Post-Ukrayna  

Okuyucu

Bundan önce sizlere onlarca sayıda stratejik-vizyon içerikli yazılar paylaştım. Uzun zamandır, ki Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump döneminden Joe Biden dönemine geçişten itibaren, görülecek küresel değişikliklere olabildiğince ağırlık verdim. Bugün bu dönemde ise ABD ve Rusya bağlamında küresel çapta yaşanan çok önemli gelişmelerle karşı karşıyayız. Sizlere bu makalede bundan sonraki dönemi, gerekçelerini ve değişecek düşünce kalıplarını “Post-Ukrayna” bağlamında açıklayacağım.

GİRİŞ

Post-Ukrayna (Ukrayna Sonrası, #postukraine) terimine alışalım. “Post-Corona” der gibi bunu da fazlasıyla kullanacağımız küresel sorunların aşırı arttığı bir döneme girdik. Bu dönemde gerginlikler, risk alma biçimleri, her boyut ve derinlikte küresel etki üretir biçimde gelişmelerin vücut bulabileceği bir evredeyiz. İnsanlık nereye gidiyor? Belirsizlikler çok ve Post-Ukrayna ile ortaya çıkan sonuçlara bakıp tanımlamalar yapacağız.

(Başlangıçta önereyim, lütfen fırsat bulursanız okuyunuz: Politik Merkez’de çok yazıya konu ettiğim Biden Doktrini’ni, NATO 2030’u anlatan NATO’dan İleri, Küresel risk takvimini içeren yazı ABD Gözüyle Çin’in Askeri Stratejisi ve Küresel Riskler, dünyaya dört senaryo sunan Küresel Eğilimler 2040 Okuma Rehberi, sadece Politik Merkez’den değil, her bir dokümandan sorgulayın temel konu olan Dördüncü Sanayi Devrimi’ni.)

Post-Corona’da birden yaşama dair koşullar ve alışkanlıklar nasıl değişti? Yaşam biçimleri, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik ortam değişiklikleri akıl almaz ve çok edici biçimleriyle, hızla, birkaç yıl içinde gelişti ve değişti. Şimdi “yeni normalleşme” diyoruz, değil mi? Öğretilmiş gibi karşıladık dönüşüm modellerini ve kalıplarını, teknolojik altyapı ve usuller bile hazırdı büyük ölçüde. Benzer düşünelim; her bir değişimle beraber şok olabiliriz! Ama bu kez insanlık hastanelere gitmek için bir ambulans çağırmakla veya bireysel testler yaptırmakla yetinecek mi? Zira şimdiden belirtilerini gördüğümüz konular bireysel ve yöresel değil, siber-uzaya kadar etkisi olan ve küresel etkiler ortaya çıkacak türden. Hani diyorlar ya, her birimize chip takacaklar diye, şimdi bir ilavemiz olsun bu chip ile (veya başka bir kontrol etme sistemiyle, zaten var, örneğin elimizdeki akıllı cihazlarımızla, eşyalarımızla) sosyo-politik ve sosyo-ekonomik alanlarımız daha da belirginleştirilecek, bunun üzerinde yaşam kurgulanmış halde olacak. İşte size en yeni normal! Bu işin içinde bugünden hesap edebilecekler var, yeni geliştirilecek yöntemlere gebe bir muhasebeyi ve değerlemeyi gerektiren usuller de.

Bekleniyor muydunuz Rusya’nın bu şekilde Ukrayna topraklarına balıklama atlayacağını? İhtimal dahilinde olsa da çoğunluğun görüşü, “böyle olmaz, bu derece ve çabuklukta olmaz,” diyordur herhalde insanlar.

HEDEF 2040 SONRASI

Bütün hesaplar “2040” sonrasına ilişkin yapılıyor. Ülkeler, şirketler bugünden kendilerini 2040 yılı sonrasında çok farklı olacak bir dünyaya hazırlamak için kolları sıvadılar bile. Bundan habersiz olanlar ise geride kaldılar. Hazırlıklar başat güçlerce ama küresel ölçeklerde yapılıyor ve bu büyük bir mücadele alanı yaratıyor. Soru; egemenlik daha çok kimlerde ve hangi alanlarda olacak, paylaşım nasıl olacak, hesaplar nasıl görülecek?

Sadece Çin bağlamında 2049 yılına kadarki takvime bakalım. Şöyle öngörmekteyim:

  • 2021, (aslen) Çin’e ve Rusya’ya karşı ABD küresel ittifaklar ve ortaklıklar oluşumunu ortaya koydu.
  • 2025, Çin’in ekonomi hedef: “Made in China 2025
  • 2027, Çin Ordusunun birinci aşama modernizasyonunu tamamlaması (yeteneklerinin “akıllı savaş” için bir sistemler sistemi içinde ağa bağlanacak biçimde modernizasyonu).
  • 2027, Çin’in 700’e varan sayıda nükleer savaş başlığına ulaşması.
  • 2027, Çin’in Tayvan’a askeri müdahale için kendini hazır hissetmesi. ABD’nin Pasifik’teki bütün önlemleriyle bunu caydıracak hamlelerini geliştirmesi (bana göre Biden Yönetimiyle başladı bile).
  • 2030’a kadar ABD’nin Rusya’yı baskılaması.
  • 2030, Çin’in 1.000’e varan sayıda nükleer savaş başlığına ulaşması.
  • 2035, Çin’in ekonomi hedefi: “China Standarts 2035”
  • 2035, Çin Ordusu’nun ikinci aşama temel modernizasyonunu tamamlaması. 
  • 2040’a kadar küresel çapta giderek gerginleşen bir dünya.
  • 2049, Çin Ordusu’nun son aşamada dünya standartlarında tam modernizasyonunu ve “Büyük Gençleşme Stratejisi”nin tamamlanması.

Sanırım 2050 dünyasında bu yaşanacakların bir izdüşümü olacaktır. Ancak 2040 ila 2050 arasında yaşanacak gerilimlere hazır mısınız, diye sormak isterim. Bugün durum böyleyse yarın nasıl olacak?

NATO 2030

Atlantik ittifakının hedefi 2020’den itibaren içinde Kuzey Kutup Bölgesi (Arktik Bölge), siber-uzay ve Çin ile onunla ilişkili Asya-Pasifik, Hint-Pasifik bölgelerini kapsadı. Şunu da ifade edeyim, 2030’da ilan edilecek NATO 2040’ın neyi kapsayabileceğinin aklı bugünden belirlenmektedir.

Bugün vizyonlarıyla ve projeleriyle 2030’a hazırlanamayanlar, 2040’ta yok olacaklardır.

BIDEN DOKTRİNİ

Biden Doktrini nedir? “Amerikan halkı ve dünyadaki insanlar için ortak değerlerimizi savunmak, ortak çıkarlarımızı geliştirmek ve yeni ve hızlanan küresel zorluklar karşısında bile demokrasinin gerçekleştirebileceğini göstermek için ortaklar ve müttefiklerle birlikte çalışan güçlü bir Amerika!

ABD’NİN ORTAKLIK AĞI

Gelişmelere bakan Amerikalı politika yapıcılar ittifaklara bu denli neden önem verdiler? Çin ikinci kutbu yapmadan kendi saflarını belirlediler. Kim bunlar? Bakalım: G-7 (ABD yanı sıra Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada); AB (27 ülke); NATO (30 ülke); buna NATO 2030 vizyonunda Derin Ortaklar’ı ekledi (Kanada, İngiltere, Hollanda, İtalya, Norveç, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya, Güney Kore); Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (ABD, Japonya, Hindistan, Avustralya) ve Stratejik Ortak (İsrail). Bu ABD’nin Küresel Blok’udur. Birlikte hareket edip sinerjik olarak plan-projelerini geliştirirlerse 2040 yılında hedeflere ulaşmak mümkün olabilecektir.

Joe Biden’ın gülümsemeyle ve iftiharla açıkladıkları içinde amacına ulaştığı anlaşılıyordu. Biden Doktrini gereği ABD, G7, NATO, AB, AUKUS ve Quad çerçevesinde ülkelerle anlaşmaya varmıştı. ABD’nin kurduğu bu oluşum, ki yaklaşık 50 ülkeden müteşekkildir, Biden Doktrini’ne göre ilintilenmiş demokrasiler olarak ifade ediliyor. Bu oluşumun karşısında ise en önde gelenler otokrasilerdir. Çin ve Rusya burada konumlandırılmaktadır.

ANGLOSPHERE ORTAKLIĞI

Anglosphere nedir? Basitçe İngilizce konuşan 5 ülke (rumuzlarıyla); Birleşik Krallık/Britanya (UK/B), ABD/Amerikan (US/A), Kanada (CAN/C), Avustralya (AUS/A) ve Yeni Zelanda (NZ/Z).

Anglosphere kapsamındaki anlaşmalara bakınız: ABCANZ Ordu Programı (Kara Gücü), Hava ve Uzay Birlikte Çalışabilirlik Konseyi, AUSCANNZUKUS (Deniz Gücü), Sınır Beş, Müşterek Muhabere Elektronik Kurulu, Beş Ülke Konferansı (Göçmen), Beş Göz (UKUSA, İstihbarat), Beş Ülke Pasaport Grubu, teknik İşbirliği Programı (Bilim ve Teknoloji). Bütün bu anlaşmalar İkinci Dünya Savaşı zamanındaki fikre ve tertiplenmeye göre belirlenmiştir. Her biri zaman içinde geliştirilmiştir. Geliştirilmiş halleriyle Soğuk Savaş sonrasında özellikle 2004 yıllarından itibaren anlaşmalar güncellenmiştir.

Bugünlerde AUKUS’u duyanlar neden şaşırdılar? Anglosphere kapsamında işbirliği serisinde atılmış bir adım ve konunun merkezinde nükleer takatli denizaltılar olacak. AUKUS, Avustralya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki nükleer denizaltı programı. Genişletirsek, askeri, güvenlik, teknoloji, siber alanlarda işbirliği içinde hareket edecekler. 

Anlaşmalar gereği Macao ve Hong Kong, Çin’e devredildi. Çin, Tayvan’ın kendi toprağı olduğunu ifade ediyor. Güney Çin Denizi’nde egemenliği kendisinde olması iddiasında bulunduğu adacıklar var. Bugün için üç kritik nokta: Güney Çin Denizi, Hong Kong ve Tayvan. Çin bu üç konuda tam kontrol sahibi olmak istiyor ve egemenlik tanımını (ekonomik ve savunma dahil) buna dayandırıyor.

GELİŞMİŞ 7

Sadece ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya’ya bakacak olursak, dünyadaki zenginliğin yarısı desek yanlış olmaz. G7 üyeleri, nominal değerlere göre küresel olarak gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 46’sından fazlasını temsil etmektedir. Bu ülkeler, satın alma gücü paritesine göre GSYİH’nın yüzde 32’sinden fazlasını temsil etmektedir. 2018’de, bu gruptaki ülkeler toplam 317 trilyon dolarlık küresel net servetin yüzde 60’ından fazlasını oluşturdu.

KONSOLİDASYON

Bu oluşumla ne tür uygulamalar olacak, bir soru işareti idi. Ukrayna savaşı başında Avrupa Birliği ile ABD (ve onunla hareket eden İngiltere) arasında görüş farkları var gibiydi. Ukrayna savaşı Batı’yı konsolide etmeye yetti. Öyleyse Post-Ukrayna’da bu oluşum ABD’nin ortağı ve ittifakı birlikte hareket edecek halde kenetlendi. Bundan böyle bu oluşum bir oluşum (şimdiden bir kutup denir mi söylemek için erken) halinde hareket edecek görünmektedir. Peki bunlar neler yapacaklar? Örnekleri neler oldu, neleri gördük, bunlar gelecekte yaşanabilecekler için birer ipucu mu?

RUSYA’YA YAPTIRIMLAR

Batı tarafından Rusya’ya karşı ağır ekonomik yaptırımların ilan edildiği ve uygulanmaya başlandığını gördük. Çeşitlilik arz eden bu yaptırımlardan bazılarını buraya not edelim:

  • Ekonomi: Merkez Bankaları dahil Rus bankalarına, oligarklara, önemli şirketlere engellemeler getirildi, rezervler donduruldu, tahvillerin nakde dönüştürülmesi engellendi. Engeller içinde SWIFT konusu öne çıktı. 
  • Enerji: Enerjide kısıtlamalar getirildi (özellikle Rusya’nın Avrupa’ya doğalgaz akışında görüldü). Batı tarafından yeni ve alternatif çözümler olacağı ifade edildi.
  • Ulaşım: Hava sahası kullanımı engeller geldi. Avrupa hava sahası neredeyse Rusya’ya kapatıldı. Bu durumda başka uygulamalarda bu kolaylıkla tatbik edilebilecektir.
  • Enformasyon: Medyaya Rus ajanslarına (RT ve Sputnik) dezenformasyon yaptıkları gerekçesiyle kısıtlama getirilmesi. “Hassa bir konu” veya “sansür konusu” bile denmedi, dezenformasyon doğrudan silah olarak işlem gördü, yapan yayın organları faaliyetleri düşmanca tavır olarak görüldü. Bu durumda basına bu tarz yaklaşımlar getirilebil çektir.

DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ

Temel fikrim Dördüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 4.0) ile ilgili zaten yaşanması gereken büyük değişimlerle ilgilidir. Bunun içinde pek çok konu yeni baştan kurgulanacaktır, kaçınılmaz görmekteyim.

SİBER-UZAY VE YENİ EGEMENLİK MÜCADELESİ

Engellemelerin ötesinde Ukrayna’da başka bir uygulama da oldu. Bu da iletişim ve teknolojiyle ilgiliydi. Örneğin Elon Musk, Ukrayna için SpaceX’in “Starlink” projesi kapsamında bir deneme uygulaması gerçekleştirdi. Bu teknolojik konunun içeriği bir yana, Post-Ukrayna başlığımız çerçevesinde, bu uygulamanın gerçekleşmesi bile önemli bir gelişmedir. İşte size siber-uzayda tırmanan rekabet, teknoloji ve egemenlik konuları!

Yine de bir cümleyle bahsedelim, siber saldırılara maruz kalan Kiev’in interneti birden çalışıverdi. Nasıl mı? Starlink destekledi. O zaman gelecekteki asıl rekabetin siber-uzayda meydana geleceğini bilmemiz gerekmektedir.

POST-UKRAYNA SAVAŞLARI

Post-Ukrayna’da ilk görebildiklerimiz neler? 

Hal böyle ise buna göre hazırlık yapan ülkeler, şirketler ve oluşumlar kazanabilecekler. Elbette bu saydıklarımızın detayına başka başlıklar da eklenebilir. Enformasyon savaşı, ilan edilmemiş savaş, istihbarat savaşı vs. çok başka içerikler de var. Nükleer gerginlik stratejik ölçekte en önemli hususların başında olacak.

İlan edilmeyen savaş, bir barışın olmadığı anlamına da gelmekte ve sürekli baskı ve rekabet ortamında kaotik bir dünya görüntüsü vermektedir. Bu ilan edilmeyen savaş şartlarında uluslararası hukukun işetilmesi noktasında daha büyük bir sorun oluşturacak demektir.

Rusya nükleer kuvvetleri alarma geçirdi. Bugün öyle görünüyor ki Putin’in başarısız olma riskleriyle de yüzleşeceğiz! Ancak kitle imha silahlarının çeşitleneceği ve sayıca artacağı bir dönemdeyiz.

KÜRESEL MÜCBİR SEBEP POLİTİKASI

Biden planında Akıllı Güç var. Akıllı Güç uygulaması gereği Biden küresel bir zorlama ortamı yarattı. Bu hemen herkes, kurum için bir küresel mücbir sebep yaratacak etki üretti. 

Esasında Post-Corona ile insanlık “yeni normalleşme” diye bir tanımı ister istemez kabullendi. Bu pandemi ile ortaya çıkan yeni normalleşmeye Ukrayna odaklı ama esasen küresel güç olan bir Rusya sorunu ileri sürüldü. Ve şimdi Post-Ukrayna’yı düşünmekteyiz. 

Sorum şu: Post-Ukrayna ile insanlık hangi türden bir yeni normalleşme içinde olacak?

Bunun ipuçlarını almaktayız… Post-Ukrayna’da;

  • Siber-uzayın yaygın kullanımı,
  • Dezenformasyonun ve buna karşı engellemelerin kullanılması,
  • Gıda ve emtia sorununun yaygınlaşması,
  • Silahlanma eğiliminin artması, ülkelerce daha fazla bütçe ayrılması,
  • Kitlesel göçlerin ve mülteci sorunlarının artması,
  • Nükleer silah dengesizliği,
  • NATO’nun yeni formatı ve görev alanları (bugün NATO 2030 bakımından, daha ileriki yıllarda 2040, 2050 gelişecektir),
  • Nükleer seçenekler,
  • Küresel ulaşımda küresel ticaret yolların değişmesi (Arktik bölge, hava sahalarının kapatılması ile ortaya çıkan zorunlu hava yolu koridorlarının kullanılma zorunlulukları gibi),
  • Rusya ve Çin’in birbirlerine daha fazla destekleme eğilimi göstermeleri, birbirlerine muhtaçlık alanların daha fazla ön plana çıkarak anlaşmaları, bunun Batı’ya etki etmesi,
  • En önemlisi, Finans Teknolojileri (Fintech) ile yeni ekonomik düzenin kurgulanması olacak.

Bundan böyle alışageldiğimiz gibi olmayabilir… Özellikle liberal demokrasilerde piyasalara müdahale edilmesi istenmeyen bir durumdur. Ancak üretime ve tüketime, ticarete müdahaleler söz konusu olabilecektir. Post-Ukrayna öncesi yeterli ve etkili bir gerekçeniz olmaz idi, ama şimdi var. Örneğin Avrupa Parlamentosu, “nükleer tehdit, Rus tehdidi, Avrupa Kıtası savaş halinde…” diyerek, bir karar alıp dayatabilir.

Demokrasilerde, başat ülkelerdeki büyük güç odaklarının (ki içinde küresel güç haline gelenler de var ve kendi hükümetlerini bile dinlemeden hareket edebiliyorlar, dünyadaki fırsatlardan yararlanabiliyorlar ve istenmeyen güçlerle bile çıkarları doğrultusunda ortaklık kurabiliyorlar,) imkanlarını kısıtlamak zor idi. 

Biden’ın Akıllı Güç dediği bu işte: Demokrasi derken, demokrasinin yumuşak gücü dahilindeyken, fakat küresel mücbir sebeplerin ve risklerin çok hızlı gelişerek büyük sorunlar yarattığı söz konusuyken, atılacak adımların ortaklarla ve ittifakla devasa bir güç haline getirilerek hasmın karşısına bir duvar gibi konmasıdır.

Yukarıda sıraladığım hem sebepleri hem de değişen durumu tarif eden Ukrayna bağlamındaki gelişmeleri bu gözle irdelemeniz gerekmektedir.

Fiilen 2022’nin atmosferini solumaktayız; Beyaz Saray odaklı başat güç birliği küresel bir müdahalede bulundu, her yönde ve katmanda etkisi olan türden!

EKONOMİ

Ukrayna meselesi nedeniyle uygulanan ekonomik yaptırımlara şu gözle bakalım. Rusya’ya dört para birimiyle etki edilecek. Bunlar; Dolar (yüzde 61.82), Avro (yüzde 20.24), Pound (yüzde 4.54) ve Yen (yüzde 5.25). Peki bu para birimlerinin küresel rezerv oranlarının toplamı nedir? 2019 rakamlarına göre yüzde 91.85 olmaktadır. Bu durumda sadece Rusya’nın Ruble’si ne denli baskı altına girecek, açıktır. Çin para birimi Renminbi’nin küresel bakımdan rezerv gücü ise ancak yüzde 1.95 mertebesindedir. (Geriye kalanı siz düşünün.) 

Bir de küresel ölçekte bazı borsaların işlem güçlerine bakalım. New York’un payı yüzde 56.2’dir. Londra’nın yüzde 33.7’dir. Dublin, Paris ve diğerlerini ekmeden bu ikisini toplasak bile yüzde 89.9 işlem hacmine sahip olduklarını bilememiz gerekir.

SWIFT hesabı bile yapılsa, sonuç bellidir, ancak burada başka şeyler de aranmalıdır. Acaba yeni bir düzende (en yeni normalde) bu Batı blokunun dört para birimi ve ilgili borsaları aynı anda Fintech ile yeni bir ekonomik yapıya mı geçecek? Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’ya, ama bir diğer bakışla bu ABD ittifakının dışındaki dünyaya yeni bir uygulama mı getirilecek? Düşünün ki aynı anda Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avrupa Birliği ülkeleri, Birleşik Krallık, Japonya gibi büyük küresel oyuncular Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımları koordineli ve anlaşmalı bir biçimde aldılar. Bu konuda bir endişe duymadan geçmemek gerekir kanaatindeyim. Çünkü büyük bir belirsizlik var, alışılagelen hamleler değil bunlar. “İş gücü, kaynak, hizmet, üterim sizde, paranın ve tüketimin kontrolü bende,” anlayışı acımasızca devam edecek herhalde…

O halde soralım: Bilinen serbestliklerin ötesine geçerek, yıkıcı savaş gerekçelerini öne sürerek, finans ve yatırım yollarını yönlendirmek söz konusu ise dünyanın bir tarafının üretim ve tüketim kararlarına etki mi edilecek? Finans ve yatırım yollarını yönlendirerek hedef ülkelerde politik tablonun şekillenmesi mi sağlanacak?

NÜKLEER

Ukrayna krizinde taraflar sürekli nükleer silahlarla ilgili meseleleri tehdit edercesine gündeme getirdiler. Bilinmesinde yarar var, ABD ve Rusya’nın yaklaşık eşit, iki bin kusur nükleer harp başlığı depolarda. Çin başladı bu konudaki çalışmalara ve hedefleri 2030 yılı itibarıyla bin adet nükleer harp başlığına sahip olmak. Eğer Nükleer Planlama Anlaşmaları gereği ABD ve Rusya dengede durmaya devam ederlerse, Rusya ve Çin anlaşmalı ilerlerse, 2030 yılında ABD’nin karşısında yüzde 50 fazla nükleer başlığa sahip (üstelik kendine doğrultulmuş şekilde) bir güç ortaya çıkacak denebilir. ABD bu durumda ne yapmalı? Serbest kalmalı ve nükleer silah üretmekle ilgili anlaşmalardan çıkmalı. Peki çıkıyor mu? Evet.

SONUÇ

Acaba dünyayı tekrar formatlama zamanlarından birini mi yaşıyoruz? Bu Post-Ukrayna’yı kavramanın, önemine göre gerekli adımları atmanın ve içeriğinin yankılanmasını sağlamanın peşindeyim. Özellikle başat ve gelişmekte olan ülkeler için, bu yeni kaotik düzende, atılacak her bir adımın çok hesap edilmesi gerektiği açıktır. Stratejik bakımdan bu hususu takdirlerinize sunmak isterim.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ukrayna Krizi Hangi Noktada?

DİĞER YAZI

Post-Ukraine

Politika 'ın son yazıları

Kaosu Yönetmek

Okuyucularım bu yazacaklarıma uzak değiller, kaosu yönetmeyi, tam spektrumlu baskı kurmayı, hatta geleceği tarif ederken çokça

Elitizme Karşı Putinizm mi?

Geçtiğimiz gün Putin, Ukrayna'nın dört bölgesinin ilhakı töreninde yaptığı konuşmada, yaptığı savaşın anlamını uzun uzadıya açıkladı.