spor-konusuna-koklu-bir-bakis
Spor konusuna köklü bir bakış

Spor konusuna köklü bir bakış

820 Tıklama
25 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu yazıda merkezde spor olmak üzere, sağlık, endüstri, ekonomi, kültür, sosyal ve politik kavramların iç içe durduğunu bulacaksınız. Kısa da olsa sporun düşünsel boyutundan yaşam standardına kadarki çeşitli yönlerine değineceğiz. Elbette kendimize bir ev ödevi çıkaracağız.

Başlık hakkında

Yazıyı okuduktan sonra neden bu işi alfabesinden başlattığımı daha iyi anlayacaksınız.

TDK sözlüğünde “spor” şöyle tarif ediliyor: Bedeni veya zihni geliştirmek amacıyla kişisel veya toplu olarak gerçekleştirilen, bazı kurallara göre uygulanan hareketlerin tümü.

Ben bu yazıya ne isim vereyim, “spor” desem mi, “spor” yerine “beden ve zihin sağlığı” desem ne olur, diye düşündüm. Sonuçta olası yanlış ve eksik algıya engel olmak için “spor” demenin ortak payda geliştireceğine inandığımdan, böyle bir başlık attım.

Mitokondrinin getirdikleri

İnsanın hücre yapısı diğer canlılara oranla en gelişmiş olanıdır. Her dokunun ayrı bir hüneri vardır. Kas hücresi enerji makinesidir. Ben sporcuların kas liflerinin uzunluğu, sıklığı ve diğer özelliklerine değinmeyeceğim. Sadece kas hücresine ilişkin bir tespit yapacağım.

Ayrıca mitokondri sinir hücrelerinin sitoplazmasında da vardır. Yani mitokondrinin bulunması insanın enerjisine, düşünmesine, kolay ve doğru reaksiyon göstermesine, reflekslerine ve dolayısıyla başarmasına ve güvende olmasına ait işlevin en önemli gücü mitokondriden alınır.

İnsan için “mitokondri” enerjidir, güçtür, diriliktir ve sürekli hazır olmak demektir. Hücrenin enerji üreten bir organeli olan mitokondrilerinde artış varsa, o kişinin haliyle enerji düzeyi yüksek demektir. Mitokondri artışı ise oksijen ve proteinle gerçekleşir. Hücredeki mitokondri sayısı değişkendir. Temelde insanın enerji ihtiyacına göre artar ve eksilir.

İnsan için hücre yapısında sanki hücre içinde birden hazla hücre varmışçasına mitokondriler bulunur. Zira onların kendilerine ait DNA, RNA ve ribozom bulunur, yani protein taşırlar, enerjiyi daha verimli ayrıştırırlar. Kendi genetik bilgilerini taşır ve içinde bulundukları hücrelerden bağımsız bir şekilde bölünürler.

Oksijen bol alındığında daha fazla protein ayrışır ve böylelikle enerjik organellerin sayısı artar. Kas hücrelerine en fazla oksijen sevkiyatı disiplinli bir şekilde spor yaparken gerçekleşir. Akciğer, kan basıncı ve dolayısıyla kalp bunun için uğraşır. Sporcu bir vücutta yağ değil kas olur. Kas bu basit işlemle meydana gelir.

Sağlıklı insanı duruşundan, gözünden, el sıkışından anlayabilirsiniz. İşin özü sağlık ise sporla yakın ilgilidir. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur!” O halde sadece konu fiziksel sağlık da değil, akıl ve bununla ilgili koca bir alanın sağlıklı işlemesinden bahsederiz.

Burada basit manada söylemek istediğim şudur: Spor eşittir mitokondri!

En yoğun kas örgüsünün de kalpte olduğunu unutmayalım!

Kasparov’un nöronları

Bugün Rus kültürünün geliştiği topraklardaki insanların satranç düşkünlükleri ortadadır. Görebildiğim kadarıyla her yaştan insanın parklarda saatlerce satranç oynamaları ve seyretmeleri boşuna değildir. Dünyanın en bilinen satranç ustası Garry Kasparov’un ve daha birçok Kasporov’un yetiştiği kültür, zihinsel spora böylesine düşkün görülmektedir. En gelişmiş bilgisayar destekli Deep Blue ile Kasparov’un karşılaşması bilim ve spor ilişkisinde milattır.

Bu konuyu sporun sadece kasla ilgili olmadığını bir kez daha vurgulamak için açtım. Biliyoruz ki başta beyin olmak üzere merkezi sinir sistemimizin hücrelerine “nöron” demekteyiz. Nöronlarda elektriksel ve kimyasal işlevle bilgi alınır ve verilir. Nöronlar çalıştıkça daha işlevsel olurlar. Sitoplazma içinde mitokondri vardır. Bunlar da kaslardaki gibi enerji ayrıştırırlar, azalır ve çoğalırlar.

Sporun nöronlara olan katkısı ile bağlantılı olarak zihindeki diğer etkileşimlere de bakalım. Örneğin yürüyüş yapan (özellikle açık havada tracking, walking) veya koşan (running, jogging) insanın sadece kaslarındaki hücrelerle olan ilişkiden dolayı yarar elde edilmez. Buna ilave olarak ve belki de daha önemlisi, yürürken veya koşarken insan gözünün sürekli etrafına bakması, zihninde canlananlar, yapılan muhasebeler ve kurulan hayaller büyük bir dinginlik ve rahatlama sağlar. Demek ki nöronların sadece oksijenle ilgisinden dolayı bir yarar kazanması değil, aynı zamanda kimyasal ve elektriksel iletişimle de büyük bir antrenmanı gerçekleşmesi söz konudur.

Çağımızın hastalığı alzheimer konusuna da değinelim. Giderek yaşlı nüfus artmakta ve bu durum büyük bir sağlık sorunu olarak hesap edilmektedir. Alzheimerin henüz ilacı bulunamadı. İşte biraz önce söylediğimiz nedenden dolayı uzmanlar en iyi terapi-tedavi yollarından biri olarak yürüyüşü önerirler.

Yaşamın söyledikleri

    Eğitim Öğretim

Bu açıklamaları parçalar halinde daha ilkokuldan itibaren öğreniriz. Eğitim öğretimin ileri aşamalarında konu daha da derinlemesine incelenir. Biyoloji ve fizyoloji konusu bununla ilgilidir. Spor ve beden eğitimi derslerinde işin fiiliyatı gerçekleştirilir. Okullarda beden eğitimi yakan top oynamak için değildir.

G. Kore’de ilköğretim seviyesindeki bir Uluslararası Türk Okulu yöneticisi bana bir ayrıntı tarif etmiş idi. “Biz ders programını bütüncül yapıyoruz. Teori ile pratik birlikte yürür. Öğrenci biyolojide hücreyi görür, bir saat sonra spora çıkar bunun yararını yaparak pekiştirir…” Şaşırmıştım! Ve tabi beni düşündürdü; Türkiye’de ne yapılmaktaydı?

Ülkemizde spor demek futbol demek mi? Bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Ülkemizin tek spor endüstrisi maalesef futboldur. Bu üzülmek gereken bir konudur. Futboldan çok kişi geçimini sağladığı için sürekli gündemde tutuluyor. Ha, bir de bahis işi var; kolay kazanma!

    Felsefi Yaklaşım

Felsefe boyutunda birkaç kelam edelim. Batı kültürü Eflatun’dan bu güne işin özüne ait konuları yazar ve söyler. Eflatun “Devlet” isimli eserinde mealen şöyle der: Devleti yönetecek yetiştirilmeli… Eğitimde spor ve müziğe önem verilmeli… Spor vücut, müzik ruh (!) sağlığı için gıdadır… Antik Yunan toplumunda spor denince atletizm, müzik aleti denince arp çalmak akla gelirmiş. Şimdi Batı’nın bu alanlarda yapmadığı ve çalmadığı yoktur herhalde!

Bugün Türkiye her iki konuda da zayıf not alır düşüncesindeyim.

    Modernizm ve Boş Zaman Kontrolü

Yakın dönemde sosyo-ekonomik çalışma yapanlar insanların “boş zamanlarını kontrol etmek” hakkında bir hayli ilerleme kaydetmişler. Batı endüstrisi bu yönde çok çalıştığı için boş zaman kontrolünü sistemleştirmiş ve küresel çapta endüstrileştirmiş. Nedir bunlar? Spor, eğlence, gastronomi, hobiler… Eğlence deyince film ve televizyon endüstrisini kenara bırakmayalım sakın! Bizim şimdiki konumuz ise sadece spordur. Batı toplumu Eflatun’dan beri bu işe inanarak sarılırlar. Yani ekonomik boyutu sonradan bir kazanım olmuştur.

Modernizm her şeyi planlar. Bireylerin zamanını, işlevini…

    Yaşam standardı

Sonuçta Batı toplumu serbest piyasayı devreye sokarak jimnastik salonlarını yaygınlaştırdı. Gerekli aletleri yaptı. Eğitmenler yetiştirdi. Magazin bile bu konuya dâhil oldu. Gün geçmiyor ki başka bir salon sporu türü çıkmasın; fitness, step, plates, aerobik, yoga… Ya basit olarak yapılan aktiviteler? Batı kentlerinin parkaları, göl, nehir ve deniz kenarları özellikle sabah ve hafta sonları yoğun olmak kaydı ile günün her saati koşan insan doludur.

Türk yaşam standardı çok çalışmak mı? Bilmem! Ama şu gerçek ki halkımız çalışmayı hareket etmekle bir tutup spordan saymaktadır. Spor metoda dayalı ve belli bir disiplinle yapılan çalışmadır. Yani insanlar yaşamına sporu eklemek zorundadır.

Giro d’Italia

İtalya’da eşyalı bir ev kiralamıştım. Duvarlar resim ve madalya, raflar kupa dolu bir evdi. Bütün bunları görünce, herhalde ev sahibinin tüm yaşamı bisikletten bir şeyler kazanmakla geçmiş, diye düşündüm. İlk vakitler sürekli bisiklete binmiş meşhur birinin evini tuttuğumu zannettim.

Evi bana kiraya veren, bu meşhur bisikletçi diye düşündüğüm ve yakın zamanda vefat etmiş şahsın oğluna bir gün kupa, madalya gibi çok özel eşyaları alıp almayacağını sordum. Genç adam, onlar çok özel değil demez mi? Nedenini öğrenmeye çalıştım. Açıklamaya bakın: “Babam sıradan mahalle bisikletçisiydi! Bu kupa ve madalyalardan ben de çok var…”

Daha sonraları anladım ki İtalyanlar, Fransızlar ve İspanyollar dâhil tüm Güney Avrupa bisiklete binmeyi bir toplumsal spor aktivitesi olarak görmüş. Eurosport’ta izlediğim Giro d’Italia türü bisiklet yarışlarının kökeninde bu büyük bisiklet tutkusu yatıyormuş meğer. Böyle bir kültürden bisikletçi çıkmayacak da ne çıkacak?

Gördüm ki Alp Dağları’nın etekleri hafta sonları gruplar halinde mahalle ve köy takımlarının yarışlarıyla dolup taşıyor. Benim merhum ev sahibi de vaktiyle onlardan biriymiş. Buna “ata sporu” mu demek gerekir, yoksa “toplu spor” mu?

Ata sporu meselemiz

Ben “ata sporu” konusunu toplumsal bilinçlenmede tabana yayılma düşüncesi olarak görüp çok önemsiyorum.

Şimdi biraz bu konuda düşünelim:

    At biniciliği

Şu bizim Anadolu’ya gelirken üzerine bindiğimiz ve üç kıtada koşturduğumuz atlarımıza ne oldu? Sizler Divan-ı Lügat-it Türk’te yer alan atla ilgili dedelerimizin kullandığı kelimelerin neler olduğunu biliyor musunuz? Bunu diğer kültürle mukayese ettiniz mi hiç? Ayrıca üzengiyi dedelerimiz keşfetti. Bunun sayesinde at üzerinde daha iyi silah kullandı. Bunu sporu da var: Cirit.

Günümüzde hipodromlarda koşturan, ganyan ve şöhret olma tutkusuna katkı sağlayan Arap taylarına bakıp aldanmayın. Onlar jokeyler dışında sporla ilgili değiller.

Osmanlı’nın modernize olan ordusuna top çekmek için Avrupa’dan gelen atların da sporla ilgisi yok. Muhafız Alayı’nın gösterilerinden başka yerde işe yaramazlar artık. Ancak bazı biniciler atlı sporlarda özel çalışmalar içindeler, bu da çok sınırlıdır.

Siz at sporu ile kazanılan bir olimpiyat madalyası gördünüz mü? Ben hatırlayamadım! Haydi, olimpiyatlar bir yana, bizim atlara ne oldu? Topu topu on, bilemediniz on beş köyde cirit oynanıyor diye bununla yetinecek miyiz?

Olimpiyat deyince şunu söylemeliyiz; en çok madalya atletizmden ve yüzmeden elde edilir. Ancak konu sadece madalya değil! Mitokondri sayısı!

    Okçuluk

İnsanın içi sızlar: O kadar kolay kaybettiğimiz bir spordur ki! Dedelerimizin ok ve yay teknolojisinde ve kullanımında dünyanın en ilerisinde olduğunu unutmadık değil mi? Şimdi karbon veya plastik diyelim, spor maksatlı kullanmak için oku ve yayı dışarıdan alıyoruz, buna ne demeli? Bıraktım buradan kazanılacak madalyayı, nerede bunu endüstrisi?

Köylerde, düğünlerde, toylarda okçuluk yarışmaları yapılsa yanlış mı olur? Bu konuda hassasiyet gösteren özverili kişiler olduğunu biliyorum. Onlara teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

    Güreş

Er meydanı lafı işte tam da güreşe yakışır… Düğünlerde, toylarda gençler kendilerini güreşerek gösterirlerdi. Bunu için sürekli çalışırlardı, hazır olurlardı.

Yakın geçmişte minderlerde sırtımız yere gelince milletçe üzülüyorduk. Şimdi bu da unutuldu!

Ata sporlarının tümünü tabana yaymak, sadece spor olarak değil, eğlence ve sosyal aktivite şeklinde tertip etmek herkesin görevi olsa gerekir. Yoksa modernizm bizi tembelliğe mi itti?

    Şahmat

Satranç Orta Asya’da “şahmat” olarak bilinir. Aslında asıl adı da budur. Şahmat’ın yani satrancın ana vatanı da Orta Asya’dır. Türkistan bölgesinde at üstünde şahmat oynayan Türklerin öykülerini biliyoruzdur. Her ne kadar Osmanlı politik nedenlerle Timur’u Türk görmese de, Özbekler Timur’u Türk atası olarak tanırlar. En büyük şahmat ustası hükümdar da Timur’dur. Semerkant ve Buhara şahmatın merkezidir.

Savaşa giderken at üstünde bu oyunu oynayan ve sürekli zihnini çalışır tutan dedelerimizin olduğunu düşünürsek bu oyunu köylerde ve kahvelerde halkımız neden oynamasın? Okey ve iskambil oynanacağına ata sporu olarak şahmat oynansın, daha yerinde olmaz mı? Belki yeni versiyon bir Deep Blue’yu yenecek bizim köyden çıkacak bir kardeşimiz olabilir.

Briç oyuncuları kendilerine değinmedim diye kızmasınlar. Briç de zihin sporudur.

Ders çıkaralım

Bu işin pratik çözümü nedir? İşe insan hücresinin gıdasını bilmekle başlamak gerekiyor. Daha sonra her işte olduğu gibi yararlılık ölçütüne bağlı çıtayı yükseltmek gerekiyor. Somut ifadeyle “refah” toplumu olmanın göstergesi olarak toplumsal bir spor disiplini, bilinci, doyumu ve kazanımı hakkında “bütüncül” bir politika izlenmelidir.

Burada insanın doğasına özgü anahtar bir sözcük var: Organizasyon! İyi organize olan yani sağlam şekilde kurumsallaşan toplumlar “üstün insan” kavramını tabana yayabilenlerdir.

“Sporda organizasyon” başlığı altında az bir çaba sarf etseniz şunu görürsünüz: Bütün branşlar için öncelikle federasyonlar ele alınmalıdır ve mevcut dernekler kanunuyla bu endüstrilerin geliştirilemeyeceğinin kabul edilmelidir. Her seviyede toplumsal bilinçlenme, nitelikli teknik adam yetiştirme ve istihdamı, akademilerin ihyası, malzeme üretiminde teşvikler, tesislerin açılıp işletilmesi ve her alanda kurumsallaşma gibi kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Bir defa işin içinde arz ve talep dengelerinin oluşturulması için politik çalışmalar başat olacaktır. Ancak ilk amaç para kazanmak değilse de bu işin içindekilerin karnının doyması da önemli bir işlevdir.

Bunlar yapılmazsa spora ilgimiz yine futbol konuşmakla devam eder. Zaten yanlış besleniyoruz! Beyaz un, şeker ve nişasta tüketimini tuz tüketimini frenlemek için alınan tedbirler mertebesinde incelemek gerekiyor. Eğer bunlara dikkat edilmezse Türk toplumunun mevcut haldekinden ileri boyutta obez bir toplum olması kaçınılmazdır.

Obez sözcüğünden hareketle ifade edilmelidir ki bu işin bir de sağlık boyutu vardır. Sağlıklı toplum daha üretkendir. Üretimde çok çalışma bekliyorsak, uyuşuk ve yorgun gözle bakan bir çalışan kitle aramıyorsak zindelik mitokondrilerle ve nöronlarla sağlanır. Sağlıklı toplum daha az sağlık harcaması yapar. Zaten Türkiye için ilaç başta sağlık harcamaları önemli bir bütçe kalemidir, o halde oksijenle gelen sağlığın ücretsiz olduğunu öğretmeye gerek yok kanısındayım.

Benim ölçü çıtam şu: Kim ki vatandaşının mitokondrilerini arttırmaya çaba sarf ediyor, o gerçek spor adamıdır!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Bilim ve teknolojide neredeyiz ve ne yapıyoruz?

DİĞER YAZI

İslam, İnsan ve Bilim

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka