antropik-dusuncenin-caresizligi
Antropik Düşüncenin Çaresizliği

Antropik Düşüncenin Çaresizliği

310 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Antropik kısaca “insan merkezli” demektir. Çoğu yerde ve şekilde insan merkezli konuları yazdığımı ifade etmek isterim. Buradaki açıklamalar ise hem sözcüklerin hem de benim çaresizliğimin bir itirafıdır. Diğer yandan insanın doğasının çok basit şekilde tarifidir.

Bu yıl Nobel Fizik ödülü çok haklı bir seçim sonucuyla Higgs Bozonu ile ilgili çalışmalarda bulunan iki bilim insanına verildi. Bu çalışmalarla insanlık Standart Model’in eksiksiz açıklanabilmesini gerçekleştirdi. Diğer yandan fizikçiler Sicim Kuramı bağlamında çalışmalarını sürdürüyor. Çabalar bir rezonansın bilincini çözmeye dönük ilerlemektedir. Bir şeyin içerisinde en küçük madde bile olsa onun hareketinin nedenini bilmek çok daha önemli görülmektedir. Temel soru neden’dir.

Aslında ben her şeyi bilinçle açıklamaktayım. Her şey asıl temel bilincin içinde ve sürekli gelişmektedir. Bilinç, anlam, kavram, mana, manevi… Bunlar olmasaydı ne olabilirdi ki?

Bu noktadan hareketle şu ayrımı ortaya koymak isterim. Bana göre canlı yaşayan, cansız ölü demek değildir. Ben bu konuyu bilinçle açıklamaktayım. Canlı, bilinç içinde ve bunun bilincinde olan; cansız ise sadece bilinç içinde olan demektir.

Şimdi de canlı ve cansız açısından düşünelim. Canlı kendinde olan yoğun temel maddenin değeriyle tarifler yapar. Cansız ise benzer şekilde tarif yapamasa da tepkime verir. Örneğin insan; hidrojen, helyum ve karbonla açıklanabilir. Tam tersine, bilincinin olması ve kendini ifade edebilmesi sebebiyle insan hidrojeni, helyumu veya karbonu da çok iyi açıklayabilir. Hatta ileriye gider, kendi evrenindekilerin tümünü bu merkezden bakarak ifade eder. Basit olarak maddesel anlamın karşılığı bu temel elementlere göre açıklanabilir.

Daha geniş bakalım: Eğer bu temel elementlerden yola çıkarak bir rezonansın varlığıyla, yani enerjinin etkisiyle ortaya çıkan madde, hal, durum, anlam veya değişim süreçleri merkezinden yapılacak açıklama; hidrojen, helyum ve karbon gibi temel elementlerin nerede, ne zaman, ne ölçüde, ne amaçla, gibi bir takım soruları karşılayacak şekilde bir araya gelmesini tarif eder. O halde insan cephesinden-merkezinden bakacak olunur ise kendi evreninin tarifi, onun bahse konu soruları cevaplama bilgisiyle mümkün olur.

Bir sigara bağımlısı düşünün. Sigara bağımlısı olmayan biri ile arasındaki fark basitçe nedir? Çok kolay: Maddeyle açıklanabilir. Böyle bakıldığında birinin içinde olan ve ona yön veren madde (örneğin nikotin), o bireyi kavramakla kalmaz, bahsedebileceği çeşitli anlamlara bile etki eder. Böyle birinin açıklamaları “kendinde olanı” merkeze koyarak gelişir. Bu sigara değil de daha kuvvetli bir madde olsaydı sanırım etkisini daha rahat ifade edebilirdik.

Bu basit örnek çerçevesinde devam edelim. İnsan tüm kendi cismani ve nefsi açıklamasını dolayısıyla içindekilere bağlı yapar. İçindekiler yoğun olarak ne ise yaşama bakış onun merkezinde temel açıklamanın tezahürüdür. İçinde özel ne var ise bu da onun özgün açıklamasının sebebidir.

İnsanın içinde “nefis” ve “ruh” bulunmaktadır. Ben, “nefis” için bazen “benlik” sözcüğünü de kullanmaktayım. Eğer Batı kültürüne bakarsak, örneğin Hegel insanın iç dünyasını tarif ederken kendince ruhu tarif ediyor ve (tercüme ederek söylüyorum) buna kısaca “can ve kişilik” diyor. “Can ve kişilik” Arapça anlamı itibarı ile en uygun “nefis” ile açıklanır. Çünkü insanın tamamen kendi özelliklerinden kaynaklıdır. Kesinlikle “ruh” değildir.

“Benlik veya nefis” bireyden bireye eksik veya fazla olabilir. Hasta veya sağlıklı olabilir. Doktora götürülebilir, bazı hallerde tedavi edilebilir, sorgulanabilir; çünkü insanın varoluşunun temel doğal yapısıyla ilgilidir. Diğer canlılarda da yakın bir iç oluşum vardır ama insanın en gelişmişidir. İnsanın doğasından olan bu canlılık bilincin içinde özel bir bilinç halidir. Bilim nereye varacak bilemiyoruz ama şimdiki bilgi ile Sicimin Rezonansı üzerinden açıklarsak; o doğaldır, canlılıktır, özgündür, anlamlıdır, kendine dönüktür ve bencildir. İradeli insan yaşamın her anında seçimlerini bu kendinde olan özel yapı ile yapmak ister. Nefsi, bencil… dediğimiz budur.

Yaratan’ın sadece insana verdiği ruh temeldir, kâinat ötesidir; ne hasta olur ne de başka bir hal… Bu dünyanın doktoruyla ilgili değildir. Bilincin esas bilinçle zaman ve mekân ötesi irtibatıdır. İman konusu buna dâhildir. İman eden kâinatın uyumunu gözetir. Bunun için uyumsuzluk yapmak isteyecek bencil olan nefsine insanın sadece ruhu “dur” diyebilir. İşte elle tutulmayan, gözle görülmeyen, örneğin Higgs Bozonu ile ilgili olmayan ama insanın içinde var olan bir öz! Şimdi ne yapacağız? İnsan bir antropik çaresizdir, değil mi?

Benim bütün fikir yapımda bu nefis ve ruh ayrımı net halde yer alır. Batı kültürü insanı özgürleştirmek adına nefsine ruh diyerek aslında ruhunu körleştirmiştir. Yani kalpleri kapalıdır!

İnsanın yaşadığı ortamda-evrende diğer temel yapı taşları da benzerlerinden oluşur. Bilgi ve bilinci alıp verme bu bilindik olanlardan dolayı kolay olur. Örneğin bir canlının temel özelliği hayatta kalabilme güdüsünün olmasıdır. Bu güdü kendinde olanların merkezinden bakarak açıklanır.

Nasıl yapılacağı ise bilindik ortama göre tarif edilir. Bir canlıyı başka bir evrene götürürseniz onda olan temel yapı taşları farklı ise bir güdünün olması işe yaramayacaktır. Çünkü yapı taşları ortamın bilincine göre işlerlik kazanacak değeri taşımaz.

Bencillik… Eğer insan (çoğu durumda içgüdüsel olarak hayvanlar için de öyle açıklanabilir) sadece yapı taşlarına bakar ise zaten bencil olması gerekir. Çünkü ortamını-evrenini okuma kolaylığı ve şifreleri onu bencil yapar. Kendini öne çıkaracak, önemsetecek, koruyacak veya üstün kılacak ne varsa ortamının değerlerini kullanarak (bir ölçüde onları kendi lehine toplayarak veya istismar ederek) doğal olarak gerçekleştirir.

Görülüyor ki insan (içgüdüsel olarak diğer canlılar da) hayatta kalmayı, bencil olmayı temel yapısı gereği ortaya çıkarır. Bu insan için “benlik” yani “nefis” olarak tarif edilir. Madde, enerji oluşumu cismani olduğu kadar bilinçle birlikte amaç, beklenti, davranış türü gibi dışa yansımalar ve düşünce üretmeler şeklinde somutlaşır.

Özellikle davranışlar yönüyle bu madde-bilinç ilişkisi önemidir. Sigara örneğinden hareketle; eğer insanın içindeki özel maddeyi (bu basit örnekte nikotini) ilave ederek bir bağımlılık açıklaması yaptıysak, bu aynı zamanda belirli bir süreç içindeki dışa yansıtılan yaşam tarzının merkezindeki özelliktir. Açlık tokluk, su veya başka sıvı içme, yemek yeme ve soluk alma gibi temel bütün dışarıdan alınanlar yaşamsaldır ancak bir adım ötede, nasıl yaşandığının da açıklamasıdır.

Peki, antropik açıklamanın çaresizliği nereden ileri geliyor? Eğer yapı taşlarının temelinden hareketle bir bencillik ve özel durumlar var ise buna ilişkin başka her türlü dışa vurum bize mecburi bir istikamet gösterir ki; bu da başka açılardan, boyutlardan, yapı taşı farlılığı olan ortamlardan bakamamanın ispatıdır.

Hatta rezonans ile açıklanan evrenin dinamiklerini göz önüne alırsak, bunun devamı olarak zamanın da farklı akışlar göstereceğini hesaba katarsak, insanın bir de zaman açısından çaresizliğe düştüğü muhakkaktır.

Bütün bu açıklamalar varlığın her türü için genişletilebilir. Benim parçalar halinde açıkladıklarımı bütünleştirip bir tek açıklama da yapmak mümkün olabilir. Fizikçiler tarafında şöyle bir yargıda bulunuluyor: Ortamda (evrende) oluşun (yaşamın) varlığı (sürmesi) için bir tasarımcıya ihtiyaç yok! İşte bu bile insanın temel yapıtaşlarının doğal olarak söyletebileceği bir ifadedir. Eğer evreni belli bir sabiteyle ve bir şekille açıklıyor ve bunu da yeterli görüyorsanız, tariflerin getirdiği kolaylık insana bunu söyletir elbette! Ama antropik çaresizlik işte tam da burada insanın paradoksunu ortaya koyar.

İnsan maddesel yapısına rağmen olumlu-olumsuz, doğru-yanlış, iyi-kötü ve daha ne farklılık varsa, her biri diğerinden farklı olacak şekilde, kendi özel ve bu evrende diğer canlılardan üstün iradesini kullanarak, dışavurumlarında ve yarattıklarında bir etkide bulunmaktadır. Etki içinde kararla meydana çıkan hedef, amaç, tasarım ve gerekçe olmaktadır. Maddenin halini isterse değiştirebilmektedir.

Sadece insanın kendi evreni içinde değil, tüm evrenler içindeki farkları doğallıkla açıklama yapmak elbette mümkündür. Ancak tümünü aynı anda düşünelim! Tümü içinde ölçü, sınır, tarif, gerekçe, anlam nasıl tayin edilecek. Rastgele ilişkiyle mi? Bu kadar düzgün ilişki süreçleri eğer notaya dökülse, böylesine güzel bir melodi duymak mümkün olabilir mi? Ama bazıları şunu diyor: “Rezonans için gitarın teline rastgele vuruluyor…” Eğer bir uyum ve düzen var ise, bir ölçüden ve dengeden bahsediyorsak, rastgele bir şey olmaz. Ha, olan basit şekilde açıklanabilir: Bu evrende insan dâhil her şey bir çekirdek bir de elektrondan meydana geldi denebilir. Ama ilk rezonansın tarifini, sayısını insanın tarif etmesinin mümkün olamayacağı diğer evrenlerdeki farklı rezonansların melodisini neye benzeteceğiz?

İnsan merkezli yaklaşım temelde kendi eksikliğini ortaya koyar. Bu da çok doğaldır. Zaten insan bilebileceğini bu ortamında ifade edebilir. Ama her şeyin bu olduğunda iddiacı olamaz! Bu iddia bir budalalık olur. Kendi doğası-maddesi dışındakilerin getirisi ve götürüsü insan iradesi için bir sınavdır. Sınavdır, çünkü bir sonraki evren oluşumunun temel yapı taşlarının ölçüsüne uyum için daha şimdiden seçilmek gerekir. Hani “doğal seçilim” var ya, benzer şekilde!

Muttaki için kâinatın uyumu, imanla özetlenen bir sorumluluk bilincidir. İnsan merkezli insan kâinatın uyumu çerçevesindeki bir konum için davranışlarında asla bencil değildir! Diğer yandan üstün iradeli ve bilinçli bir varlık olarak çaresizliğini en iyi bilendir. İnsan bundan dolayı kibirli olamaz! Zalim hiç olamaz!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Hayırseverliğin Geleceği

DİĞER YAZI

Bir Ev Ödevimiz Var

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi