bir-muttaki-ogrencisi-olarak-merkezden-okuyorum
Bir Muttaki Öğrencisi Olarak Merkezden Okuyorum

Bir Muttaki Öğrencisi Olarak Merkezden Okuyorum

327 Tıklama
14 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Merkezde duran bir muttaki öğrencisiyim. Etrafımı okuyorum; yazılanları, konuşulanları, verilen dersleri, programları… İki kutuptan yaptığım “okuma” arasındaki benzerliğe şaşırmamak elde değildi. Bunları sizlerle paylaşmak istedim. Önce verdiğim iki örnek anlatımımı somutlaştırmak içindir. Asıl söylemek istediğim, bizleri “son okumaya” götüren asıl gerçeklerdir. Zor olan da budur! Kolay okumaları bu insanlık binlerce yıldır duymaktadır.

İlk Okuma: Cuma Vaazı

Mimberden gelen bilgiler şunlardı: “Ey insan, sizin iradeniz var; Meleklerin yok; siz ondan dolayı üstünsünüz…” Cuma günü binlerce kişiye doğrudan, yine binlerce kişiye net üzerinden böyle bilgi veriliyordu. Asıl konu ise “bilim” idi. Allah’ın (cc), Meleklerin ve insanın ilmi farklarını izah etmeye kalkışmış bir “alimin” (!) sözleri devam ediyordu. “Öbür tarafa gidince Melek size soracak, kaç sure biliyorsun diye…

Benim “irade” ve “üstünlük” sıfatlarını fazlaca kullandığım aşikardır. Kulak kabartmam da doğaldır. Acaba bu konulara henüz odaklanamamışlar açısından durum nedir? Endişeler giderek artmıştı. Gönülden inanan ama daha üç beş sure bilen birinin “ilmi” çalışmalara başlamasına yani kaç sure ezberlemesine ihtiyacı vardı? Yoksa daha şimdiden, hoca dahil cami cemaati, o Cuma’da Amentü’den sınıfta mı kalmıştı? Eyvah!..

Bana göre (aslında Kur’an’dan öğrendiğime göre) Melekler iradelidir ve iradelerini sadece “doğru” üzerine kullanırlar. Ayrıca Meleklerle insanlar arasında bir karşılaştırma yapmanın anlamı da yoktur. Alemlerin Rabbi Allah’ın (cc) bilgisi bile gaibe aittir, nasıl zatı tasvir edilemezse, O’nun ilmi de bir mukayeseye tabi tutulamaz. Ancak O’nun kitabının bize dönük kısmını öğrenebilmek demek, öncelikle kainatın kitabını, doğal hali anlamakla başlar. Belirgin ipuçları ve doğru rehberlik için referans elbette Kur’an’dır. Kur’an ile birlikte yapılması gerekenler belli bilimsel çalışmalardır, bilimi takip etmektir, içselleştirmektir.

Cemaatin kıblesi Mekke’dir ve adap gereği mimberden konuşanı sessizce dinlemek gerekir. Konuşmalar, okumalar, düşünmeler ve dersler eksik bilgiyle ve farklı algıyla dolu olsa bile; sorumluluk insanındır; oradaki temel amaç ise haliyle ibadettir. Yoksa durum, “Körlerle sağırlar birbirini ağırlar!” değildir.

Tespitlerim şunlar olmuştu. Ben;

  • Ezbere dayalı bir ilim-bilim bilmiyorum.
  • Allah’ın (cc) başka bir şeyle, ayrıca Meleğin insanla mukayesesini uygun görmem.
  • Yanlış algıların çoğunun bilimden nasiplenmemekle ilgili olduğunu düşünürüm.
  • Merkezciliği gereğini buradan çıkarırım.

İkinci Okuma: Tv’de Bilimsel Tartışma Yapılan Bir Program

Moderatör ve konuklar akademik kariyeri yüksek ve inançlı kesimden. Program benim çok ilgimi çekiyor. Çünkü kainatın kitabını okumaya yönelik.

İzlediğim programda ise dikkatimi bir husus çekti. Şöyle özetleyeyim: Bilim insanları kendi disiplinlerine giren konuları konuşurlarken, “… şu da var, bu da var; ne muhteşem değil mi?..” diyorlar. Bağlamayı, “Burada da gördük ki Allah (cc) ne güzel yaratmış!” şeklinde yapıyorlar. Kendi disiplinleri dışında olan, temel doğa bilimlerinin radikal tezlerine ilişkin yorumlarda ise durum değişiyor: “Yine yeni birkaç şey bulmuşlar, ama açıklayamıyorlar, bunlar ön yargı ile bilim yapıyorlar…” Ben bu üslup farklılığına takıldım! Bilim insanları için böyle bir bakış açısı başka nerelerde olur, diye düşündüm…

“İleri sürdüğün hususlar Kur’an’da yer alıyor mu?” dendiğinde, bazı hadisler ve anlatımlar öncelikle referans gösteriliyor. Bu referansları bilmek, ezberlemek “ilim” oluyor. Hepsini aklında tutan kişi ise “çok zeki veya dahi” şeklinde gösteriliyor. Aslında, her nedense, bu konular bazı ilahiyatçıların önemli bir meselesi olup çıkmış!

Benim bildiğim Kur’an değiştirilemez ve orijinal hali “kainatın sahibi” Yüce Allah’ın (cc) korumasındadır. Ancak insanın aklında dolaşanlar değişir ve bu da aslında bir sınav vesilesidir. “Müteşabih” ve “Te’vil” bahisleri bundan dolayıdır ve Kur’an bu hususu ayetle sabitlemiştir.

Bazı Kur’an tercüme çalışmalarında, bütünde olmasa bile bazı ayetlerin meallerinde ve bazı sahih olmayan hadislerde belli ölçüde sapkın görüşlerin etkisi vardır. Bunlar tartışma konusudur. Tartışmayı çözecek ise Kur’an’dır ve yine sahih hadislerdir; ama bunların kontrol edildiği her somut gösterge kainatın kitabındaki doğrulardır; yani bilimsel bulgulardır. Öyleyse Te’vil’i doğru referansla yapmaya bir daha bakalım. Referansı doğru seçmek gerekir.

Böyle bir durumda Kur’an’ın, “Bırakın şu atalarınızın dinini!” dediği ikazlar ise kulaklarımda çınlıyor. Kendine tanrılar yaratan, yazdığı mitolojik öyküleri “Tanrı Buyruğu” sayan atalarımız oldukça, biz ilahi düzeyde daha çok azar işitiriz!

Tv programını izledikten sonra tespitlerim şunlar olmuştu. Ben;

  • Önyargılı bir bilim şeklini bilmiyorum.
  • Şu veya bu teoremin veya meşhur edilmiş bilim insanının Allah’ın (cc) ilmiyle karşılaştırılmasının anlamını hiç bilmiyorum.
  • Atalarımızın dinini besleyenlerin gerçek imanlı, doğru referansı olmayanın ise bilimselliğini kabul etmiyorum.
  • Merkezciliği gereğini yine buradan çıkarırım.

Asıl Konuyu Geçmeyelim

Toplum önüne çıkıp konuşanlar, kim olurlarsa olsunlar, diğerlerinden katbekat sorumluluk duymalıdırlar.

“Sorumluluk,” deyince, öncelikle “muttakilik” anlaşılmalıdır. Yanlıştan sakınan ve sorumluluğu üst düzeyde olan imanlı kişi muttakidir. Muttaki merkezde durandır.

Okuduklarımın sonucunda özetle şu vardı: Bazı kesimler için belirli dönemlerde işler çok kolay yürüyebilir. Ortam, imkanlar, durum ve zaman uygun olan her şeyi birleştirmiş olabilir. Bu verili olanlar bile o kişi için bir ödül değil, sınavdır! Diğer yandan insanların niyetleri de genellikle iyidir. Yapılmak istenenler, “yararlı görülenler üzerine,” şeklinde takdim edilir. Bu dünya “ben yaptım oldu!” veya “ben dedim oldu!” sahnesi değildir.

Hitap edilen kitleler reaksiyon göstermeyen, soru sormayan veya rencide etmeyen kesimlerden oluşmuşsa rahat konuşulur. Konular da sabitlenmiştir: Ahlaki, içtihadi ve bilinen anlatımları içeren konular… Bunlar hemen her dinde vardır. Hüner, bu türden içeriklerin ezberlenmesi ve yüksek belagatle sunulması değildir. Hüner, buralardan çıkarılmış sonuçların tekraren ifade edilmesinde, ne kadar başarılı olunduğunda da değildir. Konu, bir sunuş tekniği sınavı da değildir.

Allah (cc) “Sizin asıl düşmanınız şeytandır!” diye buyuruyor. Ve şeytan da gaiptir. İnanmayan için sorun zaten yok!

O halde işin içinden inanan veya inanmayı arayan insanlar nasıl çıkacaklar? Asıl konu; çok başka ve bilinmedik yerlerden insanların nefislerine seslenerek saldıran görünmeyen şeytanın tarzının bilinmesidir. İnsanoğluna sanki doğalmışçasına, doğruymuşçasına, kolaymışçasına ve hakmışçasına gelen konular; ne denli doğal, doğru, kolay ve hak? Eğer görünmeyen düşmanın tarzı insanoğlunu bir hoparlöre çevirmekse, kimden ne öğreneceğiz?

İşte onun için bireysel olarak araştırmak, çok tartışmak, okumalar yapmak, içselleştirmek ve sürekli Kur’an’a müracaat edip bulguları “arz etmek” gerekecektir. Burada ezber değil, büyük ölçüde idrak etmek vardır.

Herkesin şeytanı kendinedir. Ama eğer büyük ve küçük şeytan varsa, siz etkinseniz şeytanınız haliyle büyük, değilseniz küçük olacaktır, değil mi?

Görüyorsunuz, işler ne derece farklı yerlerde tartışılabilir bir hal aldı! Öyle sunulduğu gibi, hiç de kolay değil!

Sonuç: Son Okuma

Dünya sahnesi, “Şeytanınız bol olsun,” denen pişpirik oyunu masası değildir.

Bu dünya, göremediğimiz şeytanı kendi benliğimizde işlevsiz kılabilecek şekilde kararlı, bilinçli, güçlü ve “üstün iradeli” olabilmeyi ispat etme yeridir. Ciddiyet ve çok emek gerektiren “idrak” için bilimin okuması bellidir.

Kulaktan duyma ve ezberden okuma “bilim/ilim” olmaz!

İnansak da inanmasak da; “O Gün” geldiğinde elimize kendi kitabımızı alıp okuyacağız. Bu mecburi bir okuma olacak. Şeytan bile, “Bana neden inandın?” diye soracakken; onun emrindeki, elinde sınav sonuçları kitabı olanların durumu ne olacak acaba?

Bilmeye susamış, çalışkan, doğruyu arıyor, sabırlı, bir o kadar da ihtiyatlı olmak lazım, değil mi? Sağa sola savrulmamak, sırma apoletli, bol yıldızlı o takva elbisesini giymiş gerçek bir halife olarak sımsıkı merkezde durmak gerekli, değil mi? O halde, böyle olabilmek için bugünden neyi ve nasıl okumamız gerekiyor, düşünelim!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Modernizm ve Kent Sistemi

DİĞER YAZI

Bireyin Gücü

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi