savas-stratejileri
Savaş Stratejileri

Savaş Stratejileri

1958 Tıklama
18 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu konu günümüzde çok önemli oldu! Savaşı bilen biri olarak işlemeden geçemeyeceğim. Bazı sorularımız olacak, sırasıyla onları cevaplandıracağız. Savaş nasıl bir şeydir? Bir devlet stratejik olarak savaş halinde olmayı seçtiyse sonuç ne olur? Peki, toplumun özgürlüğü bir tehdit unsuru olabilir mi? Barış stratejisi uygulamak ne demektir? Hazırlıksız yakalanıldığı ortamda durumu kurtarmanın yolu nedir? İç bendeki savaş nedir? Ve, sonuç nedir? Belki bunlar tüm sorular ve cevaplar değil, ama en azından gerekli olanlar. Böylelikle savaş stratejileri hakkında temel bir nosyonumuz olacak.

Savaş nasıl bir şeydir? Bir devlet stratejik olarak savaş halinde olmayı seçtiyse sonuç ne olur?

Savaşın yarısı aldatma, diğer yarısı çatışmadır. Savaş; aldatan taraf olunmayacaksa bile aldanmama, saldıran taraf olunmayacaksa bile caydırıcı olma mecburiyetini dikte ettirir.

Yoksa savaş yıpratıcıdır, kırıcıdır ve tamiri yıllar alacak sorunlar meydana getirir. Hele yenilip, sonra önünüze konan bir kağıdı imzalarsanız, her şeyinizi elinizden alırlar, götürürler. Değil, bir kerede büyük yıkım görülmüyorsa da; zaman içinde, fark etmeksizin, küçük parçalar koparılır ve götürülür. Yine bakarsınız elde avuçta ne kaldı diye; “buna da şükür” demek zorunda kalırsınız. Bu en azından üzerinde nefes alınacak kıymetli bir vatan toprağına sahip olma demektir. Tarih böyle örneklerle doludur.

Savaş; kazanma güdüsüyle bilginin, teknolojinin ve üstünlük için gerekli her türlü konunun finansmanını gerektirir. Toplumların önceliklerinde gerekli düzenlemeleri yapmak stratejik bir tercihtir. Ortamı yönetecek dengeleri hesap eden güç, savaşı yöntem olarak tercih edebilir. İki büyük Dünya Savaşı yapmış Batı’nın halen ileri toplumlar olması dikkat çekici değil midir? Bir çok Batılı ülkenin hem ölüp, hem de öldürüp egemenlik alanını genişletmesi tesadüf değil, bir hesap üstünedir. İnsanlık savaşarak başarmayı öğrendiği gibi, savaştırmayı da, savaştan çıkar elde etmeyi de öğreniyor.

Ama yapılması gereken bu değildir! Vebal ödetilen insandır ve insani değerlerdir. En azından insan doğası değişmiştir de farkına varamaz… Kazanılan ise maddi değerlerden öte değildir.

Kanlı bıçaklı geçen Soğuk Savaş öncesi ortamda bu yapı belirgin ölçüde böyleydi. Ya Soğuk Savaş sonrası durum nedir? Bu yeni dönemde şunu söyleyebiliriz: İdeal lider gerekli kazanımları barıştayken düzenleyebilendir. Yapacağı ise savaşın alanını değiştirmektir. Kültür, ekonomi, bilim ve teknoloji gibi alanlarda savaş için toplum motive edilir, gerekli öncelikler projelendirilir. Bu alanlarda güçlü bir toplum olmanın tek yolu bilinçlenmekten geçer.

Böyle savaşlarda öne çıkan güç türü, Yumuşak Güç’tür. Yumuşak güç unsurlarıyla savaşmak demek bilgiyle, kültürle, sanatla, politikayla, bilimle, teknolojiyle, ekonomiyle savaşmak demektir. Anlaşma masaları, kontratlar, diplomasi, laboratuvarlar, prototipler, üretim tesisleri, pazar yerleri, seçim meydanları, televizyon ekranları, sanal ve sosyal dünya değişik savaş cephelerinin kurulduğu yerler ve şekillerdir.

Örneğin bir savaş: A devleti önceliğini ekonomik savaş alanına çekmiş olsun. B devleti (varsa aynı eylemde ittifak içinde olanlar dahil) benzer yöntemleri kullanarak A’ya yaklaşır  ama farklı yöntemi seçer. Dolayısıyla sosyo-politik alandaki bir savaşı projelendirir. B, neden A’nın hazırlandığı bir savaş alanında kendini yıpratsın ki? Haliyle daha kolaylıkla yürütebileceği ve kendisi için risk teşkil etmeyen alanı kullanmak isteyecektir. A ekonomide bir süre ilerliyor gibi görülse de bir eşik noktası sonrası önemli bir terse dönüş başlar. A’nın yöneticileri B etkisiyle ortaya çıkan savaş alanında sürekli savunma ve taarruzlarla durumu kurtarmaya çabalar. İşte bu süreçte dile getirilen “dış güçler” ifadesinin anlamı budur.

Politik alanda toplum ütopyaya dayalı değil, gerçeklere göre savaşmalıdır. Çünkü savaş, her ne kadar sanal alanda da icra edilse, bütünüyle gerçektir. Yani yenmek ve yenilmek veya kazanmak veya kaybetmek tamı tamına birer gerçek sonuç ifadeleridir.

Ütopyadan vücut bulan savaş projesinde ideoloji baskısı, çatışma potansiyeli ve aşırı duygusallık gibi alanlar vardır ki, bunlar gerçek bir savaşta istenmeyen konulardır. Hele B, A’ya sosyo-politik alanda saldırıyorsa, bahse konu istenmeyen konuların etkisi, bilerek veya bilmeyerek cephede bulunan A toplumuna tüm olumsuzluklarıyla katlanarak yansır.

Peki, toplumun özgürlüğü bir tehdit unsuru olabilir mi?

Özgürlük ilahi bir veridir. İnsan iradesiyle yücelir ve değer üretir. Özgürlük baskı altına alınırsa (egemenlik kaybedilirse) insan özelliğinden yitirmiş bir şekilde yaşamaya tutsak edilmiştir. Yenisi veya eskisi, sömürgecilik bir savaş stratejisidir. Sonuçta hedef alınan insan ve onun üreteceği değerlerdir. Kısıtlama söz konusuysa, durum hakim olanın güdümüyle ilerler. İşin kötüsü özgürlük, yardımlı veya yardımsız, dışarıdan veya içeriden, ilk elden veya ikinci elden, açıkça veya gizlice, aniden veya süreç dahilinde kısıtlanabilir.

Sorunun cevabı: Yönetimde ideolojik bir temel varsa, evet! Çünkü ideolojiler bir Truva atı gibidir ve sürekli huzursuzluk çıkarır. Özellikle giderek artan oranda bir gerginlik varsa, görülen huzursuzluk aşırı tedbir almanın gerekçesi olmaya başlar. Savaş alanı ve alandaki konular üzerinde oynamalar yapılmaksızın toplumun özgürlüğü istismara açık alan olarak değerlendirilir. Kendini haklı gören bu düşünce “sizin yararınıza” dediği bir süreci işletir.

Sağlam yapılı toplumlarda entelektüel özgürlük demek, kendi kültürünü yaratmış ve her türlü etkiye kendini hazırlamış bilinci kökleştirebilmiş demektir. Eğer eğitim süreçleri (özellikle üniversite) kendi entelektüelini yeterince baskı altında tutmuşsa, kültürel, politik ve sosyal açılardan hassasiyetler istismara açık konuları yaratır. Tersi halde ise bilinçlilik bir potansiyel kazanım unsurudur.

Beklenmedik bir anda ve cephede, beklenmedik bir yöntemle, yeterince hazırlık yapılamadığı şartta, ideolojik temele bağlı bir ütopyanın çıkarımıyla hayali bir beklenti içinde olarak, “nasıl olsa gerekli direnci gösteririz” diyen bir aldanma haliyle savaş kabul edildi ise istenmeyen sonuçlar meydana gelebilir. Hiç şaşırılmamalıdır!

Barış stratejisi uygulamak ne demektir?

Esasında barış kavramı bir ütopyadır. Dünyada barış diye bir şey yoktur. Belki bir aldanma vardır. Çoğu kişi için olduğu gibi, devletler için şu gerçek daha belirgindir: Devletlerin kendinden başka dostu yoktur. Çünkü küresel anlamda, ortada duran kaynak miktarı bellidir. Doğal olarak herkes bir diğerinden önce o kaynağı alıp kullanmak isteyecektir. İster kanlı, ister kansız bir savaş olsun; dünya barışın olmayacağı bir yerdir.

Öyleyse savaşı devlet kendi isteyecek, alanını belirleyecek ve gerekli hazırlıklarıyla ortaya çıkacaktır. Nasıl olsa kazanırım, demeyecektir. Aldanmayacaktır ve aldatılmaya meydan vermeyecektir. Dış politika denen iş bu anlamda önemlidir. Bazen bir sözcük, bir imza veya fotoğraftaki bir poz; bir devri kapatmak ve diğerini açmak için yeterlidir.

Dışarısı ile ilgilenilirken, diğer taraftan iç politika konusu halledilir. Bunun için sürekli bir hazırlık içinde olmak şarttır. Hazırlık eskiden mevzi kazarak, silahlanarak vs görülür yöntemlerle gerçekleştiriliyordu. Şimdi ise en hassas yönde yapılacak savaşlar için temel unsur olan bireysel güçlenme öne geçmiştir.

Yetişmiş insan gücü en büyük savaş kozudur. Bilinçlenme, entelektüel birikim sahibi olma, özgürlüğü sistemleştirme, kendine yeten ve güvenilir bir toplum olma, yardımlaşma ve işbirliği bağlarını her şartta uygulayabilme kabiliyetine erişme, her şeyden önemli olmuştur.

İnsan altyapısı her şartta güçlü tutulmalıdır. Yani insanlar doktrine edilmemeli, ütopik yönlerle aldatılmamalı, bir macera peşinde koşmalarının ve dahi aldanmalarının önüne geçilmelidir. İnsanlar gerçekçi olmayı ve sağlam adım atabilmeyi pekiştirmelidir. Bilgi, bilim, bilinçlenme çok önemlidir.

Özgüveni tam olan bir toplumun hem içi, hem de arkası boş olamaz; bilakis içi ve arkası kaya gibi sağlamdır. Dünyalı olabilmek, küresel değerleri sindirebilmek ve bütün evrensel ölçüleri özümseyerek hazırlıklı olmak şarttır. Bilinmedik bir yerden ve beklenmedik bir zamanda, bir tokat yememenin yolu budur.

Hazırlıksız yakalanıldığı ortamda durumu kurtarmanın yolu nedir?

Kaybolana ilk verilecek öğüt şudur: Kaybolduğunu kabul et! Yoksa “gerçekten” bir yol aramazsın, oyalanırsın, oyalarsın; zamanı aleyhine işletirsin, daha olumsuz şartlar meydana gelir ve geri dönmek mümkün olmayabilir.

Bu temel yaklaşımla toplumun eksiklikleri üzerine gerçekçi tespiti yapmak şarttır. Savaş bu, asla şaka kabul etmez!

Kurtulmak için ardık para pul da yetmez. Bunun yolu mecali olan insanların dirilmesiyle mümkündür. Ne adına ayağa kalkılır? Vatan, millet, namus, insanca yaşama, kölelikten kurtulma gibi değerler üzere bedel ödenebilir. Caka satmak için, sırf birilerine yaranmak için ayağa kalkılmaz.

Savaş bir varlık-yokluk mücadelesi için mubahtır. İyi de, savaş kan revan içinde olmanın ötesindeki bir tarzı ifade ediyorsa? Başından beri söylendiği üzere, varlık-yokluk savaşı yumuşak ve kaygan zeminlere oturtulmuştur ve temel silahı bilgi olmuştur. Mecali olan bir toplumun bilgi ile ateş edebileceği bir ayağa kalkıştan bahsedilmektedir. Aklın bir güç unsuru olmasından bahsedilmektedir.

İç bendeki savaş nedir?

Toplum bireylerinin değerlerinden, egemenlikten, özgürlükten, bilinçten, iradeden ve doğru kararlar verebilmekten bahsettik. Geldik işin özüne! İç dünyasındaki savaşları kaybetmiş insanlarla, hangi dış dünyanın savaşı kazanılabilir ki?

Muttaki iç cephesini sağlam örmüş ve bu savaşını kazanmış olandır.

En kötü savaş iç savaştır!

Sonuç nedir?

Dünya döndükçe Ademoğlu bir savaş vermektedir. Bu savaş gerçektir ve cephesi giderek sanallaşmış, kayganlaşmış ve etkileri belirsizleşmiştir. Hesaba katılan çok nümerik vardır. Nümerikler arttıkça bilgi ve formüller devrededir.

Kaybolmamak ve bilinçli olmak çok önemlidir. Hayali değerler ve emeller için yola çıkılmamalıdır. Eldekinin kıymeti çok iyi bilinmelidir. İnsan gücü bir silah şeklinde değilse, bugünün savaşlarından galip çıkmak çok güçtür.

Eline üç kuruş geçmiş kendini cengaver zannetmesin. Sırtı sıvazlanıp şişirilmişler kendilerini bir şey zannetmesin. Cehalet diye birşey var, değil mi? Dolayısıyla had bilmek en iyi stratejidir, önce öğrenmek gerekir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Freudcu İnsanın Yanılsaması

DİĞER YAZI

Kırılma Etkisi

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi