tasavvurun-geregi
Tasavvurun Gereği

Tasavvurun Gereği

360 Tıklama
18 Dakikalık Okuma
Okuyucu

“Okumalar” yapıyorum. Sadece harflerle dökülenlere değil, ilerisine ve gerisine de bakmaya çalışıyorum. Okumak başka bağlantılar kurmak demektir, derinleşmenin ta kendisidir… Bu okumada ara başlıklar şunlar: Okuma, Gaibe İman, Tasavvur, Küfür Kültürü, Bilgisel Beslenme, Batı’nın Tanrı Tasarımı, Bireysel Çıkış, Betimleme: “Kendince” ve Sonuç.

Okuma

Batı kültürünün idrakini belirginleştirebilmek için veciz bir anlatımdan yola çıkıyorum. Alman filozof ve din adamı Meister Eckhart (1260-1327) diyor: “Tanrı’yı gördüğüm göz, Tanrı’nın beni gördüğü gözün aynıdır.”

Sözün ne anlamda söylendiğinin daha iyi bilmek için benim aynı tarihte ve yerde bulunmam gerekiyordu. Eksiksiz bir algıyla sizlere bunu o şartta açıklayabilirdim. Bu mümkün değil.

Eğer bir insanın bin yıl önce söylediğini açıklayamıyorsak, on üç küsur milyar yıl önce başlayan bir şeyi neyle ortaya koymak mümkün olur? Zavallı ben…

Gaibe İman

İnsanın kendince bir yaratılma çıkarımı veya öyküsü vardır. İnanan için bir Yaratan’ın varlığı her şeyden öte, ilk iman maddesidir. İnsan Yaratanını ve tüm yarattıklarını kendi algısı ile değerlendirir. Bu değer verme işi imanın karşılığıdır. Eğer bir tasavvur yoksa iman da yoktur. Ama burası çok önemli: Allah (cc) insanın asla tasavvur edemeyeceği bir şeydir. Çünkü O “gaiptir”, yani açıklaması bu dünya ortamı için mümkün değildir. Yanında olmak söz konusu değildir, kaldı ki yanı da yoktur! Öyleyse nasıl iman olur, tasavvur edememeyi idrak ve kabul de bir iman tasdiki midir?

Gaibe olduğu gibi inanmak imanın şartıdır. Gaibe inanmak bireyin kendini kurtarır ama inanmayanı davet eden açıklamayı kapsar mı? Kapsaması için gaibin neden kaynaklandığını ifade edebilmek gerekir. Bu sınır önemlidir: Allah’ı (cc) değilse bile gaibi açıklayabilmek! Zaten bir şeyi açıklayabilmek o şeye inanmanın ilk adımıdır. Açıklanamayan bir iman tam ve sağlam olur mu?

Bakın işte burada bir ayrıntı var. Tasavvur edememeyi insan iki halde tasdik eder: İlki, dener ve beceremez, sonra bilinciyle tasdik eder, inanmayanlara bunu savunacak güçte olur. İkincisi ise sorgulamadan mutlak bağlılık duyar. Hangisi önemlidir bilinmez. Önemli de değildir.

İşte ilk hal Meister’in “Tanrı’yı gördüğü gözü” ile anlatılana karşılık gelir. Ya Meister’in sözündeki ikinci bölüm: “Tanrı’nın beni gördüğü göz.” Burada ilahiyattan çok felsefeye ihtiyaç duyulmaktadır. Öyle olunca da çok şey söylemek gerekecektir. Belki Meister bunu kendi algısı ile açıklayabilmiştir. Benim gözüm ise aydınlananları görür. Yani bir ışığın olması şarttır!

Tasavvur

Benim Yaratan’ı tasavvur edemeyeceğimi idrak etmem kâinat kitabını “doğru” okumamla ilgilidir. Ama ne olursa olsun, önce okuma yapmalıyım. Bir de göreceğim ki O her şeyden farklı, ileri ve tarifsiz (yani münezzeh)! Benim zamanım ömrümle, iradem aklımla, mekânım evrenimle sınırlıdır. Yaratan bütün kâinatı (birçok evren var ve olmaya devam etmekte) yaratıp içindeki mevcudatı kendiyle bütün kılmaktadır. Bütün Yaratan’ın, Yaratan bütünün halidir. Ama bu nasıl tarif edilip bir sıfat dizisiyle değerlendirilebilir ki? Belki birkaç sıfat… Tasavvur için sıfatlar yeterli mi, yoksa yardımcı mı?

Cahil kesim O’nu kendine, bir krala veya ulvi yaratığa benzetmekle ilgilenmiştir. Bu bir somutlaştırma çabasıdır ve asla gerekmez. Benzetmeye kalkışmak eş koşmanın ilk adımıdır. Gerekli olan sınırların ötesindeki idrakin kabulüne tasavvuru odaklayabilmektir. Bu tasavvur had bilmeyi beraberinde getirir ve ancak haddini bilen kulluğu kabul eder. Haddini bilen aynı zamanda doğayı, doğal gelişmeyi, bilimi, bilimde ilerlemeyi vs her kabulü bunun için görür. Sorun ortadan kalkar. Açıklama bütün hale gelir.

İki önemli mekân algısı var: ilki, “Yeri göğü yaratan ve sonra arşa istiva eden…”; ikincisi, “Ben insana şah damarından daha yakınım…” Bu iki farklı mekân algısını nasıl idrak edebiliriz? Bir yaratıcı düşünün ki, evreni bir şekilde (bilgisi kendinde) yaratıyor ve ondan ayrılmıyor, ama başka bir evreni yaratmak için aynı zamanda başka bir yerde de olabiliyor, başka bir evren daha… Bunu tasavvur etmek mümkün mü? İnsanoğlu ancak “bir evrenlik” tasavvuru açıklamak için Big Bang gibi bir görüş beyan edebiliyor. Eğer mümkünse daha fazlasını da düşünebilsin…

Küfür Kültürü

Bir şeyin, özellikle bilginin, inanılanın üstünü örtmek “küfür” demektir. Yaratan’ın zatının bir şeyle özdeşleştirilmesi, görmezden gelinmesi, başka şekillerde açıklama yapılması, gerçeğin yok sayılması küfürdür.

Küfür bilmemekle, eksik bilmekle, savunamamakla ve daha önemlisi kasıtlı başka göstermekle yapılır. Örneğin edebiyatın, sinemanın, felsefenin, bilimin içinde örneklendiği ölçüde “bu türden çabaları” küfür şeklinde değerlendirilebilir. Eğer bu alanlar kültürü besleyen alanlarsa, o vakit bir küfür kültürü ortay çıkmış olmuyor mu? Sorum kesinlikle bilmenin menziliyle ilgilidir. Peki, bunu yapanlar ne adına yapıyorlar?

Bilgisel Beslenme

Bir toplumun tümüyle bu yola sapması, o toplumun küfür içinde, başka bir ifadeyle inkârı kökleştirmekle ilgili olması anlamı taşır.

Sürekli balık ve o türden ürünleri tüketen kutup insanını Akdeniz mutfağıyla beslemeye kalktığınızda vücudunun tepkisi nasıl olur? Sürekli küfür kültürü ile beslenenin (ki bu onun küfür olduğunu bilmez bile, ona her şey normal gelir) eleştirilmesi, bütün bildiklerinin tersyüz edilmesi onda ne etki yapar?

Tasavvur o kültürün imkân verdiği dağarcıkla mümkün olabilir. “Bilgisel beslenme” bağlamındaki her türlü gıdanın insanın soyut tarafında (akıl, mantık, vicdan, nefis, ruh) nasıl tepki vereceğini tasavvur çok daha önemlidir.

Batı’nın Tanrı Tasarımı

Kolay yolu Meister gibi görmek mümkün mü? “Tanrıyı gördüğüm göz, Tanrı’nın beni gördüğü göz…” Acaba Meister kendi tasavvurunu mu “bütün” kabul ediyor? Batı kültürü kendi tasavvurunu sürekli gelişen ama nasıl, hangi yöne, ne ölçüde olduğunu bilemediğimiz bir bütünün açıklanması için yeter mi görüyor? Bu açıklama Tanrı’yı bir krala, bir aziz ruha benzetmesi veya bir sıfata sokması anlamında indirgemeci bir algıdan çıkmaktadır?

Batı, Tanrı tasarımını iki başlığa sıkıştırmaktadır: “Varoluş” ve “kader”. Varoluşu ve kader algısını farklı ifade etmek küfrün temelidir.

Stephan Hawking’in çokça başvurduğu gibi, varoluş mantığını kendiliğinden ve hiç bir şeyden (nothing) dem vurarak açıklamak, aynı zamanda sürekli bir eksikliği içinde barındırmak demektir. (Yetmesi mümkün olmayan sıfatlarla ifade edelim.) Hâlbuki Yaratan ilk, tek, ezeli, hep olan bir şeydir (thing).

Kaderi “Yaratan’ın sürekli tasarımı” fikriyle birleştirmek; Âdem’in atanmasını, üstün insanı, üstün iradenin neden verildiğini, Yaratan’ın kendinden verdiği parçayı görmezden gelmeyi, ruhu, nefsin işlevini, insanın kâinata halifeliğini, imtihanı, mahşeri, sonraki yaşamı inkâr etmek demektir. Yani küfürdür.

Bireysel Çıkış

Ancak bu değerlendirme konuya kendini verip araştırmışlar için değil de, herhangi biri için farklı düşünülmelidir. Sürekli balık yemek gibi bir şey! Sıradan biri başka bir kültürün besleyiciliğini önce denemelidir. Bu onun için bir çıkış yolu açılmadıkça, aşılması gereken büyük zorluktan başka bir şey değildir. Aşılacaksa da bireysel çaba ile mümkün olur. Yani tüm balıkla beslenenlerin göçünden değil, mümkün haliyle birkaçından bahsediyorum. Şu bireysellik bahsinin inancın anahtarı olduğunu bir kez daha görebiliyoruz.

Herkes kendi hesabını verecek. Herkes kendi beslenmesinden sorumlu!

Betimleme: “Kendince”

Tanrı’nın gözü üzerinizde, dendi diye; zavallı insan, Tanrı’nın kaç gözlü olduğunu yazmaya kalktı.

Tanrı seni duyuyor, dendi diye; zavallı insan, Tanrı’nın kulak kepçesini ölçmeye kalktı.

Tanrı her şeyi bilir, dendi diye; zavallı insan, Tanrı’nın beyni olduğunu sandı.

Önce Tanrı demekle kendi tarifini yapmaya kalkıştı, sonra her şeyi zanneder oldu, zan küfür oldu.

 

Belki, dediklerinin tümünü topla, yine de sığdıramazsın O’nu bir tarife,

Hepsinin ötesindeki madde ve mana desen, ama belki, o da sadece kendince…

 

Zavallı insan, sen nesneni taşıyorsun diye, her şeyi Yaratan da mı taşınır gider bir yerlere?

Geceleri uyur, gündüzleri seni mi gözler, kurulur bir tahta da işinin bittiğini mi söyler bize?

Düşünmez misin gaibi, inanmaz mısın bilmenin olduğu kadar bilmemenin de genişlediği fikrine?

Düşünmez misin gaibi, bilinemeyeceklerin bile gerçeğini; ama seninki tümüyle dar bir düşünce.

 

Belki, dediklerinin tümünü topla, yine de sığdıramazsın O’nu bir tarife,

Hepsinin ötesindeki madde ve mana desen, ama belki, o da sadece kendince…

Sonuç

Yazıma Meister Eckhart’ın gözleriyle bakarak başladım. Onun beni etkilemesi, Batı’nın da gözlerinin gerisindeki düşünceyi tarif ediş biçimindeki başarısıydı. Meister için bu göz “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” Üçlemesini de ortaya koyan mantıktan türemekteydi. Genel için sapkın bir kültürün içinde başka tür beslenmeyi tasavvur etmemekle ilgiliydi.

Sonuçta Meister’den bir alıntıyla Batı kültürünün, inansa da inanmasa da gördüğünün kendi gözü mesafesinde olduğunu açıklamaya çalıştım. Bunu olağanlığına işaret ettim. Yine olağan bakışla bireysel açıdan kültürel değerleri değiştirebilmenin mümkün olabileceğine dikkat çektim.

Bence bundan daha önemlisi, kendi inancımda olanları da kapsayan bir eksikliğin anlatımıydı. Tasavvurda geri kalmak ne demek, onu açıkladım. İnsan neyi idrak etmelidir? Kul had bilir, had bilmek bilinçle olur, bilmek araştırmaktır, anlamaktır. Kur’an’da çok yerde “anlamak” fiili bundan ötürü kullanılır. Haddini bilen doğa bilimlerini vazife edinendir. Aydınlananları bilmek insanın temel sorumluluğudur.

Eğer tarifi küfre sapanlara bırakırsa Halife olan üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeyen olur. Yani bir muttaki olamaz.

Dahası, bu yazıda gaibe değindim. Gaibi tasavvur etmekle Yaratan’ı bir nesneye benzetmenin aynı şey olmadığını vurguladım. Anlamadan imanın zayıf kalabileceğine dikkat çekmeye çalıştım.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Mutluluk Kenti İçin “Meykırlık Sanatı”

DİĞER YAZI

Şarlman’dan Geleceğe

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka