kuresellesme-yolundaki-yonetsel-tartismalar
Küresel Düzen Yolundaki Yönetsel Tartışmalar

Küresel Düzen Yolundaki Yönetsel Tartışmalar

426 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Küreselleşme yönetsel açıdan kendi düzenini inşa etme yolunda ilerliyor. Bu yolda, mevcut hükümetlerin meydana getirdiği sorunları ve gelecekte ortaya çıkacak düzenin tarifini yapacağız. Teşhisin gerçekçi şekilde ifade edilmesi, buradan hareketle ortaya çıkan cari tartışmaların esas kaynağının yansız yorumlanabilmesi amacıyla sizlere analitik bir yaklaşımla sunulacaktır.

Giriş

Küresel bağlamdaki bir tartışmada hükümetlerin eleştirisini yapacağız. Bu makalenin temel önermesi; “küresel yapının kendi sistemini inşa etmeye devam edeceği, buna erken uyum sağlayanlar geçiş dönemini kolay atlatacakları, gecikenler ise küreselleşme ile gelen temel baskıların altında gereksiz yere kendilerini yıpratacaklarıdır.” Aslında bunu örneklerini görmeye başladık bile! Bu açıdan bakarsak, yeni sistem inşası için doğal gelişen ilerlemeye gereksiz bir direnç gösterilmesi hiç bir anlam taşımıyor görülmektedir.

Kişisel fikirlerimiz bu gelişmeyi kabul etmiyor olabilir. En azından şahsım, küreselleşmenin nihayetinde kurmak istediği tekdüze ve maddi bakış açısı baskın yaşam tarzını eleştirenlerdenim. Ancak yine de argümanım şöyledir: Sistemsel olarak engelleyemeyeceğim bu gidişat için, en azından bireylerin iç dünyalarını olması gereken yapı ile sağlam tutmayı işaret edebilmektir.

Diğer düşünce sahipleri, haliyle şimdiden kendi açılarından önerilerini geliştirebilirler. Veya burada da ifade edileceği üzere; ya teslim olurlar, ya da (yok olurlar demeye dilim varmadığından böyle ifade etmeyi tercih ediyorum) bir süre direnirler ve yıpranırlar. Kendi iç çekişmelerine hapsedilen toplumların inşa edilecek küresel yönetimdeki fonksiyonu haliyle az olacaktır. Bunun örneğini Birleşmiş Milletler daimi üyesi olan devletler bağlamında görmekteyiz. Buna benzer olarak, gelecekte de vizyon eksikliklerinden “kapıdan içeri girememiş” olanlar, sürekli sıkıntı halinde yaşamaya mahkum olabilirler. Eğer baskın yapılar tarafından daha şimdiden böyle bir tasarım var ise, doğalmış gibi görülen iç çekişmelerin neden ve nasıl geliştirildiğini de çıkarabilmemiz gerekir. Dolayısıyla politikacıların geniş ve uzun soluklu tasarımlara bakış açıları önemsenmelidir. Politika sadece bir ülkeyi ve seçim bölgelerini görme, gözetme işi değildir.

Bu konuda referans aldığım bazı çıkarımlar Peter Mandelson’un değerlendirmelerindendir. Onun, “daha iyi hükümetler için açtığı dosya” hakkındaki yazısı[i] bizim içine düştüğümüz bazı kavram kargaşasına sebep olan fikirlerimizi aydınlatır mahiyettedir. Aslında aydınlatma yerine, “gerçeği yüzümüze vuruyor” demek de doğru olabilir.

Kavramlar, Sistemler ve Kurumlar Listesi

Gerek düşüncelerimi, gerekse Mandelson’un argümanından çıkardıklarımı alt alta sıraladığımda, bir özet mahiyetinde olan ve sizin de odaklanmanıza yarar sağlayacak, şu listeyi yapmaktayım:

–       Kavramlar ve sistemler: Devlet, hükümet, küreselleşme, ekonomi, demokrasi, ulusallaşma, politika.

–       Kurumlar:  Birleşmiş Milletler (UN), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (WB), Avrupa Birliği (EU), Dünya Ticaret Organizasyonu (WTO), Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EU-BRD), Bölgesel Kalkınma Bankaları (RDB).

Zaman Konusu

Zaman ise gelecekle ilgilidir. 21. YY’ın kalanı için gerekenlerin düzenlenmesine ilişkin bir inceleme yapıyoruz. Ben başlangıcı (değişik vesilelerle işaret ettim) 2025 yılından sonrası olarak görmekteyim. Öyleyse sonuçları dünyanın son haline bakarak çıkaracağız ve teşhisi öyle yapacağız. Aslında tarihçi gibi bakarsak, incelemeye alınan “sorunlar” geniş bir zamana oturur. Bir stratejist gibi baktığımızda, başlangıç yakın gibi olsa da, işlerliği bakımından “çözümler”  uzun vadeli olmak durumundadır.

Sorunların Analizi

Küreselleşmenin baskısı altında kavram ve sistemler için ortaya koyabileceğimiz sorunlar şunlar:

–       Demokrasi: Hükümetlerin, toplumun, medyanın gelişmelerle sahip olduğu karne notlarına bakılırsa, demokrasinin hal ve gidişatı pek iç açıcı görülmemektedir; sistem gereği ve işin gerçeği, sürekli seçim kampanyasıymışçasına süren iktidar süreçleri politikacıları ve halkı yormaktadır; mali bağışlar haksızlık yaratmaktadır, bunlar sisteme müdahale anlamı taşır; demokrasi bu yapıyla küresel finans sorunlarını çözemiyor; yöneticiler (seçilmişler ve atanmışlar) sürekli birbirine ters düşmek durumunda kalıyorlar.

–       Hükümetler: (Küreselleşmenin yönetim baskısı arttıkça) Güven azalıyor, yavaş çalışıyor, kararsızlıklar var, yaratıcı değil, bozulmalar kolay oluyor, baskılar altında ezilen yöneticiler giderek artıyor. Hükümetlerin politik çıkarlara bağlı kalarak engelledikleri sadece lokal ve bölgesel konular değil, aynı zamanda çevre ve uluslararası kurumların yeniden yapılandırılması gibi alanlar da küreseldir. İleride görülecek, hükümet başkanları ve bakanlıklara olan baskılar artacaktır, kurumsal yapılarla ve medyayla, hatta hukuk yollarıyla.

–       Toplum: Çatışan bireyler artıyor, ailelerin zayıflaması söz konusu, temel ihtiyaçlar artıyor, lüks tüketime ilgi fazla, kamuoyu uçarı, çıkarcıların pişkinliği bir hayli fazladır.

–       Devlet: Federal ve eyalet tipi devletlerde dengesizlikler kolay gelişiyor; ulus devletler çoğu alanda küreselleşme için yetersiz kalıyor (zaten küreselleşme ulus sistemine en büyük baskıyı yaptığından aralarında doğal bir tepkime vardır); devlet destekleri toplumda ve küresel boyutta adaletsizlik yaratıyor (örneğin gelir dağılımı sorunu).

–       Ekonomi: Arz ve talep artıyor, sürekli yatırım ve büyüme gerekli görülüyor.

–       Medya: Hızlı haber döngüsü var, kendine çeki düzen vermeli, sanal ve aldatma bilgi dolaşımı sistemi çok çabuk etkiliyor.

–       Küresel çevre sorunları: İklim bozuklukları, küresel ısınma gibi sorunlar karmaşık ve tek elden çözülemeyecek devasa sorunlardır. Mevcut yapıdaki devletler bunları çözemezler.

Örnek

Bilinen örnek Avrupa Birliği’dir. Ama şimdiki haline getirilen kritik (tam da yukarıda ifade edilen sorunlara bağlıdır), işlemeyen bir sistemi tanımlıyor. Halbuki mevcut sorunları giderilse, küresel-aranan sistem için gerekli olan örneği açıklamaya yetecektir. O halde Avrupa Birliği’nin sıkıntılarına bakmak gerekir. Tek cümle ile özetlersek; “küresel politikalara lokal hükümetler, kamuoylarını bahane ederek engel koyuyorlar.” Eğer mevcut devlet sisteminin iç baskıları Avrupa Birliği’ne yansımaya devam edecekse, bu Avrupa Birliği fikrinin değil, mevcut sorunları devam ettirmekte ısrar edenlerin başarısızlığı olacaktır.

Birleşmiş Milletler’in durumu da ortadadır: Çok yıprandı ve daha da yıpranacaktır. El atılmayı bekleyen ve durumu en acil olan küresel kurumdur. Burada bir eleştiri yapalım: Eğer dünyada değişim olacaksa, bu küresel bakışı temsil eden bir kurumun çalışmasıyla mı inşa edilmeli, bazı güçlü ülkelerin inisiyatifiyle mi?

Ortaya Çıkan: Teşhis

Temel teşhis nedir? Teşhisin merkezinde; “küresellik başta olmak üzere, cari ekonomik işleyişe bağlı olarak hükümetlerin yetersizliği” yer alır. Bu cümleye demokratik yönetsel sistem ölçüsünde bakarsak, hükümetten anlaşılan esasında yönetimdir. İçinde buluna ögeler kısaca şöyledir: Hem iktidar, hem muhalefet; hem parti olarak işin içinde olan hem de hareket halindeki politika yapanlar. Mevcut gelişmeler ve beklentiler için bu hükümetler yeterince ikna edici değillerdir, iktidar taliplileri ise (doğal tepkimeler ölçüsünde) çok manüplatif ve propagandisttir. Dolayısıyla çözümün en önemli parçası veya hedefi konumundadırlar!

Görünen Çözüm

Çözümün tarifini yapalım (temel çerçeve Mandelson’a aittir):

–       Küresel ve demokratik olmalı, politikanın önü tıkanmamalı ama yeri, hedefi belirginleştirilmeli, ekonomik entegrasyonu sağlamalı, talepleri karşılamalı, talep artışına uygun yönetim sisteminin kurulması sağlanmalı,  güven vermeli, geçim ve yaşam kalitesini artırmalı, baskıları ortadan kaldırmalı, adaletli bir sistem olmalıdır.

–       Halen var olan; Birleşmiş Milletler (UN), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (WB), Avrupa Birliği (EU), Dünya Ticaret Organizasyonu (WTO), Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EU-BRD), Bölgesel Kalkınma Bankaları (RDB) veya bunlara benzer kurumlar, mevcut  devlet ve hükümetlerin baskısından kurtarılır, küresel çapta hizmet vermeye odaklanmaları için teşkil edilirlerse, soruna büyük bir çözüm getirilmiş olur.

Sonuç ve Değerlendirme

Girişte de ifade ettiğim gibi, sorumluluk duyanlar açısından kaçınılmaz gidişin önünde “bireysel” açıdan güçlenmekten başka çare göremiyorum.

Kişisel fikrimi bir yana koyarsak, küresel bağlamda şunları söyleyebiliriz: Mega kentlerin işlevinin, sayısının ve baskısının artması konusu çok önemlidir. Çünkü ekonominin döneceği, işgücünün yaratılacağı, üretim-tüketim zincirlerinin sorunsuz işleyeceği yerler buralarıdır. Geri kalan alanlar lokal değerler taşıyacaktır. O halde, küresel gerekler kendi kurumlarını inşa edeceklerdir veya mevcut kurumların çalışma şekillerini küresel formata dönüştüreceklerdir.

Eğer Türkiye gibi bir ülkede yukarıda bahse konu sorunlar ve süreçler yaşanıyor veya daha da yaşanacaksa, teşhisi her bir bireyin doğru yapması ve politika ile ilişkisini buna göre tanzim etmesi gerekecektir. Bakın şurası çok önemlidir: Eğer sistem bu ise, hangi hükümet olursa olsan durum bundan pek farklı olmaz, ya da farklı olan baskı araçlarında ve temposunda görülür. Dünya inisiyatifle sistemini apar topar bir şekilde değiştirilemeyecektir. Doğal gelişmeler yaşanacaktır. Türkiye’de politikacıların yapması gereken, küresel sisteme dayalı yönetim erkleri inşa edilirken, kısır çatışmalarla birbirlerini ve halkı yıpratmamalarıdır. Medya ve akademisyenler bu yönde çaba sarf etmelidir.  Gerekli anlayışlar geliştirilmeli ve küresel süreçlerin içinde kalınabilmeleridir. Bunun için de yere sağlam basılması şarttır! Özellikle politikacılar bunu bilmelidir.

Birleşmiş Milletler için küresel sistemi savunan aktörler ne amaçla saklanıyor, bellidir! Ancak çözümün ana direği olan bu kurumdaki değişimi engelleyenlerin başında, yine baskılı hükümetlerin politikaları vardır.

Çelişkide olanlar esas olarak küresel ekonomik sistemin kurallarını işletirken, diğer yandan geliştirdikleri süslü ve politik söylemlerle kendilerini ele vermektedirler. Bunu bilen küresel aktörler rahatlıkla kendi fillerini dayatabilmektedirler. Demek ki, küresel değişim süreci devam ediyor, konular daha çok tartışılacak… Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya vb. Batı ülkeleri bu konuyu enine boyuna tartışamaya bir süredir devam ediyorlar. Rusya, Çin, Japonya vb. ülkeler izliyor… Taşların salimen yerli yerine oturtulması için önce dünyada mega kentlerin 2025-2050 yılları arasındaki performansına bakacaklar. Halen çeşitli çevrelerin (özellikle Batı’da)  “demokrasi” ve “devlet” gibi kavramların derinlemesine eleştirildiği çalışmaların sayısındaki artış bundan dolayıdır.

Bizim açımızdan ise; tabular üreterek politika yapanların daha tartışması gereken çok konusu olacaktır. Süreç buna gebedir! Demokrasiye güvenelim ve onu güçlendirelim; hak ve adaletten yana olalım; uyumlu, bilgili ve sabırlı olalım; bireyin eğitimine daha çok önem verelim.

Keşke bizleri bu süreçlere gebe bırakmasalar… Fransız ve Avrupa Devrimleri sosyal, ekonomik ve politik asabiyyetini tekrar tanımlamasıyla birlikte Batı, sadece kendi kurumlarını bu tanımlara uygun inşaya sahne olmadı; politik desteklerle ve diğer çeşitli yöntemlerle geliştirdiği yöntemleri kullanarak muhafazakar yapılara da nüfuz etti ve değişimi gerçekleştirdi. Biz bunu doğal süreç olarak gördük. Tarih bize bunu öğretti. Eğer yeni tanımların doğallığı ile sahnelenen bir düzen tasarımı var da biz bunu okuyamıyorsak, sonra dönüp olanlara hiç üzülmememiz gerekir.

Ben şahsen “esas”tan yanayım, şahsen teslim olmayacağım. Ama kapitalist/emperyalist dünyanın mantığıyla meta üzerinden dünyayı yönetmeyi sistemleştirenlerin ve buna tabi olanların “çaren yok” diye dayattıkları olgu malumdur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yeni Yıl Yazısı

DİĞER YAZI

Asabiyye

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka