freudcu-insanin-yanilsamasi
Freudcu İnsanın Yanılsaması

Freudcu İnsanın Yanılsaması

913 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Farklı bir bakış açısıyla Sigmund Freud üzerinden insanlığı ve dini okuma, Wendy Brown üzerinden Batı kültürünün sosyo-politik yanılsamasını ele alacağım. Eğer Freud’un insana ve dine ilişkin yaklaşımlarını neandarthalları düşünerek yaptığını duysanız ne düşünürsünüz? Dahası var: Bence insan Freud veya Darwin gibi düşünürse ancak modern (homo sapiens) kalır, Sahih İslami görüşü benimserse Kainata dair bir Halifeliğe aday olur. Bakın şöyle!..

Freud’a göre dini insan icat etti. Bu bir hata değil yanılsamaydı. Bir Yanılsamanın Geleceği[1] isimli kitabında Freud, insanın dini nasıl bulduğunu açıklamaktadır.

İslam ile diğer inançlar arasında önemli bir fark vardır. Bu ayrımı Kuramsal Muttakilik[2] isimli yazımda açıklamıştım. Temel olarak; Batı kültürünün, Allah’ın (c.c.) “kendimden verdim” dediği ruhu hiçe saymasıyla başlayan bir anlatım ve algı sürecinde vardığı son noktada, insanın, nefsine “ruh” demesi, bu yöntemle ruhunu adeta nefsleştirmesi ve insanın kendini (güya) özgürleştirmesi söz konusu olmuştur.

Freud’a göre insan çaresizliğini ve güçlü isteklerini beraber düşünerek bir strateji geliştiriyor ve böylelikle kendine bir “egemen tanrı” atıyor, egemenin ve insanın buna ilişkin tasavvuruna din deniyor, zaman içinde bu geliştiriliyor ve kurumsallaştırılıyor. Bir yanılsama şeklinde gelişen düşünce, insanın isteklerine ulaşmasına yol gösteriyor. Dini yaratıp yaşatan nefs (Freud buna ruh diyor) doğada gördükleriyle bir mukayese yapıyor ve kendi isteklerinin büyüklüğünü göz önüne alarak bir karar veriyor; “Bulduğum şey aklımla ve bilimsel kabiliyetimle tanımlayabileceğim ölçekte hiç değil; öyleyse ben de ona tanrının dini diyeyim…” benzeri bir açıklama getiriyor. Sonra da diyor ki; “Bu büyük istek asla öldürülemeyeceğinden dolayı din bir hata değil yanılsamadır ve yıkılamaz”. Freud, kendisinin de “aciz” kabul ettiği insanın, bir hüner göstererek yaptığı yanlışlığa bir açıklama getirmesinin mümkün olduğunu, fakat dinden asla vaz geçmek istemeyeceğini iddia ediyor.

Eğer bu temellendirme üzerine sosyal, politik, ekonomik, bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin yarattığı büyük ilerleyişi düşünürsek, bugünün insanın daha da büyük bir yanılsama içinde olması elbette mümkün olacaktır; öyle değil mi?

Burada bana göre çok kritik bir nokta var. Geniş şekilde Halife isimli kitabımda konuyu işlemiştim. Antropolojik açıklamalarla anlatımımıza bu noktada da bir açıklık getirelim:

Örneğin, neanderthalların veya benzeri olan kromanyonların ölülerini gömdükleri, kutsallarının olduğu ve tapınak inşa ettikleri gibi somut bulgular vardır. Hatta ülkemiz sınırlarındaki Urfa-Göbekli Tepe çok açık bir kanıttır. Unutmayalım ki, Neanderthalların ve önceki benzer türlerin sadece nefsleri vardır. Freud’un da tasavvurunda sadece nefs vardır. Dolayısıyla Freud’un iddiası neanderthalların dönemini açıklamaktadır. O canlıların nispeten gelişmiş beyinleri, beşeri yaşamı yaratmaları, kişilik sahibi olmaları gibi özellikleriyle, sahip olduğu nefsle diğer hayvanlardan nispeden daha gelişkin bir yaşam inşa etmeleri elbette doğrudur.

Bu canlıların “üstün insan” olmadığı (Batı buna “modern insan – homo sapiens” adını takmıştır) açıktır ve dolayısıyla bunlara “insanın atalarıdır” demenin de bir yararı yoktur. Diğer yandan, kendisine ruh verilen ve halife olarak atanan Hz. Adem’dir (a.s.), üstün insan budur. Bizler, Allah’ın kendinden verdiği ilahi-gaip olan ruh sahibi Ademoğluyuz. İnsanı dünyalar üzerine çıkaran önem budur.

Elbette Freud’da -kabul etse de etmese de- üstün insandır. Ama Freud ve benzeri düşüncedekiler, Kur’an’da ifade buyrulduğu üzere; “Kalpleri mühürlü!” denen, ruhundan habersiz olanlardır. Yaptıkları açıklamalar dolayısıyla bir neanderthal benzeri olmaktadır. Bundan dolayı bir biyolojik türevden bahsedilmektedir. Darwin’in Türlerin Kökeni[3] bu düşüncelerle ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı hominid’leri insanın atası göstermektedirler.

Peki, aradaki fark nedir? Benim işaret etmek istediğim de bu noktadadır. Freud’un açıklamaları üstün insan öncesini doğrular. Ruhunu doğru noktaya koyan Sahih İslam’a inanan üstün insan, kısıtlı bilgiye dayalı mantıklı açıklamalarla zaman (sadece bu dünya algısı) ve mekana (sadece bu dünyada yaşamın olduğu) bağlı bir sınırlamayla sıkıştırılamaz. Burada acizlik yoktur, halifelik vardır, üstünlük bundandır. Freudcu açıklamada ise; kısıtlama vardır, acizlik vardır, özgürlük adı altında maddi dünyanın değerlerinin kulu etme düşüncesi vardır.

Elimde Wendy Brown’un Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik[4] kitabı var. Batı kültürünün Freud’a bağlı gerekçelerle bir çıkmaz içine girdiğinin itirafını bu kitapta okuyorum. Kime kulluk edildiğini, duvarların nasıl örüldüğünü ve insanın nasıl bir çıkmaza girdiğini buradan anlayabilmek mümkündür. Küresel belirsizlikler, sömürgecilik, yeni kölecilik, ulus devlet ve kültürel kimlik gibi bugün içine düşülen krizlerin sebepleri bir bilinmez değildir, doğru noktadan bakılırsa gidişat gayet iyi anlaşılabilir. Ama gerçekte neyin tercih edileceği ayrı bir açıklama gerektirir.

Her şeye rağmen Batı dünyasının baskın etkisiyle inşa edilen özellikle son çağın yeni dünya düzeninde, Freud’a ve Brown’a bir yerde hak veriyorum. Şöyle ki: Bir yanılsama içten içe kabul edildiyse ve bu yanılsamanın kendisi bir doğrulamaya ihtiyaç duymuyorsa, gerçeklik konusu bir kabul olur. Tıpkı politik yanılsamalar gibi!..

Üç değişik politik yanılsama vardır: 1) Bilimsel zeminde Freud veya Darwin gibi sapkın inanışla beslenenlerin ve bunlara tepki gösterenlerin yanılsaması, 2) Gerçek yaşamda çıkara dayalı dünya düzenini iktidarların garantisi olarak görenlerin yanılsaması ve 3) Bilim, politika, ekonomi gibi baskın ve hızla değişen değerlerin takibinde çıkmaza girmiş sade vatandaşın yanılsaması.

Sahih İslam’a bağlı, ruhu kilitli olmayanların, kendini Halife addedenlerin yaşamında ise yanılsama; bütün bu çıkmazdakilerin halen neden doğruyu bulamamakta ısrarcı olmalarıdır!


[1] Sigmund Freud, Bir Yanılsamanın Geleceği, Çev. Aziz Yardımlı, İdea, İstanbul, 2000.

[2] Gürsel Tokmakoğlu, Kuramsal Muttakilik, 11 Şubat 2014, https://muttakilik.com/kuramsal-muttakilik/

[3] Gürsel Tokmakoğlu, Halife, İz Yayınları, İstanbul, 2013.

[4] Wendy Brown, Yükselen Duvarlar Zayıflayan Egemenlik, Çev. Emine Ayhan, Metis, İstanbul, 2011.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Küresel Isınma ve Türkiye

DİĞER YAZI

Savaş Stratejileri

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka