turkiye-bir-tunelde-mi
Türkiye Bir Tünelde mi?

Türkiye Bir Tünelde mi?

Okuyucu

“Bir tünel var mı, yok mu?”
Bu sadece bir arayış…
İlk soru şu: Asıl baskı altına alınmak istenen proje ülke yoksa Türkiye mi?
“Hayır!”
Bu cevap bir bilgiye mi dayanıyor, yoksa temenniye mi?
Cevabı kimse bilmiyor. Belirgin bir cevap olmadığı için, “Acaba Türkiye, çıkışında ne olduğunu bilemeyeceği türden bir tünele mi sokuldu?” diye arayışa giriliyor.
Peki, herhangi biri kayboldu ise bunun ilk alması gereken tedbir ne olmalıdır? Kaybolduğunu kabul etmek mi?
Soru şu: Türkiye kayboldu mu, yoksa bu işlerin doğası gereği, “zaten böyle” midir?
Zaman ilerliyor… Hep birlikte olup biteni anlamaya çalışıyoruz.

Birbiri peşi sıra gelişen çok dramatik olaylar yaşıyoruz. Sarsıcı, derin ve belirsiz… Ana hatlarıyla bakalım.
Daha tünelin girişinde önemli politik hamle ne idi? Ilımlı İslam düşüncesine dayalı bir politik yapı iktidara geldi.
Milli güvenlik konulu hamle ne idi? Daha sonra “aldatılmışız” denilecek türden TSK personeline çeşitli davalar açıldı, belli bir personel görevden o veya bu şekilde uzaklaştırıldı, Özel Kuvvetler’de önemli değişiklikler oldu.
“Aldatanlar” kimler? Paralelciler. Onlar neredeler? Bir kısmı dışarıda, bir kısmı içeride tutuklu. Fethullah Gülen çok öncesinde itibaren Amerika’da.
Akılda başka bir soru: Güvenlik direnci olması gereken bir seviyeye bilinçli mi geriletildi?
Sonra, önemli başka hamleler oldu? One minute ve Mavi Marmara. İsrail ile büyük ayrışma noktası ortaya çıktı. Amerika’daki İsrail Lobisi ayağa kalktı, küresel medya arkalarında.
Mavi Marmara Türkiye’nin mi, İsrail’in mi hamlesi?
İç politika konulu hamlelere devam: Analar ağlamasın. Görüşülen aktörler; İmralı, Kandil ve HDP.
HDP mi? Evet, işte size bir Türkiye Partisi. Kim akıl ettiyse etti, bu iyi bir proje!
Dış geziler artıyor, diplomatik açılım… İktidar, Putin’e, “Beni Şangay İşbirliği Teşkilatı’na ne zaman alacaksın,” diye takılıyor. Putin, “Gel seninle Mavi Akım projesi yapalım, Akkuyu’ya nükleer santral inşa edelim,” diye cevap veriyor. Yatırımlar çok ciddi.
Hatta Türkiye bununla da yetinmiyor, Çin ile yerden atılan füze projesi başlatıyor, ama sonra vaz geçmek durumunda kalacak.
Eğer nükleer işlerini öğrendiysen ve bir de füze rampan varsa değme gitsin!.. Değil mi? Peki, bütün bunlar egemen bir ülkenin hakkı değil mi? Bu soru, “Batı ile evliyseniz, başkasıyla flört edebilir misiniz?” sorusu ile aynı türden olsa gerek. Avrupa Birliği, İngiltere ve Amerika bu flörtlere ne der?

Tünelde ilerleme sürüyor. Özellikle FED kaynaklı küresel para politikaları kendi hamlelerini yapıyor. İşler iyi iken “ben yaptım,” kötüyken “küresel daralma,” denebilecek sebepler ortada, değiştirmek ne mümkün! Küresel ekonominin gidişatına müdahale etme şansı yok, sadece etkileri anlama ve gereken tedbirleri alma serbestisi var.
Bu aradaki diplomatik hamleler: Mısır, Filistin vs.
Ortadoğu çok ısınıyor, Türkiye de buradan nasipleniyor. Bu noktada politik hamle ne? Sünni İslam gurubu içinde hareket etmek, mümkünse liderlik etmek.
Ama El Kaide, El Nusra ve IŞİD devreye giriyor, sırayla ve küresel terör her yerde. Türkiye de etkisi içinde.
Tünelde yol aldıkça dünya İslam Terörü diye bir şeyi telaffuz ediyor. “Yok! Terörü İslam ile aynı görmeyelim,” diye makas değişiyor.
IŞİD adında post-modern bir aktör: Hilafetçi İslam Devleti. Tünel iyice kararıyor.

Tünelde başka bir safha, yan rayda ilerleyen Rusya devrede. Rusya, Kırım’ı ilhak ediyor. Bu Rusya’nın hamlesi.
ABD ve Avrupa buna karşı ambargo uyguluyor. Petrol savaşı başlıyor. OPEC, Araplar işin içinde.
Türkiye tünelde ne ilhaka ciddi bir tepki veriyor, ne de ambargoya katılıyor. İlerisini görebiliyor mu?
Diğer tarafta haritada değişiklik yapılması istenen (!) bir Ortadoğu var, son noktadaki cephesi Suriye. Burada değişik sebeplerle parçalanması istenen bir Suriye, kendi rejimi devam etsin isteyen Esad ve Ortadoğu ve Doğu Akdeniz coğrafyasında kalesini terk etmek istemeyen Rus varlığı var.
Türkiye çok istekli miydi? Ne umdu?
Suriye’deki olay dışa taştı. Önce Türkiye’ye, sonra Avrupa’ya yürüyen ve botlarla denize açılan önemli miktarda Suriyeli mülteci akını meydana geliyor. Türkiye iki milyondan fazla mülteciyi kabul ediyor. Tünelde mülteciler önemli bir yer işgal ediyor.
Haritadaki değişiklikle arzulanan ne? Denize çıkışı olan Büyük Kürdistan. Büyük parça nerede? Türkiye’de.
PKK, Kandil’de ama aynı zamanda Güneydoğu’da kentlere hendek kazıyor, çatışmalar ağır.
Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi var, büyümek için bekliyor, petrolünü Doğu Akdeniz’e çıkaracak herhalde.
Suriye kuzeyinde ise PYD var, herkesten destek alıyor. Esad, Rusya, İran, Irak, ABD ve daha pek çoğu PYD’ye destek veriyor. PYD’ye verilen bu desteklerin iki farklı bloğu temsil etmesi ilginç değil mi? PYD’nin kantonları itibar görmüş durumda, küçük bir boşluk var birleştirilecek, böyle görülüyor.
IŞİD süre içinde küresel eylemlerini artırıyor: Ankara’da “barış” diyen iktidara karşı gurupları hedef alınıyor; Şarm El Şeyh’te Rus uçağı hedef; Paris’te Avrupa, özgür dünya, NATO hedef.
IŞİD için Türkiye’yi uyaranlar da var, İngiltere Başbakanı sırf bu iş için Türkiye’ye ziyaret dahi ediyor.
Avrupa ülkeleri IŞİD’e karşı saldırılarına başlıyor. Fransa, İngiltere, Almanya, İspanya, Danimarka başta, sıcak bölgedeki yerini alıyor. Türkiye’de İncirlik müttefikler tarafından kullanılıyor, hava sahası müttefiklere açık, Güney Kıbrıs’ta İngiliz Üssü açık. Deniz çok sıcak, her geçen gün sayısız gemi intikali sürüyor.
ABD hem Akdeniz’de hem de Basra’da.
Türkiye ile ABD bir İncirlik Mutabakatı metni imzalıyor. Kapsamı sadece İncirlik değil, Diyarbakır, Batman vs.
ABD bu! PYD’ye destek veriyor, PKK elebaşlarını Türkiye’ye teslim etmiyor, böyle bir gündemi hiç olmadı, IŞİD’e karşı Türkiye ile birlikte savaşıyor, Suriye’de Rusya’yı pek kışkırtmıyor görünüyor, Esad’ın üstüne çullanmıyor, ama muhalif gruplara destek veriyor ve esasında zamanı işletiyor…
Türkiye tünelde hızla ilerlerken bu farklı konuları acaba nasıl okuyor?

Ve çok sıcak bir başka gelişme; Türkiye, Suriye sınırında Rus uçağını düşürüyor. Bu hamle kimin? Türkiye’nin mi, Rusya’nın mı, yoksa?..
Batılı yazarlar Türkiye’deki iktidara yükleniyor: “Bu sorumsuz bir hamle!” Ama konu genişledikçe acabalar çoğalıyor… Olay çok başka gibi görünüyor. Başka da bu baskın karakterli olayların sonu nereye varacak?
Türkiye eli tetikte; ama sadece kendi ülkesinde, savunmada. Savunmada olan birinin psikolojisi nedir? Kendince, “meşru müdafaa” diyor. Acaba tünelin ucu nereye çıkacak? Türkiye sadece tepki veriyor, karşısına çıkan durumlarda kendi tavrını belirlemeye, “diplomasi, güvenlik, politika,” diyor.
HDP Eş-başkanı ABD’den dönüyor ve diyor ki; “Devlet baskıyı kaldırmazsa Biz de direniriz!” Biz dediği kim? Türkiye, “Biz beraber değil miydik, kardeş değil miydik?” diyor.
Türkiye; yeni bir anayasa ile Kürtlere biraz özerklik hakları verilirse ve başkanlık sistemi dahil yeni bir yönetim tarzı kabul edilirse, işlerin düzeleceğini düşünüyor olsa gerek.
Boğaz’dan geçen Rus donanması Türkiye’ye sembolik de olsa silah doğrultuyor. Acaba bu hamle Montrö’yü mü tehdit ediyor?
Bağdat yönetimi eğit-donat amacıyla kendi davet ettiği Irak’ta konuşlu Türk Tugayını “çabuk geri çek” diyor. Acaba İran da mı devreye giriyor?
Yoğun propaganda yapılıyor: Rusya’dan, Amerika’dan gelenler seçilebiliyor, İsrail kaynaklı olan da var mı? Türkiye hem iç sorunlarla hem de dış konularla meşgul ediliyor; hem idarecilerin hem de halkın kafası iyiden iyiye karışsın isteniyor. Sosyal medya sürekli doğru-yanlış bilgi pompalıyor. Yabancı resmi organlar kasıtlı-saptırılmış bilgiler ve belgeler ortaya atıyor. Dünya medyası sürekli aynı türden bilgileri döne döne veriyor, doğru yanlış bakmıyor, sanki baskıyı artırmak istiyor. Sanki bir post-modern soğuk savaş oluyor. Peki, kime karşı? Nihai amaç ne?
Türkiye’nin tünelde gözü kararıyor mu acaba? “Abdullah Öcalan bırakılırsa, Güneydoğu Anadolu’da Özer Kürt Bölgesi ihdas edilirse, Kuzey Suriye’de bir Özerk Kürt Bölgesi daha netleştirilirse, sorunlar bitecek mi?”
Tünelde karanlık noktalar var. “Hangisi iç, hangisi dış sorun, kontrol Türkiye’de mi, başkalarında mı?” Türkiye düşünüyor ama bir taraftan da ilerliyor. Peki, gerçekten nereye gidiyor?
Herhalde bu askeri yığınaklanma sonucunda bir Üçüncü Dünya Savaşı çıkmaz, NATO savaş istemez, nükleer silahlar atılmaz, değil mi?
Rusya, İran, Avrupa, ABD, hatta Çin, Suudi Arabistan, Mısır, İsrail bir masaya oturup Suriye ve Büyük Kürdistan için anlaşırlarsa, acaba sorunlar biter mi? Sonuç böyle olursa Türkiye’nin pozisyonu ne olur?

Siz söyleyin, eğer Türkiye bir tünelin içindeyse bunun sonu nereye çıkar?
Birbirimize mi düşelim? Sürekli, “Sen yaptın, ben yaptım” mı diyelim? Peki, kimden ne umalım? “Ne olursa olsun, bana ne?.. Ne ekersen onu biçersin” mi diyelim.
En kötüsünü düşünelim. Düşünelim ki hazırlıklı olalım.
Kanla sulanmış bu topraklar bizim ve aynı zamanda geleceğimizin.
Eğer kafamız ne kadar karışıksa, birbirimize ne kadar fazla düşersek, o kadar zararımıza olmaz mı? Kötünün de kötüsü olabilecek senaryo ne?
Bireysel görüşler farklı olabilir, yapılan hataları çok iyi biliyor da olabiliriz, ama bu gerilimden sonra sizce ne elde edebileceğimizi bekliyorsunuz? Bir fikrimiz var mı?

Yoksa herkes işine mi baksın? Bir sinema bileti alıp Star Wars mu seyredelim?..

Görsel: Flickr, Jeremy Keith.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Rusya Sorunu Nereden Çıktı, Nereye Gidiyor?

DİĞER YAZI

Tarihin Doğru Tarafı

Politika 'ın son yazıları