hayirseverligin-gelecegi
Hayırseverliğin Geleceği

Hayırseverliğin Geleceği

Okuyucu

İnsanlığın iyi bildiği bir kavram: Hayırseverlik (Philanthropy).

Hatta hayırseverlik ezelidir ve anlam olarak insanlıkla ve insanı sevmekle eşanlamlı tutulur. Çünkü her ne olursa olsun insan üstün bir varlıktır. İnsana yakın olmak, halini görmek ve anlamak, derdine ortak olmak, yardım etmek, bağış yapmak, kalkındırmak, sevmek, empati yapmak gibi konular hayırseverlikle değerlendirilir.

Hayırseverlik ve hayır işleri toplumların doğrudan refah ve güvenliğiyle ilgili görülmez. Çünkü insanın diğerine yardımı fiziken mümkün değilse bile, kalben gerçekleşmesi dahi yarar sağlar. “Biz çok hayırseveriz…” diye böbürlenmek, işin içine “kibir” girdiğinden pek sevilmez. Bir kere hayırseverliğin azı çoğu olmaz. Hele bir de yapılan hayrın övünme ve çıkar sağlama vesilesi kılınması hiç hoş karşılanmaz.

Kendi toplumumuz için bir genelleme yaparsak, hayırseveriz! Aslında insanlar ve toplumlar arası belirlenmiş bir ölçeği yok. Şu bilinir ki; az veya çok, diğer bir insanı gözetmekle ilgili çabalar yaygın bir şekilde toplumumuzda hayat buluyor. Hayır yapmasak da sözünü sıkça ederiz. Yaratılan resmi ve gayrı resmi etkinliklerin gereği olarak da bu konu kültürümüzde önemli bir yer tutuyor. Hatta dinen bunun tanımlı şekilleri var.

Başka toplumlar için de hayırseverliğin değişik örneklerini görmekteyiz. Belli zengin toplumlarda bu konudaki çabalar yaygın ve çoğu kere küresel ölçekli, daha bilinçli ve kurumsal yapılmaktadır.

Yardımda vermeyi de almayı da bilmek gerekir. Bu da bir kültür işidir.

Geçenlerde Antalya’da deniz kenarında bir parkta yürüyüş yapıyordum. Ağacın altına oturmuş keş kılıklı biri, “Şiit… b’ Lira versene,” diye seslendi. Onun güpegündüz sarhoş bir genç adam olduğunu düşündüm. Para versem içki içer diye bir an duraksadım. Ama isteme şekli ilginç geldi. “Bak, veriyorum ama sakın içme,” dedim ve bir Lirayı uzattım. “İstemez, kalsın,” dedi. “Neden?” diye sordum. “Bir Liraya bana hayat dersi verebileceğini mi sandın?” diye karşılık verdi.

Dersimi almıştım: Hayır işi bir görme ve gözetme işidir. Verirken ve alırken aşağılamak değil, yüceltmek esastır. İşin içinde sadece “gurur” yoktur. İnsanlığa özgü kapsamlı gerekçeler vardır.

Virgin Şirketlerinin sahibi Richard Branson “Kapitalizm 24902” kitabında şöyle diyor: “… Hatta en yoksul ve en muhtaç olanlar bile kendilerine sadece onlar için neyin yararlı olduğunun söylenmesini istemezler; kendi hayatlarını daha iyi yapacak yardıma dâhil olmak isterler… Artık sorunlara yara bandı yapıştırıp çekip gitmelerini ümit etmekle yetinemeyiz; insanların hak ettikleri hayatı inşa edebilmeleri için fırsat yaratmalıyız.”

Bu da işin diğer boyutudur. Sadaka vermenin bazı hallerde verene ve alana yararı olmaz. En yararlısı; verildiğinde alanın kalkınmasına yarayacak bir adımın başlatılmış olmasıdır.

Peki, bu “hayırseverliğin geleceği” ne demek oluyor?

İşte size yeni olmayan bir yaklaşım: Yaratıcı olmak!

Hayırseverlikte yaratıcılık gelecek kuşaklarla ilgili bir kapı aralayacak. Daha içine kapalı olacak şimdiki zamanın genci ve yarının düşkün hale gelmiş yaşlısı için yaratıcı olmak önemli bir konudur.

Eğer geleceğin insanı bilgisayar başından kalkmayan ve her türlü işini sanallıkla çözen biri olacak ise o halde hayırseverliğin, “Al sana bedava bir uygulama, bedava puan…” şekline dönüşmesi, size hiç garip gelmesin. Bu kesimin gelecekte sosyo-ekonomik sorunlarını çözmüş, postmodern yaşamı sindirmiş ve küresel yaşam tarzına geçmiş olacağını tahmin edebiliyoruz herhalde!

Peki, o zaman içinde bilgisayarla işi olmayan çoğunluğa nasıl ulaşılacak? Ne tür kurumsal yapılar olacak? Eğer toplumun yaşam düzeyini bir bilinçle değiştirirsek, buna bağlı çok şeyin değiştiğini de göreceğiz. O halde düşünelim: Şimdiden ne yapılabilir?

“Kurum ihdas edelim, yeni değer sistemi üzerinde çalışalım, herkese bir sanal adres açalım…” diyenler yanılır.

Aslında yapılacak şu: Bugünün anlamını daha değerli kılalım. Gelecekteki değişikliklerden biz etkilenmesek de, çevrecilerin de söylediği gibi, gelecek kuşakların etkilenecekleri muhakkak. Öncelikle “görmek” gerekir! İnsan sayısının giderek arttığı ve küreselleşen bu dünyada büyük ölçekli imkânlara sahip ülke, örgüt ve sermayedarlara rastlamaktayız. Küreselleşmenin itici gücünü ise bilişim teknolojileri oluşturmaktadır. Anında gazetecilik ve halk gazeteciliği gibi yeni kavramlar bile ortaya çıktı. Bunlar herkesin her şeyi öğrenmesinin kanıtıdır. Hele dünyada günden güne zengin ile fakirin arasında makas gittikçe açılıyorsa ve diğer tarafta zenginin tarifi akıl almaz sıfırlı sayılarla ifade ediliyorsa, o halde birinin diğerini görmemesi kadar abes bir şey düşünülemez.

Küreselleşme ile ilgili bir tespit yaparsak, dünyada yardım yapılacak coğrafyalar ve toplumlar ile gerçekleştirilmesi gereken büyük projeler üç aşağı beş yukarı bellidir. Nüfusun ve açlığın artışı, çevre sorunları, arazinin, suyun ve havanın kirliliği ve bazı bölgelerde besleyiciliğini gidermeye başlaması konuları düşünülürse, organizasyonlar arasında köklü bir eşgüdüm aranmalıdır.

Öyleyse örgütsel ve güçlü hayırseverliğin tanımlarını belirginleştirmemiz gerekmektedir. Örneğin küresel örgütlerin şemsiyesiyle yapılan yardımları biliyoruz. Birleşmiş Milletler bu alanda tanımlanmış bir örgüt. Buradan tutun da adını duymadığımız birçok dar çerçeveli veya sivil toplum örgütü şeklinde yardım kuruluşları var. Güçlü hayırseverlerden kastımız küresel sermayedarlar olup daha çok bireysel yardım yapanlardır.

Hayırseverlikte belirgin sorular şunlar: İşin içine başka çıkarlar veya politika giriyor mu? Eğer iyi niyet var ama teknik nedenlerle bazı noktalarda zafiyet yaşanıyorsa bunlar nasıl çözülmelidir?

Hayırseverliğin geleceğini kapsamlı düşünelim ve bugünden özverili yapıcı ve kurumsal uygulamaları geliştirelim. Çünkü her alanda olduğu gibi burada da ilerleme tecrübe kazanmakla ve doğal girdilerle gelişir. Sistemi farklı yönde çevirmek için fırsat kollayan küresel manada birçok çıkarcı dinamik işin içine dâhil olmayı bile bekler. Bireysel çabalar yetersiz hale gelir. Eğer herkes kendinden sorumlu ise farkındalık ve seçilecek doğrular ilerisi için bir paradoks yaratmasın.

“Hayırlısı olsun!” demek burada geçerli değil!

Katarlı bir petrol şeyhinin Afrika’ya yaptığı yüklü miktardaki yardımlarını öğrendim. Neredeyse küçük birkaç ülke GSYİH’sı kadar yardımları yapmakla bizzat kendi ilgileniyor. Ama o dahi şöyle diyor: Bu çabaları örgütlemezsek palyatif kalır. Çünkü yeni onarmamız gerekecek alanlar bir anda ortaya çıkıveriyor ve farkına varıp oraya ulaşıncaya kadar olay işin içinden çıkılmaz hale geliveriyor.

Küresel sermayedarın bireysel yardımı bile çaresizlik içinde!

Elbette herkes aynı şeyi söylüyor: Yoksulluk kaldırılsın, toprak verimli kılınsın, insanlar üretmeye başlasın, kendi işlerine ve değerlerine sahip çıksın, küçük ve basit üretim ve kazanç yolları bulunsun, eğitim verilsin… Bütün bunlar milyarlarca insanı ve kıtalar büyüklüğündeki alanları bir kerede kapsayacak! Peki, nasıl olacak?

Bazı kesimlerin kendi kapısının önünü temiz tutmak gibi pratik bir alışkanlığı var. Bu da bir şeydir. Ancak kapının önüne çıkılamayacak hale geldiğinde dünya insanlara dar gelecektir.

Ha, anladım! O zaman da mahfuz sitelerde yaşam daha anlamlı ve insancıl olacak, öyle değil mi? Tamam işte! Oralardaki hayırseverlik metası “bedava puan” vermek şeklinde olabilir. Böylece konu kapanır!

Son bir şey daha: Makalede dikkatinizi çekti mi acaba, “hayırseverlik” için kullanılabilecek kavramlar bile ne kadar değişti!  (Etiketlere bakınız.) Alışıldık kavramları incelemekle toplumun zihin yapısını görmek mümkün olur. Ben önce alışkanlıkları ve bağlantılı düşünsel değişikliği gerçekleştirmemiz gerektiğine inanıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

“Olanlar” üzerine bir beyin fırtınası

DİĞER YAZI

Antropik Düşüncenin Çaresizliği

Kültür 'ın son yazıları

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis

Politika ve Odaklanma

Yaşamımızda çok temel konuları tartışmak zorunda kaldık. Örneğin diyoruz ki başka gezegenimiz yok! Bu zaman diliminin