Küresel ABD ve Çin Rekabeti ve Türkiye

Okuyucu

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bakış açısını az çok biliyorken Çin’in uluslararası ilişkilerdeki değerlendirmelerine aynı şekilde bir anlam verme noktasında neredeyiz? Öncelikle şunu söylememiz gerekiyor, Çinli yazarlar ABD ile Çin’in arasındaki rekabetin dünyada yeni bir Soğuk Savaşı olduğuna inanıyorlar. Bu bakış aşısı bile uluslararası alanda ekonomik, teknolojik, politik, vs. belli gerginliklerin, buna göre askeri hazırlıkların, silahlanmanın ve sert diplomasinin yolunu açar. Öyleyse Xi Jinping yönetimi ABD’nin adımlarını takip ederek kendine jeopolitik bir çizgi belirlemiş durumdadır.

Bu noktada Soğuk Savaş ifadesi kullanılsın kullanılmasın ama belirgin olan husus şudur; başat güçler Tam Spektrumlu Savaş’ı (Siber, Hibrit, Ekonomik, Diplomatik, Asimetrik…) ve Akıllı Güç uygulamalarını tatbik etmekteler, bu tür bir gerilimin temposu giderek artacak gözükmektedir. Burada küresel pandemi, iklim, terör, göç, finans krizlerinin sürdüğü bir ortam içinde yapılması gereken bir mücadeleden bahsetmekteyiz. Dördüncü Sanayi Devrimi oldu ve taşlar henüz yerli yerine oturmadı!

İncelemede küresel projelendirmeyle ilgi kurduğum için parsel sözcüğünü kullandım, aslında kıtaları ve okyanusları içine alan çok büyük coğrafyalardır bunlar. Yine bir çağrışım vermesi açısından ifade edeyim, küresel bakış açısı olmayanın, yani yerel ve bölgesel çapta kalanın, bir iddalı güç olma şansının bulunmadığı bir dönemdeyiz.

Bugüne kadar sözü edilen coğrafyaları hatırlayacak olursak küresel rekabet parsellerini dört grupta ele alabiliriz (görselden takip edebilirsiniz). Bunlar:

I) Pasifik Parseli: Bu coğrafyada ABD, G7 (Gelişmiş-7), klasik Anglosphere ülkeleriyle işbirliğinin esas almış ve son olarak nükleer ve denizaltılar konusunda da geçtiği üzere AUKUS’un (Avustralya, İngiltere, ABD) kurulmasını öne sürmüştür. AUKUS’un etkisi aynı zamanda Hint-Pasifik (II) ile de örtüşmektedir. Çin ise Pasifik’te etkinliğini artırmak adına askeri kabiliyetlerini artırma çabası içerisindedir.

II) Hint-Pasifik Parseli: Strateji uzmanları tarafından daha ziyade ABD-Çin rekabetinin en fazla nüfusu kapsadığı nedenle bu Hint-Pasifik (II) parselinde geçmekte olduğundan söz etmektedirler. Hint-Pasifik’te enerji sahaları, küresel deniz ve kara ticaret yolu ana aksı, terörizm tehdidi, gibi çok önemli konu başlıkları var. ABD bu coğrafyada G7, bunun yanı sıra kendi inisiyatifiyle QUAD’ı (ABD, Avustralya, Hindistan, Japonya) öne sürdü. QUAD’ın asıl odaklandığı alanlar ekonomi, teknoloji ve politik olarak gösterilmektedir. Bir de hatırlamakta yarar var, ABD, Afganistan’dan askerini çekti ve burada tartışmalı bir alan yarattı. Çin ise özellikle Güney Çin Denizi’nde belli tertibatlar almakta ve Kuşak-Yol Girişimi (BRI) hakkındaki projelerin çoğunu bu parsele aktarmaktadır. Çin, Afrika’da ekonomik alanda önemli ölçüde etkindir. Doğu Akdeniz’de liman işletmeleri ile etkili olmaktadır.

III) Avrasya Parseli: ABD hem Çin hem de Rusya ile bu parselde rakiptir ve G7, NATO ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle bu alanda üstünlük peşindedir. Transatlantik bağlamlı bu rekabet alanında her türlü etkileşim ve gerilim mevcuttur. Çin’in Kuşak-Yol Girişimi’ndeki İpek Yolu projeleri Pekin’den Frankfurt’a kadar bir bütün ticaret aksı yaratmayı kapsar. Çin’in ve Rusya’nın elinde daha belirgin şekillenme potansiyeli olan Şangay İşbirliği Teşkilatı (SCO) bu parseldeki bloklaşmayı işaret etmektedir. Diğer yandan Hint-Pasifik ve Avrasya parsellerinde Çin’in önemli ortağı İran’dır.

IV) Arktik Parseli: Küresel ısınma konusunun da etkisiyle ortaya çıkan bu yeni ticaret yolu Çin ve Transatlantik hattını kısaltmaktadır. Halen ABD, Avrupa, Rusya ve Çin bu bölgede hukuki anlaşmaların belirginleştirilmesinde üstünlük mücadelesi içerisindedir.

Çin’in aralarında “yeni Soğuk Savaş” vurgusunu yaptığı ABD’ye karşı ileri sürdüğü politik argümanların özünde dünyaya, “ABD vazgeçilmez ve cömert değildir” ve Avrupa’ya, “stratejik özerkliğinizi kazanın” var. Hatta İsrail’e bile “Çin daha yakın” demektedir. Çin, Rusya’ya her fırsatta Ukrayna meselesinin hatırlatarak ABD ve NATO karşıtı pozisyonunu geliştirmek istemektedir. Çin, ABD’yi çok alanda sıkıştırmak istiyor. Belirtilen olarak Doğu Asya, Orta Asya, Orta Doğu, Latin Amerika ve Afrika’da yayılma göstermesi tam bir meydan okuma olarak nitelendirilebilir. Çin, siber, uzay ve nükleer alanlarda ilerlemek suretiyle yeni Soğuk Savaş’ta kendi güvenliğini artırmanın peşindedir.

2021’de Beyaz Saray’a geçen Joe Biden’ın doktrini ile adım adım politikaları gerçekleşmektedir. 2022’de bu bağlamda işaret ettiğim parsellerdeki gelişmeleri takip etmeye devam edeceğiz. 2022’den itibaren daha ziyade Çin’İn inisiyatifiyle gelişen küresel projelere alternatif ABD projeleri ortaya çıkacak gözükmektedir. Bu iki taraflı ve karşıt küresel projelerin oluşturacağı girdaplara bakılırsa, şimdiden çeşitli bölgelerdeki ülkeler için tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Günümüzde ABD, Rusya veya Çin birbirleriyle değil, Gri Bölge ülkelerinde kozlarını paylaşmaktadırlar.

Öte yandan Kapsamlı Yatırım Anlaşması (CAI), Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP), Güney-doğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA),  Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), gibi oluşumlar ve Paris İklim Antlaşması ile sürekli yeni ticari ve politik nüfuz alanı genişletme çabası içindeler.

Bu jeopolitik yaklaşımları dikkate alarak, “Türkiye nerede ve neler yapabilir” diye sormamız gerekmektedir. Gözden geçirelim: 

Türkiye’nin Çin ve Güney Kore başta olmak üzere Uzak Doğu ülkeleriyle ticari dengesi aleyhtedir. Çin, Avrupa Birliği (AB) ile kurduğu ekonomik ortaklıklarda doğrudan kendi inisiyatifini ve gücünü kullanmaktadır. (Çin’in yakın dönemdeki en büyük çabası CAI’yi imzalatabilmektir. Hedef bölgesi olduğu cihetle AB’ye cömert davranmaktadır.) AB ile ticarette Çin, Türkiye’nin AB ile arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasından yararlanma yolunu seçmemektedir. Türkiye 2020’de “Yeniden Asya” politikasını açıkladığı halde henüz net bir sonuç alınmış değildir. Yine Orta Asya ülkeleri ile münasebetler ilerlemiş haldedir, Türk Devletleri Teşkilatı gelişim içerisindedir. Afganistan’da Kabil Hava Limanı’nın işletimi için Katar ile ortaklığı gelişme göstermektedir. Türkiye Doğu Akdeniz’de henüz Çin ile bir ortaklık kurulamamışken, rakibi konumundaki (AB üyesi) Yunanistan ve (Deng Xiaoping’den beri çok yakınlığı olan) İsrail’in ortaklıkları vardır. Üstelik bu ülkelerin ABD ile de ilişkileri iyi durumdadır. Demek ki Yunanistan ve İsrail küresel ABD ve Çin rekabetinden çift taraflı yararlanan ülke konumundadır. (Bu konuda Körfez Ülkeleri ile İsrail’in perspektifinden bakılır ise ABD ve Çin bağlamında yine aynı tür ilişkilerin olduğu görülebilir.) Türk vatandaşlarının Çin’de serbestçe dolaşımı hakkındaki engeller devam etmektedir. ABD ve Çin, Uygur meselesi üzerinden gerginlik yaşamaktadır ve bu husus ABD tarafından daha da belirginleştirilme potansiyelindedir. Türkiye bu noktada Çin’e insan hakları noktasında görüşlerini ifade etmektedir. Türkiye Şangay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olarak katıldı. Bu konuda henüz bir ilerleme söz konusu değildir. Türkiye Trans-Kafkas bölgesinde nüfuzunu artırmak adına yeni adımlar atmıştır. Azerbaycan-Ermenistan meselesinde “3+3” formülünden yanadır.

Görüldüğü gibi bütün bu konular daha çok Avrasya (kısmen Hint-Pasifik) parselini içermektedir. Türkiye gibi bir jeostratejik bağlamı olan ülkenin Hint-Pasifik parselinde belirgin bir etki noktasının bulunması beklenir. Belli bir potansiyelin olması konusu bir yana, Türkiye’nin Çin ile ilişkileri (daha çok tek taraflı gelişen) ticaretin ötesinde pek de ileri boyutlarda değildir. (Hem Çin hem de ABD ile ilişkisi olan) Hindistan ile ilişkilerin daha da gelişmiş olması beklenir. Başka bir örnek, tarihsel bağımızın olduğu dost Güney Kore ile Pasifik parselinde güvenlik alanında bir oluşum bulunmamaktadır. Türkiye ticarette Afrika ve Latin Amerika ile yeni bir çalışma içine girmiş haldeyken dahi Çin ile ortaklıkları yoktur. Ancak bakılırsa, Çin’in bu bölgelerde dahi Türkiye yerine İsrail ile ortaklık kurmayı tercih edebileceği ifade edilebilir. Eğer durum böyle gelişir ise Çin, Türkiye karşısına Doğu Akdeniz’de ve Körfez Bölgesi’nde İsrail gibi bir rakip ileri sürmüş olacaktır. 

Sonuç olarak şu jeopolitik tespitleri yapalım: (1) Atlantik ekseninde AB üyesi olmayan fakat NATO üyesi olan Türkiye, üç kıtanın (Asya, Avrupa ve Afrika) birleşimindedir, köprü konumundadır. Tarihte olduğu gibi bugün dahi özellikle ABD, Rusya, Almanya, İngiltere ve Fransa gibi başat güçlerin cirit attığı Hint-Pasifik parselinde Türkiye henüz bir etki üretmiş değildir. Demek ki engelleme bu güçlerden gelmektedir. (2) Yakın dönemden bu yana Türkiye, küresel ABD ve Rusya rekabetinde arada kalmış haldeyken, aynı yaklaşımla, ABD ve Çin arasındaki rekabette de arada kalma potansiyeline sahiptir. Türkiye avantajlı jeostratejik konumunu bu küresel ABD ve Çin rekabetinde henüz kullanabilmiş değildir. (3) Türkiye’nin, kendi merkezinden Atlantik ve Pasifik Okyanuslarına uzanan coğrafyalarda, somut küresel-stratejik projelere ve ortaklıklara ihtiyacı vardır. Dolayısıyla her tür konuyu yeni baştan değerlendirmekte yarar vardır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

2021 Yılı Değerlendirmesi

DİĞER YAZI

Yıla Kazakistan ile Başlamak

Politika 'ın son yazıları