din-ve-ibadet-istismari
Din ve İbadet İstismarı

Din ve İbadet İstismarı

535 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Yaratan’ın zatı bir muhabbet konusu değildir. O’nun zatı ve sıfatları dahil, emirleri, kainatın düzeni ve kanunları üzerine bilimsel çalışmalar yapılabilir, bu tür yararlı işler inceleme ve araştırma konusu olabilir; hatta astronomi, fizik, jeoloji, kimya, matematik vb dallarda konu irdelenebilir. Ama sanki (haşa) O’nun yanındaymış gibi garip anlatımlarla bir tür kişisel ayrıcalık elde etme işine tevessül edilemez. Hatta Peygamberimiz için de bu kaide geçerlidir. İbadet ederken dahi sürçü lisan eylemek kabul edilir bir hal değildir. Örneğin bir program yaparken, “O onu dedi, bu da böyle yaptı…” türünden açıklamalar hiç değildir.

Alemlerin (bu belki sayısız evren demek, belki bu evrende başka başka alemler demek) sahibi bir Yaratan’dan, evrenin oluşundan dürülüşüne kadar çeşitli haberlerin verildiği bir kapsamdan ve Kur’an’ın indiğinde başka akıllı yaratıkların da durumu izleyip inandıklarından haber veren bir dinden bahsediyoruz. Mecazla iletilene (müteşabihe) inanç ve bilinmezliğe (gaibe) mutlak iman için yalnız bireyi sorumlu tutan bir dinden bahsediyoruz. İlahi uyumluluğun hazzını kalbinde hissedenle hissetmeyeni (kalbi mühürlü olanı) birbirinden ayıran ve bu ayrımın sadece kendi hükmünde olduğunu öğrendiğimiz bir dinden bahsediyoruz. Sürekli genişleyen bir evrenden ve gelişen çok boyutlu bir bilinç atmosferinden bahsediyoruz. Öyle istismar edenin yanına kâr kalacak bir işten bahsetmiyoruz.

Din sözcüğünü kavrayamadan kendilerini dindar sınıfına yerleştirenler, devletin çarpık düzeninden faydalanıp bir yerlere gelenler ve Müslümanlıkta ruhban sınıfı olmadığı halde kendilerine benzer kisveler verenler özellikle Ramazan aylarını istismar fırsatı olarak kullanıyorlar, kendilerini “dini sohbet” işinde memur ediyorlar, Allah’ı (CC) bir sohbet konusu haline getiriyorlar. O, “Benimle kulum arasına girmeyin!” dediği halde, temiz insanlarla Yaratan’ı arasına girip bir tür aracılık yapma çabası içinde görülüyorlar.

Önce şunu söylemeliyim; din, kisvesi ne olursa olsun bir kimsenin ve herhangi bir zümrenin tekelinde değildir, kendilerine belirli bir kültür oluşturanların ise hiç değildir. Yapılan iş gelenektir, ananedir ve kültürdür. Özellikle televizyonlardaki Ramazan programlarına bakın, giyim, kuşam, sakal, tıraş, dil, anlatım, öyküler, örnekler, müzik, müzik aleti, vb ne varsa sergilenenler tek bir kültürel tarzı yansıtmaktadır. Halbuki din evrenseldir, her kültürü içine alır, ayrılığı, yaygın olmayı amaçlar, asabiyeye karşı durur.

Bundan dolayı başımıza neler gelmiyor ki? Örneğin bir yabancı haber kanalında veya internet sitesinde gösterildiği şekliyle, yanlış iş peşinde koşanlarla benim toplumum aynı kefeye konuyor. Bizim televizyonlarımızda olmadık program yapanlara tıpatıp benzeyen birileri kendince cihat sözcüğünü kullanarak, sebep ne olursa olsun diğerinin başını kesiyor, haberciler görüntülerin üzerinde “İslami vahşet” yazıyorlar. Bize dönüp, “Onlar da Müslüman, bunlar da!..” diyorlar, sınır kapılarında çeşitli muamelelere tabi tutuluyorlar. Hatta Peygamberimizi konu ederek olmadık yakıştırmalar yapıyorlar. Düşünün, iş nerelere gidiyor?

Siz dekor daha güzel diye anlayışlar değişiyor mu zannediyorsunuz? Sahnede söze daha fazla çalgı eşlik ediyor diye gösterinin çok beğenildiği mi düşünüyorsunuz? Çok görkemli ibadet şovları yapıp, bir yerlere varacağınızı mı hayal ediyorsunuz? Siz O’na ulaşanın “sadece takva” olduğunu öğrenemediniz mi yoksa? Takvayı mı bilmiyorsunuz, gözünüzde canlanmıyor, kendi kelimelerinizle açıklayamıyorsunuz, değil mi?

Kültür başka şeydir, inanç başka, din ise çok başka şeydir. Belli bir kültüre, yanlış bir inanca ve bu inanç sahiplerinin yöntemlerine benzemek bizleri dinen makbul olanlar sınıfına dahil etmez. Bilakis dinden, sahih İslam’dan uzaklaştırır. Sahih İslam’dan uzaklaşmış bir çıkarcının takvası olur mu, Allah’a (CC) ulaşır mı zannediyorsunuz?

Şirke sapmak böyle bir şeydir. Unutmayalım, Mekke ve Medine’de Peygamberimizin etrafında dahi birçok müşrik vardı. Kur’an kafirler kadar, belki daha fazla müşriklerden söz eder. Peki neden? Sizce bugünün müşrikleri kimler?

Müslüman, Hz. Muhammed’in (SAS) ümmetine denir. O kadar asırdır Müslümanız, bunun uzunca bir dönemi halifelikle geçti, daha ümmet olmayı öğrenemedik mi?

Peygamberimizin yaşadığı dönem itibarı ile Arap, Arapça, Arap müziği, yaşanan tarihsel vakıalar, aktarılan öykülerin ve sözü edilen kıssaların geçtiği coğrafya belli bir kültürel kimliği ifade edebilir. Ya daha sonra? Kelime-i şehadet getiren Hintli, Amerikalı, Rus, Kazak veya Türk, bugün ümmet olabilmek için Arap kültürel kimliğine mi bürünecek? Bu nasıl bir düşüncedir böyle? Ama bu işin ticaretini ve siyasetini yapanlar için değişik toplumların günlük yaşamına dahil edilen çeşitli cazip uygulamalar olabilir.

Saygı başka bir şey, dayatma başka bir şeydir. Bu her alanda aynıdır. Örneğin ben bir Müslüman olarak bütün değerlerime, kültürüme, Peygamberime, O’nun yaşadığı ve mücadele ettiği çağa saygı duyuyor ve bunları sahipleniyorum; ama birinin çıkıp bana, “Sen nasıl Müslümansın, tarif edilen şekilde olamıyorsun, gösterilen örnekleri de beğenmiyorsun?..” demeye getirmesine karşıyım.

Güya açıkgözler ya, cin gibiler ya! Cin gibi olacağınıza insan olmayı seçin, siz ancak böyle doğru bir yol izlerseniz Müslüman olabilirsiniz.

Sahneler, dekorlar, kostümler ve ışıklar değişiyor, ama Ramazanda belli bir kültüre benzer şekilde sürdürülen programcılar değişmiyor. Duaları kayda alsalar ve her yıl tekrarlasalar da olur, ama yeni kostümler, dekorlar ve sahnelerle program yapılmadığından arada para kazanan çıkmayacak, öyle değil mi? Para, kazanç, reyting, rant…

Masumane yaklaşanlar da var. “Bu Arap kültürü değil, Osmanlı kültürü,” diyenler de çıkabilir. Ben bir Osmanlı torunuyum, Osmanlı’ya, tarihine ve kültürüne de saygım sonsuzdur. Mesele Ramazanın o tarihte ne şekilde kutlandığı değildir, bugün yapılmak istenenlerin kötü bir sonuç ifadesi olup olmadığıdır. Sözlerim kültürel konularla dini konuları karıştırarak gelir elde edenlere ve dahi bu işte Yaratan’ı sohbet konusu edenleredir.

Asıl konu din ve ibadet değil mi?

Peki, o zaman bu yapılanlar birer kültürel program ise, gelenekle yerleşmiş ve örf adetten gelen bir tür etkinlik midir? Evet! Bu kadarını herkes kabul eder. Ama yine de içinde bir istisna var: Allah’ı (CC) bir muhabbet konusu yapmamak gerekir, O’nun adının geçtiği bir yerden maddi kazanç elde etme yolu seçilmemelidir.

Medyanın çokça kullandığı bir istismar cümlesi var: “Halk bunu istiyor!” Nasıl yani?..

Aşırı gidenler var ve kimse bunlara “dur” demiyor. Peki, bu kimin işidir? Hani kanunlarımız var ya, halkın dini ve milli değerleriyle oynayana verilen cezalar var ya… Burada ceza alması gerekenleri Allah aşkına belirleyebilecek bir yetkili yok mu? Konu çok mu karmaşık?

Ne yapılabilir? Kur’an okunur, hatim indirilir, meal ve tefsir konuları ile bilimsel tartışmalar yapılır ve dolayısıyla yapılan kişisel ibadetler dolaylı yollarla desteklenir.

Benim orucumu sen mi tutuyorsun? Benim ibadetime sen de mi ortak olmak istiyor, benden çok sen mi sevap kazanmak istiyorsun? Yoksa?..

Bir geleneğin devamcısı olacağınıza, benim üzerimden kazanç elde edeceğinize önce dininize sahip çıkın, bu daha yararlıdır. Peygamberimiz gelenekçiliği yıkmıştı, unutmayın! Eminim ki geleneği temsil edenlerden bir kısım bu yazıya karşı bir takım çıkışlar yapacak, bunu kendilerine hak görecek!

Bırak kardeşim, araya girmeye çalışma, ben kendi duamı ederim…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Muttakilik Yolu

DİĞER YAZI

Keyfi Sansür Uygulamaları

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka