aksi
AKSİ

AKSİ

Okuyucu

Sizlere son yarım asırda yaşadıklarımızı çok basit formülle açıklayacağım. Buna kısaca “AKSİ” dedim, yazının ilerleyen safhalarında açılımını göreceksiniz. Temel olarak kapitalizm ile ahlaklı olmak arasında süren kıyasıya mücadeleyi anlatmaya çalışacağım. Yaşamda neler değişebilir, neler daha az değişmek zorundadır? Belki bu soruya bu bakış açısıyla daha doğru cevaplar bulma şansını bulabileceğiz.

En basit şekliyle kapitalizm, kapitali artıracak her ne varsa, onu kendi içinde normallikle kabul eden, onunla var olan ve sürekli beslenen bir sistemdir. Eğer konu kapitalizm ise bazı sınırlamaları öne çıkarmak mümkün değildir, bu kapitalizmin dışında, tamamen başka bir konuda konuşmak anlamına gelir.

Sınırlamalar çok kapsamlıdır. Sosyal ve siyasal olabileceği gibi ekonominin kendi içindeki süreçlerin etkisiyle de ortaya çıkmış ögeler olabilir. Örneğin vergilendirmek ve sigortalamak insanla birlikte ve insanı kullanılarak elde edilir veya türetilir. Kapitalizm konuyu bu gözle görür. Politikacı ise bakış açısını kendince açıklar, bu açıklamada sınırlamaların formülleri yer alır.

Bundan dolayı bazı kontrol dışı gibi görünen ama kapitalizmin içinde uygun olan hususlar vardır. Örneğin, İsviçre’deki sahibi belli olmayan hesaplar Nazilerden kaçan ve elinde bir miktar kapitali olan insanların, “Şimdi ben bu parayı toprağa mı gömeyim, yoksa kullanabileceğim bir yerde mi tutayım,” sorusu üzerine gelişmiş ve sistemleşmiştir. Bu ya insanlığın ya da kapitalizmin günahıdır. Böyle bir durumda, belki ter akıtılarak biriktirilmiş bir serveti insan bir anda ateşe atsa ne olur? Bu yöntem hem kapitalizmin doğasına ters olur hem de insan nefsi buna müsaade etmez; çünkü doğasına terstir. Böyle bir konuda sınırlar neler? Nazilerin politikaları, banka ve sigorta mevzuatları ve çözüm arayan insanın aklı… Bu değişkenler farklı iklimlerde, farklı zamanlarda ve farklı sınırlarla gerçekleşmiyor mu?

Bankerlik kurumunun ilk çıkış şekli de buna benzer bir “kapitalizm-sınırlamalar-insan” üçlüsünün ürünü değil miydi? Pek çok ekonomik konu başlığı böyle bir mantıkla açıklanabilir, değil mi? Ama her şeyin ötesinde insana ait bir “ahlak” konusu vardır ki, formüle ilave edilecek tek unsur budur.

Bu formül nedir? “Ahlak-Kapitalizm-Sınırlamalar-İnsan” kısaca “AKSİ”. İşte sosyal, politik ve ekonomik bakış açısı için dengelere esas olan formül budur.

Örneğin konu edilen vergi mi? Eğer tartışmaya başlanırsa verginin bütünüyle ateş gibi bir şey olduğu anlaşılacaktır: Üşüyorsanız ısıtır, yararlıdır; elinize alırsanız yakar, uzak durursunuz. Kapitalizm esasen vergiyi pek sevmez; ama vergi toplandı ise de bunu bir varlık olarak görür, çarçur ettirmez, buradan daha başka kazançlar elde edilmesini ister. İnsan mı? İnsan da vergiyi sevmez; vergi gerekliyse de kararları verirken bizatihi kendi kontrolünde toplanmasını ve sonra harcanmasını ister; ki bunlar ortak işlerdir, refaha bağlı pek çok çıkar elde edilebilecek hususa dayalıdır. Sınırlamalar mı? İşte vergi ile en çok el sıkışabilecek bir unsur, kurallar konur ve sonunda kurallar kendini besler olur.

Peki, bütün hepsini dengeleyecek nedir? Ahlak. İnsanı merkeze koyduğumuzda, karar verenler, işletenler, teknik yapıyı sürdürenler, tüketenler, hizmeti alanlar vs. her bir noktadaki insanın ahlaklı bakış açısı işi doğru bir mecraya oturtacaktır. Aksi halde dengesizlikler meydana gelir. Örneğin sınırlamalarda dengesizlik varsa; ya insanlardan bir kısmı ya da kapitalizmin kendisi çıkarını artırma iştahıyla davranır. Veya insanlarda dengesizlik varsa, ki genellikle sosyal yapıdan veya politika bozukluklarından ortaya çıkar; ya sınırlamalar ya da kapitalizm kendi kurallarını işletecek bir alan bulacaktır.

Demek ki her sorunda elde tek kurtarıcı bulunmaktadır, o da ahlaktır. Ahlakı baskılamak, görmezden gelmek, aldatmak gibi pek çok saldırının kaynağı yine insandır. İnsan kendi doğasındakilerle hareket eder. Bu noktada suç kapitalizmde değildir. Çünkü o da doğal olarak kendi çıkarına hareket eder.

Sınırlamalar içinde bazı ahlaki temalar da yerleştirilebilir. Örneğin şeffaflık. Yönetim sistemlerinde şeffaf bir yapı olur ise insanlar kendilerini açığa çıkarmamak için belli oranda ahlaklı kalmaya zorlayacaklardır ve giderek bu gelenekleşecek ve kültürlü toplumlarda ahlaklı olmak da kendiliğinden var olacaktır.

Seksenli yılların ortasından itibaren ilk olarak ekonomik açıklamalarla yola çıkıldı ama sonunda görüldü ki her şey küreselleştirildi. Kapitalizm küreselleşmeyi en fazla isteyendir. Hatta arada devletler, sınırlar, hükümetler de olmasın ister; ama var olanları da bir şekilde kendine uygunlaştırır. Sınırlamalar yeniden ele alındı. Ticaret, üretim, ulaşım, iletişim, karar alma süreçleri yeni duruma göre düzenlendi ve küresel anlayışa göre uyarlandı. Bu noktadan itibaren sınırlamaların kapitalizmin kontrolünde gelişmesi kaçınılmaz oldu. Büyük ve küçük yatırımcı arasındaki makas çok fazla açıldı. Servet üretme ortamları farklı gelişiyordu. Finansal inovasyon diye bir konu kendi çalışma alanında sistemleşti. Finans çok kolay küreselleşti. Sonuçlar şaşırtıcı oldu. Değişim çok hız aldı. Küreselleşmenin etkisiyle meydana gelen kültürel değişim ise pek çok sarsıntıya yol açtı ve giderek insanlık ortak ve üst bir kültüre evrilir oldu. İster istemez yaşam tarzları ve standartlar farklılaştı. Sosyal farklılıklar belirginleşti. Yeni grup tanımları yapılır oldu. İnsanın tatmin şekilleri ve tatmin olma ortamları tekrar inşa edildi. Velhasıl dünya kurgusu bu şekilde farklılaşmış görüldü. Süreç devam ediyor, sadece olan değişim hızının katlanarak artmasıdır.

Peki bütün bunlar değişirken insanlığın tek sigortası neydi? Ahlak. Ahlak erozyona uğratılırsa, ki özellikle kültürel araçlar bunu fazlasıyla etkileyebilir, bu durumda her şeyin kontrolü rahatlıkla kapitalizme geçebilecek, sınırlamaların değişkenliği ve güven vermeyen şekilde farklılaşması normal yaşamı zorlayabilecektir. Bakın şimdi, olan bu değil mi? İnsanların dinini, inancını bile bu işe rahatlıkla kurban edebilirlerdi, ki öyle yaptılar. Bütün değerler iç içe girdi, karmakarışık oldu.

Elbette demokrasi, liberalizm, serbest piyasa gibi pek çok tanım çok önceki dönemlerden beri biliniyor ve kullanılıyor. Küreselleşme ile birlikte kapitalizm bu tanımları kendi bünyesinde evrimleşme sürecine itti. Ve işin doğası gereği, insanın daha bilinçli olma ihtiyacı bu noktada ayrım gösterdi. Bilinçlilik ile bilgili olmak farklıdır. Eğitimden geçirilen nesil belli bir işi yapan olarak yetiştirilir, bilinçli olması ise başka desteklerle verilir. STK’ların önemi de bu noktadan itibaren farklılaştı. Ama asıl olan ihtiyaç hep ahlaklı olmak şeklinde kendini ayakta tuttu.

Bütünüyle bakarsak, ahlakın biraz zafiyete uğratılmasıyla ve küreselleşmenin ivmelendirmesiyle birlikte kapitalizm kendi dinamiklerini oluşturdu. Şimdi belki övgüyle bahsedelicek IV. Sanayi Devrimi sürecine girdik. Elbette bu durum şu anki bilgi toplumunu daha da farklı bir yaşam kurgusuna taşıyacak. Ama hiç kimse şikayet etmesin; insanların tüm sırları ortaya çıkacak, sakladığı değerli kağıtlar sanal dünyada bulunabilir olacak, liderlik koltuklarının iskeletleri oynayacak, ahlakın zemini oldukça kayganlaşacak; farklılaşan değerlerle birlikte bunlar da olacak ki insanlık başka sınırlamalar ve standartlarla yaşamını farklılaştırsın veya farklılaşmış olanı kabullensin.

Demek ki ahlaka gereksiz genetik kodlar ilave edildikçe kapitalizm kendini güçlendiriyor, kollarını derinlere atıp kendi kodlarıyla sarmaladığı insanın genetiğini ele geçiriyor. Olup biteni medya bile takip edemiyor. Kopuşma ve kokuşma için her şey ortada!

Muttaki, sorumlu, idrak sahibi olmak, sınırları ve ölçüleri bilmek, kontrolü elden bırakmamak, bilinçli olmak ve bilimi hakkını vererek yapmak bunun için önemli. Neden? Çünkü kaş yaparken göz çıkaran çok!..

(Görsel: Flickr, Denise Krebs)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Terörizmin Psikolojisi

DİĞER YAZI

Dünya Bankası Kızların Eğitimi Projesi ve Türkiye’deki Durum

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis