Biden ve Bu Bölge

354 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

20 Ocak’ta Beyaz Saray’a geçecek olan Joe Biden ile bölgemiz (Orta Doğu, Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika, Avrasya…) nasıl bir hal alacak? Bu konuyu Trump öncesi, dönemi ve sonrası başlıklarıyla ve öne çıkan konuları tek tek ele alarak inceleyeceğim.

Trump Öncesi

Trump’tan önce 8 yıl (2009-17) Barack Obama dönemiydi. İlk resmi ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirdi. 2009 yılı aynı zamanda Recep Tayip Erdoğan’ın Davos zirvesinde Şimon Perez’e “One minute! ” dediği tarihti. Bundan sonra Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerde bir sorun başladı. 

Aradan bir hayli zaman geçti. Ancak unutulmasın, 2010-16 dönemi Türkiye için de gayet dikkat çekiciydi, darbe ve savaş çıkartma girişimine kadar gelişen olaylar var. (2010’da Mavi Marmara olayı. Sonrasında FETÖ başlıklı olaylar zinciri var: 2012’de Oslo’daki görüşmeler FETÖ tarafından deşifre edildi, 2013 yılı 17-25 Aralık tarihlerinde FETÖ Türkiye’de bir kriz başlattı, 2014’te Kobani olayları, 2015’te Rus uçağı Türk jeti tarafından düşürüldü, 2015 yılı 15 Temmuz’da FETÖ darbe girişimi oldu, 2016’da Ankara’da Karlov suikastı.)

Hatta jeopolitik ve bölgesel bazı önemli olaylar yaşandı. (2011’de Arap Baharı başladı ve aynı yıl Hüsnü Mübarek devrildi, 2013’te Çin İpek Yolu projesini ilan etti, 2014’te Rusya’nın Kırım işgali oldu. 2013’te Rusya, Esad yönetimiyle 25 yıllık anlaşma yaptı, 2014’te DAEŞ’e karşı ABD önderliğinde Koalisyon kuruldu. 2013’te Mısır’da Muhammed Mursi darbeyle devrildi.) Dönem içinde Doğu Akdeniz, Libya, Kıbrıs, vs. ile ilgili pek çok konu vardı.

Trump Dönemi

Trump 2017’de Başkanlık koltuğuna oturdu ve ilk resmi ziyaretini Suudi Arabistan ile İsrail’e gerçekleştirdi. Yahudi kökenli damadı David Kushner bölgeden sorumlu oldu. Başlangıçta Araplarla kılıç dansı yapan, sonrasında İsrail için fazlasıyla cazip gelişmelere kapı aralayan Trump yönetimi devredeydi. Mısır lideri Sisi, Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz ve Trump büyücü gibi küreye el basıp poz verdiler. Bu boşuna değildi. 2017, 6 Aralık’ta Trump, İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ün tanıdı. Zaman içinde ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı. Katar’a ambargo uyguladılar (2019).

Sonra “normalleşme” diye bir karanlık sayfa açtılar. İbrahim Anlaşması denen, Filistin halkını ve topraklarını yok sayan bir süreci dayattılar. Normalleşmeye Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır’ı dahil ettikten sonra buna Körfez’den Bahreyn de katıldı.

Suriye savaşı ve teröre destek, Yemen ve Aden Körfezi, İran ve Basra Körfezi, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz, gibi pek çok konuya değinmiyorum bile. Ama Trump’ın 4 yıllık döneminde katıksız İsrail politikaları ile birlikte hareket eden bir ABD yönetimini gördük.

Trump döneminde Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da farklı bir çizgi takip etti. Aslında Dışişleri’ne CIA’dan gelen Pompeo, ABD müesses nizamının adamıdır. Biden dönemine ait bazı hazırlıkları şimdiden yapıyor olabilir. Özellikle İsrail merkezli politikalarında buna bağlı olan; Çin, Pakistan, Afganistan, İran, Körfez Ülkeleri, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Yunanistan, Karadeniz, Balkanlar, Doğu Avrupa ve terör ile ilgili bazı önemli gelişmelerin altyapısı hazırlandı. 

Trump döneminin son periyodunun Savunma Bakanı Mark Esper’in 2021 savunma bütçesi Trump’ın muhalefetine rağmen onaylandı. ABD her türlü silahlanmaya (kitle imha silahlarından konvansiyonele, uzaydan sibere, otonom sistemlerden vekillerin donatımına…), küresel ve bölgesel projelere devam ediyor. ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley sürekli, asker sivil otoritenin emrindedir, dedi.

Trump Sonrası

20 Ocak 2021’de Beyaz Saray’a geçecek olan Joe Biden Orta Doğu’yu en iyi bilen liderlerden. İran ile 2015 nükleer anlaşmadan tutunuz, vekalet savaşlarına kadar pek çok konu onun yardımcısı olduğu Barack Obama döneminde gerçekleşti. Şurası açık, Büyükelçiliğin Kudüs’e taşınması işi o zaman da vardı, ama Obama bunu yapmamıştı. Hatta Obama, Filistin ve İsrail meselesini iki kesimli olarak sürdürmek isteyen açıklamalarda bulunmaktaydı. (2013’te ABD Dışişleri Bakanı John Kerry işgal altındaki Filistin toprakları için Filistin Ekonomi İnisiyatifi planını açıkladı ve bu plana İngiltere Başbakanı Tony Blair nezaret etti.) Körfez Ülkeleri’ne karşı eşit mesafede duruyordu.

(Demokrasi) Obama dönemi de öyleydi, Biden icra edeceği ve savunacağı politik argümanın ana teması demokrasi olacaktır. Ülkeleri demokrasi kavramına göre tasnif edecektir; düşman, ortak, gri, diye. ABD demokratlarının normlarına göre Orta Doğu politikası; demokrasi, özgürlükler, insan hakları başlıklarıyla yeniden belirlenecek, yönetimlerin ve rejimlerin yönlendirilmelerinde bu tema ön test sahası olacaktır. Örneğin; ABD mutlakıyet ile yönetilen ve ortağı konumunda olan Suudi Arabistan’ın uygulamada küresel ve bölgesel politikalarına olan uyumuna bakacaktır, ama onun rejimini bütünüyle değiştirmesini talep etmeyecektir. Buna karşılık, düşmanı konumunda olan İran gibi bir otoriter rejimi demokrasiye dönüştürmek için politikasını aşıkça sergileyecektir.

(Kabine) Öncelikle temkinli olmak gerekir. Biden kendi gibi, bölgeyi bilen, Obama zamanında görev almış isimleri kabinesine topluyor. (Antony Blinken, Lloyd Austin, Brett McGurk…)

(İran) Biden’ın vaatlerinden biri de İran ile nükleer anlaşma konusuna yeniden başlanacağı idi. Buradaki soru ise hangi şartlarda, şeklinde olmaktadır. Yakın zamanlı İsrail kaynaklı haberlerde ABD’li yetkililerin nükleer anlaşma konusunda İran ile görüştüğü açıklandı.

(Körfez) Birkaç haftadır Körfez Ülkeleri’nde bazı politika değişiklikleri gözlemleniyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır, Katar’a uygulanan ambargoyu 4 Ocak 2021’de kaldırdılar. 

(Hidrokarbon) Dev ABD petrol şirketleri Doğu Akdeniz ve Körfez Ülkeleri bölgesinde yeni bir planı içerisindedir. Basra, Aden ve Doğu Akdeniz bölgesi faaliyetlerde politik ve güvenlik öncelikli gelişmelere paralel olarak, haliyle bu şirketlerin planları da devrede olacaktır. (Petrol, gaz, piyasa kontrolu ve ulaşım yolları önemlidir.)

(Güney Asya) 11 Eylül’den sonra Orta Doğu küresel radikal terörün kaynağı haline dönüştürülmüştü. Obama döneminde Güney Asya bölgesi ile ilgili çok konuda ön hazırlık yapıldı. Trump döneminin sonlarında terörün Güney Asya’ya taşınması konusunda ilk çalışmaları yapıldı. Biden döneminde Orta Doğu ile irtibatlı Güney Asya’ya serpiştirilmiş ve aslında Çin’in önünü kesecek türden gelişmeler yaşanabilir.

(Afrika) Obama döneminde Afrika’nın imarına dikkat edildi, ama ABD buraya yine vekiller gönderdi. Trump döneminde bir de bakıldı ki Çin Afrika’yı neredeyse işgal etme noktasına gelmiş. Bunun üzerine ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) canlandırıldı. Biden döneminde Çin’in önünü kesme noktasında Afrika’da önemli gelişmeler beklenmelidir. Kuzey Afrika öne çıkacaktır. Kuzey Afrika’ya Orta Doğu’dan terörü taşıma konusu yine gündemde olabilir. Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi’nden (MENA) sorumlu McGurk olacaktır.

(Rusya) ABD açısından otokrasiyle yönetilen Rusya düşman ülkedir. Kuzey Buz Denizi’nden tutunuz Karadeniz’e, Baltık’tan tutunuz Pasifik’e, nükleer silahlardan Doğu Akdeniz’de köşe kapmaca oyununa kadar ABD ile çeşitli meseleleri rekabet konusu halinde ele almaktadır. Rusya önce Avrasya’da, sonra da küresel politikalarda hakim konumda olmak istemektedir. Biden döneminde ABD ile birçok meseleyi yeniden müzakere edebilir. Öncelikle bu yıl içinde sona erecek stratejik kuvvetler anlaşmasında (START) ne tür bir yol izlenecek, göreceğiz. Türkiye’yi de içine alan Karadeniz, Hazar, Akdeniz, Orta Doğu, Kuzey Afrika, enerji, silahlanma, gibi konularda ABD ve Rusya arasındaki çakışan hususlar Biden yönetimi açısından önem arz edecektir.

(Türkiye) ABD ile aramızda olumlu veya olumsuz yönlere çekilebilecek çok mesele var (Pürüzlü konular: S-400/F-35; FETÖ; PKK/YPG/SDG; İsrail/Filistin. Ortaklık ve işbirliği konuları: Yıllık 100 milyar dolarlık ticaret; Afrika/Kuzey Afrika; Doğu Akdeniz; Karadeniz; NATO/Savunma; radikal küresel terörle mücadele.) Önemli olan niyet! Eğer ABD, NATO müttefiki Türkiye’nin bölgede etkin rolünü kabul eder ve destekler ise çözümsüz bir konu kalmaz, hatta ortaklıklar pekiştirilir. Trump döneminde Türkiye gri ülke kategorisine alınmıştı. Biden ile bu hususta ne tür bir gelişme yaşanacak, ortaklıklar nasıl belirlenecek, zamanla görülecektir. Diğer yandan bölgede İsrail faktörü de dikkate değerdir. Ama Biden yönetimi önce Türkiye-İsrail yakınlaşması başlamasını isteyebilir.

Sonuç olarak Joe Biden, ABD’yi 2035’te geçecek olan Çin ile rekabetini belli bir seviyede toparlamak için çok değişik jeopolitik çalışmalar içine girecektir. Bu amacı uğrunda kimseyi ve hiç bir ülkeyi kurban etmemesi gerekir. Her coğrafyanın, kültürün ve bölgesel dinamiklerin kendine has özellikleri ve değerleri vardır. Bu bölgeye bakarken de ondan gerekçi bir çizgide olması beklenir. Zira ABD’nin ideolojik formata dönüştürdüğü demokrasi konusu, icrada terörle ve vekalet savaşlarıyla birleştirilerek hayata geçirilirse, ki Obama dönemi bu şekildedir, üstelik vahşi kapitalizmin büyüme endekslerine kurban edilen toplumlar olursa, buradan ortaya çıkacaklar insanlığın ve insan haklarının hiç de hesaba katılmadığı yöntemlerden ibarettir ve bu bilinen bir çelişkidir. Demokrasi ve insan hakları öncelikle paylaşmak, dışlamamak, eşitlikçi olmak, muhtaca el uzatmak demektir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Biden’ın Küresel Planları

DİĞER YAZI

AB ve Türkiye’nin Jeopolitik Hamlesi

Politika 'ın son yazıları

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,

Dördüncü Güç Medya

Gerçeklik ötesi, algı yönetimi, yumuşak güç, dördüncü güç, medya, küreselleşme, güç mücadelesi, kültür, demokrasi ve güvenlik