degisimin-zemininde-durup-avunuyorum
Değişimin Zemininde Durup Avunuyorum

Değişimin Zemininde Durup Avunuyorum

404 Tıklama
37 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu yazıda, insanlık tarihi yakın zamanındaki önemli devrimlerin asıl sahipleri kimlerdir, bu konuyu tartışacağız. Sorunun cevabı için genel çerçeveyle, insanlığın kendisi, denebilir. Peki, bunun içinde nereye odaklanmalı? Ben bu çerçevede bir “zemin” kavramı üzerine odaklanılması gerektiğine değineceğim.

Devrimin Niteliği

Tarih sahnesinde insanlık büyük değişimleri başararak yürümüş, bu günlere gelmiştir. Acaba yeterince hızlı ve belirginleştirilmiş adımlarla mı yüründü dersiniz? Dönüşleri tanımlarken gelişme, yenilenme, devrim gibi nitelemeleri kullanmaktayız.

Devrimler içlerinde önemli değişimleri barındırırlar. “Ne değişti ki bunca her şey farklılaşmaya başladı?” sorusunun cevabı “devrim” olmaktadır. Türkçe’deki bu sözcük çok önemli, kapsamlı ve köklü bir değişim anlamına gelir. Olanı devirmek ve yerine başka bir şeyi yerleştirmekle ilgili değildir.

İki türlü devrimden söz edilebilir: Hazırlıklı ve ani. Devrimlerdeki veya köklü değişimlerdeki zemin, gerekli sebeplerin meydana gelmesini sağlayanlarla, ortamları hazırlayanlarla ve bunlara dayalı belli bir kesimin karar vermesiyle ilgili bir süreci tarif eden bir kavramdır. Sebepler çok önce yaratılır ve kontrol edilir ise beklenen süreç içinde değişimler meydana gelir. Yani toprağı sürer, eker, çapalar ve sularsanız ürün doğru olur. Bu tür devrimler hazırlanarak gerçekleştirilenlerdir.

Ancak bazı önemli değişimler de söz konusudur ki, bunların farkı apansız büyük bir sıçramanın meydana gelmesiyle ilgili olmasıdır; kendiliğinden ve beklenmedik bir anda oldu, anlamını verebileceğimiz türden değişimlerdir. Bu ani ve kontrol dışı türden bir devrimdir. Örneğin bugün bir bilim insanı hidrojenle çalışabilen bir ivmelendiriciyi çok ucuz fiyata satılacak şekilde imal edip bir vasıtanın içine monte etse, dünyadaki her şey kökten değişecektir. Enerjide çok önemli bu değişim, insanlığın yerdeki ve uzaydaki arayışlarının tümüne kısa zamanda yayılabilecektir. Giderek azalan fosil yakıttan, pahalıya elde edilen yenilenebilir enerji türevlerinden, bunlara ilişkin arayışlardan ve teknolojik çabalardan kurtulmak için çok önemli bir sebep ortaya çıkmış kabul edilecektir ve yeniliğe tahditsiz dört elle sarılmak söz konusu olacaktır. Bu kontrol dışı bile olsa iyi bir devrim olur.

Apansız bir bulgu ile ilgi olan köklü değişimler yaşamın doğallığına etki eden sebeplerle aynı özellikler gösterir. Nasıl beklenmedik iklim değişiklikleri, doğal afetler veya kontrol dışı gelişen ve başedilemez türden kabul edilen savaşlar veya salgın hastalıklar meydana geliyor ve yaşam bundan etkileniyorsa, köklü değişim gerektiren ani bir buluş da aynı etkiyi gösterir.

Bazılarımız şöyle diyecektir; “Eğer ani bir devrimden bahsedilecekse, bunun yeşereceği zemin mutlaka uygundur.” Konuya eskilerin, “Vakti saati gelmişti!” dediği türden bakılabilir. Elbette birçok şey akıl edilebilse bile onu yaratabilecek teknolojik gereçlerin ve birikimin toparlanabilmesi gerekmektedir. Aksi halde bir buluşu somutlaştırmak mümkün olamayacaktır. Onun için vakit-saat öne çıkar.

Hazırlıklı devrimin içinde ise daha çok insan gayretiyle inşa edilen bir süreç vardır. Bu süreç içinde belli bir çabayla ve destekle yenilik getirilir ve yürüyen yaşam kademelerine monte edilir. Fonlar ayrılır, laboratuvarlar açılır, denemeler yapılır, buna uygun insanlar yetiştirilir vs. Buna bağlı olarak gerekli değişim ise belli ilerlemelere dayanarak basamaklar halinde gerçekleştirilir. Eskiler ve mevcutlar hemen çöpe atılmaz, kaydırılır, ekonomik ömürleri içinde küresel anlamda gerektiği kadar kullanılır.

Şu CERN’deki “Büyük Hadron Çarpışması” deneyinden elde edilenlere bakın. Artık “Standart Model” eksiksiz biliniyor. Bu ne demek? Bilim insanları her an devrimsel bir veya birden çok teknolojiyi ortaya koyabilir; belki ani bir buluşla, belki de yavaş gelişen ilerlemelerle. Vakti gelmiş olan konular bize sürpriz yapacak mı?

Yaşam Yolu

Toplum halinde yaşayınca görüyoruz ki sorun düzenlemelerin zamanından önce yapılıp yapılmadığında veya gerekli zeminin hazırlanmasında düğümleniyor. Gerekli düzenlemeleri ise önde duran insanlar yaparlar. Tanınır olup olmadıkları çok önemli olmamakla beraber, öndekilerin tarifi değişik şekillerde yapılabilir; bunlar önemli değişimlerin önünü açacak gücü elinde bulunduran elitler. Zamanından önce toplumlara kimler bu yaşamı kolaylaştıracaklarını söylerler? Acaba sadece zemini mi hazırlarlar? Veya değişimlerin doğal oluşumla meydana gelmesi yönünde bir izlenim mi vermeleri doğrudur?

Kurallarımızmış, alınyazımızmış veya şartların değiştirilemediğinden dolayı mecburmuşuz gibi gelen her bir süreci gözümüzün önünden geçirelim. Çoğu kere direnç gösterenler olur, alışılagelenler değişmesin istenir, doğallıklar ise kabullenmeleri açığa çıkarır, kolaylaştırıcıdır. Gündemimizi ve önceliklerimizi düzenlemiş olsak işler daha kolay yürüyecek, diye düşünülür. Bence daha kolay ve güvenli bir yaşam için her adımdan önce üzerinde bulunulacak doğal veya yapay olan o zemini etüt etmek şarttır. Çünkü daha sindirmeden bir değişim içinde olmak demek, aynı zamanda yeniliğin hakkını verememek veya yanlış kullanımlara neden olmak demektir.

Düzenlemeler ve zamanlamaları ailemizde nasıl gelişiyor? Ya yaşadığımız şehrin meclisinde veya devlet kademelerinde nasıllar? Evde baba söyledi diye işler öyle oluyor mu? Belediye oylayınca yollar bizi istediğimiz yerlere çıkarıyor mu? Devlet sınır çizdi diye insanlar huzuru bulabiliyor mu?

Etrafa dikkatli bakınca görüyoruz ki, korkunç bir zorlama var sanki, insanı cenderede tutan, bir türlü anlaşılmayan, tamamlanamayan, tatmin etmeyen. Neden kolaylaşmaz bu yaşam, insanoğlunun bu dünyada inşa ettiği bu yapay süreçler? Belki kolay ama insanın idraki ile çatışması içindeki bir sorun çoğu ilerlemenin engeli. İdraki her türlü etkilenmenin ötesinde belli olan bir zemine inşa etmek gerekiyor. Ama insanın çoğu seçimi yapaylıkların içindeki kurallarla bağlanmış, doğrular bağlı olan şekliyle zannediliyor.

Eğer Sanayi Devrimi araçları halkın becerisine tümüyle sunulabilecek yaygınlıkta olmasaydı, Fransız Devrimi sıradan insanların günlük yaşamına yeni bir boyut sunmasaydı, böylesi büyük bir değişim mümkün olabilir miydi? Bilişim Devrimi yaşamı nasıl etkiledi? Sanallık, yapaylık, dijital gereçler, bilinç ve bilgi kapasitesinin artışı ve daha pek çok şey bir insan daha ana rahmine düşmediği noktadan itibaren her kesimin güncel yaşamını nasıl etkiledi?

Bugün küreselliği yönetme ölçütleri değişti. Örneğin yakın zamanın devleri olan, insanlara cadı avları yaptırtan feodallerin elinden alınan erk, bugün küresel güçlerin her sahnesine kadar farklılaştı. Yöntemler de değişti. Şu an olanı tam olarak bilebiliyor muyuz?

Yakın gelecekte, “Maddi değer sistemi değişiyor,” dense, pek önemsemeyiz belki. Çünkü o kadar çok içiçeyiz ki şu maddi takas gereçleriyle. Belki de gerçek gecikme işte burada gün yüzüne çıkıyor. Düzenlemeler zamanından yeterince önce yapılacak belki, ama nasıl sürtünme katsayısı harekete ve kullanılan enerjiye belli oranda etki ediyorsa, burada da belli bir etki var oluyor ve dirençler bir yandan doğal, diğer yandan yapay gelişiyor. Doğal çünkü güneş hep aynı yönden doğuyor; yapay çünkü örneğin New York Exchange bir sürü değerleme yapmayı planlıyor. Değişim hangisine yakın? Değerleme öyle de olsa böyle de olsa insan eliyle meydana gelmeyecek mi? Kuralmış gibi yaşamlar bu tür yapay değerlemelerin zincirlerine vurulmayacak mı?

Herkes biliyor, ölüm bir gün insanı bulacak, bir yerde ve bir şekilde; ama hiç olmazsa yaşanan bu ömürde insan daha anlamlı, yararlı, doğru ve kolay yaşam şartları üzerinde anlaşabilsin. Bence en önemli buluşma, gelişme, ilerleme ve devrim budur, belki de en zoru, hep bir ütopya, yakalanması için mücadele edilmesi istenen türden, ilerledikçe biraz daha ötede bekleyen. Kopuşlar çok fazla oluyor, belki geleceğin mimarları kafalarının ardındaki bu endişelerden dolayı zemini diğerlerine karşı bir direnç konusu olarak kabullendiriyorlar.

Tekrar dönelim yaşamın kolaylığı düzlemine. Aslında sistem kolay işlemektedir. İnişler ve çıkışların dinamiğine bağlı olarak işler. Şöyle: Devrim olur, toplum(lar)ca hazmedilir, belli bir doyum meydana gelir, bu doyum bir zirve oluşturur, süreç ilerledikçe doyumun bu periyodunda tatminsizlikler kendi düzeneklerini sıkıştırırlar ve baloncuklar meydana gelir, balonlar patlar ve buhran meydana gelir, buhranda paradigmalar öne sürülür, politikacılar birini seçer, platformlar inşa edilir, uygulamada kararlar verilir, sistem yerleştirilir, devrim veya önemli bir değişim olmuş kabul edilir, yeni bir zeminde platformlar yükselirken insanlar üstlerindeki stresi atarlar ve yaşama tekrar sarılırlar. Bu sistem böyle devam eder gider. Ne kadar doğal düzenlenmiştir değil mi? Her şeyin gerekçeleri vardır ve insan bu süreçlerin içinde yaşların ve hatta ömrünü tamamlar. Ama bazıları yaşamlarını uzatmakla ilgilenecek yaşam şartlarını hayal ederler. Bu da doğaldır ve güçlünün yöntemi budur.

Zemin İnşası

Bugün bir ülke düşünün, diğerinden önce ve çok da gürültü patırtı çıkarmadan, hukuk sisteminde gerekli değişimlerin yeşermesi için altyapısını hazırlayabiliyor, değer sistemlerine olan bağlılıkları irdeleyebilecek bilimsel tartışmaların yapılabildiği akademik platformları inşa edebiliyor ve en önemlisi, fiziki şartları hazırlayıp buna göre insanların serbestçe kendilerini oralarda denemelerine imkan sağlayabiliyor. Bütün bunlar bir zemin oluşumu için belirtiler, şeklinde kabul edilebilir. Sonuçta tamı tamına ne değişir sizce, bilebiliyor musunuz?

Olup biteni açıklamakta bana göre belirli bir farklı yapı söz konusudur. Küreselliği, değerleri, tatmin araçlarını, genel gidişi yönetenlerin yapmaya çalıştığı şey ve bütün buna eşdeğer konular gerekli zemini hazırlamakla ilgilidir. Üzerine bir şey inşa edilebilecek değerdeki zeminler giderek belirginleşmektedir. Üzerlerindeki platformlar bildiğimiz konulardır ve düzenlenebilirler: Örneğin eğitim, hukuk, vergilendirme, enstitülerin çalışmaları, eğlence… Bunlar birer platform ise asıl zemin inşasındaki karar nedir?

Gerekli zemini çok önce tasarlayıp hazırlayarak bu süreçleri yönetme becerisini gösterenler diğerlerinden öne geçmekteler. Bugün halk artık aradığını bir buluttan alabiliyor, her şeyi internetinden bütün bilgiler analiz edilmiş şekilde alınabiliyor, büyük bilgiye ulaşılabiliyor, yapay zekalardan yararlanabiliyor, akıllı robotları yaşamına aktarabiliyor, üç boyutlu baskı araçlarını evlerinin köşesine koyabiliyor, kendi tasarladıklarını markalayıp tüm dünyaya pazarlayabiliyor ve buna uygun ekonomik ve hukuksal şartlar hazırlanmış halde. Bunların yapılabildiği bir zemin var ediliyor. Böyle bir toplum, diğerlerine göre, daha çok bilen, yaratan, satan, kazanan ve çeşitli avantajlar elde eden olmaz mı? Bu bir devrim midir? Bilinç, bilgi, tasarlama gücü, imal etme ve pazarlama kolaylığı artış gösterdi ise bu daha özel ürünleri yaratma ve taleplere etki etme anlamı taşımaz mı? Nerede kaldı duvarlar, yaptırımlar ve alışılagelen katı ve çatık bakışlı bürokrasi? “Hem olsa ne olur?” Bazı kesimler böyle diyecekler.

En son piyasaya sürülecek üretim araçları için elit bir toplum yaratmayı gerçekleştirebilirsiniz. Eğitilmişleri bir yere toplar, gerekli talebi hazırlayabilirsiniz. Elinizdeki üretim araçlarını nerelere yerleştireceksiniz? Bunun öncelik kararlarını kimler verecek? Şimdiki üretilenleri kimler tüketecek? Üretim ve tüketim dengelerine bağlı kamu düzenlemeleri için nasıl bir yönetsel gereç sistematiği tarif edilecek, gerekli yapaylıklar için yeni platformlar ne şekilde düzenlenecek?

Daha kolay bir dünya için çoğu şeyi kendi haline bırakmak en güzeli, değil mi? Bu şeyler neler? Şu an bizlere, “Dur yapma, o doğru, bu yanlış…” diyen şeyler mi? Bunları çok önceden analiz ederek önce bir kağıda, sonra genelin yaşamına aktaranlar daha mı öne geçiyorlar? Değişim, gelişme, devrim ne? Büyük değişimler oluyor da, farkına varmak için bile birilerinin diğerine göre farklılığı mı var? İleri toplum veya geri toplum gibi nitelemeler neye göre açıklanıyor?

Hiç bilenle, tasarlayanla, düzenleyenle, bütün kolaylıkları toplumun her kesimine eşit şartlarda indirgeyenle, daha da ilerilere ulaşabilmeyi hedefleyenle, buna dönük uygun şartları bulabilenle, diğeri bir olur mu? Hiç dijital çağdan sonraki zeminin platform inşasına şimdiden başlamış toplumlarla, diğerleri bir olur mu? Hiç bünyesindeki geniş kitlelerin sahip olduğu bilimsel bilincin kontrol edilebildiği bir toplumla, sıradan yapay yaşam düzeneklerinde dahi kontrol kabiliyetinden yoksun kalmışlar, bir olur mu? Elbette olmaz.

Zemine ait platformları tasarlayanlar kontrol düzeneklerini de imar ederler. Kopyalayıp bünyelerine alanlar kontrolü ya başaramazlar, yani sürekli süreçlerin gerisinde kalırlar, ya da kontrollerini doğal olarak işin sahibine havale ederler. Zemini hazırlayanların bilerek koydukları kuralların içinde bu ayrıntı kaçınılmaz vardır. Kim neyi kontrol edebiliyor dersiniz?

Zemin hazırlayıcılar değişimi daha önce kestirebiliyorlar ve çok öne çıkmanın meydana getirebileceği kasırgaları da kestirebilmeyi hedefliyorlar. Kopuşlardan gelen direnç bir o kadar gerçek ve bir o kadar da insanın kendi nesline karşı durmadaki çelişkisi içinde içgüdüsel. İnsana rağmen olanların bugüne kadarki bedeline bakarak yorulmamak mümkün değil. Direncin haklılık payına malzeme hazırlayan statükocuların savunusu buradan güç bulamıyor. Ama zemin yine de değişiyor. Bu kaçınılmaz oluyor, çünkü bu “zaman” kadar kendine özgü bile olsa, hep böyle oluyor.

Zemin ve Paradigma

Basit bir akademik çalışma hangi formatla ilerler? “Mevcut durum, inceleme, çözüm için alternatifler, analizleri, sentez ve sonuç,” şeklinde söyleyebilir miyiz? Eğer mevcut durumun analizi yapılacaksa, zemini hazırlayanlar yapay süreçlerle kendilerine dönük sebepleri hazırlarlar. Durumu okuyan doğal bir işlem yaptığını açıklar ve her adım böylelikle “gerçekler” üzerine ilerler. Eğer değişime yeni bir tarif getirilecek ise bu yeni ve gerçek bir paradigma olarak yaşam tüketicilerinin dikkatine sunulur.

Ancak unutulmaması gereken bir konu var. Zemini paradigmacılar kontrol etmezler onlar sadece asıl gücün sözcüleridirler. Zemini oluşturanlar kontrol ederler. Bu biyologların “doğal seçilim” dedikleri gibi açıklanabilecek bir belirginliğe dayalı konudur. Zeminin sahipleri hep vardır, bunlar bir şekilde oradadırlar, önceki devirlerde imparator, kilise, derebeyi vs idi. Sonra paraya ve yaşam şekillerinin yönüne hükmedenlere dönüştüler. Sanki parlak metal zırh çıktı, görünmez bir zırh giyildi.

Yakın zamanın örneğini verelim. Bugün Google’un kurucuları Larry Page ve Sergey Brin iyi bir örnektir. Dijital devrimin içinde ortaya çıkmışlar ve internet ağına dayalı bir yazılımla bugün geçmişin imparatorlarından daha güçlü bir konuma gelmişlerdir. Her türlü bilgi ve eğilim analizini yapabilmekteler ve geleceğin süreçlerine etki edebilecek yerdeler. Onlar için paranın neredeyse önemi kalmadı gibi.

Eğer bir paradigmacı çıkıyor ve gençliği “x, y ve z gençlik” diye sosyal özelliklerle birbirinden ayırabiliyor ise bu bilgiler yanlış değildir ama hepsi bir yerden çıkmıştır; dijital devrimden. Larry ve Sergey de yine dijital devrimin zemininde ortaya çıkmıştır ve elde ettiği imkanlarla süreç içinde doğal seçilimle zeminin kontrol edeni noktasına gelmiştir. Şimdi onlar ve benzerleri belli yatırımlara ve araştırmalara yön vermekteler ve paradigmacıları desteklemekteler.

Şu insanları üretim ve tüketim araçlarına yönelten paradigma platformlarının hazırlığına etki eden temel düşünceler nelerden çıkıyor dersiniz? Ekonomistlerin bilimsel metot kullandıkları ve üzerinde çok haneli rakamların olduğu kağıtları üretmeden önce ortaya belirli paradigmalar konur. Hegel’in, Marks’ın, Hayek’in, Keynes’in veya benzerlerinin tariflerinde, insanların eğilimleriyle yaşamı kolaylaştıracak türden, belirli anlatımlar vardır. Hepsi bir yana, yüklemler önemlidir. Sözü edilen paradigmalarla algı mekanizmalarını Dünya Savaşları sonrası küresel devletler sisteminde uygulamak için hazırlanmış işbirliklerinin ve paylaşımların zeminlerini gördük. Üretim araçlarının yerleştirilmesindeki öncelikler ve buna bağlı olarak çeşitli coğrafyalardaki toplulukların tüketim önceliklerini belirginleştirme kararları alındı. Asıl kararları kimler verdi? Kimler neyi destekledi?

Devlet Mantığı

Genelde devlet organizasyonları platform inşasıyla ilgilenirler ve bundan dolayı bugünlerde eleştiri yağmuruna tutulurlar. Zeminler çeşitli devlet kademeleri için hem karmaşıktır hem de icra için iktidar zamanını bulma sorunu yaşarlar. Halbuki politikacılar ve bürokratlar vergilerle yaşarlar. Genelin refah ve güvenliği için ortalama değerlerin icracısı olduklarını savunurlar. Hukukla, eğitimle, güvenlik güçleriyle, bütçe planlarıyla vb işlerle devlet idare ederler. Bir tür zemin sahiplerinin yürütmecisi gibidirler. Yani “halk için” düşüncesi bu yaklaşımla “halka rağmen, halkı karşısına alarak” olmaktadır.

Devlet organizasyonları bir vakit kapitalizmin içinde liberal ve komünist yaklaşımla tartışıldı. Sonuçta liberal kapitalist sistem genel bir yaklaşım olarak ortaya çıktı. Liberalliğin bağları çok şeyle işlerlik kazandı. İnsana yakın ve özgü bir tarzı içermekle birlikte, katı tutumları gerektiren hallerde insana belli bir formatı yükleme şekline dönüştü. Bu yönüyle de konu tartışılır oldu.

Hele günümüzde küreselleşme mantığı içinde süreç, zemin inşacıları ve paradigmacılar küreselleşince sistem bütünüyle devletlerin aleyhine gelişir oldu. Ama kimin umurunda? Demokrasi, insan hakları, özgürlük ve çevre gibi söylemler ise kendi kurumsal yapılarıyla işlerlik kazanmaya çalışırken liberal kapitalist düzende ilerleme (!) kendi devam ediyor. Eğer yakın zamanda, “Kent devletleri daha iyidir,” derlerse hiç şaşırmayın. Çünkü devletlerin hantallığından elitlerin kendi çıkarlarına uygun tatmini yüksek ve sinerjik mega-kentler tam da istedikleri düzeni sağlayacak gibi görülüyor.

Yaşlılık Egosu

Ben değişimin zemininde ve bunun üstündeki sorunları aşmada giderek yaşlanıyorum, ya siz? Yaşlılığa çare yok. Ölümü ötelemekle ilgilenenler bunu iyi bilirler. Yaşlılık uzadıkça uzar. Sürekli yaşlı kalmayı hedefleyenler meşru olmayan mücadelelerde gençleri ileri sürüyorlar. Bencil yaşlılar! Her türlü değeri somurmaya çabalıyorlar ve başarıyorlar da. Ben de mi öyle olacağım ne? Ben de mi paradigmacıların veya daha da güçlenirsem, paradigmacı siparişi verebilenlerin safına geçeceğim? Zemini hazırlayanlar en son söylediğim kesimin içindeler ve sanki bir görünmezlik zırhıyla örtünmüşler.

Nüfusun ve bilincin artmasına koşut olarak dünya sistemi giderek yaşlıların yarattığı ve istediği gibi değiştirebildiği yapay zeminler halinde belirginleşiyor. Halbuki değişimlerin, devrimlerin ve mücadelelerin askerleri gençlerden seçilir. Bazı gençlerin yaşlıların egolarına kurban edilmeleri yeni bir şey değildir. Eskiden kavimlerden bazıları bunun törenlerini bile yaparlardı. Değişen ne?

Bilişim dünyasının, dijital merkezlerin, sanal kullanıcıların, finans merkezlerinin, araştırma laboratuvarlarının gece gündüz demeden çalışan çok iyi donanmış çalışanlarına bakın, gençliklerini büyük bir özveriyle zeminin sahiplerine nasıl adıyorlar? Sürekli platform inşa ediyorlar. Peki, kim neyi kontrol edebiliyor?

Avuntu

Yakın gelecek benimle ilgili olan periyod. Şöyle düşünüyorum: 1) Bugün devrimlerin asıl sahipleri gerekli zemini oluşturanlardır. Platformların ve paradigmaların gelişmesine kaynaklık ederler. 2) Yöneticiler değişimlere uygun zemini hazırlayabilseler mesele kalmayacak. Bunu belki de en çok Marks istemişti. Ama neticede o da bir paradigmacı olma noktasındaydı. Ben bunun üstünde bir gerçekçilikle ilgilenen insan için çabalayan yönetimlerden bahsediyorum. Madem devletler var, politikacılar kaçak güreşmesinler, bürokratlar sorumsuzluk etmesinler. Asıl işleri platformlar olmasın, zemin inşa etsinler. Çeşitli yapaylıkların kafa karışıklığında iktidar savaşı vermeyi asıl iş olarak görmesinler. 3) Doğal şartlarda elitler benim gibi sıradan insanların aleyhimde olmasınlar. Hele vergilerimle beslenenler bendenmiş gibi görünüp, bir zemin üzerinde zamanın türevlerine öykünüp, bana rakip olmasınlar.

değişim

XXI. YY’ın son yarısında göreceklerimiz neler olacak? Küresel kent devletleri zemininde bir yönetsel sistem görülecek. Elitler yine sıradan olmayan bir dünya kurgusunda yaşayacaklar. Belli küresel kentlere toplananlar çeşitli toplumların öne çıkanlarından seçilecek. Yüksek kulelerde değişik zeminlere karar veren üst elit grubuna bağlı zırhlı yaşlılar purolarını nefeslenirken ve yıllanmış bir şarabı yudumlarken minik toplantılar gerçekleştirecekler. Bu insanlar isterlerse hayallerinin tatmin gereçlerini kullanabilecek ve en üst versiyon tüketim mallarına kolaylıkla ulaşabilecek. Küresel kent halkı uzayı çok daha fazla kullanabilecek. Küresel taşrada ise yaşam ikincil derecedeki üretim ve tüketim sistematiğinde kargaşa içinde sürecek. Çünkü üzerlerindeki sürekli baskı bir yönetsel tercih halinde işleyecek. Uslu olur ve hak edersen seni de bizlerin yanına alırız diyecekler. Yaşam kolaylığı sistemi küresel kentlerde ve küresel taşrada başka başka gözlenecek.

İnanın bu gelecekte benim hiç bir çıkarım olmayacak. Zaten bir insanın gençliği nasılsa, yaşlılığı da üç aşağı beş yukarı aynı oluyor. İhtiraslar ve takıntılar yaşlılıkta belki maddi refah sağlıyor ama her refah asıl huzuru bulma anlamını taşımıyor. Hele alzaymır hastası yaşlı bir zengin olmanın dayanılmaz hafifliğini düşünebiliyor musunuz? Yaşam böyle bir şey. Ben bugün asıl olarak neyle ilgileniyorsam yarın da onunla ilgilenmeye devam edeceğim. Benim için çoğu şey sadece eğlence ve avuntu olmayı sürdürecek.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Genetik Kültürel Kimlik

DİĞER YAZI

Sözcükler

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka