Asi mi, Kahraman mı?

260 Tıklama
22 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Son dönemde Amerika ile ilgili o kadar çok konuşuluyor ki, gündemimizin en az yarısı Amerika, Donald Trump, Dolar, FED, savunma politikaları, yeni teknolojiler gibi pek çok konuyu kapsıyor. Demek ki Amerika’da olan her şey Türkiye’de önemli. Küreselleşme, bilişim teknolojileri ve medyadaki gelişmeler ile post-modernizm bağlamında daha da ileri adımlar atıldıkça, bizler Amerika’yı gündemimiz içinde daha da çok takip edeceğiz. O zaman söyler misiniz, bilinen değerlerimizde bir farklılık söz konusu olacak mı?

Burada, “Gündemimizi Amerika mı belirliyor?” şeklinde bir tespit yapmak söz konusu mudur? Yoksa, “Amerika kendi aleminde, orada ne olsa biz bundan ister istemez etkileniyoruz…” mu diyeceğiz? Bu yaklaşımların ikisi de geçerlidir. Özellikle uluslararası ilişkiler, savaş, politika, diplomasi, güvenlik, ekonomi alanlarında çalışanların ve karar vericilerin üzerinde durduğu düşünce, “Acaba Amerika bize bunu özellikle mi yapıyor, hasmane bir tutum mu var?..” şeklinde olmaktadır.

Özele indirgersek, Türk-Amerikan ilişkilerinin son dönemlerine bir kakın, acaba böyle mi?

Tarihsel kazanımlarıyla, jeo-stratejik konumuyla, zenginlikleriyle ve diğer avantajlarıyla Amerika küresel alanları kontrol etmek ve hatta yönetmek adına kendini bir dönem “jandarma” gibi görmüştü, şimdi ise “patron” gibi görüyor. Ancak iki dünya savaşından galip çıktılar. Uluslararası düzeni kurdular, NATO, BM, IMF, Dünya Bankası, vs. Dünyanın en büyük ordusuna ve Kitle İmha Silahına sahipler. En çok bilimsel buluş, patent, akademik birikim burada. Temsil ettikleri kapitalist yapı ile küresel ekonominin patronu oldular. Soğuk Savaş’ı kazandılar, Berlin Duvarı’nı yıktılar. Ez cümle “Tek Kutuplu Dünya” lideri oldular. Şunu aklımızda tutmamız gerekir: Amerika bu dünyada para ve silahla yapılacak işleri çoktan tamamladı, bu birikimden sonra kendi yöntemini kurmaya başladı. Olup bitene bakanlar belki durumu pek kavrayamıyorlar ki sürekli, “Yok artık!” deniyor.

Amerika; Soğuk Savaş bitince Uzun Savaş’ı ve Siber Savaş’ı ilan etti. Buna dair olup biteni yeterince kavrayamadık. Diyelim kavradık, yapabileceğimizi bilmiyorduk. Amerika; Yumuşak Güç kullanımını her alanda yapacağını ilan etti. Buna dair olup biteni yeterince kavrayamadık. Zannettik ki adalet, özgürlük, eşitlik vs. kavramlar değişmez ilkelerdir. Bunların Amerika tarafından bir güç mücadelesi içinde farklı değer ölçütleriyle kullanılmasını göremedik. Görsek de kabul etmedik, direndik. Açıkçası ne yapabileceğimizi bilmiyorduk. Amerika; yeni dünyaların keşfine çıktı. İnsanların bir kısmı Amerika’nın umurunda bile değil. Önemsenmediğimizi veya ne derecede önemsendiğimizi sorduk durduk. Varlık sebeplerimizi ve değerlerimizi bir pazarlık gücü yapmak istemedik. Bizi bir pazarlığa çektiğinde elimizdekilerle ilerleme gücü bulamadık, hayret ettik.

Bütün bunları “bir mecburiyet; bir çıkmaz; bir son…” olarak ortaya koymamaktayım, biliyorsunuz. Dünya dönmeye devam ediyor… Ancak işin içine girenler anlayacaktır, detaylara yakinen tanık olduklarından işler düşünülenlerden bir hayli farkıdır. Durum bizlerin günlük yaşamında bildiğimiz ve koruduğumuz olgulardan çok farklı yerlerdedir. Örneğin, “Bugün dünyada tüm insanlar sanal alemin makineleri tarafından izleniyor,” desem bunu kabul eder misiniz? Önce nasıl dersiniz. Kendi bilginizle ve mantığınızla bu duruma dair belli düşünceler ve savunma mekanizmaları üretirsiniz. Yine de günlük yaşamınızı bildiğinizi zannettiğiniz şekilde sürdürürsünüz. Sonra sadece önünüzdeki gerçek dediğiniz olgu ile hareket etmeyi yeğlersiniz. Ama bu gerçeklik bahsini samimiyetle uzmanlarından öğrenmemiz gerekiyor.

Her neyse… Makineler geliştiriliyor ve öğrenen makineler devrededir. Değişik kesimlerin farklılıklarını “söylediklerinden, yazdıklarından, seçtiklerinden, attıkları adımlardan, vs.” yönlerle kavramsal düzlemde analiz etmekteler, gruplamalar yapmaktalar, kendilerine olan tehlikeleri işaretlemekteler. Buna dayalı olarak insanların önüne henüz kendilerinin bile tanımlayamadığı ve karar vermediği kolaylıklar konmaktadır. Seçim için sunulanlar bile sonucu hesaplı şeylerdir.

Düşünün, tatile gitmek için seçeceğiniz otelin ne olduğunu veya satın alacağınız spor ayakkabısının markasını siz mi belirliyorsunuz?.. Evet, siz belirliyorsunuz. Bu gibi işlerde her nedense hassasiyetlerimiz devrede olmuyor. İnsan insandır ve rahatını düşünür. Örneğin bir vakit Almanya’ya kızdık, ama ithal edilen o lüks otomobilleri kullanımdan çıkardık mı? Bugün Fransa’ya “dostum” diyoruz. Her neyse… Makineler size sürekli “Gel bunu seç!” diyor; her yerde ve her fırsatta. Sizin değişik vesilelerle yazdıklarınız veya söyledikleriniz içinde örneğin “hızlı” kavramı varsa, hatta sizin yaşam bölgenizde belirli ölçüde insanlar aynı kavramı kullanıyorlarsa, bilin ki makine sizin yaşamınızı bombardımana tutmaya başlıyor. Gördüğünüz reklamlar içindeki kavram ise belirli, “Daha hızlı olmanız için!” diyor. Siz ürünü, ürün sizi sahipleniyor. Her şey doğal ve gerçek, öyle değil mi?

Örneği anlaşılması için bilinen biçimde seçtim. Hukuk, ekonomi, politika… Her alanda bu tür örnekler var. Dünya jeo-politik bir bölünmenin eşiğine getirildi.

Dünyada son zamanların seçimlerinde seçmenlere hitaben söylenenler, yapılan propaganda ve reklamlar adayı ve parti programını tanıtmaktan öte işlev görüyor: “Gel bu tarafa oy at!” Örnek verelim. Psikologların bildiği konular bunlar. Örneğin insan aklı daha çok “muhafazakar” olanı seçmeye temayüllüdür. Bu durum Amerika’da da böyledir, Türkiye’de de. O zaman bir ülkede muhafazakar tarafa oy verileceği belirgin ise burada oynanan oyun ne olacak? Öne sürülecek başkan adayı buna göre belirlenecektir, öyle değil mi?

Amerika ortalama ülkelerden bir asır önde gider. Planı vardır. Politika bir yana bir “sistem” geçerlidir. O sistemin çalışması iyi anlaşılmalıdır. Amerika’da mevcut başkanın bile o zaman periyodunda bir rolü vardır. Başka ülkeleri mi manipüle edilemeyecekler? Şaşırmamak gerekir!

Bugün İran’daki oyuna bakın. Türkiye açıklıyor, “Tıpkı bizde sahnelenen Gezi Parkı gibi…” Ben size geçmişten bir örnek vereyim öyleyse. İşlerin sert güçle olduğu dönemden bir örnek: Zamanın Dışişleri Bakanı Colin Powell Birleşmiş Milletler kürsüsünde çıkıp, “Saddam Cehennem Topu ve Kitle İmha Silahları yapıyor…” demiş ve elindeki fotoğraflarla bu tezini desteklemiş idi. Ne oldu? Birleşmiş Milletler karar aldı. Saddam’a ve Irak’a müdahale için zemin tamam idi. Akla gelmeyecek miktardaki bomba Irak topraklarına atıldı, taş taş üstünde kalmadı. Bu henüz Amerika’nın Yumuşak Gücü ile değil, Sert Gücü ile saldırdığı dönemin gereği yapılan bir uygulama idi. Türkiye buna itiraz etti mi? Veya birey olarak siz bu hamleye nasıl bakmıştınız?

Gelin bugüne: Amerika İran’a tarihin görmeyeceği kadar bombayı vaktiyle Irak’ta yaptığı gibi halkın üstüne atsa siz ne dersiniz? Amerika bu; dün öyle idi, bugün böyle… Bugün başka makinelerle ve uygulamalarla savaş yapılıyor, hem de sanal dünyanın gerilerinden itibaren bizleri kontrol eden türden… Ama eğer bu insanlık tarihi konusu ise yine aktör insan unsurudur, bu değişmiyor.

Amerika Kuzey Kore’yi ve başındaki şaklaban Kim Jong’u halen dünyaya neden konu ettiriyor?

Neden bu tür bir yazı yazdım? Çünkü Türkiye’deki algı çok farklıdır. Hatta daha da farklı olacak yöndedir ve gelişmelerden uzak noktalara doğru kaymaktadır. Bir kesim ise ciddiyetten uzak. Bu küresel, post-modern tarz bizleri hayrete düşürmeye başladı. Belli ki yarın daha da şaşıracağız. Bu yöntem belki de bizlerin ne olmamız gerektiğini belirliyor, biz buna direniyoruz.

Hatırlayanlarınız olacaktır. Amerika’daki son seçimlerden önce adaylar belirginleşince bir benzetme yapmıştım. Hillary Clinton’ı “Açlık Oyunları, Alaycı Kuş” filmindeki Alma Coin rolünü alan Julianne Moore’a benzetmiştim. Filmde Alma Coin direnişle başkan olmuştu ama sonradan anlaşıldı ki onun da planları varmış. Filmdeki asıl Başkan Snow ise Donald Sutherland idi. Ben Başkan Snow’u Donald Trump yerine koymuştum. Trump’ın uygulamaları filmdekinden pek farklı değil. Filmdeki dünya kurgusu nasıl? Başkent ve diğer bölgeler, yani taşra. Direnenler Başkan Snow’a göre asidir, önerilen oyunu oynamak isteyenler ise kahraman olmaktadırlar.

Şimdi gelelim “Star Wars, Son Cedi” filmine. Cedi Dini’nden olan Direniş Hareketi grubunu düşünün. Bunlar “asi” olanlar. Neye? Son Düzen’e. Dünya’nın en zenginleri arasında olan küresel bir tekstil şirketinin ülkemizde de çok mağazası var. Benzer işleri yapanları da ekleyin. İnsanlara sunulan giyim-kuşam modeline ve kumaşına bir bakın. “Asi” tarz size bir şekilde giydiriliyorsa, siz aslında bunu kanıksamışsınızdır.

Günlük işlerle meşgulüz. Çalışıyoruz, daha ziyade geçimimizle, geleceğimizle meşgulüz. Bunun yanında dinleniyoruz. Eğleniyoruz, oynuyoruz, beğenilerde bulunuyoruz, okuyoruz, seyrediyoruz… Bunların öncesini düşünün. Her bir gerçeklik içinde birer kavram işi, çalışması var. Kavramlar böylesine değerlidir…

Haberleri izliyoruz. Ekranlarda sürekli aynı kişileri görüyoruz. Aynı görüşte olanları. Karşı görüşte imiş gibi çıkarılanlar bile sanki atanmışlar. Sanki herkes “seçilmiş kişi” gibi. Ama biz günlük işlerle meşgulken bile sürekli bir düşünce doğrultusunda dolduruluyoruz.

“Ecdat…” deyip zevkle anlattığımız bir tarihsel yönümüz var. Biz buna “hassasiyet” de diyoruz. Hassasiyetlerimize dokundurmuyoruz, dokundurmak da istemiyoruz. Bizimle oynayacakların bu hassasiyetlerimize saygı duymasını bekliyoruz.

Çocukluğumda Malkoçoğlu, Kara Murat, Karaoğlan, vs. filmler vardı. Memlekette sinema makinesinin ampulü yoktu ama bu filmler çevriliyordu, ampuller ve kamera dahil diğer bütün teçhizat Amerika’dan geliyordu. Bir yandan ülkede Sovyet yayılmacılığına karşı bilinçli bir toplum oluşturmak için Komünizmle Mücadele Dernekleri kuruluyor, diğer yandan buna hizmet edecek “milli ve dini değerlerin oluşturulması, hatırlatılması, geliştirilmesi, kökleştirilmesi” bağlamında değişik faaliyetler yürütülüyordu. O zamanları hatırlıyoruz ama bugüne gelen etkilerini de biliyoruz.

Komünizmle mücadele!.. “Bu kadarla kalsa iyi idi,” diyecekler var. Okullar açtılar, ısmarlama kitaplar yazdılar, gazete ve dergi çıkardılar, kendi siyasi potansiyelini yetiştirdiler, iş alemine dahil oldular, birbirlerine destek çıktılar, başka dernekler, vakıflar kurdular, milletin hassasiyetlerini istismar ettiler, dini bile istismar ettiler, “Tek biz biliriz, bizden öğrenin…” dediler, yeni yeni partilere bölündüler… “Komünizmle mücadele edin… Yeşil Kuşağı kurun…” diyen Amerika bu gelişmeleri mi takip etmeyecek, kontrolü dışında tutacak? Yoksa bunları kendi çıkarları dahilinde mi kullanacak?

Geçen hafta ekranlara dalya diyen “Ertuğrul” isimli televizyon dizisinde bu bahsedilen tema aynen devam etmektedir. Dünyanın çivisi konu edilen zaman içinde de çıkmıştı, şimdi de çıkmış! Ertuğrul, tıpkı diğer tarihi şahsiyetler, yani ecdat gibi çivisi çıkmış bu dünyaya adaleti yerleştirmekle görevlidir. Bizans, emperyalistler, bugün Amerika… Şimdi yazının tamamına bakıp bir sonuç çıkarmanızı isteyeceğim: Kötülüklere direnen Ertuğrul’u bugün nasıl niteleyeceğiz, asi mi, kahraman mı?

Kısa bir zaman diliminde Amerika ile tarihte olmadığı kadar çok sorun yaşıyoruz. Bazılarını hatırlayalım. Ortadoğu’daki harita düzenleme girişimleri, din-mezhep kaşımalar, terörle ve IŞİD ile mücadele, Katar, Suriye meselesinin çözümündeki uygulamalar, aslında PKK kolu olan PYD/YPG’nin silahlandırılması, Kudüs, S-400, başlı başına bir FETÖ olayı, vizeler, mahkemeler… Halkın kafası oldukça karıştı. Aydınlanmak istiyor. Bütün bu konulara ve müdahillere bakarak diyor ki, hepsi birer “proje” konusu.  Nasıl filmler de proje, bunlar da öyle. Söyleyin, her konuya yakından bakın da söyleyin. Sorunların kökenine inin de söyleyin. Ekonomi, politika, politikacılar, güvenlik… Eğer bu denli proje enflasyonundan bahsedilen bir zaman dilimindeysek, sade vatandaşlar olarak bizler ne yapacağız? Günlük hayattaki seçimlerimizi yaparken ne düşüneceğiz? Değil mi ki bireyin hassasiyetlerine varana dek girilmiş pek çok proje konusu var!.. Biz kime inanacağız?

Bu milleti bölmenin bin bir yöntemini uyguluyorlar. Son dönemlerde Atatürk’ü bile konu etmeye çalışanlar çıktı!.. Atatürk’ün önderliğinde bu millet kahraman olmadı mı? Yurduna, bölgesine ve dünyaya barış gelmesi adına örnek olmadı mı? Sadece savaşla değil, mazlum dünyaya fikirle de önderlik edilmesi söz konusu değil miydi? İlerileri yakalamak için yola çıkılmadı mı? Ama bu hassasiyete bile saldırdılar, hem de içimizdekilerce. O “Komünizmle Mücadele” etmeye ayarlanmışların çıkıp öz değerlerimize ve yakın zamanda görüldüğü üzere Güçlü Ordumuza, Aziz Milletimize ve Gazi Meclisimize saldırmasına ne diyoruz? Kim hangi rolde?

Şimdi filmleri bırakalım, vicdanlara bakalım ve tekrar soralım, kim ne olmak istiyor; asi mi, kahraman mı? Önemli olan, sizi kimin kahraman ilan ettiğini bilmektir. Çünkü bazen asiller doğrudan bunu yapabilirler, bazen de sizi asilere seçtirirler. Kurgu içinde yer almakla ilgili bir durum söz konusudur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İran’daki Olaylar

DİĞER YAZI

ABD ile Yüksek Gerilim

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,