Türkiye Jeopolitiğine Yeniden Bakış

Okuyucu

Jeopolitik gelişimi görmeyenler, değerlendiremeyenler, dahası vizyon sahibi olmayanlar, kendi konumlandığı noktayı da doğru tarif edemezler! Konum tarifi yapabilmenin ilk adımı durumun farkındalığıdır. Size tamamen yeni bir perspektif, içerik ve sonuç odaklı jeopolitik eleştiri getiriyorum. Önce bazı sorularla ve tartışma tarifiyle başlayacağım açıklamalarına, sonra güncel güç odaklarının analizini yapacağım. Bunlar küresel açıdan değerlendirmeleri ve Türkiye açısından görünümü içerecek. Evet, var mısınız yeni ve sağlam bir Türkiye hikayesi yazmaya? Konumuz jeopolitiktir, kısır-iç politika değildir.

BAZI SORULAR

Akla gelen soruları hatırlayalım. Örneğin: Türkiye, Soğuk Savaş’ta bir Kenar Kuşak Ülkesi idiyse, bugün nasıl tarif edilmekte? Türkiye, enerji güzergahlarının kesişim noktasında mı? İklim Krizi ve Post-Ukrayna enerji hesaplarını dönüştürüyor mu? Küreselleşme nedir, küreselleşmenin başladığı zamanlar ile tamamlanma noktasına gelindiğinde hangi anlayışlar değişti, bunlar neyi gerektirir? Türkiye’nin kaç tane küresel markası ve güç odağı var?

Zaman Dördüncü Sanayi Devrimi, siber-uzayı, yapay zekayı, nesnelerin internetini, sanal dünyayı, bulutları vs. öne çıkardı, bütün değerleri değiştirdi, biz bu değişimin neresinde konumlanabildik? Eğer teknoloji ve işletimde rakip gördüklerimizden bugün bile geride kalan bir durumumuz var ise yarından itibaren, ne yönde ve ne denli çaba gösterirsek aradaki mesafeyi kapatabiliriz, kesin bileniniz var mı? Bu tür yeniliklerin icapları ile birlikte okuma yapmamız gerekiyor ve hikâyeyi yeniden yazmak zorunda olduğumuzu bilmemiz gerekiyor, öyle değil mi?

Siber-Uzay’a göre, Pasifik’e, Kuzey Kutbu’na, Yeşil Enerji’ye göre biz neredeyiz? Üretici miyiz, tüketici mi? Bir temel güzergâh mıyız, yoksa alt güzergâh mı? Mevcut yatırımlar kritik hub noktası menşeili mi, bir önceki adımla mı ilgili, Dördüncü Sanayi Devrimi öncesi ve Covid-19 ve Ukrayna savaşı çıkmadan önceki şartları karşılar nitelikte mi? Birer hizmet sektörü ve temel üretim çalışanı mıyız, yoksa en son teknolojilerin yüksek değerli ürünlerini üreten mi? Hangi stratejik ortaklarla beraber 2050’lerin projelerinde varlık gösteriyoruz, bu ortaklar ve projeler doğru mu?

Yaklaşık altmış yıl, Avrupa Birliği (AB) Projesi içinde neden olamadık? Bu sorudaki amaç nedenlerle uğraşmak değildir. AB’nin içinde olmakla olmamak arasındaki farkı anlamaktır. Eğer AB bünyesi içinde değilseniz, bugünün stratejilerinde ve jeopolitiğinde bir çok imkandan yararlanamazsınız. Neden önemli? AB’yi projelendirenler zaten bütün jeopolitik okumaları üst üste koyarak bir muhasebeyle bu noktaya geldiler. Zaman içinde Türkiye nelerden mahrum kaldı, fazladan hangi sorunları karşılamak zorunda kaldı?

Örneğin, Şangay İşbirliği Teşkilatı içinde misiniz? Bugün Çin’e seyahat edebilmeniz mümkün olmuyor, sorunlar var, biliyorsunuz. Bunları nasıl aşacaksınız? Çin neden Türkiye’ye beklenen ölçekte yatırım yapmıyor da Yunanistan ve İsrail’e yapıyor?

Rusya ile birlikte birkaç proje yapmak Avrasyacılık mı? Kissinger ve Kohen’i bilmeyenler, bugün gelir karşımıza, size Dugin anlatırlar!..

Bu tür çabalar geleceğimizi teminat altına almaya yetecek mi? GSYİH’dan alınan pay 50 bin dolarlar mertebesine çıkacak mı? (Not: Metin içinde bundan böyle GSYİH yerine GDP yazacağım.) Eğer kiş başı gelir 50 bin dolarları göremez ise Türk halkının mevcut potansiyeli ile küresel ölçekte hangi tanımları yapabiliriz, beklentiler neler olabilir?

Eğer Türkiye, Batı dünyasının perspektifinden çıkmak için bir arayışa girer ise rakiplerce, örneğin ABD tarafından, bu gidişatı engellemek mümkün değil mi?

ABD, AB, G7 ülkeleri, NATO’yu da önlerin alarak, Rusya’yı adeta “törpüleyen” politikaları uyguluyor, savaş bile bunun içindeki bir yeni yöntemin uygulaması… Bu güçler bügün Rusya’ya yaptıklarının aynısını sırası geldiğinde başka ülkelere yapamazlar mı?

ABD, AB, G7, NATO ülkeleri örneğin Mackinder, Spykman, Mahan, Wells, Dohuet, Mitchell, Seversky, Sachaklian, Brzezinsk, gibi teorisyenleri bilmeden mi bu noktalara geldiler?

Neden bazı çevreler bugün Türkiye’nin NATO üyeliğini tartıştırıyor?

Peki, CIA ile ilgili bazı çalışma yöntemlerine vakıf mısınız?

Sanırım bu kadar yeterli…

TARTIŞMA

Buraya mevcut stratejileri, jeopolitik yaklaşımları, hatta yeni gelişmeleri tek tek yazmak isterdim, bunu başka bir zamana bırakayım. Asıl ifade etmek istediğim, bizim tekrar edip durduğumuz o hikayemiz! Acaba tekrar edip durduğumuz hikayemiz bugünden ve yarına olan şartları karşılayabiliyor mu?

Bu tür konularda şöyle bir baktım, içi boş, gerçekçilikten uzak ve kes-yağıştır türü yazılmış çok konu var. Akademiden bilirim, Suat İlhan’ın Jeopolitik, Güç Odağı Kuramı, isimli kitabı eğer bugün bize uygun hikayeyi anlatacak ise yetmez! İlhan’ın “Güç Odağı” dediği, eğer sadece stratejik seviyedeyse kabul edilebilir; bölgesel ve yerel seviyeler (veya katmanlar) jeopolitiğin konusu değildir.

Vakıf üniversitelerinin kitapları var, kes-yapıştır türü konularla dolu…

Uzmanların yazdıklarına bakıyorum ve şöyle düşünüyorum: Yazmış, ama kavrayamamış. Ne yapmak gerekir? Önce kavramak ve bu konunun felsefesinde derinleşmek gerekir. Bundan sonra yeni gerçekleri ve eğilimleri hesaba katarak bir jeopolitik anlatım ortaya koymak gerekir. Yoksa bizim hikayemiz sıradan sözlerle ve kes-yapıştır ifadelerle doldurulur. Yabancılar bakıyorlar, “Türkiye’de uzmanlar zaten bu işi bilmiyorlar, aman ellemeyelim devam etsinler,” diye düşünüyorlar.

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

ABD, ulusal güç unsurlarını küresel çapta kullanır. Uluslararası kurumlara fazlasıyla etki eder. GDP’si 25,34 trilyon dolardır (küresel ölçekteki payı yüzde 30). Doların rezerv gücü yüzde 62 civarındadır. Küresel sermaye piyasalarında etkisi yüzde 56 mertebesindedir. Anglosphere alanında, G7, AB ve NATO ülkeleri üzerinde etkilidir. Sert, Yumuşak ve Akıllı Güç uygulama kapasitesi en yüksek mertebededir. Dünyanın her yanında asker bulundurabilir, bu konuda mobilizasyonu ileri düzeydedir. 2021 yılı askeri harcamaları 801 milyar dolardır (küresel açıdan yüzde 38). Nükleer caydırıcılığı yüksektir. Enerji arzı, güvenliği ve piyasası yönleriyle etkilidir. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmiş, birinci derecede etki sahibi ülkedir.

ABD’nin önemli strateji / doktrinlere değineyim, örnek olsun:

  1. Roosevelt: II. Dünya Savaşı, Birleşmiş Milletler isimli ve gerçekçi uluslararası bir örgüt kurulması vizyonu.
  2. Truman: Birleşmiş Milletler (1945), Truman Doktrini (1947, Soğuk Savaş’ta Sovyet genişlemesinin sınırlandırılması, Yunanistan-Türkiye), Marshall Planı uygulandı (1948), NATO (1949).
  3. Eisenhower: SSCB, Orta Doğu (1951).
  4. Nixon: Beş büyük siyasi ve ekonomik güç merkezi, Küresel kavramı (1971), Pekin ile diyalog (1971).
  5. Kissinger: Çin ziyareti (1971), Atlantikçilik (Kohen, Yeni-Atlantikçilik, 1990).
  6. Ford: Komünizmin çöküşünü başlatmak (1960).
  7. Carter: Yeşil Kuşak Projesi, Orta Doğu ve petrol fiyatlarına etki (1980 doktrini, 2022’de yenilendi).
  8. Reagan Doktrini: Güç ve meşruiyetin harmanlanması, Soğuk Savaş’ın Bitirilmesi, Küreselleşme (1986), Kent metaforu (Ben buna hayran kaldım, gerçekten 2070’leri tarif ediyor).
  9. Bush Stratejisi: Küresel İslami Terörle Savaş (2001).

ABD sistemi, bütünüyle bürokrasisi ve politikacıları, uluslararası sistemi inşa edebilecek inisiyatifi alıp ileri sürebiliyor. Ülkelerinin hikayesinin ilerisinde adımlar atıp, uluslararası ve dahi küresel hikayeleri de yazarak, diğer bütün ülke ve kurumları bu çerçeve içine katabiliyorlar. Sonra kızıyoruz, tepki veriyoruz, hatta karşı oluyoruz…

Bu eleştirel gözle bakmaya devam edelim. Yakın dönemdeki ABD strateji / doktrinleri neler?

  1. Barack Obama (2010), ABD’nin ilk Ulusal Okyanus Politikası (2013, ABD Ulusal Okyanus Konseyi, Ulusal Okyanus Politikası Uygulama Planı) olan planı devreye koydu. 
  2. Obama Doktrini: Yumuşak Güç (2010), Vekalet Savaşı (2016) başlattı.
  3. Hillary Clinton (2011) ise ABD’nin önceliğinin Asya-Pasifik’e kaymasını önerdi. “Siyasilerin geleceği, Afganistan veya Irak’ta değil, Asya’da kararlaştırılacaktır ve ABD hareketin tam merkezinde olacaktır.” Bunun üzerine ABD Deniz Gücü, %55 oranında Pasifik’e konuşlandırıldı. Joe Biden’ı (2021) merak ediyoruz: Demokrasi, Müttefiklik, Siber-Uzay!
  4. Biden Doktrini: Joe Biden işbaşına gelmeden önce ne yapacağının sinyallerini vermişti. Esasen Barack Obama’nın devamı olarak bakanlar da az değil. Hatta Putin’e “katil” demesi bile boşa değildi. Sözü uzatmadan ifade edeyim. Biden Doktrini ne, bakalım: “Amerikan halkı ve dünyadaki insanlar için ortak değerlerimizi savunmak, ortak çıkarlarımızı geliştirmek ve yeni ve hızlanan küresel zorluklar karşısında bile demokrasinin gerçekleştirebileceğini göstermek için ortaklar ve müttefiklerle birlikte çalışan güçlü bir Amerika!

Bizdeki bazı çevrelere bakarak söylüyorum, demek ki bu çevrelere göre ABD’deki Müesses Nizam stratejiyi ve jeopolitiği bilmiyormuş!.. Bu mu? Peki bizler bugün hangi konuları tartışıyoruz?

  • ABD AÇISINDAN TÜRKİYE

Soğuk Savaş zamanında ABD için Türkiye’nin bir önemi var idi. (Her ne kadar önemli konularda ABD Türkiye’nin karşısına dikildiyse de…) Tek Kutuplu Dünya’da bu değerin azaldığı görüldü. Hatta 1 Mart (2003) Tezkeresi olayı ile Türk-Amerikan politikaları olumsuz bir yöne kaydı. ABD, Türkiye olmadan da bölgedeki çıkarlarını sürdürebileceğini gördü, düzenlemelerini yaptı. Bunun için Türkiye yerine İsrail’i yerleştirdi.

RUSYA

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Rusya, ulusal güç unsurlarını küresel çapta sınırlı kullanır, daha çok birkaç bölgesel alana odaklanabilir. Eski Sovyet zamanındaki nüfuz alanları üzerinde yeniden genişleme yaratmak ister. Uluslararası kurumlara sınırlı etki eder. Ruble’nin rezerv gücü yoktur. Sert Güç uygulama kapasitesi vardır. Daha ziyade Avrasya’da asker bulundurabilir, bu konuda mobilizasyonu sınırlı düzeydedir. 2021 yılı askeri harcamaları 65,9 milyar dolardır (küresel açıdan yüzde 3,1). Nükleer caydırıcılığı yüksektir. Enerji arzında etkilidir. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü henüz geliştirebilmiş değildir. GDP’si 1,83 trilyon dolardır.

  • RUSYA AÇISINDAN TÜRKİYE

Çarlık Rusya’sında Osmanlı toprakları Rusya’nın açılım istikametindeydi. “Sıcak denizlere inme” hedefi bunu en iyi tarif eden husustur. Soğuk Savaş’ta düşman devletler idik. Tek Kutuplu Dünya düzeni sonlarına doğru Rusya Federasyonu tekrar güçlenme sürecini yaşadı. 2012 yılı itibariyle Rusya kendi bölgesine yakın sorumluluk ve ilgi alanlarında, özellikle Karadeniz, Kafkaslar, Hazar, Orta Asya, Akdeniz, Kuzey Afrika, Türkiye ve Orta Doğu bölgelerinde çabalarını yoğunlaştırdı. (Kırım işgali 2014.) Halen Rusya, Türkiye’nin bölgesel meselelere odaklanmasını sağlayacak ve NATO’dan uzaklaştıracak türden politikaları sürdürmektedir. Bir de şunu aklımızda tutalım, İsrail nüfusunun önemli bir kısmının Rusya’dan göç ettiği gerçeğinden hareketle Rus-İsrail ilişkileri devam etmektedir.

ÇİN HALK CUMHURİYETİ

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Çin, ulusal güç unsurlarını küresel çapta kullanmak yolunda gelişme göstermektedir. Uluslararası kurumlara belli ölçülerde etki eder. GDP’si 19,91 trilyon dolardır (küresel ölçekteki payı yüzde 23). Renminbinin rezerv gücü yüzde 1.9 civarındadır. Çin’in en büyük eksiği veya en fazla yapmak istediği renminbinin gücünü ABD dolarına yaklaştırabilmek ve hatta geçebilmektir. Küresel sermaye piyasalarında etkisi gelişmektedir. Hint-Pasifik ve Afrika’da bazı bölgelerde etkilidir. Sert Güç uygulama kapasitesi vardır. Kendi bölgesinde asker bulundurabilir, bu konuda mobilizasyonu düşük düzeydedir. 2021 yılı askeri harcamaları 293 milyar dolardır (küresel açıdan yüzde 14). Askeri modernizasyonunun ilk önemli aşamasını 2027’de tamamlama hedefini sürdürmektedir. Nükleer caydırıcılığı henüz gelişmektedir. 2027’de 700 adet, 2035 yılında ise 1.000 adet nükleer harp başlığına sahip olmayı hedeflemektedir. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmiş, birinci derecede etki sahibi ülkedir. ABD’li yetkililer bu gidişatla Çin’in, kendilerini 2035 yılında her yönüyle geçebileceğine dikkat çekmektedir. O halde bu tarihe kadar küresel güç veya hakimiyet yarışı çok acımasız geçecektir. Enerji tüketicidir.

Çin’in bazı planlarını buraya ekleyelim:

  1. Mao Zedong’un (1970) Üç Dünya Teorisi var. (1. Dünya, emperyalist ABD ile sosyal-emperyalist SSCB’den oluşur. 2. Dünya, onların tahakkümündeki Avrupa ülkeleri, Kanada, Japonya, Avustralya gibi ülkelerden oluşur. 3. Dünya, Çin Halk Cumhuriyeti’nin dahil olduğu bağlantısız ülkelerdir.)
  2. Deng Xiaoping’in (1978) Reform ve Dışa Açılım (Sonraki Başkanlar, Barışçıl Yükseliş ve Kalkınma Politikaları).
  3. Xi Jinping’in (2012), Küresel Politikalar (Şöyle: ‘2050’ye kadar Ülke dünya ulusları arasında gurur duyacağı bir yer edinecek.’) olarak bilinen hedefleri var.

Çin’in Bir Kuşak Bir Yol Projesi (BRI) veya daha fazla kullanılan ifadeyle İpek Yolu Projesi esasında Arktik bölgeyi de kapsamaktadır. Ancak çok sayıda ülkeyi, ekonomiyi, pazarı, nüfuz alanlarını kapsaması nedeniyle asıl karasal aksı düşündüğümüzde ABD’nin Pekin’den Frankfurt’a (veya Londra’ya) uzanan yolu nasıl engelleyebileceğine dikkat sarf ettiği düşünülmelidir. 

Çin’in proje ve programları neler?

Ulusal Kalkınma ve Reform Komitesi (NDRC), Kuşak Yol Girişimi (BRI).

  1. İkili Dolaşım Stratejisi: Küresel entegrasyon aşamasındayken, dayanak noktasının odağını iç gelişmeye yönlendirmek.
  2. XIV. Beş Yıllık Planı (2021-2025).
  3. Made in China 2025” (MIC 2025) Projesi.
  4. Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB).
  5. AB-Çin Kapsamlı Yatırım Anlaşması (CAI).
  6. Asya-Pasifik’te Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP).
  7. Güney-doğu Asya’da ASEAN.

Çin’in gelişme takvimini buraya not edelim: Her bir konu için zaman 2049’dur, Büyük Gençleşme ana hedefinin tamamlanması tarihidir.

  • ÇİN AÇISINDAN TÜRKİYE

Çin kalkındı. Şu an küresel güç konumunda, Dördüncü Sanayi Devrimi içinde rol alan ve ABD’nin asıl rakibi, hatta düşmanıdır. Çin, küresel düzlemde Rusya, bölgesel açıdan İran ile ilişkilerini sıkı tutmaktadır. Enerji ve maden ihtiyacını Rusya, Orta Asya, Orta Doğu, Afrika bölgelerinden temin etmektedir. Ticaretini Avrupa ile diri tutmaktadır. Çin, Türkiye’yi tarif ederken, “ABD yanlısı politikaları izliyor, Uygur meselesini kaşıyor,” görünmektedir. Çin bu nedenle Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek yerine, AB üyesi Yunanistan, Orta Doğu ve Afrika bölgelerinde aktif İsrail ile geliştirme yolunu seçmektedir. Alman-Çin ortaklık derecesi yüksektir. Çin için Avrupa Birliği’nin işbirliği önemlidir. İsrail ise ilk kalkınma hamleleri başlarken Çin’den bazı imtiyazlar almış ve ortaklıklar kurmuş bir ülkedir. Çin’in Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifi (BRI), Kuzey Kutbu, Hint-Pasifik ve karadan klasik İpek Yolu ile gelişmektedir. İpek Yolu’nda Türkiye, Çin için bir hub noktası ve transit güzergah olamamıştır.

AVRUPA BİRLİĞİ

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının tam da kalbinde yaşamışlardır (Core Point). Rusya ile iç içedirler. AB, ulusal ve birlik açısından güç unsurlarını küresel çapta kullanır. Uluslararası kurumlara sınırlı etki eder. Avro bölgesinde GDP toplamı 13 trilyon dolar kadardır (küresel ölçekte payı yüzde 15). Avronun rezerv gücü yüzde 20 civarındadır. Küresel sermaye piyasalarında etkisi gelişmektedir. Bölgesinde ve eski sömürge alanlarında belli ölçülerde de olsa (Afrika’da, Orta Doğu’da, Hint-Pasifik’te) etkilidir. Sert ve Yumuşak Güç uygulama kapasitesi vardır. Özellikle Fransa’nın çeşitli coğrafyalarda asker bulundurması söz konusudur. AB’nin bu konuda mobilizasyonu sınırlıdır. Enerji arzında etkilidir. Nükleer caydırıcılığı sınırlıdır. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmiş, ikinci derecede etki sahibi ülkedir.

Para birliği Eurozone bir güç oluşturur niteliktedir. Dikkatinizi çekmiştir, Avro ile ilgili birlik çalışmalarına Birleşik Krallık AB üyesi işken de ilgilenmemiştir. Zira para birimi sterlinin ve Londra Stock Exchange’nin gücü zaten küresel değerleri temsil eder. nitekim küreselleşmeyi takip etmeleri ve zamanında bugünün değerlendirmelerini yaparak Birleşik Krallık, AB’den çıkmıştır (Brexit). Bu boşa bir hamle değildir. Ancak jeopolitik açıdan buraya not etmemin sebebi şudur, eğer Avrupa ana kıtası ile Britanya tam ortak olsa idi bugün dünyadaki bütün politikalarda değişiklik görülmesi söz konusuydu. İşte size jeopolitik açıdan gerçekçi bir hikaye oluşturma örneği!

  • AVRUPA BİRLİĞİ AÇISINDAN TÜRKİYE

Soğuk Savaş sonrasında AB kalkınmasına önem verdi, küreselleşti, Avro Birliği’ni sağladı. Türkiye’yi bir pazar olarak görmektedir. Orta Doğu ve Doğu ekseninden Avrupa’ya, Türkiye’nin bir enerji güzergahı olması açısından efektif projelerin aktifleştirilmesini isteyebilir. AB ülkeleri, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyayı kat ederek, güç ve terör nedeniyle gelebilecek olumsuzluklardan dolayı bir işbirliğine ihtiyaç duyar.

BİRLEŞİK KRALLIK

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nı yaşamışlar, liderlik etmişlerdir. Fazlaca dikkat çekmeyen bir gerçek vardır, Londra’da biriken sermayenin 1/3’ünün 1913-1914 yıllarında New York’a taşınmasıdır. Bu tarihi bir değişim çizgisidir. Zaten sonrasında büyük savaşlar çıkmıştır, uluslararası sistemde ABD’nin liderlik hikayesi başlamıştır. Hatta kurumsal yapılar dahi ABD merkezli olmaya başlamıştır (Örnek, Cemiyet-i Akvam’dan Birleşmiş Milletler’e).

Arada deniz olsa da coğrafya ve nüfuz bakımından Rusya ile iç içedirler. Birleşik Krallık, ulusal güç unsurlarını küresel çapta kullanır. Uluslararası kurumlara etki eder. GDP’si 3,37 trilyon dolardır. Poundun rezerv gücü yüzde 4,5 civarındadır. Küresel sermaye piyasalarında etkisi yüzde 33,5 mertebesindedir. Anglosphere alanında, G7, AB ve NATO ülkeleri üzerinde etkilidir. Sert, Yumuşak ve Akıllı Güç uygulama kapasitesi yüksektir. İstediğinde dünyanın çeşitli yerlerinde asker bulundurabilir, bu konuda mobilizasyonu yeterlidir. 2021 yılı askeri harcamaları 68,4 milyar dolardır (küresel açıdan yüzde 3,2). Nükleer caydırıcılığı vardır. Enerji arzında ve piyasasında etkilidir. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmiş, birinci derecede etki sahibi ülkedir.

  • BİRLEŞİK KRALLIK AÇISINDAN TÜRKİYE

Osmanlı Devleti’nin sonlarında ve İkinci Dünya Savaşı’nın süreçlerinde Birleşik Krallık’ın Türkiye ile ilişkisi çok yakın oldu. Aslında bölgede (ilk adımlar Wilson Prensipleri zamanı olsa da) daha ziyade İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1950’lerden itibaren ABD etkisi arttıysa da Birleşik Krallık bu bölgeyi en iyi bilen güç olduğundan her bir zeminde kendine yer tuttu. ABD, Rusya, Avrupa ana kıtası güçleri ile birlikte vaya rakip olarak Birleşik Krallık, Türkiye’de hep etkili olmak istedi. Türkiye’yi iyi bilen Birleşik Krallık geri planda veya bazen önde tutarak ilişkilerini sürdürmektedir.

GELİŞMİŞ-7

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

G7 ülkelerinin esasen kurumsal bir yönü yoktur. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı da gösterdi ki, “ABD ve Ortakları” bağlamında bu ülkeler, Rusya’ya karşı özellikle yaptırımlar ve politik bakış açısından ortak hareket ettiler. Demek ki bu dünyada sermayeyi ve işlem hacmini elinde tutan, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve kurumsal yapısıyla Avrupa Birliği, bundan böyle gerektiğinde bir güç odağı olarak hareket edebilmektedir. Haliyle G7 içerisinden bakarsak Japonya ve Kanada da ABD ve Ortakları grubundadır. Eğer Hint-Pasifik’te bir gerginlik veya çatışma olacak ise (ki bekleniyor) o halde G7, Rusya’ya uygulandığı şekliyle bazı fiili yaptırımlara dahil olabilir, olasılığı yüksek bir güç yansımasıdır.

G7 ülkeleri Rusya’ya karşı tavrında da görüldüğü üzere “Batı tipi demokrasi” ve “Batı tipi serbest piyasa ekonomisi” savunmaktadır, bunları istenilen biçimde uygulamayan ülkelere karşı birlikte hareket etmektedirler. Ana motivasyon motifi budur.

G7 ülkelerinin rezerv para gücü yüzde 95 civarındadır. Dünyada ekonomik büyümeyi ve sosyo-kültürel ve teknolojik yenilikleri büyük ölçüde bu ülkeler yönlendirirler. Yeşil enerji yatırımları ile Dördüncü Sanayi Devrimi dönüşümü için şartları yine büyük ölçüde bunlar belirlerler. Daha başka bir ifadeyle küresel vizyon bakımında Çin’i bir tarafa bırakırsak, geri kalan bütün belirlemelerin kararlarını bu ülkeler verirler. G7’nin ortak hareketle, ilgili ülkelerden ayrıca, Ticaret ve Siber (en basitiyle Enformasyon) Savaşı yapma kapasitesi vardır.

GDP’lere burada (toplamına) bakalım: Kanada (2,22 trilyon dolar), Fransa (2,93 trilyon dolar), Almanya (4,25 trilyon dolar), İtalya (2,06 trilyon dolar), Japonya (4,91 trilyon dolar), Birleşik Krallık (3,37 trilyon dolar), Amerika Birleşik Devletleri (25,34 trilyon dolar). AB toplamını buraya koymadım. Bu ülkelerin GDP toplamı 45,08 trilyon dolardır. Küresel toplam 85,18 trilyon dolar olduğuna göre bu G7’nin payı yüzde 53 yapmaktadır. (2022, IMF verileri)

Artık G7’yi, ABD ve Ortakları içinde gördüğümüze göre şöyle muhasebe edelim, G7 dünyadaki zenginlik bakımından yarıdan fazlaya sahip bir güçtür, politik ve ekonomik çizgisi bellidir, bu açıdan hakimiyetini başka görüştekilerle paylaşmaz, ama onları kendi sistemi içinde tutmak ve kullanmak ister.

Burada özellikle Japonyaya değinmek isterim. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nı yaşamıştır. Çin’in yanıbaşındadır. Japonya, ulusal güç unsurlarını bölgesel çapta kullanma kapasitesine sahiptir. Ekonomik ve teknolojik performansını ise küresel çapta kullanabilir. Uluslararası kurumlara sınırlı etki eder. GDP’si 4,91 trilyon dolardır. Yenin rezerv gücü yüzde 5,2 civarındadır. Küresel sermaye piyasalarında etkisi gelişmektedir. Yumuşak Güç uygulama kapasitesi vardır. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmiş, ikinci derecede etki sahibi ülkedir. Japonya bir küresel çatışma ortamında kolaylıkla nükleer silah üretme becerisine sahiptir.

  • G7 AÇISINDAN TÜRKİYE

Japonya-Türkiye arasında ticaret ilişkisi vardır. G7’de Türkiye’nin yeri ticaretle, bölgesel imkanlarıyla ve konumuyla alakalıdır. Şu ana kadar küresel eğilimler ve ekonomik gelişmeler hakkında istikamet belirleyen G7’nin bundan böyle yaptırımlar (ve izolasyonlar) ile de sahne almaya başlaması neticesinde Türkiye’nin de bu gerçek-fiili durumu dikkate almasında yarar görülebilir.

ANGLOSPHERE

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Anglosphere nedir? Basitçe İngilizce konuşan 5 ülke (rumuzlarıyla); Birleşik Krallık/Britanya (UK/B), ABD/American (US/A), Kanada (CAN/C), Avustralya (AUS/A) ve Yeni Zelanda (NZ/Z). O halde şimdiye kadar saymadığımız Okyanusya’daki veya başka ifadeyle Hint-Pasifik bölgesi bağlamında Avustralya ve yeni Zelanda bu ortaklık ve müttefiklik birliğine bağlıdır dememiz gerekmektedir.

Anglosphere kapsamındaki anlaşmalara bakınız: ABCANZ Ordu Programı (Kara Gücü), Hava ve Uzay Birlikte Çalışabilirlik Konseyi, AUSCANNZUKUS (Deniz Gücü), Sınır Beş, Müşterek Muhabere Elektronik Kurulu, Beş Ülke Konferansı (Göçmen), Beş Göz (UKUSA, İstihbarat), Beş Ülke Pasaport Grubu, teknik İşbirliği Programı (Bilim ve Teknoloji). Bütün bu anlaşmalar İkinci Dünya Savaşı zamanındaki fikre ve tertiplenmeye göre belirlenmiştir. Her biri zaman içinde geliştirilmiştir. Geliştirilmiş halleriyle Soğuk Savaş sonrasında özellikle 2004 yıllarından itibaren anlaşmalar güncellenmiştir. Şimdi de AUKUS’u devreye koydular. Anglosphere kapsamında işbirliği serisinde atılmış bir adım ve konunun merkezinde nükleer takatli denizaltılar olacak. AUKUS, Avustralya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki nükleer denizaltı programı. Genişletirsek, askeri, güvenlik, teknoloji, siber alanlarda işbirliği içinde hareket edecekler. 

Anglosphere ülkeleri, ulusal güç unsurlarını küresel çapta kullanırlar. Birlikte ABD ve Birleşik Krallık hakimdir. Sert, Yumuşak ve Akıllı Güç uygulama kapasiteleri vardır. Küresel çapta asker bulundurabilirler, bu konuda mobilizasyonları ileri düzeydedir. AUKUS ile birlikte Antarktika’dan Hint-Pasifik’e kadar denizlerin kontrolü de yapılabilecektir. Nükleer caydırıcık vardır. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmişlerdir.

  • ANGLOSPHERE AÇISINDAN TÜRKİYE

Türkiye’nin bu yapı ile veya buna ilişkin bir düşüncesi olmamaktadır. Sadece son dönemde AUKUS devreye konunca bunun varlığını tekrarlar olmuştur. Halbuki Anglosphere ülkeleri tam bir askeri ittifaktır. Hemen yukarıda oluşumlarını ve işlevlerini ifade ettim. Ayrıca unutulmasın, Birinci Dünya Savaşı’nın Çanakkale cephesine Birleşik Krallık, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan (ANZAC) askerleri bu yapı içinde seferber etmiştir. İstendiğinde yeni bir dünya savaşı olduğu takdirde bu ittifak derhal seferber olabilmektedir. Türkiye de bunu böyle değerlendirmelidir.

HİNDİSTAN

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Hindistan, Çin-Rusya ekseniyle Batı ekseni arasında önemli bir ülkedir. Hint-Pasifik bölgesinde en etkili yerdedir. Nüfusu yüksektir. Çin, ulusal güç unsurlarını küresel çapta kullanmak yolunda gelişme göstermektedir. Uluslararası kurumlara sınırlı etki eder. GDP’si 3,53 trilyon dolardır. Küresel sermaye piyasalarında etkisi gelişmektedir. Bölgesinde Sert Güç uygulama kapasitesi vardır. 2021 yılı askeri harcamaları 76,6 milyar dolardır (küresel açıdan yüzde 3,6). Nükleer caydırıcılığı vardır. Enerji tüketicidir. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmektedir.

  • HİNDİSTAN AÇISINDAN TÜRKİYE

Türkiye’nin Hindistan ile ilişkisi ileri düzeyde değildir.

KUZEY ATLANTİK ANDLAŞMASI ÖRGÜTÜ – NATO

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Adı bir Atlantik savunma örgütü olan NATO, 2019’dan itibaren tamamen küresel misyonu üstlenmiştir. Çin, Arktik bölge ve siber-uzay görev alanı içindedir. Ukrayna Savaşı ile birlikte NATO’nun caydırıcılığı daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Ukrayna ordusu savaş esnasında fiilen dönüştürülmüştür. Finlandiya ve İsveç genişleme sürecine başlamıştır. Bu durum Arktik bölge ekseninde önemli olacaktır.

Şöyle ki:

  1. NATO ülkeleri dünya Gayri Safi Milli Hasılası’nın ve askeri kapasitesinin yüzde 50’sine sahip en güçlü örgüttür.
  2. NATO verdiği güvenlik sayesinde halen dünyada 1 milyar civarında insan huzur içinde yaşamaktadır.
  3. Dünyada büyük bir değişim söz konusudur. Bu değişime göre Çin ilk sırada ele alınması gereken bir güç oldu. NATO buna yönelmiştir. Arktik bölgenin deniz yoluna açılması diğer önemli bir gelişmedir. Çin ve Rusya açısından Arktik bölgede NATO’nun görevleri söz konusudur. Dolayısıyla Çin, NATO’nun görev alanına bir şekilde girmiş oldu.
  4. NATO’nun Kara, Deniz ve Hava kabiliyetleri mevcutken, Siber-Uzay kabiliyet de kazanıldı. Siber ve Uzay bahsi dolayısıyla NATO, küresel çapta imkanlara kavuşmuştur. Görev alanı gelişince perspektifi ve sahadaki işlevleri de gelişmiştir.
  5. Ukrayna Savaşı öncesinde NATO ile Rusya arasında görüşmeler yapıldı, ancak güvencelerde anlaşma sağlanamadı. Özellikle Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) konusunda yöntem belirlenmesi ve bir anlaşmaya gidilmesi hususu masaya yatırılmalıdır. NATO’nun nükleer caydırıcılık görevi artırılarak sürdürülecektir.
  6. NATO kurumsal çalışmasında terörle mücadele konusunda yeniden bir hazırlığa ihtiyaç vardır.
  7. Kuvvet hazırlıkları artırılmıştır. 30 günde 30 tabur, 30 filo, 30 gemi harekât yapabilecek durumdadır. Siber konusu ile erken ihbar, muhabere ve seyrüsefer kabiliyetleri güçlendirilecek, 5G ve Dron ile gözetleme kabiliyetleri artırılacaktır. Mevcut AWACS’lar geliştirilmiştir. Kritik altyapı tesis ve kabiliyetlerin güvenliği artırılmıştır.
  8. Üye ülkelerin Gayri Safi Milli Hasılası’nın yüzde 2’si NATO’ya verilmektedir (istisnai ülkeler var). Bunun kabul görmesi muhtemeldir. NATO bütçesi 2019 değeriyle 130 milyar dolara karşılık gelen bir miktardır. Ukrayna Savaşı döneminde projeler hızla artma göstermiştir. NATO’nun yüzde 85’lik bütçesi ABD’nin olunca haliyle patron da kendisi oluyor.

NATO’da sorunlu ülke kim? Fransa mı? Bu soru daha fazla sorlacaktır…

  • NATO AÇISINDAN TÜRKİYE

Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahiptir. Son dönemde, özellikle Joe Biden’ın Başkanlığındayken, Türkiye’nin üyeliğinin NATO içerisinde tartışmalı hale getirilmiş olması dikkat çekmektedir. Türkiye savunma ihtiyacı için Rusya’dan silah sistemi alır almaz, ABD’deki bazı gruplar tarafından bu bir Türkiye’yi dışlama fırsatına dönüştürülmüştür. Türkiye, ABD’nin F-35 projesinden çıkarılmıştır. Türkiye’nin NATO’dan istediği terörle mücadele kapsamındaki destek, özellikle ABD ve Avrupa Birliği üyelerinin farklı bakış açıları nedeniyle bir türlü alınamamaktadır. Her ne kadar haritada Türkiye yine güney kanatta görünüyorsa da bu güncellenen misyona göre küresel amaçlara yönelen NATO’nun artık görev alanları çok boyutlu ve eksenli bir hal almıştır.

İSRAİL

  • KÜRESEL AÇIDAN DEĞERLENDİRME

İsrail, ulusal güç unsurlarını bölgesel çapta kullanır. Uluslararası kurumlara daha çok ABD üzerinden etkisi vardır. Dünyada Yahudi toplumlarının olduğu coğrafyalarda etkilidir. Sert ve Akıllı Güç uygulama kapasitesi vardır. Bölgesinde asker bulundurabilir, bu konuda mobilizasyonu vardır. 2021 yılı askeri harcamaları 24,3 milyar dolardır (küresel açıdan yüzde 1,2). Nükleer caydırıcılığı vardır. Siber-Uzay ve Dördüncü Sanayi Devrimi gereklilikleri bakımından dönüşümünü geliştirmiş, ikinci derecede etki sahibi ülkedir.

  • İSRAİL AÇISINDAN TÜRKİYE

İsrail için bölgede (Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Hazar, Ora Doğu, Akdeniz, Afrika) İran ve Türkiye en önde rakiplerdir. İsrail bölgesinde rakiplerinin kendi özelliklerine göre politikalarını belirler. İsrail bir AB ve NATO üyesi değildir, ancak ülkelerle ve kurumlarla AB ve NATO üyesi kadar iç içe ilişkileri vardır. ABD ve AB bölgede İsrail ile stratejik işbirliğini esas almaktadır. ABD ve Avrupa ile birlikte İsrail’in Irak-Suriye hattından Doğu Akdeniz’e çıkışı olan bir “garnizon devlet” kurma projesi adım adım sürdürülmektedir. Diğer yandan bu projenin aktörleri, benzer yönden, İsrail’in rakibi Türkiye’ye içten içe etki gösterecek adımları da atmaktadır; Türkiye’nin güney-doğusunda bir “anayasal özerklik” ilanı beklenmektedir. AB ve ABD bu projeyi dikkatlice sürdürmektedir. Bütün bunlar İsrail’in elini güçlendirmektedir.

TÜRKİYE

Ülkeler, kendilerine ait ekonomiden politikaya hikayelerini yazarlar, ama bu gerçekçi olmak zorundadır. Ülkeler için jeopolitik anlatım (hikaye), sadece kendi halkı için değil, aynı zamanda (jeopolitik olduğu nedenle) yerel, bölgesel ve küresel aktörler için de inandırıcı olmak zorundadır. Sonuçta, işlev itibariyle jeopolitik bir değerlendirmedir, fiil değildir; hareket tarzlarını ve içinden en gerçekçisini ileri sürer. Ancak, stratejiler, doktrinler ve politikalar bu akışı değerlendirmelere bakarak belirlenir. Eğer şu an elinizde gerçekçi bir hikayeniz yoksa, ileriye nasıl bakacaksınız, stratejiniz ne olacak? Hem 50-100 yıllık isabetli bir stratejiden bahsediyorum, Kırmızı Kitap’ta listelenmiş konu başlıklarından değil! Eğer inandığınız hikaye sizi daha da geliştirmeye dair değil de rakiplerin sizi kolay istismar etmesine zemin hazırlıyor ise bu pek yararlı bir bakış açısı olmaz. Rakiplerin stratejileri veya politikaları içerisinde kalırsınız.

Buraya bazı cümleler yazayım: “Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu’daki ateş çemberinin ortasında bir ülkedir, ayakta kalmak için mücadele etmek zorundadır!” “Türkiye, bir köprüdür, bu doğal olarak jeopolitik bir avantajdır.” “Türkiye’nin gönül coğrafyası geniştir, bölgesinde bu kültürel avantajından yararlanır.” Bunları ve benzerlerini yıllarca tekrarladık, öyle değil mi?

Bakın şimdi: En azından 40 yıldır terörle mücadele ediyoruz. ABD ve Rusya’nın rekabetini göğüslemeye çalışıyoruz. İsrail’in yayılmacılığına karşı düşünceler üretiyoruz. Almanya, Fransa, Britanya ile ilişkileri gidip geliyor, ama gerçek stratejik ortaklık mesafesine bir türlü ulaşılamıyor. Örneğin bu ülkeler Türkiye’nin üzerinde durduğu Kıbrıs meselesine bile mesafeliler, ancak oldubitti ile Rumları “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak AB’ye alıverdiler, deniz sınırlarını İsrail’e (Levant’a) dayadılar.

Burada hikayenin gelişimi ne? Helen bir “ateş çemberi” ve bunun bizi yakan bir yönü var mı? Var. Gönül coğrafyamızdan somut ne kazandık? İsrail’in somut adımları daha hızlı gelişti. İsrail gitti ve bazı Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleriyle “normalleşme” adıyla anlaşma yaptı mı, hatta bu süreç devam ediyor mu? ABD bu projenin çabası içerisinde. Boru hatlarımız var, ama bize gelen enerji üzerinde kimler karar mercii, fiyatları kimler belirliyor, enerji piyasasında ne denli etkiliyiz? Yollarımız, limanlarımız üzerinden ticaret akıyor, ama örneğin İpek Yolu neden Anadolu’nun yanından geçti?

Geçen gün Suudi Arabistan Veliaht Prensi geldi, bir uzman değerlendirme yapıyor. Şöyle dedi: “Ukrayna Savaşı bu bölgede Türkiye’yi jeopolitik açıdan tam da merkeze konumlandırdı, bunu gören Prens Selman Türkiye’ye geldi, anlaşmalar yapacak…”

Türkiye’nin coğrafyasının ne olduğunu bilmek ile jeopolitik anlatım arasında çok fark var; biri dört işlem, diğeri türev almak gibidir. Cahilce söylenmiş bu sözün içinde “jeopolitik” sözcüğü geçti diye anlatım eksiksiz ve akademik bir hal mi aldı? Bu jeopolitiğin alfabesine bile gelinemediğinin kanıtıdır.

Hem burada (akademik açıdan eleştiriyorum) bir fonksiyon kuramamaktan bahsetmek isterim: Değişkenlerin her biri fonksiyonun girdileri olur, sonuçta bir çıktıya ulaşmanız gerekir. Hikayemizin değişkenlerini güncel-gerçekçi şekilde yazmadan ileri adım atmak mümkün değildir.

Ama olsun, söylendiği gibi merkezi bakış açısını irdeleyelim. Ukrayna-Rusya arasındaki savaş hangi jeopolitik kuramlarla ortaya çıktı? Başta bazı isimleri verdim ya, biri ikisi değil, hepsi ve bazı ilaveleriyle beraber çıktı. Mackinder, Spykman, Mahan, Wells, Dohuet, Mitchell, Seversky, Sachaklian, Brzezinsk hepsi var. Brzezinsk’nin haritaları tam olarak bu bölgeyi ve Çin bağlamını anlatıyor. Ayrıca bu konunun felsefi tarafı da var. Örneğin Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri (2004) çalışmasındaki haritasını inceleyin, bu harita ile 2018’den başlayarak ABD’nin oluşturduğu ittifaklar ve ortaklar açılımına bakalım: G7, NATO, AB, AUKUS, QUAD. O halde jeopolitik yaklaşımda bulunmak öyle kısır düşünmekle olmuyor, bir kere bunu aklımıza yazmamız icap ediyor.

Türkiye’nin jeopolitik teorisi şudur, diye bir açıklama beklemeyin, bu zaten böyle bir konu değildir. Buradaki mevcutlara bir Türk uzman çıkar ve yeni bir teori ekler ise ismen listeye onu da ekleriz, bu başkadır. Keşke olsa… Ama yapılması gereken şu, kendi hikayenizi yazarken bu teorilerin hepsinden ve daha çok yeni gelişmeleri de içeren hususlardan yararlanırsınız, sadece Mackinder’e bakıp Türkiye’ye bir hikaye yazamazsınız. Oldu mu?

Şimdi neden yeni bir bakış ile; Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği, G7, Anglosphere, NATO, İsrail (bunlar iç içe geçmiş olsalar da bütünüyle Batı demokrasisi ve serbest piyasa ekonomisini savunanlardır) bir yana; tam tersi yönde konumlananlar ise Rusya (otokratik yönetime sahiptir ve oligarşik kapitalizmi savunur) ve Çin Halk Cumhuriyeti (Komünist Parti egemenliğinde otokratik yönetime sahiptir ve devlet kapitalizmini savunur) gibi ülkeler ve güçlerdir, diyorum anlatabildim mi?

Hindistan henüz orta noktadadır. Ancak Hindistan’daki Anglosphere etkisini gözardı etmemek gerekir. Ayrıca bu denge durumu yeni sayılabilecek oluşum, ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya Dörtlüsü (QUAD) ile birlikte tekrar değerlendirilebilir.

Türkiye’nin stratejik seviyede Hint-Pasifik ile ilişkileri pek de ileri düzeyde değildir. Ticaret var, ama bu da Türkiye aleyhine tek taraflı sürmektedir.

Bu fonksiyonları kimler kuruyor dersiniz? Siz hangi kurulu fonksiyonda yer aldınız?

O halde Türkiye nerede konumlanıyor, sorusu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımla (tek NATO üyesi) Türkiye kendi hikayesini nasıl tarif etmelidir? Ortaklıkların aşırı olması gerektiği bir dönemdeyiz. Bu ortaklıklar sadece ticari değil, her alanda olmak zorundadır: Bilim-teknoloji, askeri-stratejik, sosyo-kültürel, iletişim-ulaşım, politik-diplomatik, siber-uzay, çevre-enerji…

SONUÇ

Ukrayna-Rusya Savaşı oluyorken, üstelik savaş başlayalı dört ay gibi bir süre geçmişken, Henry Kissinger gibi bir duayen politikacıyı, Dünya Ekonomik Forumu, Davos’ta kürsüye çıkaranların stratejiden ve jeopolitik teorilerden bihaber olduğunu söyleyen çıkarsa ona gülerler. Bu hatırlatma konunun önemini işaret eden sadece bir örnek idi.

Politik ve stratejik yaklaşımla ifade ediyorum, Türkiye’nin bir “bölgesel güç” olması doğrudur. Ancak jeopolitik teoriler açısında bölgesel güç diye bir şey yoktur, ifade edilse de anlamı olmaz. Olması gereken şekildeki jeopolitik teoriler yönüyle, Türkiye’ye ait bir hikayenin doğru yazılması gerekir. Size yukarıda özgün bir seçki ile konuları belirginleştirerek ve kümeleyerek bir takım ipuçları verdim. Ha, ülkem için olması gereken jeopolitik hikayeyi sen yaz derseniz, seve seve yazarım!

Üzülüyorum, gencecik bilim insanları ve kendine uzman yakıştırması yapanlar ya tam da bildiğimiz manada “particilik” yapıyorlar ya da kendilerinden hiç beklenmemesi gerekirken “cahilce” konuşuyorlar… Değişik yollarla öne çıkıp, kinaye ile söylenebilecek türden hikayeler anlatıyorlar…

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

1 Comment

  1. İstifade ettik, çeşitli vesilelerle ifade ettiğiniz bilgilerin sistemli bir şekilde yan yana gelmesi çok daha çarpıcı oldu. Teşekkürlerimi sunarım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Stratejik Kasırgada Biliş Seviyeli Sistemlerle Kaosun Yönetilebilmesi

DİĞER YAZI

Madrid’de Dörtlü Zirve ve Üçlü Mutabakat

Politika 'ın son yazıları

’Hırsız ABD’

Dün, bugün medyada Suriye, Rakka bölgesinde karayolu üzerindeki uzunca bir tanker konvoyunun video görüntüsünün yayımlanması üzerine

Pelosi Esintisi

ABD Temsilciler Meclisi Nancy Pelosi'nin Asya-Pasifik bölgesine ve bunun içinde Tayvan'a yaptığı ziyaret (2-3 Ağustos 2022)

Ortadoğu’da Bloklaşma

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Jeo Biden'ın uluslararası ilişkiler açısından çokça sözü edilecek bir ziyaret programı gerçekleşti.