kuresel-yonetim-fikri
Küresel Yönetim Fikri

Küresel Devrim ve Statüko

Okuyucu

Sorularınızdan anladığım kadarıyla önemli bir konumuz olacak; küresel, ulusal, politika, devrim ve tehdit kavramları üzerine. Sorular aynı zamanda çözülmesi gereken problemlerle ilgili bir fırsat yaratır. Hele sorular stratejik kapsamlı olurlarsa bu daha da önemsenir.

Küreselleşme bir düşman mıdır? Değildir. Küreselleşme, doğal gelişimle varılan bir noktadır, serbest piyasa ekonomisinin gelişimi sonucunda ortaya çıkan bir haldir. Halen küreselleşme süreci devam ediyorken, eğer bazı güç odakları diğerlerini istismar ederek kendi çıkarlarını geliştiriyorlarsa, işte bu yanlıştır. O halde hem bu sürecin içindeki istismarcılardan dolayı veya hem de küreselleşmenin doğasını kabul etmeyen statükoculardan dolayı ortaya düşmanlar çıkar. 

Bu durumda küreselleşmenin meydana getirdiği bu yoğun etkileşim ortamı içerisinde bir çatışmanın var olması da doğaldır. Bu ortaya çıkan çatışma atmosferinde yeterince tedbir alanlar sonuçta ayakta kalırlar, değilse zamana ayak uyduramadıkları nedenle zayıflarlar. Böylelikle, “küreselci” ve “küreselleşme karşıtı” diye iki kavramdan söz edebiliriz. Küreselci, istismarcı olandır ki her sistem içinde bu türden istismar eğilimleri vardır, hatta dinler içerisinde bile. Küreselleşme karşıtı ise bu doğal gelişmeyi hiç anlamayan, asıl tehdidi seçemeyen, tehdidi gördüğü halde ise bilerek toplumun karşı tarafta saf tutmasını isteyen ve bu kurnazlıkla büyüme sevdası içinde olan statükoculardır.

Küreselleşme sürecinin içinde Dördüncü Sanayi Devrimi de meydana geldi. Devrim! Küreselleşmeyi irdelerken Dördüncü Sanayi Devrimi’ni kavrayamamak büyük bir eksikliktir. Halbuki bu ikili bir bütünü tarif eder. Burası önemli, ortaya çıkan enerjik ortamdaki etkileşim ve köklü değişim rüzgarları artıyorken, aynı anda istismarcılar ve statükocular hem birbirleriyle hem de ortamda yeni konum alan aktörlerle çeşitli rekabet ve çıkar hesapları içine girerler. İşte böylesi bir atmosferde yeni düşmanlıklar ve çatışma alanları ortaya çıkar.

Şimdi bütün bu değişimi ve etkileşimi, hatta çatışmaya açık ortamı düşünelim. Mevcut başat aktörler, gelişen sistemden en fazla çıkar elde etmek için büyük bir mücadeleye girişirler. Burada iç ve dış politikanın atmosferi ve şartları değiştiğinden, ortamda etkilenmeyen kavram ve kurum kalmaz. 

Örneğin bir başat aktör olmasından dolayı Amerika Birleşik Devletleri küresel alanda ön alabilir, içeride ve dışarıda liderlik yapmak isteyebilir. Hatta küreselleşmeyi geliştirirken Çin gibi bir aktörü de besleyebilir, ki böyle olduğu görüldü. Bir zaman sonra Çin kendisine rakip oldu, bu başka bir sonuç ABD gibi bir güç, bu manada bir Büyük Strateji yapabilir, başka güçlere ve ülkelere karşı kampanyalar başlatabilir, rekabeti kendi oyun kurallarıyla yönlendirebilir. Bunların hepsi politika sahnesiyle şekillenir. Politika! Politik kurumlar, figürler, nizamlar ve başat aktörün hemen yanında gelişen veya etkisiyle değişim gösteren küresel sermaye güçleri beraberdirler, bir anlaşma zeminiyle ortak politik yönü ve hedefi benimserler. Bu durum doktrin, strateji ve politika olarak tespit edilir. Aslında belirlenmiş basit cümlelerin gerisinde büyük bir konsensüs vardır.

Küreselleşmenin sonu mu geldi? Hayır. Küreselleşme henüz olgunlaşıyor ve bahsettiğim gibi Dördüncü Sanayi Devrimi ile beraber aslında henüz işin başındadır. Bu olgunlaşan küreselleşen ve devrim yapan dünya, kendi ekosistemini oluşturmakla meşguldür. Tıpkı yeni doğmuş gezegenler gibi… Küreselleşmenin sonundan bahsedenler kimlerdir? Bunlar ancak statükocular olabilir.

O halde statükoyu temsil edenlerin temsilcisi başat bir güç olan Rusya Federasyonu ile içinde istismarcılığın kolaylıkla gelişebildiği Amerika Birleşik Devletleri’ni düşünürsek, ilk bakışta şunları görürüz: Statükocu Rusya tarafı, “küreselleşme bitti, ulusalcılığı küreselciler ortadan kaldıracak,” temalı propagandayı yaparlar. İstismarcı ABD tarafı ise “otoriter rejimlerin sonu geldi, yeni uluslar sahneye çıkacak, özgürlük ve demokrasi gelecek,” temalı propagandayı yaparlar. Bu ikisini de anlamayan aradakiler ise çeşitli yerlere savrulurlar.

İşte bu noktada Küreselleşme ve Dördüncü Sanayi Devrimi enerjisini daha önceden içinde sindirmiş olan başat güç (ABD), rakibi güce (Rusya’ya), özgün politikasıyla, büyük stratejisiyle ve uygulama başarısıyla hakimiyet sağlamaya başlar. Uygulama başarısı, daha hızlı hareket etmek, kapsayıcı olmak, kaotik şartları yönetme becerisine dayalı plan yapmak, teknolojiyi alana değişik ve yenilikçi uygulamalarla sokmak, siber-uzayı kendi lehine daha fazla kullanmak ve bilgiye daha fazla hâkim olmak yönleriyle birlikte elde edilir. Bakın bu güç mücadelesi içinde ifade ettiklerim tank, top veya uçak sayısı gibi klasik nicelik unsurları değildir.

Fakat yeri gelmişken hatırlatayım, ABD gibi başat güçler, yeni belirledikleri halde bütün gelişmeleri rakiplerine oranla daha önce davranarak sistemlerine, politikalarına, kurumlarına, hukuklarına ve üretim bantlarına yerleştirebildiklerinden dolayı avantajlı olurlar. 

ABD’nin aklı ve kapasitesi (ki kendi içindeki kurumlardan örnek vermeyeyim, onlar zaten kendiliğinde oluyor, nispeten dışarıdan bir örnek vereyim,) yeryüzünün en güçlü güvenlik örgütünü hemen değiştirmek gerektiğini düşünebiliyor ve Kuzey Atlantik Paktı Örgütü NATO’yu re-organize ediyor, ona yeni bir küresel misyon yüklüyor. NATO, 2020’de “derinleşmiş ortaklar” bahsini vizyonuna yazdı ve ayrıca “siber-uzay” alanında yapılanmayı şart koştu. NATO 2030 vizyonunda Siber ve Uzay Kuvvet Komutanlıkları devredeydi, uygulamaya başladı. Sonra, 2022 yılında “teknoloji geliştirme” konusunu kabul etti, henüz kurumsal yapıları ve getirileri yeni ortaya çıkıyor. Bu gibi kurumsal değişimler rakiplere göre ön alınarak yapılıyor ve mücadele ortamına hemen görev alabilecek şekilde hazır tutulabiliyor.

Konu savaş mı? ABD’ye bakın, Tam Spektrumlu Savaş modelini, Akıllı Güç uygulamasını, Siber-Uzay üstünlüğünü, otonom, yarı-otonom ve robotik sistemlerini, Sıfır Kayıplı Savaş gereçlerini hemen sahaya sürebiliyor. Rusya’ya yaptırımlar uygulayabiliyor. Bu yaptırımların ekonomik kısmının küresel muhasebesini yapabiliyor. ABD, zayıflatmak istediği rakibi Rusya’ya karşı savaşan Ukrayna’ya sadece silah-cephane desteğinde bulunmuyor, Tam Spektrumlu Saldırılar yapıyor. Bunların içerisinde Tam Spektrumlu İzolasyon var ki ekonomik-ticari yaptırımlar bunun içindedir. Üstelik Ukrayna’ya siber-uzaydan teknolojiye veya istihbarattan komuta-kontrole kadar pek çok konuda destek veriyor. Üstelik ABD bunları Mart 2020’de oluşturduğu G7 ülkeleri, Avrupa Birliği ve NATO gibi küresel aktörlerle veya küresel şirketler gibi başka aktörleri içinde barındıran ülkelerle birlikte ve Anglosphere birliğinin gücüyle yapıyor. İster küresel deyin ister istismarcı, ama bugünün koşullarına göre statükocu Rusya’ya karşı bir strateji uygulayan ABD’nin başarısı yabana atılamaz. Bu kapasite var ve planlamış ki uygulanıyor. Bu ABD’nin başarısının içinde ve uyguladıklarında, istismara açık o denli fazla konu ve olay var ki, burada saysak sayfalar yetmez. Ancak Büyük Strateji, Hakimiyet Mücadelesi gibi ifadelerin bu çağdaki uygulamalarıyla karşı karşıya olunduğunu kabul etmek gerekiyor.

Peki eğer birisi bugün bu doğal durumu ifade etti diye, Küreselci, Amerikancı, Atlantikçi, Rusya karşıtı veya Ulusalcılık karşıtı mı olur? Hayır. Bilakis, böyle düşünenlerin temel değişimle bir derdi vardır veya şahsi çıkarları zedeleniyordur, tarihte bu gibiler hep olmuştur. Eğer buradaki zıtlaşmalar belli bir coğrafyaya veya ülke içindeki odaklara göre politik zemine yayılır ise işte buralarda büyük çatışmalar dahi yaşanabilir. Bu tür çatışmalar veya çalkantılı dönemler, dünyada olagelen devrimlerin bilinen yan etkileri cinsindendir. O halde bu doğal enerjisi yüksek değişim şartlarında birileri diğerlerini bilinçli olarak provoke ederler ki kendilerine rahat çıkar elde edebilsinler. Zaman içinde anlaşılmayan veya soruya dönüştürülen konular da buradan kaynaklanır.

Küresel güce sahip, insanlığı Mars gezegenine taşıma programını açıklayan Elon Musk’ın dünya atmosferindeki Starlink projesini kendine tehdit görenler olabilir. Ancak dünya bununla ilgili bütçeyi başka gezegenden getirmiyor. Yıl 2027’lere geldiğinde bu gibi küresel aktörlerin her biri insanlığı kabul edilse de edilmese de akıl almaz noktalara taşıyacak. Örnek olması açısından Elon Musk üzerinden küresel güç konusuna bakmanız mümkündür. Ancak örneğin, “Elon Musk ile ortak olunur, ABD ile düşman,” diye çok basit düşünenler çıkabilir. İşte bütün basitlik buradadır; burada sadece küreselleşme ile politik çıkar arasına sıkışan bir düşünceden bahsetmiş oluruz.

Bu Politik Merkez politikanın ne türüyle ilgileniyor, diye soruluyor. Bakın Politik Merkez politikanın felsefesiyle ilgileniyor. Şöyle düşünüyor: İyi politikacı bir miktar filozof olmalıdır, değilse istismarcıların politikasını yapanlardan olur!

Öyleyse geleceğin savaşı nasıl olacak? Önce dersimize çalışalım, Neomedievalism konusu iyi sindirelim, sonra geleceğin savaşını ben size takdim ederim.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Global Domination

DİĞER YAZI

Revolution and Politics

Politika 'ın son yazıları

Kaosu Yönetmek

Okuyucularım bu yazacaklarıma uzak değiller, kaosu yönetmeyi, tam spektrumlu baskı kurmayı, hatta geleceği tarif ederken çokça

Elitizme Karşı Putinizm mi?

Geçtiğimiz gün Putin, Ukrayna'nın dört bölgesinin ilhakı töreninde yaptığı konuşmada, yaptığı savaşın anlamını uzun uzadıya açıkladı.