Mimetik Yaklaşım ve Savaş

139 Tıklama
34 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Günümüzün medya ve siyasetle ilgili sorunlarını mimetik alan etkileşimiyle ele alacağım. Köklü adımların atılmasında geçmişten geleceğe mimetik filtreler nasıl kullanılıyor, buna bakacağım. Savaş üzerine bir değerlendirme yapacağım. Bugünün post-modern kurgusunun temellerini araştıracağım.

Şiddet ve Kutsal’ın yazarı Antropolog Renè Girard’ın savaş konusuna dönük söyleşisi Clausewitz’i Tamamlamak[1] isimli bir kitaba yerleştirilmiş. Girard’ın bir Clausewitz hayranı olmasına şaşırmadım. Çoğu asker bu tür köklü fikir sahibi şahsiyetleri bilmezken bir filozofun böyle bir konuya yakınlık göstermesini gayet iyi anlayabiliyorum. Neden, diyeceksiniz. Bugün etrafıma bakınca bunu çok iyi görebiliyorum da ondan. Her neyse! Bu tip konulara ilginiz varsa bakacağınız harici referanslar bunlar olacak, içeride ise ne yaparsınız, size bırakıyorum.

İnsanlığın geçmişten geleceğe yürüyüşünü birlikte okumak gerekir. Antropoloji, tarih, teoloji, edebiyat, psikoloji, felsefe… Bütün bunlardan ödünç alınan verilerle beraber bir anlatımdan yola çıkıldığında bugün bizlerin sosyo-politik ve sosyo-ekonomik değerlendirmeleri netleşir. Hatta meseleyi savunma ve güvenlik, askerlik, savaş ve barış kavramlarına indirgemek bile mümkün olmaktadır. Peki, hangi yöntemi izlersem meseleyi, etkilerini ve sonuçlarını kolay anlarım, anlatırım, bundan sonraya ilişkin söyleyebileceklerimi derli toplu ifade edebilirim? Bunun bir yolu var: Mimetik yaklaşım. 

Esasen mimetik (yansıtmacılık) kavramı sanatta geçer. Savaş sanatı, siyaset sanatı gibi alanlarda da doğayı veya doğal olanı taklit edercesine değerlendirme yapmak mümkündür. Burada amaç gerçekçilik için bir yöntem ortaya konmuş olmasıdır. Doğanın gerçeğine yansıtmacı bir yaklaşım sergilemek söz konusu olmaktadır. Benim burada inşa etmeye çalıştığım durum zaman ve mekân algısının arkaik ve yeni dönem diye iki kategoride ele alınması, arkaik dönemdekilerle zamandan ve mekândan arınmış halde zihinde olan ideallerle bir tespit yapmak, bunların bugünün gerçek şartlarında olan izdüşümlerini değerlendirmek, bu sayede zamanı ve mekânı olabildiğince doğru okumaktır. Eğer olaylara böyle bir yaklaşımla bakılırsa bugün olan birçok karmaşık veya anlaşılmaz gibi görülen husus esasında en temel olanların birer mimesisi (kopyası) durumundadır.

İnsan doğasını iyi tanımak gerekmektedir. Savaşan da siyaset yapan da esasında insan doğasıdır. Bugünün karmaşık savaşlarında temel insan bakışı ve karakteri geçerli olmaktadır. Burada arkaik dönemden güncele yansıtılanlar neler, iyi değerlendirmek gerekir ki yapılan tanımlar, standartlar, değerler, olgular ve etkileri doğru anlaşılabilsin.

Durumun daha iyi anlaşılabilmesi için size basit bir grafik çizdim, ana görselde yer almaktadır. Nedir mimetik filtrenin ve yansıtıcının önemi? Arkaik ve yeni diye ifade edebileceğimiz iki temel dönem olacak, bütün bildiklerimizi buralara serpiştirebiliriz. Örneğin yeni dönem için 16. Asırdan bu yana insanlığın gelişimine etki etmiş tüm değerleri, çağ isimlerini, devrimleri, hatta önemli liderleri ve filozofları işaret edebiliriz. 

Arkaik dönemde insanları ve toplumları ilgilendiren bazı kavramlar var. Bunlar; kurban, mit, çile, kutsal, kurucu eylem, kaos, düzen, apokaliptik, kıyamet, elçi, vahiy, vs. Yeni dönemde insanları ve toplumları ilgilendiren kavramlar ise; aydınlanma, bilim, teknoloji, ekonomi, strateji, felsefe, ideoloji, liderlik, organizasyon, sosyal yaşam, sistem, demokrasi, vs. 

Bu iki dönem arasında mimetik alan yer almaktadır. Buradan değerler, tarifler, alışkanlıklar, her ne kavram veya olgu varsa, bunlar sürekli olarak yansıma veya aşağılardaki süreçlerde tekrarlar yaratır. Bir kavram veya olgu, kendi içinde döngü yaratıp etkisi geçmişe, geleceğe yansıyabilir, bazen gerilere gömülebilir. Bazıları ise bizlerin bugününe etki edebilir. Mimetik alan, farklı tanımlarla yaklaşmayı, döngüleri, kırılmaları ve yansımaları kapsar. Bu maksatla günceli tarif edebilmek adına yazılı ve sözlü anlatımlardan, mitlerden, medyadan, algı yönetiminden istifade edilir.

Birey ve toplum için bilgi, gerçek, ahlak, doğallık, umut, adalet, özgürlük ve bunlara göre serpilen bir dil olması söz konusuyken, karşınızdaki konu istismar, çarpıklık, kargaşa, buhran alanlarına nasıl değiştirilebilir? Burada olan nedir? Buna bütünüyle, “mimetik alandaki (oluşan veya oluşturulan) kırılmalar ve döngüler,” diyebiliriz.

İnsanlık açısından sonuçta aranan “iyi tanrı” ile “iyi insan” arasında gidip gelendir. İnsanın kendini tanrılaştırması (homodeus), mesih ilan etmesi, ilahi olanı doğru anlamaya çaba sarf etmesi, buradan yola çıkılarak çıkar elde edilmesi… Hepsi birden bir arayışın temelidir.

Konunun felsefi açıklaması böyledir. Bana göre insana ait her bir konu (terör, siyaset, ekonomi, vs. bile olsa) felsefi değerde ele alınmaz ise günlük yaşamda bütünüyle anlaşılmış olmayacaktır. O halde şimdi günlük meselelere geçebiliriz.

Mimetik alandan istifadeyle herhangi bir çıkar elde edilebilir mi? Evet. Bunun için köklü bakış açıları kullanılır ve faaliyetler düzenlenir. Örneğin savaşmak bir onurlu bir kavramken, nasıl olur da akıl karıştırır cinsten bir çatışma biçimine dönüştürülebilir? Örneğin vekilleri, asimetrik unsurları, teknolojik aygıtları da devreye sokarak konu nasıl küresel bir mesele halinde öne sürülebilir?

Neden Savaşırız?

Sanki bir eksik var, durumu eksiksiz anlamak ve müdahaleleri boşa çıkarmak için son noktada olanlara odaklanılıyor, bir derinlik yok, buradan elde edilecek sonuç yeterli değildir. Halbuki olması gereken mimetik alanın etkilerini analiz edebilmek, bunun için arkaik dönem ile yeni dönemin bütün değerlerini birlikte incelemektir.

Soru şu, neden savaşırız? Bilim ve teknikte ilerleyen insanlık süper ekonomik büyüme rakamlarıyla sorunlarının üstesinden gelemiyor mu? Bu bir çelişki değil mi? Dördüncü sanayi devrimi ile de mi bu olmayacak? Halen daha neden demokrasi, insan hakları ve özgürlükle ilgileniyoruz? Neden liderle karşılıklı gelip anlaşacaklarını söylüyorlar ama ofislerinden sürekli düşmanlık çağrıları yapıyorlar? İşte bu gibi soruların cevabı mimetik konusudur. 

Sizce son Biden ve Putin görüşmesinden sonra yapılan açıklamalara inanalım mı? Soğuk Savaş’ın kıyamet senaryoları bitti mi? Nükleer savaş olmayacak, değil mi? Öyleyse depolardaki füzeleri neden çöze atmadık? Birbirimize güven yok mu? Diyeceksiniz ki konu ne? Arkaik insan aklının inancında kıyamet fikri var oldukça modern insanın aklında bir taklitçiliğin oluşması normaldir. Küresel ısınma ile yaşanacak büyük felaketler henüz başlamadı, ancak insanoğlunun bunu ifade etme biçimi mutlaka ekonomiyle alakalı oluyor, bu çelişkinin nedeni inanmak ve inkâr etmek kadar açıktır. Savaş alanlarında paramparça olan insanın görüntülerini bugün medya daha fazla görüntülüyor, buna rağmen insan sanki kutsal sunakta kendini gerçekleştirir gibi kurban vermekle ilgili bakış açısını tatmin ediyor. Bilinçaltında bunlar mı var? Batı dünyası için Soğuk Savaş’ın şeytanı komünizm idi. Bunun yerine Bush Strateji ile küresel düşman DAEŞ (onlar “İslam Devleti” diyorlar!) oldu. Bu mu insana yakışan? İnsanoğlu şiddeti ret ve terk etmiyor, neden? Acaba insanlık için beslenme noktası şiddet mi olmalı yoksa huzur mu? Bu kırılmalar nerelerde oluyor, süreçleri tahrik edenler mi var? Hıristiyan inancına göre İsa yeryüzüne tekrar inecek ve büyük savaşı durduracak, inananları kurtaracak, ama yine de Tanrı kaçınılmaz son olan kıyameti getirecek; öyleyse bu inanç sahipleri sürekli geri dönerek bu düşünceye hizmet etmeye mi politika diyorlar? Bugün “savaş yok ama çatışma var” diyoruz, gri bölgelerde rahatsızlık veren uygulamalardan bahsediyoruz, silah imal eğmekten hiç vaz geçmiyoruz, her türlü müdahaleyi mubah görüyoruz, bu insanın temel ikilemi değil mi? Açıkça, ABD, Rusya veya Çin birbirleriyle kıyamet savaşına tutuşurlarsa (buna İki Dünya Savaşı örnektir, milyonlarca insan öldü, hatta İkinci Dünya Savaşı’nda nükleer silah bile kullanıldı,) bu bir savaş olacak, milyarlarca diğer ülke insanları çıkar çatışması gereği birbirlerini yesinler, bunun adı küçük çatışma mı? 

Bu durumda mimetik açıdan zafer diye bir konu nasıl tarif edilebilir ki? Zafer diye bir şey yok o zaman. Biz kendi kendimizi aldatıyoruz. Sıradan üstünlüklere zafer diyoruz. Stratejik kazanım diye bir sonuç da yok bizler için. Bizimkine operasyonel döngü desek bile olur, bir biçimde yerimizde sayıyoruz. Nerede o kahraman, cesur asker, şerefli savaşçı ruh? Elin uyuşturucu bağımlılığıyla veya psikolojik baskı yöntemleriyle güdülenen veya şartlandırılan canlı bombasına kahraman dediğine bakılırsa heyhat! O zaman biz asker olmasaydık hiç! Aracı vekiller para kazanacak, kendilerine iş imkânı yaratacak, bir biçimde değer görecek diye bütün insanlığın idealleri üzerine bir örtü mü sereceğiz? 

19. Asırdan itibaren Carl von Clausewitz’in de etkisiyle politik amaçla tarif edilen savaşların ve stratejinin belirginleştiğini görmekteyiz. Ama şunu unutmayalım, MÖ 500’lerde Çinli General Sun Tzu ise savaşı daha başlamadan kazanmakla ilgili tanımlamalarını getirmişti. Bu ikili bir anlamda politik amaçla savaşmadan kazanmak formülünü ortaya çıkarmaktadır. Üstelik topyekûn savaş mantığını geliştirir ve bir küresel topyekûn savaş alanı açarsanız, buna bir başka pencereden bakıldığında, herkesçe kanıksanmış bir çatışma ortamında politik amaçlarla sonuca gitmek anlayışını doğuracaktır. İnsanlık gelişiyor, ama bu o bilinen insan! Arkaik bakış açısında bir değişiklik yok, güncel tarifler karmaşıksa da bilinen insanın oyunu kurgulama biçiminde farklılaşmalar görülüyor, hepsi bu.

Bizim asıl savaşımız bu fikirde olanlarladır! Mimetik alana bakın, bu süzgeçten fikirlerinizi geçirin, daha iyi anlayacaksınız…

Düşünebiliyor musunuz, arkaik insanla bugünün modern insanı farksız hale gelebiliyor. Mimetik yaklaşım bazen farksızlaşma şartlarını düzenlemekle ilgilenebiliyor. İyi analiz edilmiş bir nesil insan grubu terörist hale getirebiliyor, bunlardan bir hedef yaratabiliyorsunuz. DAEŞ, temel olarak Irak’ta Felluce taraflarında savaşın çirkin yüzünü görmüş çocuk ve gençlerin, din tahsili almış bir lider etrafında toplanması, içine aynı amaca koşturulabilecek türden isyankâr ruhlu başka ülkelerden, örneğin Almanya’dan, Fransa’dan, gönüllü yabancı savaşçı gençlerin katılması, bütünüyle nasıl bir kompozisyon oluşturuyor, anlayabiliyor muyuz? İşte size post-modern, apokaliptik düzenin şiddet toplumu! Hedef bunlar mı, bunları yaratan üst akıl mı?

Eğer konu teolojik ise, din, mezhep, tarikat, çarpık inanç ise, buradan sonra neler düşünebiliriz, örneklemek için bakalım. Böylesine köklü bir konu eğer alınıp istismar edilirse, 21. Asırda karşınıza bir terör örgütü çıkarılıyor, hem de küresel tehdit olarak bir tarif biçiminde çıkageliyor. Üstelik buna eklemlenen siyaset, çıkar, vs. olur ise konu hepsi birlikte ele alındığında, örneğin bir yandan Irak-Şam (veya Levant) İslam Devleti (DAEŞ) ile savaşırsınız, diğer yandan ise böylesi bir çarpıklık çizgisinde topluma dönük çıktısı olan alanlarda (medya, siyaset, eğitim, vs.) faaliyetleri görürsünüz. Bütün bunlar aynı anda olur ve içinde bulunulan atmosferde birey veya toplum açısından bir çözümleme yapmakta tereddütlü davrananlar gözlenebilir.

Bir ölçüde DAEŞ’in oluşturduğu tehdit anlaşılabilirdir; zira küresel çaplı belirgin çarpıklıktaki bir meseledir. Diğer bir örnekte, FETÖ konusu Türk milleti için çok net bir tarifi içerirken, örneğin ABD siyasetinde başka türlü açıklanabilmektedir. Bakın, işin içine siyaset dahil oldu! FETÖ’ye benzer biçimde, PKK için de dış kaynaklı bakış açılarına istinaden tereddütlü olanları işaret edebiliriz. İşte bu noktada belirginleşen konu mimetik alanın çift yönlü kullanımına dönük faaliyetlerdir. Mimetik alana odaklanmak, buraya farklı tanımlarla yaklaşmak, döngüleri, kırılmaları ve yansımaları yönetmek bir istismar veya çarpıtma yöntemi haline geldi. Hedef içeriye ve dışarıya başkalaşmaktadır; meşru olanlar ile gayrimeşru olanları aynı konuda birleştirmektir.

Medya Uygulaması

Günlük yaşamımızda çok basit konuşmalar ve değerlendirmeler yapan insanları görmekteyiz. Bunların seviyesizlikleri kendilerine aitken, bir de bakıyoruz ki; normal olanlar anormalleşiyor, ilgili kaynak ve onun aracıları olduğu yerde kalmıyor, işin içinden çıkılmaz bir atmosfer yaratılıyor. Bu arada İsviçre Çakısı misali kullanışlı aparatlar göz önüne sürülüyor. Burada konvansiyonel ve sosyal medya etkili oluyor.

Medya menşeine ve sonuçlarına göre iki taraflıdır; kısaca iyi ve kötü demek mümkündür. Medya karışık algı yaratır: Meşru ve gayrimeşru olan aynı mesele üzerine faaliyet gösterir. Konvansiyonel medyada yayın politikası, bilgi vermesi, haberi tekrarlaması, yorumlatması, yanlış insana yorumlatması başka başka sonuçlar verir, içeriye ve dışarıya propaganda yapması söz konusudur. 

Çağımızda medya konusu sosyal medya yaygınlaştıkça daha başka bir anlam kazanmaya başladı. İçeriklerin hazırlanması, tekrarlanması, çok noktadan yayılması gibi değişik konular devreye girdi. Sosyal medyada propaganda gayet kolay ve yaygın bir hal aldı. Algı yönetimini, toplumsal gruplaşmaları, bu grupları belli amaçlara göre yönlendirmeyi kolaylaştırdı. Algı yönetimi amaçlı faaliyetlerde arka planındaki detayların doldurulması yüksek teknoloji kullanarak kolaylıkla yapılır oldu. Burada hedef için bireysel ve toplumsal zaafları, istismar edilecek alanları, keskin özellikleri bulup, buna göre çalışmak söz konusudur.

Neden medya yanlış olanı kullanıyor? Benzer bir soru: Neden yanlış olan medyayla kendine bir alan yaratıyor? Elbette çıkar için: Bireysel sorunlarını gizlemek isteyenler, maddiyat ve şöhret peşinde koşanlar, siyasi rol kapmak isteyenler… Aparatlar neden kendilerini kullandırıyor? Aynı seviyesizlik ve çıkmazlardan olsa gerekir. Ama sonuçta bu toplumsal bir çürümüşlük veya kanserli doku oluyor. Normal düzen içindeyken, herkesin kendine göre bir derdi varken, bir de bozuk medyayla, aparatlarla, gerisindeki yapay siyasetçilerle, çıkar gruplarıyla ve bütünüyle topluma yük getirenlerle uğraşmak durumunda kalınıyor.

Son dönemde ülkemizde her iki açıdan da aparat bulmak mümkündür: Dışarıdan ve içeriden; konvansiyonel ve sosyal; meşru ve gayrimeşru; iyi ve kötü… Bunların hepsini bir yerde buluşturan mimetik alandır aslında. Dikkatli incelenirse bu anlaşılacak bir konudur.

Siber savaş konusu Cenevre’de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin görüşmesinin de ana onuşu halindeydi. 2016 ve 2020 Başkanlık seçimlerine Rusya’nın siber yöntemlerle, medyayla ve gerçeklik ötesi yöntemlerle müdahale etmesi konusunun tam karşılığı ABD için milli güvenlik meselesi ve dahası savunduğu en büyük değer olan demokrasiye saldırı olarak addedildi. 

Öyleyse medya kullanılarak gerçekleştirilen bu modern müdahaleleri bir saldırı ve savunma alanı olarak ele almamız gerekmektedir. Saldırı ve savunma faaliyetlerinde üzerinde çalışılan mimetik alan bireye ve topluma dönüktür ve görüldüğü gibi en üst seviyede kullanılmaktadır.

Siyaset Uygulaması

Medya gibi siyaset de menşeine ve sonuçlarına göre iki taraflıdır; iyi ve kötü. Siyaset bütünüyle meşrudur. Ancak siyasetçilerin bazıları iç dünyasıyla iç içe olabilir. Eğer büyük güçler savaşından bahsedilecek olunursa, esasen siyasetin üst çatısında sosyo-ekonomik sistemler ve buna dayalı gerçeklikler bulunur. Bu kapsamı bir yana bırakalım. Basit bir konudan bahsedecek olursak, eğer siyasetçi çıkar gruplarıyla iç içe olursa, buna tevessül edenden meşruiyet adına derhal kurtulmak gerekir.

Çağımızda dış ve iç politika hakimiyet ve iktidar esaslı uygulamalarla yapılmaktadır. Dış politikada akıllı güç (yumuşak ve sert güç beraber) uygulanır. Her ne kadar açıkça ifade edilmese de başat ülke akıllı güçle gri alanlardaki hedef ülke, güç veya toplumları etkiler, istismar eder, çatışmaya sevk eder, daha kolay yönetilebilir hale getirir. Bunun için de hedef ülkenin iç politikasına müdahale edilir. Hatta son dönemlerde gördük ki tehdidi işaret etmek demek başat gücün büyük stratejisini açıklamak demektir. Örneğin George W. Bush’un işaret ettiği gibi, “küresel radikal terörle savaş” demek, kendinden başka her ülkenin de o istikamete bakması demek olur. Ancak daha somut örnekler görülüyor: Rusya’da muhalif lider diye öne sürülen Aleksey Navalny gibi bir ismin üzerinde sürdürülen bir süreç var. Demek ki seçim kampanyaları desteklenmekte, liderlerin belirlenmesi üzerinde planlar yapılmakta, seçimlerde halkın yönlendirilmesi söz konusu olmakta (medya bahsinde görüldüğü gibi), bütün bunlarla beraber hedef ülkeye politik baskı ve/veya psikolojik baskı kurulmakta ve yaptırım türü uygulamalar işletilmektedir.

Bizim burada üzerinde durabileceğimiz konu, büyük politik eğilimlerin, küresel, bölgesel ve yere atmosferin ve ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgilidir.  Bölgemizde çepeçevre yaşanan ve halen etkisi devam eden Turuncu Devrimler ve Arap Baharı gibi süreçler, terörizm ve vekalet savaşları rastgele olan işler değildir. Öyle veya böyle politika bu konuların bir yerinden bile olsa etki sağlamaktadır. Bu politik etki mimetik alanı devreye koyar.

Neden medya yanlış olanı kullanıyor? Benzer bir soru: Neden yanlış olan medyayla kendine bir alan yaratıyor? Elbette çıkar için: Bireysel sorunlarını gizlemek isteyenler, maddiyat ve şöhret peşinde koşanlar, siyasi rol kapmak isteyenler… Aparatlar neden kendilerini kullandırıyor? Aynı seviyesizlik ve çıkmazlardan olsa gerekir. Ama sonuçta bu toplumsal bir çürümüşlük veya kanserli doku oluyor. Normal düzen içindeyken, herkesin kendine göre bir derdi varken, bir de bozuk medyayla, aparatlarla, gerisindeki yapay siyasetçilerle, çıkar gruplarıyla ve bütünüyle topluma yük getirenlerle uğraşmak durumunda kalınıyor.

Son dönemde küreselleşme, dördüncü sanayi devrimi, hukuk, ekonomik yaptırımlar, akıllı güç, ticaret savaşı, vekalet savaşı, uzay savaşı, siber savaş gibi birçok yeni kalıp, tarif, standart ve alternatif zorlama yolu devreye konmuş durumdadır. Bütün bunlar arkaik dönemden itibaren gelişen ve beslendiği alanları içeren döngülerle ve kırılmalarla alakalıdır. Bırakın dorudan siyaset kurumlarını, sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları, büyük şirketlerin yönetim kurullarının ortak fikirleri gibi pek çok kurum ve bunlarla ilgili dokular bugün bizim ilgilendiğimiz siyasetin geri planını oluşturur.

Tarihte sorun sahalarının derinleşmesinden medet umanlar vardır. Bu tür kanserli yapıları yaratmak için plan yapan tarihteki krallar, liderler veya komutanlar hafızamızdadır. Buralardan kaos, çatışma, sömürü, gerginlik, savaş sebepleri bile çıkaranlar vardır, gelişmiş de olsa benzer amaçlarla gelecekte daha fazlası olacaktır. 

Şöyle bir bakın, ülkemizde FETÖ, PKK, DAEŞ, DHKP-C vs. terör örgütlerinin her yönü günlük yaşama girmiştir, yeni partiler kurulmaktadır, siyasette aşırı sivri bir dil konuşulmaktadır, belli odaklarca siyasal sistem eleştiri konusu edilmektedir, burada da kalmayarak ülke politikasında bütün bunlar bir (olumlu veya olumsuz) değer ifade etmektedir, ölçüler, standartlar belirlenirken buna göre tarifler yapılmaktadır, bilinenlerin veya olması gerekenlerin yanı sıra bir de bu etkiyle beraber sosyo-ekonomik ve sosyo-politik düzen bir yöne doğru evrilmektedir. 

Sonuç

İnsana ait gelişim katlanarak, ancak onun yarattığı şiddetin yöntemi de bir o kadar karmaşık. İçinde idealler ve buna ait kavramlar var, ama büyük bir çelişki yaratırcasına anlatabileceğimiz, bir kendi arkaik kalıbını güncelleyerek tekrarlama durumu söz konusu. Bir mücadele olacak ise bu temelden yaklaşarak bir strateji geliştirilebilir; insanın geleceğe yansıttıklarına bir filtre daha konabilir, kırılmalar ve döngüler üzerine çalışılabilir, amaç, kuralsız hale dönüşen ve sinsice sürdürülen şiddeti azaltmak olmalıdır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Bkz: Renè Girard, Clausewitz’i Tamamlamak, Çev. Lale Özcan, Alakarga, 2021, İstanbul.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İstikrarsızlık

DİĞER YAZI

Küresel Şiddet ve Terörizm

Güvenlik 'ın son yazıları

Afganistan Stratejisi

Afganistan’da stratejik boşluğu kim dolduracak? Son günlerde bir yandan ABD, diğer yandan Rusya, Afganistan politikaları gereği