı Bloku uzantılarının bu örgütü nasıl kullandıklarını, ki bunların ülkemiz içindeki uzantılarını dahi unutmamak gerekir, sonrasında ABD’nin, fiilen Irak savaşları döneminden itibaren, Orta Doğu’daki hedeflerinde, bu örgütü taşeron olarak nasıl kullandığını iyi biliyoruz. O halde ABD’nin ve onun ekseninde yine güç mücadelesi gereği diğer aktörlerin, fırsat bilip pay kapmak istedikleri karmaşık bir alandayken, bu terörist örgütün gayet kullanışlı bir aparat olduğunu zaten biliyoruz. Teröristler de bunun bilincindedir. Hatta uluslararası resmi dokümanlarda “bölücü ve ayrılıkçı terör örgütü” sıfatıyla tanımlanan PKK’nın legal uzantılarıyla varmak istediği noktada bugün dahi siyasal bir tabanla birlikte hareket ettikleri de gayet iyi bilinmektedir. Bu kısmıyla da Türkiye’nin muhatabı ABD ve Avrupa’dır. 

Terörizm, esasen bir metot ve stratejidir.[2] Bir amaç vardır ve buna ulaşmak için terör yöntem olarak seçilmiştir. Ancak PKK terörü örneğinde gördüğümüz gibi amaca ulaşma konusu yarım asır dahi sürebilmektedir. Bu süre içinde Soğuk Savaş şartlarından geldik, şimdi küreselleşme ve uzay savaşı şartlarındayız. Zaman ve mekân algısı ile imkanlar tamamen farklılaştı. Her şeyden öte belli bir amaç PKK’ya verildiyse veya zaman içinde güncellemeler yapılarak dikte ettirildiyse, şimdi olduğu gibi bir vekil (proxy) veya aparat olarak kullanılıyorsa, zaman bundan dolayı daha da uzuyorsa, mücadelede defaten başarılı sonuçlar alınıyorken başka sebeplerle terör örgütü amacından vazgeçirilemiyorsa, bu durumda ne diyeceğiz?

Politika ve diplomasi “yumuşak güç” konusudur. O halde biz de yumuşak güçle karşılık verelim. Bu bir zaaf değildir, doğru noktadan hareketle hareket etmek demektir. Hem “sert gücünüzü” sahaya yansıtın, bu çok önemlidir, ama her ikisi de yürütülmelidir. “Sahada ve masada” derken bunun kastedildiğini anlıyorum.  

PKK’nın siyasal tabanının bir beka sorunu olduğu açıktır. Ama hepsi birlikte beka sorunudur; sadece terör değil, bölgedeki ABD varlığı, hedefleri ve Avrupa ülkelerinin sınırları içinden itibaren verilen destekler de böyledir. ABD ve Avrupa’ya dönüp; “Terörü desteklemeyin,” derseniz, o da cevaben, “Biz demokrasiyi, insan haklarını ve özgürlükleri destekliyoruz,” karşılığını verir. Zaten durum bu. 

Güç Mücadelesi ve Yeni Asimetri

Uzmanların kolay yanıldığı bu “asimetrik” durumdur. Asimetriyi PKK terör örgütü ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mücadelesi olarak okuyan büyük büyük (!) isimlerimiz var, sürekli görüyoruz. Tamam bu var, ancak Suriye alanındaki asimetri başka türlü açıklanmalıdır: Türkiye bir tarafta, karşısında süper güçler ABD ve Rusya.

“Neden bu aşamada gereken adımlar atılamıyor?” sorusunun cevabını bu güç mücadelesi içinde tarif etmek gerekir. Mücadelen vaz mı geçildi? Hayır. Zaman kollanıyor olamaz mı? Bunlar dikkatli hamleleri gerektiren konulardır.

Türkiye’nin yasaları sınırları içinde geçerlidir, uluslararası yasalar ve teamüller ile anlaşmalar ise dışarıdaki adımların ne türden atılması gerektiğine ışık verir. Kabul edersiniz etmezsiniz, bu, güç mücadelesi, haklılık, kararlılık bağlamında gelişen olayları işaret eder. Bu durumda yapacaklarınıza bağlı kazanırsınız veya kazanamazsınız…

Ben mücadeleden, ısrardan ve esasen ülkenin çıkarlarını kovalamaktan yanayım, sanırım herkes aynı şeyi düşünüyor. O halde sorun yok!

Ancak iç hukukta tanımlamalar değiştirilmeli mi? Terör bu haliyle ele alınırsa hem içeride hem de dışarıda olan çıkarlarımızda kendi önümüzü tıkamadan ilerleyebiliyor muyuz, iyi bakmak gerekiyor. Ben bu hukuk konusunu daha sonra ele alacağım ve bir kritik yapacağım, bekleyin. Ama bir hukukçu uzman grubu gelir de bana rehber olursa daha da çok memnun kalırım.

Terör örgütü yurtiçinde bitti gibi. Ben yıllarımı verdiğim bu konuda yetkililerin açıklamalarını anlayabiliyorum. Şimdi içeride daha ziyade tehdit ne? Politika. Politikanın terörden ayrılmadığını da biliyorum, zaten adı belli, “yıkıcı-bölücü hareket,” örgütün son merhalede ortaya koyacağı şey bu. Ancak günümüzde ABD ve onun kullandığı bütün aparatları göz önüne alırsak, yumuşak zeminde olanlar çerçevesinde içimizdeki insanlar bölücülüğe hizmet içindeyse, bırakın devlet yetkililerini, bizim dahi anlattıklarımızı boşa çıkarmak için çaba sarf eden belli odakların varlığı ve onların saldırıları gerçekleşiyorsa, o halde açıkça durumu anlatmak ve buna göre önlemleri farklılaştırmak gerekiyor. 

Yurtiçindeki terörist sayısı yüzlerle ifade edilir cinstendir. Irak kuzeyindekiler olsa olsa 2-3 bin, hareketliler sağa sola gidip geliyorlar. Suriye’de bu anlayışla olan PKK teröristi ifade ettiğim gibi 6-8 bindir. Toplayın yaklaşık 10 bin yapar; bildiğimiz terörist, sahada etki yaratan türden ve Türkiye, Irak, Suriye ve İran menşeili. Ancak konumuz bu değil artık. Bunların vekilliğinde süren ve gelişen bölgedeki proje, şu anki konumuz olan Suriye’nin bölünmesi hadisesi. Burada Türkiye’nin rakibi ve muhatabı ABD ve Rusya. ABD alenen “eğit-donat”ile yıllardır Suriye’de 100 bini aşkın insanı bir “devletçik” kurmaya doğru kullanıyor. SDG’nin bir kısmı ile ENSK ve PYNK, yumuşak güç alanında gelişiyor. ABD’nin bunu yapmaya gücü yetiyor. Bu yeni bir asimetrik durumdur. 

O halde bu konu üç alanda değerlendirilebilir: Yurtiçi, Irak ve Suriye. Bu asimetriye bağlı olarak Suriye politikası daha net ele alınmalıdır.

Sonuç

Şimdi size makalenin başında verilen o tabloyu özetleyeyim:

  • Yurtiçi: Terörist sayısı yüzlerle ifade edilir. Tedbirlerde öncelik inzibatidir, iç politika ve hukuk öndedir. (Terör bitirildi, denen bölge burasıdır.)
  • Türkiye yurtiçinde mücadele verirken aynı zamanda sınır ötesinde faaliyetler devam eder. Özellikle 2016 yılı itibariyle Türkiye’nin “terörü dışarıdan önleme konsepti” çerçevesinde faaliyetler Irak ve Suriye’de sürdürülür. Türkiye tarafından sınır ötesinde “güvenli bölgeler” ihdas edilmiştir. Bu yeni durumu kapsar mahiyette bir tanımlama yapmak zaruri olmuştur.
  • Irak: Fiilen üçe bölünmüş Irak’ın farklı bir karakteri vardır ve halen tehdit oluşturur mahiyette istikrarsızdır. Irak, komşusu İran’ın, vatandaşı Şii unsurların ve bunun devamı İranlı milislerin etkisiyle sorun yaşamaktadır. Bu alanda PKK terör örgütü binlerle ifade edilir. Ana karargâh Kandil’dir. Suriye’ye geçiş sağlayan Sincar önemli bölgedir. İdeolojik çalışmaların yapıldığı ve insan kaynağı yaratıldığı Mahmur ciddi bir tehdit alanıdır. ABD, kendi üsleri dahil, savaş sonrası anlaşmalarla kazandığı haklar ve hukuki bir yapının mevcudiyeti ile bölgede hakimdir. ABD (bununla irtibatlı İngiltere’nin) varlığını kabul etmeden Irak’ta bir süreçte kazanım elde etmek güçtür. Mücadele için bu alanda Askeri, diplomatik ve uluslararası hukuk öne çıkmaktadır.
  • Suriye: Bu ülkeye “bitik ülke” tanımı yapılmaktadır. Önce bunu kabul edelim ki muhataplık ararken doğru adımlar atalım. Suriye’yi bitiren süreçler bir yana, halen içeride etkili olan Esad yönetimini kukla gibi kullanan pek çok yapı vardır. Bunlar: ABD, Rusya ve İran’dır. (Fransa da fırsat buldukça burnunu sokmaktadır. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri durumu güçlendiren ülkeler şeklinde tarif edilebilir.) Ayrıca Türkiye (güvenli bölgelerde) ülke içerisindedir. ABD, Fırat’ın doğusunu fiilen bölmüştür. Burada kendine müzahir bir devletçik kurma sürecini işletmektedir. PKK terör örgütü mensubu binlerle ifade edilirken ABD’nin bölücü vekilleri sayıca yüz bini geçmiştir. Bu durum bir “yeni asimetri”nin kaynağıdır ve bu incelemenin ana konusu olmuştur. Türkiye dış politika ve aktif diplomasi ile askeri faaliyetleri sürdürmektedir, atılan adımlar uluslararası hukukla izah edilir. Birleşmiş Milletler çerçevesindeki Cenevre barış görüşmeleri ve Yeni Anayasa Yazama Komisyonu faaliyetleri ilerleme imkanı bulamamaktadır.
  • İran’daki PKK varlığı ve terör konusu başka bir incelemede ele alınacak niteliklere haizdir. 

Devletimiz ve tüm yetkililer bu sıraladığım konulara vakıftır. Buradaki sorun, akılları karıştırarak açıklamalar yapanlar (kendine uzman diyenler, bazı akademisyenler ve medya çevreleri) ve bunlara istinaden konuşan siyasetçilerdir (kasıtlı olanları bir tarafta, bir partiye kaydolan veya kendini siyasi taraf gören kişi de kendini siyasetçi sınıfına koyduğuna göre, sosyal medyaya yansıyan biçimiyle bu kesim de az değildir, bazen bunlara da açıklama yapmak mecburiyetinde kalınmaktadır). Konu terör ve yeni asimetri olduğuna göre, terörü anlamamak bir yana, konvansiyonel ve sosyal medyada ülke zararına olduğu halde bunu bilmeden hareket edenler de ülkede algı problemi oluşturduğundan başlıbaşına bir sorun sahası oluşturmaktadır. Yeni asimetride bu husus da göz önünde tutulmalıdır.

Kasıtlı olanlar ele ele, yanak yanağadırlar. Terör örgütleri, yabancı istihbarat servisleri, çıkarcı proxy siyasi çevreler, proxy medya, çeteler, uluslararası şebekelerle kendilerine çıkar elde eden kurum ve anonimler, daha bir sürü sayılabilir, bunlar günümüzde yeni asimetriyi besleyen unsurlardır, mücadeleyi güçleştirmektedirler.

Sade vatandaş kime inanacağını bilmek zorundadır. Aklıselimler vatandaşın bu ihtiyacına göre düzenlemeler yapmalıdırlar.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Bkz: Gürsel Tokmakoğlu, Barış Pınarı, Vekalet Savaşlarının Pençesindeki Suriye, Sahi Kitap, 2020, İstanbul.

[2] Vahit Baltacı, Yeni YCK ve CMK’da Terör Suçları ve Yargılanması, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2007, s. 16

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Jeostratejik Hareketlenmeler

DİĞER YAZI

Akıllı Güç

Güvenlik 'ın son yazıları

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.

11 Eylül’ü Hatırlamak

11 Eylül 2001’deki terör eylemi nedeniyle hayatını kaybeden tüm insanları rahmetle anıyorum.Ancak şu da var, Uzun