demokrasi-egitim-ve-siyaset
Demokrasi

Demokrasi, Eğitim ve Siyaset

598 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Siyasetçinin kullandığı iradenin karşılığı halktan aldığını oydur. Bir parti oy verenlerin belli bir kısmını kendi siyasetinin değişmez bağlısı yapması halinde iktidarını sürdürür. Bunu nasıl garanti etmelidir? Bu sorunun cevabı en temel şekilde eğitim sistemini parti ideolojisine bağlı yapmaktan geçer.

Önce şunu söyleyelim; tam, gerçek, ileri demokrasilerin eğitim kurumları ve sistemleri siyasetçilerin, partilerin ve iktidarların çıkarlarına dönük çabadan uzak, kendi metot ve disiplinine tam bağlı şekilde olur. Bu, eğitime verilen değerin ötesinde, demokrasiye ve insan haklarına bağlı yönetim anlayışına dair bir taahhüttür. Bu, aynı zamanda eğitimli kitlenin dengede durarak siyasetini eşitlikçi, hak ve adalete uygun, bağımsız ve demokrasinin ihtiyaç duyduğu şekilde özgürce yapması anlamına gelir.

Siyasal özgürlük sandık başına gidebilme, oyu istediğine verebilme, fikirlerini savunabilme gibi pek çok temel açıklamalarla anlatılabilir. Eğer bir parti halkın belli bir kesiminin sürekli kendine oy vermesini garantilemekle ilgileniyorsa ve hatta oy oranını sürekli en yüksek mertebede tutmaya çabalıyorsa, o zaman açıktır ki özgürlük, o partiden olmakla sınırlı bir anlayış haline gelir. Bu demokratik midir?

Eğitimde eşitlik sözü iki yönlü anlaşılmalıdır: Birincisi herkesin eşit hakka sahip olmak kaydıyla eğitim almasının teminiyle ilgili bilinen şeklidir. İkincisi ise eğitimin bütün siyasi düşüncelerden uzak kalması, kendi yolunda gitmesi, bilimle, felsefeyle, edebiyatla, sanatla ve iyi insan olmakla ilgilenmesidir.

Bilimin, felsefenin, edebiyatın ve sanatın sosyal yönü üzerinde duracak olursak, bunlar insanı geliştiren alanlardır, aklın ve duyguların yaşama normal şekliyle kavramasının da temelidir. Bilimden, felsefeden, edebiyattan ve sanattan uzak durmakla insan kendine yeni bir yarayışlı alan yaratmış olmaz, sadece kendini aldatır, ciddiyetten ve disiplinden uzak yaşamayı maharet zanneder, yaşamı bayağı görmeye başlar, kültürsüzleşir, sonunda etrafına zarar veren olur. Örneğin temel ahlaki kuralları maharetmiş gibi denklemlerle açıklamanın bilimsel ne tarafı olabilir ki? Bugün en başta bilim alanında çok ilerilere taşınmıştır. Buna göre teknoloji yaşama yön veren gereçleri üretmektedir. Bütün bunlar insanla uyumlu olmalıdır, çelişkili ve yapay bir mantıkla yaşam sürdürülebilir değildir.

O halde eğitim kendi bilimsel metodu ve disiplini ile vazgeçilemez bir yöntemin kullanılmasını gerektirir. Demokrasi ve bilim kendi temel özgürlükleri ile ilerler. Birindeki eksiklik diğerinin zayıflaması anlamına gelir.

İyi insan olma konusu bazı toplumlarda sürekli bir soru işaretidir. “Madem iyi insan yetiştirilecek, benim ideolojim en idealidir, o zaman işi bana bırakın…” Bu durum aynı düşünmeyen insanlarla toplumsal ayrışmanın da sebebi olmak anlamına gelir. Demokrasi bunu kabul etmez. “Demokrasiye gerek yok,” deniyorsa başka bir şeydir. Ama hem demokrasinin adı olsun, hem de ideolojinin değişmez siyasi bakışıyla tüm kurumları o ideoloji temeliyle yönetelim diye düşünülsün; bu yanlıştır.

Bazı toplumlar demiştik, örnek verelim: Adolf Hitler ve dolayısıyla Naziler kendi ideolojilerine göre “üstün insan” yetiştirmekle ilgili bir “Ari ırk” projesini siyasetine dahil etmişler ve eğitim kurumlarını ve sistemlerini buna göre düzenlemişlerdi. Bu ideolojileri bir “tarikat” inancı şeklinde de ifade edilir. Sonuçta Almanya topyekûn dünyaya meydan okudu ve milyonlarca insanın ölümüne sebep oldu, hatta kendi ideali için düşündükleri Ari ırk zarar gördü. Sonra Almanya bu düşüncenin yanlış olduğunu kabul etti. Halbuki Almanya’nın tüm dünyaya örneklik eden Bildung olarak bilinen bir eğitim modeli var. Hitler’den asırlar önce temelleri atılmış olan Bildung da diğer toplumlardaki eğitim sistemlerinin geliştiği o ilk dönemlerdeki gibi inanç temelli idi. Ama bugün Bildung dünyada bilinen en modern, bilimsel, demokratik, eşitlikçi, sosyal eğitim modellerinden biridir. O halde soralım: Nazi Almanyası elindeki Bildung’u Ari ırk projesi için neden eğip büktü? Cevabı şu, çünkü buna inandılar, siyasetleri yaptılar.

Eğitimci olmak, profesyonel bir iştir. Eğitimin bir metodu ve disiplini vardır. Eğer eğitimcilerin fikir arka planında siyasetçilerle aynı formasyonu almış olmaları hali söz konusu ise bu durum eğitimin bir araç olma halinin kanıtı anlamına gelir. Demokrasiyi sindirememiş siyasetçiler, eğitimcilerin iktidarın veya iktidara aday partinin politikalarına kolaylık sağlayıcı olmalarını isterler. Siyasiler kendi çıkarları için eğitimcilerin atamalarını siyasi amaca göre düzenlerler. Siyasetin kuralı gibi görülerek yapılan bu meşru idari uygulamalarının sonuçları ileride çok şeye zarar verir. Sürdürülebilir değildir. İnsan doğası bunu kabul etmemiştir. Bütün bunları bilmeden hareket etmek ise insanlığın karşısına dikilmek anlamına gelir. Örneğin kendilerine göre “iyi insan” yetiştirdiğini zannedenler bütün insanlığı hiçe sayarak bunu yapan durumuna düşerler. Bu vahim bir düşüncedir.

Eğitim sistemi vasıtasıyla farklı bir toplum yaratmak eğitimcinin kendi başına planlayacağı bir şey değildir. Bu  siyasetçinin de işidir. Siyasetçi eğitimciden sadece metoda ilişkin danışmanlık hizmeti alır. Siyasetçi eğitimle ilgili de olsa kararlarını partinin ideolojisinden alır. Partinin ideolojisi ya parti programı şeklinde eksiksiz yazılıdır, ki tam demokraside aranan budur, ya da bazı formaliteler için az da olsa yazılı metinlere geçirilse de aslında partililerin ve liderlerinin niyetiyle saklı tutulur. Eğitim sistemi bakımından siyasetçi asıl karar vericidir, düzenlemeleri yapar ve eğitimciyi yönlendirir, ona hedef verir. Eğitimci kendine verilen hedeflere göre uygulamadaki kararları alan konumundadır.

Eğitimi siyasete alet etmenin temel amacı iktidarı sürdürecek insan kaynağının yetiştirilmesiyle ilgilidir. Bu, siyaset kurumlarının kendi içinde çalışacaklara verilen eğitimler değildir. Bu, oy verecek potansiyeli kontrol etmek, siyasetle eğitimi aynı çizgide birleştirmek demektir.

Resmi okullar, derslikler, kurslar açmak politikacının kullanıma sunduğu bütçeyle olur. Genel olarak bütçenin kaynağı ise halkın vergileridir. Bütçe, hükümetin güven oyundan tutunuz, her mali yılın mecliste kabul edilmesine kadar üzerinde anlaşılan en belirgin icraat planıdır. Sayıştay, müfettişler, maliye, komisyonlar vs. bu iş için çalışır. Güçlü iktidarlar bütçe onaylatmakta sorun yaşamazlar.

Gayrı resmi veya yarı resmi okullar, derslikler, kurslar açmak toplumların iradelerine bağlıdır. Toplumların iradeleri bağışlarla ortaya çıkar. Bağışların resmiyeti aranacaksa eğer, basit bir “makbuz” yeterli görülür. Basit bir makbuzla nereye gidilebilir?

Demokrasilerde hukuk sistemi en temel kayıttır. Eğer hukuk sisteminde makbuzla idare yöntemi giderek esasın yerine geçmeye başladı ise bu sistem kadük olmuş demektir. Hukuki bir belge, bunun verenler ve alanlarla, buna garanti oluşturanlar arasında sağlam bir hukuk sistemi varsa sağlan bir demokrasiden söz edilir. Aksi halde işler usulüne uyduruluyor demek olur. Uydurulmuş işlerle temeli inşa edilen eğitim gibi ulvi bir sistemin çalışmasından ideal sonuçlar beklemek safdillik olur.

İdeolojilerini yönetime göstermelik hukukla kabul ettiren partilerin veya örgütlerin ortak bilinen tutumları incelendiğinde şunu görmekteyiz: Yönetimde hızlı karar vermek ve projelerin önündeki engelleri aşmak için resmi kurumları önce yarı resmi hale getirilmek, bütçe dışı kaynak kullanımları için hukuki düzenlemeleri toplum yararına ve masum göstererek kabul ettirmek. Bu tür çıkış kapıları pratik gibi gelebilir ama esasında toplumu bir uçuruma sürükleyebilecek tehlikeleri de içinde barındırır.

Güçlü iktidar olmak için halkın oyunu almak gerekir. Bir partinin halkın oyunu alması için kemikleşmiş bir oyu garanti etmesi en önemli adımıdır. Kemikleşmiş oy ideolojiyle ilgilidir. İdeolojiyi kabul eden insan kitlesi eğitimle sağlamlaştırılmalıdır. O halde iktidarda kalmayı sürekli hale getirmek isteyen parti, ki aksini düşünemez, eline geçen her fırsatta kendi ideolojisine uygun politikayı işleyecek eğitimden geçmiş oy potansiyelini garanti etmelidir, buna dönük harcamaların önünü açmalıdır. Bu bir yöntemdir; uygulanır, uygulanmaz. Aslında bu bir demokrasi tercihidir de.

Siyaset mi eğitim içindir, eğitim mi siyaset için? Bazı iktidarlar eğitimi kendi siyasetlerine alet etme yolunu seçerler. Bunu değişik yüksek idealler koyarak meşrulaştırırlar. Herkes o yüksek ideale kavuşma güdüsüyle hareket ederken, aynı zamanda farkında veya değil, o siyasi iktidarın oy potansiyeli olmayı sürdürürler. Halbuki tersi, siyaset eğitimin hizmetinde olmalıdır. Böyle olursa toplumun yüzü güler, dengeler yerine oturur, demokrasi erdemleri her bir bireye nüfuz etme kanalı bulur, bireysel ve toplumsal kültür artar, bilim ve teknoloji ürün vermeye başlar, refah artar, huzur ortamı gelişmiş olur.

Ama örneğin inancınızda bir Armageddon Savaşı varsa ve tüm çabanız bu yüksek ideal için asker olmak, savaşı kazanmak veya bu uğurda şehit olmaksa, siyasi partinizin liderleri buna inanıyorlar ve siyasetlerini buna göre tanzim ediyorlarsa, iktidara geldiklerinde sizin daha iyi bir asker olmanız için eğitim sistemini değiştiriyorlarsa, aslında olan nedir biliyor musunuz, siz o partinin askeri olmuşsunuzdur, demokrasi sizden belli bir miktar uzaklaşmıştır. Böyle bir savaşın gerçekte olup olmaması ise meçhuldür.

Buraya kadar teorik bazı anlatımlarla eğitimi, demokrasi ve siyaseti bir arada işleme imkanı bulmuş olduk. Türkiye için ne düşünmemiz gerektiğini ise konunun uzmanlarına ve diğer ilgililere havale ediyorum.

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ermeni Soykırım Tasarısı, Almanya ve Tarihsel Muhasebe

DİĞER YAZI

Dağlık Karabağ Sorunu ve Kafkas Denklemi

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az