2018e-dogru
2018'e Doğru

2018’e Doğru

/
415 Tıklama
52 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Amerika 2017 Ulusal Güvenlik Stratejisini yayımladı. Dokümana erişmek kolaylıkla mümkün. Ne anlama geldiğini basında enine boyuna tartıştılar. Tekrar etmek gerekmiyor. Hatta hayatında strateji veya doktrin yazmamış aklı evveller, tv programlarına konuk olup bu tür bir belgeyi, hocasına boş boş bakan tembel öğrencilere ders verir gibi, tevatürle açıklamaya çalışanları da dinlemişsinizdir. Ben burada daha çok 2016’dan bugüne yayımladığım yazılardan alıntılarla size bir hatırlatma yapacağım. Sizler bunları okurken diyeceksiniz ki, 2017’de yayımlanan stratejinin özünde zaten bu değinilen konular var, ABD ve stratejistleri göstere göstere bunları yapıyorlar. Evet. Burada ilginç bir durum yoktur. Aslında her şey aşikardır. Hatırlananları alt alta yazsanız zaten böyle bir doküman ortaya çıkar, değil mi? Bütün bunlara bakarsak 2018’de ve sonrasında ne beklenecek? Bunun için öngörü nedir? Birlikte bakalım mı?

Politik Merkez bugüne kadar ne demişti? Hatırlayalım:

23 Ocak 2016 – Uzun Savaş : “… Uzun Savaş nedir?.. Merak edenler şu dokümandan inceleyebilirler: Jacquelyn K. Davis, Radical Islamies Ideologies and the Long War Implications for US Strategic Planning end US Central Command’s Operations, The Institute for Foreign Policy Analysis, IFPA, 2007… Sizce adı ‘uzun’ olan bu savaş halen devam ediyor mu? 2007’den bugüne, bugünden 2050’ye devam edecek mi? En yıkıcı dönemi hangi dönem olacak? Şimdi yaşananlar sürecin basit uygulamaları mı, yakın gelecekte çok daha abartılı tehdit ve terör olaylarıyla mı karşılaşacağız? IŞİD’den daha karmaşık örgütler mi olacak? Çin, Rusya, İran, K. Kore ve diğer benzerlerinden oluşan ülkeler Batı’ya Kitle İmha Silahı ile tehdit mi oluşturacak? Küresel boyutlu sanal savaş daha da etkili olursa buna dayanabilecek kontrol merkezleri kimin elinde olacak, bu tür savaşların cepheleri nerelerde kurulacak?.. Büyük ülkeler bu tip savaşları yapabilecek yeni karargahlar inşa ettiler. Amerika ve İngiltere’nin inşa ettikleri karargah ve merkezler hatırı sayılır büyüklüktedir. Komuta merkezleri fazlasıyla komplikedir. Yani yerlerinden güya barış ortamında, oyun oynar gibi, bir tür savaş sürdürülmektedir. Özellikle Bilgi Harbi türevi olan ‘Siber Savaş’ böyle bir konudur… ABD’de Homeland Security bunlardan en bilinenidir. Amerika’da istihbarat koordinasyon ve işbirliği düzenekleri her bir teşkilatta yerini alır. Devletin çatısında ise milli güvenlik konusu olarak ve başkanın savunma danışmanlığının kapsamında koordine edilir… Gelelim savaş bahsine, şu anki savaşın adı bellidir: Uzun Savaş. Bunu ‘Dünya-Büyük Savaş’ kabul edip etmemek pek de önemli değildir. Ama aslında bu bir ‘Küresel Savaş’ olmaktadır. Daha ne?..”

02 Ağustos 2016 – NATO’nun Geleceğini Tartışmak : “… Amerika önümüzdeki iktidarları süresince dünyaya NATO tartıştıracak. Durum böyle görünüyor. Tartışma sadece salonlarda olmayacak. Tartışmanın doğal gelişimi için bazı olayların gerçekleşmesi gerekiyor öyle değil mi? Buyurun, oyun pratisyenlerine yeni bir ödev!”

20 Eylül 2016 – Obama’dan Sonra Küresel Silahlanma : “… Trump’ın beyanatlarına bakınca üç temel konu var: 1) Avrupa sıkıntılı olmaya devam edebilir. 2) Ortadoğu’daki küresel radikal terör daha da büyüyebilir, bölgedeki siyasi coğrafi görünüm yeniden yapılandırma sürecine girebilir. 3) Pasifik daha çok ısınabilir. Sanki küresel risk coğrafyası Ortadoğu’dakine ilave olarak ve şimdikinden artan oranda Pasifik’e kaydırılacak gibi görünüyor…”

20 Ekim 2016 – Küresel Seçim Havası : “… Pasifik’te, özellikle Güney Çin Denizi’nde, silahlanma çok hızla gelişiyor, Ortadoğu’da ateş yükseliyor, IŞİD tehdidi devam ediyor, dolaylı da olsa mezhep savaşları teşvik ediliyor, mülteci sorunu bir dayatma aracı olarak kullanılmaya başlandı. Dolayısıyla bu hususlar üzerinden ‘yeniden imar’ ve ‘güvenlik sistemlerinin kurulması’ projeleri hazırlanabilir. Buna göre: 1) Küresel teröre önlem, 2) Güney Çin Denizi’nde savunma, 3) Afrika’nın imarı, 4) Mülteci sorunu hakkında doğru politika izlenmesi hemen dünyada herkesin kabul edebileceği proje başlıkları olacaktır. Bu doğal ihtiyaçlar (talepler) küresel sisteme uygun yollarla para basıp meşrulaştırma yönteminde kolaylık sunan sebeplerdir. Ekonominin en önemli kanunu olan ‘arz-talep dengesi’ bu yolla uygulama imkanı bulabilir… Bu projeler doğrultusunda basılan Doların piyasalara ilave edilmesiyle dünya tekrar para bolluğu sürecine girecek, yatırımlar artacak, büyüme rakamları gerçekleşebilecek, FED isterse şimdikinden farklı kararlar alabilecek rahatlığa kavuşacak, buna karşılık ABD kontrolü elinde tutarak daha fazla Doları kendi ekonomisi içine çekebilecek, Amerika’daki Yönetimin harcayabileceği büyük projeler için sermaye ihtiyacı karşılanabilecek, hatta sosyal politikalar geliştirilebilecek; bir taraftan küresel sermaye açısından var olan daralma aşılabilecekken diğer taraftan Amerikan Yönetiminin Politikalarında rahatlık elde edilecektir… Demek ki Amerikan demokrasisi ve küresel sisteme karşı bir durumu söz konusu oldu ve asıl çelişkiyi bu bağlamda yaşıyor olabilir…”

09 Kasım 2016 – Günaydın! : “Donald Trump kazandı. Bizim yorumcu uluslararası ilişkiler profesörleri, tıpkı spor yorumcularının ‘Bu gol zamansız geldi sayın izleyenler,’ demesi gibi, ‘Amerika şokta,’ dediler. Teşekkür ederiz bu güzel ve yararlı yorumlarından ötürü… Sakın ‘Amerika içe kapanacak,’ yorumlayanlara aldanmayın, tam tersi olacak, çıkar alanı kapsamlı: Amerika bu kez hem içte hem de dışta olacak, hem sertlik olacak hem de inanılmaz yumuşaklık…”

15 Kasım 2016 – Trump mı? : “… Dünyada küreselleşme yaygınlaştıkça milliyetçi söylemde de bir artış oldu. Böyle olunca, söylendiği gibi, milliyetçi popülist siyasetçiler prim yaptı. Nedir anlaşılmayan? Trump’ın popülist yaklaşımları mı, yoksa küresel düzen içinde alışılagelen politikalarda değişikliğe gidileceği döneme gelindiğinin farkına varılması mı? Amerika gibi pek çok konuda küresel yapılara ve devletlere önderlik eden bir ülkenin, küresel ekonomik ve güvenlik alanlarında farklı bir yaklaşıma gireceği sinyali vermesi mi? Liberal enternasyonal düzeni inşa etme sevdalısı Demokratların yerine daha milliyetçi söylemle ortaya çıkan Cumhuriyetçi-Muhafazakarın öne geçmesi mi?.. Gelişmiş ülkelerle, özellikle Amerika’yla Türkiye eşiti ülkelerin güç dengeleri ve gücü kullanabilme kapasitelerine bakılırsa, aradaki makas geçmişe oranla daha da açılacak. Dış politika yapanlar, ekonomik açıdan sürekli ekrana bakanlar, silah üretip satanlar, bunu böyle bilmelidirler. Çünkü dünya ‘Amerika ve diğerleri’ olarak bölünüyor gibi, Trump bu bölünmeyi daha da hızlandırabilir…”

09 Ocak 2017 – Savaş Geldi Çattı : “… Tırmanan Silahlanma ve Gerginlik: Bu yıla gelirken dikkat çeken en önemli konu küresel silahlanma ve tehdit ortamları oldu. Ortadoğu, Karadeniz, Baltık ve Güney Çin Denizi bunların öncelikli olanlarıydı. Obama askeri yöntemleri kullanmaktan geri kaldıkça durumdan istifadeyle başta Rusya ve Çin kendi yöntemlerini kullanarak oldukça avantajlı hamleler yapmak niyetinde oldular…Tırmanan Siber Savaş: ABD Siber Savaş Komutanlığını 2009 yılında oluşturdu. Siber savaş ile ilgili Amerika’da 30 bine yakın asker-sivil uzmanın aynı amaçla çalıştığı söyleniyor. Halen Amerika televizyonlarında geçmişteki ‘Askere gel!’ kampanyasına benzer biçimde ‘Siber Savaş için bize katıl!’ kampanyaları yapıyor ve ağına daha nitelikli elemanlar koymaya çalışıyor. Benzer yapılanma İngiltere’de de kuruldu ve çalışıyor. Yani Amerika ve İngiltere herkesten önce kurumsallaştırdı diye biliniyor. Ama gerçek bu mu bilinmiyor. Çünkü amaç sadece savunma ve buna karşılık saldırılar sürekli başka yerlerden yapılıyor olabilir veya bu sadece bir açıklama ama gerçekte potansiyeli olan herkes her şeyi yapıyor… Sonuç: Az da olsa insanlar III. Dünya Savaşı’nın halen devam ettiğini veya İkinci Soğuk Savaş döneminin başladığını konuşur oldu. Benim sürekli tekrarladığım 2007 tarihli Uzun Savaş ve 1989 tarihli Doğrusal Olmayan Savaş metotları ise yerini muhafaza ediyor. Bütün bunların içinde değişmez iki nokta var: İlki Soğuk Savaş içinde üzerinde dikkatlice durulan ‘caydırıcı politikalar’ yeniden öne çıkarıldı; ikinci olarak ise Bilgi Harbi bahsi içinde bilinen ‘Siber Savaş’ bu alandan koptu ve tam anlamıyla bir ‘üstünlük kurma alanı’ biçiminde gündeme oturdu. Siber Savaş alanından politika ve ekonomi en önemli etkilenen ana konular oldu. Dünya bu bakımdan daha önemli çatışma örneklerine şahit olacak. Bu alana girmemiş olan ülkeler ihtiyacı olan istikrarı elde edebilmek için bu kabiliyetteki ülkelerin ya oyuncağı olacak ya da şemsiyesi altında yaşayacak. Burada tartışmadığım en belirgin iki değişim konusu olarak ekonomi ve teknoloji alanlarına dikkat çekerek geçmek istiyorum. Yani halen bir ekonomik savaş ve teknolojik savaş oluyor. Benim gördüğüm, Amerika teknolojide diğer bütün ülkelerden kopma noktasına geldi, küresel gidişat belirginleşiyor ve bu duruma bakarak ‘Jeopolitik Bölünme’ dediğim süreç başladı bile. Her şeyin başı ekonomi! Dünya merkez bankalarının rezerv para olarak denkleştirmeye çalıştığı Amerika tekelindeki Doların basılması periyotlarının daha sık ayarlaması sürecine girildi. Dünya nüfusunun artması, teknolojinin zorlaması, tüketim ve ticaret alışkanlıklarının değişmesi sebepleriyle önceleri 20-30 yıl aralığında basılması gereken mevcut rezervlere ilave miktar, bugün 3-5 yıla inmiş görülüyor. Ekonomik daralmalar ve çatışmalardan anlaşıldığı kadarıyla ‘sürekli ayar mantığına dayalı kullanışlı bir meşrulaştırma metodu’ bulununcaya kadar ‘savaş’ sözcüğü daha çok tekrar edilecektir. Böyle bir metot kabul edilene kadar ki ben zor görmekteyim, stres yükü sürekli artacaktır. Bu, dünya eskiye oranla Amerikan politikalarından daha fazla etkilenmek demektir; tam tersi de doğrudur, dünyanın diğer tarafı Amerika’yı kendi lehine etkilemek için geçmişten daha fazla girişimde bulunmak zorunda kalacak demektir. Bugünün yönteminde bu ikinci bahsedilenin uygulanmasına dönük ama kötü örneklere şahit olduğumuzu söyleyebilirim.

18 Ocak 2017 – Yükselen Küresel Popülizm : “… Küreselleşme Çin ve Hindistan’ı öne çıkardı, bu anlaşılıyor. Aşağıdaki görselde belli bir yarış olduğu anlaşılıyordur herhalde. Bu durumda bir savaş var ise belli ülkeler politikalarını buna göre belirleyeceklerdir. Bu açık! O halde gerilme mi söz konusu? Küreselleşme popülist politikaları mı gerektiriyor? Avrupa ve önemli aktörü Almanya küme düşmekten mi korkuyor? Çin yükselirken, aynı zamanda politik düzenlemeyi yaparken, Hindistan ve Rusya ile dünyanın diğer taraflarına düzen mi aşılıyor?.. Her ne amaç güdülüyor olunursa olunsun, bugün dünya dinamikleri interaktif etkileşimle ve dijital kapasiteyle düşmanlıkları, korkuyu ister istemez daha kalıcı kılıyor…”

28 Ocak 2017 – CIA ne yapacak? : “… Bugünden sonra ABD dış politikasını iyi izlememiz gerekiyor. Türkiye’nin hayati ve hassasiyet gösteren konularından dolayı Ortadoğu, Kafkaslar ve Doğu Akdeniz’de önemli değişimler olacak. Belki bunu 2017’de açıkça gözlemleme imkânımız olmayacak ama bu süreyi 2018’den sonra olacaklar için bir hazırlık dönemi şeklinde yorumlayabiliriz…”

31 Ocak 2017 – Trump ve İleri Sürüm Kleptokrasi : “… Ortada büyük bir sorun var şeklinde görülüyor. Bu ‘ileri sürüm’ politik karakterin bazı özelliklerini burada listeleyelim. Kleptokraside şunlar oluyor: 1) Partizanlık ve ideolojiler tehdit oluşturur hüviyete dönüşüyor. 2) Sertlik yanlıları artış gösteriyor. 3) Klikler arası sorunlar derinleşiyor. 4) Oportünizm politikadan aşağılara inmeye ve başka mecralara kaymaya başlıyor. 5) Her tür çıkar odağı bununla ilgili planlar yapma arzusuna kapılıyor. 6) Halk isteklilik göstererek militanlaşıyor. 7) Değişik ülkelerde halk, ‘Muhafazakârlar ne derse o doğrudur!’ demeye başlıyor. 8) Her klik çıkarını temin ettiği alanı daha da tahkim etmek açısından ekonomik çıkarlarını da farklılaştırıyor, bu ise meşru veya değil, yaygın yolsuzluklara da sebep oluyor. 9) Ekonomik kirlilik-yolsuzluk ortamı kendi yoz-yaşam kültürünü de yaygınlaştırıyor. 10) Hemen herkes bir biçimde aynı türden amaçları güttüğünden bu bir bakıma olup biten kanıksanıyor, doğallığıyla meşrulaşıyor. 11) Kendi kale surlarını yükselten klikler toplumda dost-düşman ayrımı yapanlara da imkân veriyorlar. 12) Erkeklikleriyle ve kavgacı tavırlarıyla övünenlerin sayısı giderek artıyor. 13) Yaşama bakış bıçak sırtı gibi açıklanıyor; siyah-beyaz, kazanan-kaybeden, bizden-değil… 14) Trump gibi bireyler kendilerini kutsamaya başlıyorlar, ben daha erdemliyim, güçlüyüm, değerlere sahip çıkanım, ‘Doğrusunu ben bilirim,’ vs. demeye başlıyor. 15) Yanlış bilinen değer veya ölçü varsa da önemli değildir. Önemsenen çıkar oluyor, hatta ‘ortak çıkar’. Eğer çıkar için bir erdemli değer heba edilecekse asla tereddüt edilmiyor. 16) Bu ise fetiş söylemleri ve algıları pekiştiriyor; ortalık kavramlarla, fedakarlıklarla, en fazla mücadele eden olarak övgülerle dolup taşıyor. 17) Popülizm alabildiğine artıyor. 18) ‘O öyle yapıyorsa ben de bunu yapmam gerekir!’ diyenler arttığından sürekli tırmanış veya yarış halinde bir ortam meydana getiriyor. Tıpkı Büyük Savaş öncesi gibi… 18) Ve bütün bunlar demokrasi diyerek oluyor. İşte size kleptokrasi!.. Bu yöntem çıkarların elde edilme biçimini daha ileri taşıdı ve politik alanda bir karakter değişimi yarattı. Hiç şaşırmayın, Amerika dahil pek çok ülkede benzer yaklaşımları sindirmiş toplumların varlığına tanık oluyoruz. Amerika’da halk sokaklara dökülür, protesto gösterisi gerçekleştirir ama bunun adı yine demokrasi olur. Her şey alışıncaya ve belli çıkarları paylaşıncaya kadar; sesler yükselir ama sistem kendi süreçleriyle dengelerini doğallığıyla yaratır. Hatta çatışma bile olur, kleptokraside her şey mümkündür. Amerika ve Trump bütün bu anlatılanların örneğidir. Açık olan şu, yükselen kleptokrasi dünyayı bir hayli gerdi. Elbette Amerika bu konuyu kendi demokrasisi içinde tartışabilecek dinamiklere sahip. Diğer ülkeleri bilemiyorum. Bazılarında otokratik damar daha da derinleşebilir. Her yerde kendine özgü etkileşimler söz konusudur. Küresel kapitalizmde son durum böyle. Aslında bu bir paradoks. Bakalım şimdi ne olacak?..”

02 Şubat 2017 – Enternasyonalizm mi, Küreselleşme mi? : “Donald Trump’ı anlayabildik mi? Acaba neyi planladı, şimdi ne yapıyor? Trump açısından konu belli: Enternasyonalizmin patronluğu mu, küreselleşmenin maşası olmak mı?.. Trump’a bakarak benim çıkardıklarım şunlar; iki konu var, biri ‘kriz çıkarmak’, diğeri ‘ticaret mimarisini yeniden inşa etmek’, bunlar üzerinden istismarlar yapılıyor. İlk konu, küreselleşmeciler dünyayı krizlerle yönetiyorlar. Suni krizlerle her alanda ilgi uyandıran mağduriyetler oluşturuluyor ve sonra hangi kurum olursa olsun hassasiyetler istismar ediliyor. Çözüm şu dendiğinde zaten meşru kurumlar ona göre kendilerini düzenleme yoluna gidiyorlar. Ulus yapısının meşru iç dinamikleri ona göre kararlar alıveriyor. Örneğin merkez bankaları ile ekonomik yönetimler arsındaki ilişkiye bakılmıyor bile. Sanki bir mecburiyet söz konusu. Diğer konu ticaret mimarisini yeniden inşa etmek idi. Bu biraz da Dünya Ticaret Örgütü bahsiyle ilgili. Küreselciler şeffaflaştırmayı kendileri istismar edecek biçimde kullanıyorlar. Uluslar ise mahrem verilerini açık tutma konusunda eşit davranmıyorlar. Örneğin küresel büyüme yavaşlayınca sınır ötesi verilerin akışında bir azalma gözleniyor. Çin veya Almanya gibi ülkelere veya AB’ye, ‘Verileri aç buna göre düzenleme geliştirelim,’ dendiğinde ulusal prosedürler ortaya konuyor. Amerika ise bunu sürekli yapıyor. Şeffaflık tek taraflı istismar edilmiş oluyor. Amerika da verilerini diğerleri gibi işine geldiği biçimde açacak olursa bu ulus mantığını geri çağırmak anlamı taşıyor. Trump tarafından, ‘Öyleyse ticaret mimarisi tekrar ele alınmalıdır… Eğer siz ulus önemli diyorsanız, Amerika’da ulusu önemseyecek!’ deniyor…

16 Şubat 2017 – Küresel Yeni Oyun Alanı ve NATO’nun Geleceği : “Donald Trump yönetimi vaatlerinden birini daha gündeme getirdi. Savunma Bakanı James Mattis Brüksel’de Savunma Bakanları toplantısında NATO üyelerinin savunma harcamalarını artırmaması durumunda ülkesinin desteğinin azalacağını söyledi. Mattis, ‘Amerikalı vergi mükellefleri, Batı’nın değerlerini savunmak için artık orantısız bir payı üstlenemez. Amerikalılar, sizin çocuklarınızın gelecekteki güvenliğine sizden daha fazla önem veremez. Askeri anlamda hazır olmaya önem vermemek kendimize, ittifaka ve şimdi açıkça tehlike altında olan ve bize miras kalan özgürlüklere saygı konusunda eksikliği gösteriyor,’ dedi. Bu açıklama Trump’ın da ne denli ciddi olduğunu göstermiş oldu. Yeni Amerikan yönetiminin bu yaklaşımıyla küresel savunma konusundaki oyunu ne?.. George W. Bush başkanlığı süreci sonuna kadar daha ziyade Asya, Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da SSCB düzeninin devamcısı görünümü veren rejimler üzerine bir dönüşüm gerçekleştirilmişti. Yine bu dönemde alternatif çekim kuvveti oluşturan küresel radikal terörle savaş stratejisi gündeme yerleştirilmişti. Amerika gelişmelerin bu noktaya geleceğini 1998 yılında tahminleri içine koymuş idi. Örneğin o tarihlerde, 2025 yılında küresel tehdit ne olacak, sorusunun cevabını belirginleştirmekle ilgileniyordu. Herhalde hazırlıkları buna göre de geliştirilmiştir. Sanırım stratejisi belli olmuştu ve ileri adım için zamanının gelmesi bekleniyordu. Trump bunu yapacağını, desteğini aldığı ve kabinesine kattığı çok sayıdaki emekli askerlerle göstermiş oldu, söylemleriyle de açıkça ortaya koydu. Küresel düzen Trump’ı seçmekle onun söyledikleri ile olacaklara yatırım yapmıştı. Bu gerçeği unutmayalım… Artçı süreçler devam etse de küresel mücadele alanı Pasifik bölgesine kaymak üzeredir. Dolayısıyla Amerika için Kuzey Atlantik örgütünün getirdiği maliyet bir seviyeye indirilmelidir. Pasifik’te başarılı olmak için Amerika’nın asıl müttefiki esasen Avrupa ülkeleri olmayacak görülüyor. Bu konuda Rusya daha hayatidir. Bu nedenle olsa gerek Trump yönetimi ile Rusya’nın adının sıkça duyulması boşuna değildir. Vladimir Putin, Amerika’nın amacını bildiğinden olsa gerek sürekli taviz koparır türden politikaları izlemektedir. Ortadoğu’daki mücadelede birçok konuda Amerika’nın sessiz kalması boşa değildir. Çünkü nükleer gücü, silah üretimi ve satışında ileri, enerji üreticisi, Çin’i ve Hindistan’ı ilgilendiren alanlara en yakın konumda, Pasifik Okyanusu’na kıyısı olan Rusya ile partnerlik yapmak için belli köprülerin kurulması gerekiyor gözükmektedir. Peki, bu nasıl olacak? Şangay İşbirliği Teşkilatı (SCO) tam da bunun için kurulmuş idi: Batı’ya karşı Asya’da bir güç oluşumu. Hindistan henüz kenarda duruyor olsa da Şangay’da söz sahibi. Bu cepheden bakılırsa Amerika’nın yapmak isteyebileceği SCO’nun güçlenmesini engelleyecek bir sürü sorun yaratması ve yönetmesi gerekecektir. Bu da geçiş dönemi stratejisi olarak görülebilir. Amerika bunu iki yolla yapabilir. Ya SCO’yu doğrudan karşısına alır ve Rusya’ya bir ödün vererek oradaki etkinliğini azaltması yoluna gider; ya da çok sayıda ülkenin Şangay’a katılmasa vesile olur ve bu yolla karar mekanizmasını sulandırarak işlevsizleşmesini sağlayabilir. Rusya ise SCO’dan asla uzaklaşmaz ama politik amaçları için her iki tarafı da kullanır. Bu bakışla Amerika her durumda Rusya’ya muhtaçtır… Evet, Amerika NATO’da bunların konuşulmasını istiyor. Ticaretinizi ve finansmanınızı bu sorunlara odaklayın diyor. Özellikle Çin ile ilişkileri güçlü giden Almanya’ya gözdağı vermek istiyor. İngiltere bu durumu çoktan anladı bile. Amerika, Kanada, İngiltere birlikte Avustralya, Yeni Zelanda ile askeri alanda bağlarını güçlendiriyor. Petrol fiyatları ve FED etkisi ile başka bir politika daha izleniyor. Bunlar çok önemli gelişmeler olarak gündeme yansıyor. Çok ülke bu yükleri hem anlayamıyor hem de altında ezilmekten kendilerini kurtaramıyor…”

06 Haziran 2017 – Katar Katar : “… Dünya petrol rezervinin %30’una sahip Ortadoğu’da yeni patlak veren bu kriz, ABD Başkanı Trump’ın 20-21 Mayıs’taki Riyad ziyareti sonrasına denk geldi. Trump’ın haberi mi yoktu bu tür bir krizden? Mutlaka biliyordu… İran’ı izole etmeye çalışan Trump, Riyad’da, Müslüman ülkeleri silahlı terör gruplarına karşı birlik olmaya çağırmaktadır. Tahran’ı silahlı gruplara sponsor olmakla suçlamaktadır. ABD son ziyaretinde, Suudi Arabistan’a 110 milyar dolarlık silah satışı imzaladı. Demek ki bu silahlar boşuna verilmedi. Tehdit İran ve Yemen idi, şimdi başkaları da olacak. Demek ki Ortadoğu’da şekillenme devam ediyor. Hedefin İran olduğunu söyleyen çok uzman var. Eğer böyle ise durum daha da tırmanacak, denebilir… Rusya ve İran önemlidir. Malum Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde Amerika koalisyonu ile Rus-İran ittifakı çatışmaktadır. Rusya konuya temkinli yaklaşıyor ve uzlaşmaya gidilmesini öneriyor. İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Özel Kalem Müdürü Hamid Ebutalibi ise bir yandan Rusya gibi diyalog çağrısında bulunurken, diğer yandan, ABD Başkanı Trump’ın Suudi Arabistan’ı ziyareti sırasındaki Kral Selman ile yaptığı kılıç dansına işaret ederek, ‘Olanlar, kılıç dansının ilk neticeleridir,’ iddiasında bulunuyor… İnsanın aklına şu gelmiyor değil: Obama Ortadoğu’da bazı işleri yapma iradesi göstermiyor deniyordu. İki yüzden fazla askeri danışmanla seçim kampanyası yürüten ve halen kabinesinde çok sayıda emekli general bulunduran Trump Ortadoğu’ya istek üzerine el attı mı? Suriye konusunda iş bitme yoluna girdi dendiği bir noktada Rusya’nın ve İran’ın kazanımlarını olabildiğince azaltmak için acaba Amerika başka bir sorun sahası daha yaratarak, yeniden pazarlıkta hasımlarının ellerini mi zayıflatmak istiyor? Kaldı ki Trump’ın İran’a karşı tutumu bellidir. Acaba İran ile Obama’nın imzaladığı nükleer anlaşmanın çöpe atılmasını sağlamak için başka bir hamle mi yapılıyor. Bilinmez!..”

24 Haziran 2017 – Ortadoğu Diplomasisi : “… Donald Trump’ın Başkan seçilmesinden bu yana Ortadoğu’da oyun şöyle oynanıyor: Hedefi sıkıştır, ama diplomatik yaklaş, sonra silah sat. Bu oyuna bir ad verelim: Silah piyasası diplomasisi… Hatırlanacağı üzere Trump’ın seçim kampanyasına 200 emekli general eşlik etmişti. Başkan oldu ve kabinesine önemli mevkiler için eski askerleri atadı. Hatırlanacağı gibi anayasa suçu işlendiği gerekçesiyle Trump hakkında azil süreçleri başlatılmıştı. Bunun şöyle bir anlamı olabilir: Trump istese de istemese de kendini koruyacak güçlü lobilerin her dediğini yapacak durumda. Eğer bu lobiler silahtan ve savaştan söz eden güçler ise dünyada gelecekte daha da sıcak günler yaşanacak anlamı rahatlıkla çıkartılabilir.

03 Ağustos 2017 – ABD-Rusya Gerilimi ve Türkiye : “… 1) Hegemonik ABD, küresel ve Amerikan nasyonal sistemi arasında gidip gelirken, Rusya küreselcilerle ortaklık yapmakta, bugün Trump yönetimiyle daha da belirginleştiği gibi bu sorunu aşmaya çalışmaktadır. 2) Büyüyen Asya güçlerinin (Çin ve Hindistan) politik önderliğinde Rusya’nın rehberliği önemsenmelidir, ABD her defasında Rusya’nın belirleyici olmasını bir biçimde aşmak istemektedir… Gerilim her boyutta tırmanmaktadır. Ekonomi, politika, askeri, siber, terör alanlarında çeşitlenerek gelişmektedir… Ve son olarak S400 füze sistemlerinin Türkiye’ye satışı konusu çok dikkat çekmiştir. Füze satışı teknik manada ne işe yarar diye soranlar çıkabilir. Esasen bu politik ve sembolik değeri olan bir satıştır, savunmadaki faydası tartışmalıdır…

10 Ağustos 2017 – ABD ve K. Kore Gerilimi : “… ABD, Çin ve Hindistan’ın 2030’li yıllardaki yükselen gücünü daha şimdiden belli bir seviyede kontrol etmek isteyecektir. Hatta Rusya’nın da Pasifik ve Asya’daki bu iki dev ülke ile işbirliği ettiğini düşünürsek çıkarların Ortadoğu’dan çok Pasifikte çatıştığı daha iyi anlaşılacaktır. Bundan dolayı küresel Ortadoğu meseleleri Pasifik’in gölgesinde kalabilecektir. Şunu unutmamak gerekir, bugün deklare edilen kriz konuları henüz başlangıçtır. Yarın daha çok karmaşık gündemlerle karşı karşıya olacağız…”

30 Ekim 2017 – Şu Amerika : “… Şurası önemlidir, Amerika’nın düşmanı başka bir ülke değildir. Amerika’nın düşmanı kendi içindedir. Amerika’da bugün için çok daha rahat göründüğü şekilde, iki kanat var. Bunlar: Amerikan Nasyonalistleri ve Globalistler. Örneğin Donald Trump Amerikan Nasyonalistlerinin lideri olarak bugün iş başındadır. Gönderilebilir de… Burası önemli değildir. Çünkü Amerikan demokrasi sistemi çok komplikedir. Önemli olan sistemin ana unsurlarının kutuplaşmış olmalarıdır. Bundan önceki Barack Obama Globalist idi. Buna iç politika konusu gözüyle bakmayın, çünkü her tartışılan konu dahi dünyanın her bir ülkesini ilgilendirmektedir. Şunu da ilave edelim, konuya doğrudan Demokratlar-Cumhuriyetçiler veya Liberaller-Muhafazakarlar gözüyle de bakmayın. Çünkü zaman zaman değişkenlikler görülebilir. Özellikle son çeyrek asırdır esas olan Nasyonalistler ile Globalistlerin mücadelesidir… Dünya bu iki kutbun mücadelesi arasında kendi politikalarını tayin etmektedirler. Ancak savaşın alanı Amerika’nın sınırları içinde olmamakta ve bu bakımdan tüm dünya kullanılmaktadır. Örneğin Globalistler Çin’i ve Hindistan’ı da kullanmaktadırlar. Rusya bu durumu en iyi okuyan ülkedir ve Amerikan iç politikasında dahi kullanmaktadır. Bu iki kesimin amaçları nasıl okunmalı? Globalistler, 2050 yıllarında daha belirgin örgütleneceği üzere, insanlığı ‘küresel mega kentler’in birbirleri arasındaki ilişkisi üzerine bağlıyorlar. Bugün çeşitli ülkelerin sınırları içinde yer alan 700’den fazla küresel mega kent ‘Global bir yönetimle işletilsin’ iddiası var. Küresel mega kentlerin dışındakiler ise ‘taşra’ kabul edilecekler. Örneğin Moskova küresel ağa bağlı ama Irkuts değil. Veya Pekin küresel ağda ama Dingşi değil. Bu düşünceye karşı düşüncedekiler, yani Amerikan Nasyonalistleri dünyayı her boyutta kendileri yönetmek istemekteler. Amerikan Nasyonalistleri nihayette bizlerin daha önce Komünist dönemden hatırladığımız üzere, dünyayı ‘Enternasyonel’ şekilde ama hakim güç kendileri olacak biçimde yönetmenin peşindeler. Görüyoruz ki kasıtlı olarak soru şöyle soruluyor: İnsanlık mı, Amerika mı? Peki, bu şartlarsa size göre hangisi? Bence önce kendimiz gerekli şartları olgunlaştırıp, buna uygun bir duruş sergilemeliyiz ve politika ile uluslararası ilişkilere doğru bağlamla yaklaşmalıyız. Bütün bu yaklaşımla bakalım ve diyelim ki, yarın Amerika ile karşılıklı politik bir meseleyi çözmek adına masaya oturacaksınız, ne yaparsınız? Üstelik bu yönde fikir üreten ülkeler şu an sadece Amerika içinde de değiller. Değişik ülkelerin içinde de yer almaktalar. Her biri kendi politik faaliyetlerini yürütmekteler. Örneğin İsviçre, Kanada, Fransa, Avustralya, Büyük Britanya ve İsrail neler yapıyorlar? Anlayabiliyor muyuz? Bunlara karşı örneğin Japonya, Çin, Almanya ne yapıyor? Rusya nerede? Bırakın etrafındakileri, sadece kendine bakın, Rusya’nın kaybettiği ne?..”

13 Aralık 2017 – Putin-Erdoğan Görüşmeleri : “… Biraz çerçeveyi çizerek ortamın hassasiyetlerini açıklayalım. Suriye yeni bir statüko sürecine doğru adım adım şekilleniyor. Bu süreçte defacto taraflar oluştu. Bir kanatta ABD ve İsrail varken diğer tarafta Rusya, Türkiye ve İran yer aldı. İngiltere’nin konumu pek açık değil gibi görünse de aslında ABD’ye hayır diyemeyecek bir mesafede olduğunu söyleyebiliriz. O halde bunu da aynı bloğa ilave etsek yanlış olmayacaktır. Suriye sivil savaşı başlamadan, Soğuk Savaş’tan buyana Rusya zaten bu coğrafyada askeri ve siyasi varlığı ile bulunmaktaydı. Soğuk Savaş sonrası ABD ve İngiltere sıralı Körfez Savaşları ve Arap Baharı rüzgarları ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya kendi anlayışlarını getirmeye çalışmışlardır. Amaç elbette kendi ekonomik, askeri, siyasi ve sosyal yapılarını inşa etmek olacak idi. Ortadoğu’da somut biçimde 1948’den sonra giderek kökleşen İsrail özellikle bu dönüşüm sürecini iyi okumuş ve biraz arka planda kalmak suretiyle, ama aslında aktörlerin ruhuna hitap edecek yöntemlerle sürekli istediğini elde eden taraf olmuştur… Dış politikada bu tür bir sürecin eşiğindeyiz. Elbette bekleyip göreceğiz. Ama şimdiden söylemeliyiz ki, bundan sonra ABD ile Türkiye ilişkileri eskisi gibi olmayacak ve halen masada olan sorunların çözülmeleri zaman alacak. Rusya ise küresel bir aktördür. Onun ABD ile pazarlıkları sadece bu coğrafyada ve bu menfaatler üzerine değildir. Türkiye bunu da bilerek hareket etmelidir.”

15 Aralık 2017 – Kudüs Kırmızı Çizgi! : “… Trump’ın böyle bir kararı almasının asıl sebebi nedir? Birçok fikir ileri sürülebilir. Belki de Yahudi lobilerinin, çeşitli spekülasyonlar yapılsa da seçilmiş olan Trump’ı yerinden etmek için zorlaması sürecinden sonra köşeye sıkıştırması ve bu noktada bir pazarlıkla; acaba, ‘Biz seni tanırız ama sen de Kudüs’ü tanı!’ demesi söz konusu olabilir mi? Bu pazarlığın işletilmesinde kullanılan aktör kim olabilir? Trump’ın Yahudi asıllı damadı Jared Kushner aracı olabilir mi? Bu gibi detayları söylemek güçtür. Ama tarihe mal olacak değerdeki büyük adımlar rasgele gelişmez. Büyük planlarla ilgili açıklamaların yapılmasına muhtaçtır. Değilse görünenler kabul görecektir… Bugünlerde Trump’a onay için sunulan ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi dünyaya ne mesaj verecek? Sızdırılan haberlere göre şu madde önemlidir: ABD’nin güvenliği güç kullanılarak sağlanacaktır.”

Sonuçta şunu söylemeliyiz, dünya için 2018 zor geçecek ama 2019 bundan da zor olacak. Hazırlıklı olalım, bundan böyle yaşanacaklar bir hayli sürprizlerle dolu olacak. Önceki yazılarımda da işaret ettiğim gibi ABD’nin asıl planı gereği 2019’dan sonra Pasifik’te daha belirginleşecek olan gerginlik halidir. Ortadoğu ve Türkiye içindeki bölgede meseleler ise çok dalgalanacak haldedir ama elbette diğer bütün coğrafyalara göre daha sıcaktır. Hele terörizm kavramı ile Müslümanları yan yana koymanın istismarına dayalı bir mantığı strateji kabul etmişlere söylenebilecek başka bir şey kalmıyor. Uzun Savaş devam ediyor, belki işin başındayız, belki ortasında. Klasik söylemlerle ve politikalarla bu sürece yön vermeye çalışacaklar biraz üzülecekler. 2018 arifesinde dış politikada söylenebilecekler çok genel şekilde bunlardır.

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İstihbarattaki Düzenlemeler

DİĞER YAZI

ABD’nin Post-Modern İstihbarat Örgütü

Genel 'ın son yazıları

Politik Merkez Podcast Yayını

Okuyucu Analiz edilen konularda güncel gelişmelerin üzerinde durulmakta ve yorumlara yer verilmektedir. Konuların hangi alanlarda kapsandığı

Suriye’de Hareket Tarzı

TSK ileri yığınaklanma ile harekat üssünü tesis etmiştir. Bölgede caydırıcılık adına çok önemli bir faaliyet sürdürmektedir.

Gerilmeler

Soğuk Savaş ile yeni küreselci-ulusalcı veya Çin'i kontrol altında tutma dönemi mukayesesiyle ilgili bir analiz yaptık.

Operasyon

Türk-Rus ve Amerika-Türkiye ilişkileri değişiyor mu? Türkiye operasyonel stratejiye mi geçti? Türkiye'nin yapısal yetenek değişiklikleri ve